Ukrayna Krizi’nin Bölgesel ve Küresel Etkileri

0
244

Doç. Dr. Mehmet Bülent Uludağ Kimdir?

 

Lisansını Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde tamamlayan Mehmet Bülent Uludağ, yüksek lisans ve doktorasını yine aynı üniversitede “Rusya ve Sovyetler Birliği’nde Gürcüler ve Gürcistan” ile “Avrasya’nın Uluslararası Sisteme Açılmasına Etkileri Yönüyle SSCB ve Sonrası Dönemde Kafkasya’daki Ulusçu-Ayrılıkçı Akımlar” tez konuları ile tamamladı.Araştırma bursu ile doktora sonrasında Kırgızistan Celalabad Ekonomi ve Girişimcilik Üniversitesi’ne giderek saha çalışmalarına katılan Uludağ, İletişim Yayınları-Tarih ve Toplum Dergisi’nce düzenlenen, “1999 ve 2000 Yıllarında Türkiye Üniversitelerinde Tarih Konusunda Yazılmış En İyi Doktora Tezi Yarışması” Jüri Özel Ödülü’nün de sahibi oldu. Uluslararası Örgütler ve Dünya Siyasi Tarihi kitaplarının yazarı Bülent Uludağ, şuan İzmir Katip Çelebi Üniversitesi ve Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde ders vermektedir.

 

 

Sayın Hocam, 2014 Ukrayna Krizinin sebepleri ve tarihsel kökenleri üzerine bahsetmek gerekirse bu konudaki fikirleriniz nelerdir?

Batılıların öteden beri başlayacağını düşündüğü bir krizdi çünkü I. Dünya Savaşı’ndan beri Almanya özellikle Bolşevik Devrimi günlerinden beri Rusya’nın çok büyük olduğu gerekçesiyle birkaç Rusya olsun istemişlerdi. Ukrayna’yı ortaya çıkaranlar da Almanlardır. Yani Ukrayna Almanya’nın işgal ettiği bölgelerde kuruldu. Dünya savaşı içinde Ukrayna’yla Ruslar arasında kimlik rekabeti var. Ukrayna’nın sınırları doğal sınırlar değil. Bu kurulan Ukrayna devleti dört sene kadar yaşadıktan sonra 1920’de Kızıl Ordu’nun desteği ile Sovyet Sosyalist Cumhuriyet haline geldi. Rejim değişikliği oldu ve Moskova devlete dokunmadı, yani Sadece rejim ilgilendirir beni böyle bir devletler varsa devam etsin dedi. Ukraynalılar da eskiden beri Slavlığın merkezi olarak Kiev’i görürler. Moskova’nın oluşumu gerçekten daha çok sonradır. Böyle bir rekabet de var aralarında. Ondan ötürü Ukrayna sistem içerisine girdi ve buradan da şu sonuç çıktı.1991’deki Moskova’daki başarısız komünist darbesinden sonra ipler Rus milliyetçisi Boris Yeltsin’in eline geçmişti ve Sovyetler Birliği ne olacağı konusu konuşuluyordu. Ve Ukrayna’da da bu dönemde bağımsızlık referandumu yapıldı bu referandumda %70 oranında bağımsızlık kararı çıkınca Sovyetler Birliğinin başka bir isim altında bile olsa yaşatılamayacağı ortaya çıktı. Bu gelişmeler sonucunda Boris Yeltsin de Almatı’da bu devletlerin liderlerini topladı. Almatı Kazakistan Cumhurbaşkanı davetinde Almatı deklarasyonuyla Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) kuruldu ve bu devletler bağımsız oldu. O zamanki adı Rus Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu adını aldı, Sovyet ve Sosyalist kelimeleri kalktı. Her biri ulus devleti haline geldi. Hiçbir zamanda Rusya Federasyonu da bağımsızlık ilan etmediğinden Sovyetler Birliğinin doğal mirasçısı oldu. Uluslararası alanda BM’lerde veto yetkisini o üstlendi. Başka Sovyet devletlerindeki nükleer silahlarda bu devletlerin bağımsızlıkları ve toprak bütünlükleri garanti altına alınmak kaydıyla Rusya’ya teslim edildi. Yani nükleer güç Rusya oldu. Yoksa Ukrayna’da, Kazakistan’da ve Beyaz Rusya’da nükleer silahlar vardı. Bu şartla bu devletler Rusya’ya teslim edildi. Yine o dönemde Almanya meselesinde de Sovyet yetkililerinin Batılılardan şöyle bir taahhüt aldıkları söylenir. Doğu Almanya’nın Almanya’ya katılması haricinde NATO başka hiçbir üye almayacak yani doğuya doğru genişlemeyecek. Ruslara göre Batılılar bu sözlerini tutmadılar. Ruslara göre 2004’te biliyorsunuz birbiri ardına NATO genişlemesi oldu. Baltık devletleri, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Macaristan, Romanya, Bulgaristan bunlar NATO üyesi oldular. Moskova’ya göre bu NATO yetkililerinin sözünde durmamasıdır. Batılılara burada güvensizlik oluştu. Sonra Ukrayna’da sürekli iç bölünme yani Rusya ile ilişkiler nasıl olacak? Batı ile ilişkiler nasıl olacak? Temel eksen bu Ukrayna milliyetçileri müthiş bir Moskova karşıtlığı yapıyorlar. Buna karşılık ülkenin %25’i Rus kökenli Rusça konuşuyor.

 

Peki hocam, bölgesel olarak düşündüğümüzde Kırım’ı ele aldığımızda düşünceleriniz nelerdir?

Kırım 1954’te daha önce Rusya’ya ait bir bölge iken üç asır önce 1654’te Ukrayna Kazaklarının Rus Çarlığına dahil olmasının 300. Yılı münasebetiyle bir jest olarak Ukrayna’ya verilmiş bir özerk cumhuriyettir. Daha sonra Ukrayna bağımsız olunca Kırım’da bağımsızlık yanlısı Rus hareketi başladı. Ama Ukrayna buraya askeri olarak müdahale etti ve sona erdirdi. Bu hareketi tabi Rusya’da o dönemde ilişkileri bozulmasın diye ses etmedi. Ama artık bu kopuş yaşanınca Kırım’ı da geri aldı. Yani verdiği bir hediyeyi geri almış oldu.

 

 

Bu gelişmeler sonucunda Batı kamuoyunda tepkiler oluşmuştu, bu bağlamda nasıl değerlendiriyorsunuz?

Batılılar, Türkiye falan elbette uluslararası hukuka aykırı olduğunu kanaatindeler çünkü Ukrayna o sınırlar içerisinde tanınmıştı. Ukrayna’ya ilişkin Rusya’da verdiği sözü tutmuyor. Rusya açısından Batılılar NATO konusunda verdikleri sözü tutmuyorlar. Bu yüzden Fransa Cumhurbaşkanı AB konusunda anlaşma imzaladı ama NATO’ya girişine karşıyım diyor. Güya Putin’i rahatlatmak için görüşmelere gitmeden önce böyle bir açıklama yapmıştı. Bunlar Rusya açısından fazla anlamı olmayan şeylerdi. Çünkü Batılılar Polonya, Baltıklar, Çek, Macaristan buralar her biri Rusya açısından NATO’ ya alınmamalıydı. Ruslar, Almanya’nın birleşmesi karşılığında bu sözü almıştı.

 

Olayı niyet okuma boyutuna taşırsak neden sözlerinde durmuyorlar, yani Ukrayna niçin önemli?

NATO’ya almamaları mümkün değildi. Çünkü Polonya hep Rus istilası yaşamış, almasaydılar Baltıklarda da Rus azınlıklar var. Bugün Ukrayna’nın başına gelenler Baltıkların başına gelir düşüncesinde hareket ettiler. Macaristan tarih boyunca Rus istilası yaşamış. Aynı şekilde Çekoslovakya bundan ıstırap görmüş bütün bunlar ortadayken Batılıların hiçbiri yokmuş gibi bunları almamaları var bir de Katolik Devletleri bunlar hep. Katolik, Protestanlık işin bir de bu boyutu var. Yani Rusya öyle bir söz aldığını iddia edebilir. Kendi açısından haklı da olabilir. Ama Birleşik Avrupa olacaksa NATO bunun savunma ayağıdır. Avrupa Birliği konusu da böyle yani Avrupa Birliği’nin genişlemesi NATO kadar olamasa da yine Rusya açısından bir tehdit olarak görülür. Çünkü Putin’in ve pek çok milliyetçi Rus’un istediği Büyük Avrasya Devleti Ukrayna olmadan kurulmaz. Yani Orta Asya Cumhuriyetleriyle düzgün ilişkileri Rusların onları adeta radikal İslamiyet’e karşı koruyor himaye ediyor. Ama Türk-Rus ilişkilerinin normalleşmesini engelleyen bir faktörde Kafkasya’da Ermenileri desteklemesidir.

 

Ama hocam, Ukrayna Krizi ve Suriye’deki karışıklıklar hasebiyle Türk-Rus ilişkileri değişmiş görünüyor.

Rusya’nın, Suriye’ye verdiği anlamsız destek büyük ölçüde prestij meselesinden ötürüdür. Batılılar ise Suriye meselesinde Rusya’nın yıpranmasını izliyorlar ve Batılılar Türkiye’ye zarar vermek içinde bu işin uzamasını istiyorlar ama Ukrayna Krizinde Türkiye açısından enteresan bir sonuç ortaya çıktı. Rusya bir anda Mavi Akım Projesi ile Türkiye’ye yöneldi ve Suriye konusunda çözüm için büyük bir diplomasi başlattı. Lakin bunun sürdürülebilir olamadığını Ruslar da biliyor.  Yani nereye kadar Esed’in arkasında olacaklar.

 

 

En kritik nokta, Ermeni meselesinde de Karabağ işgalinde bozulan Türk-Ermeni ilişkilerinde de 2009 sonrası Ruslar yapıcı bir rol oynadılar. Ama Ermenistan’a baskı yapmadılar. Orada Ruslar sayesinde askeri bir denge var. Ama bu sorunda aynı Suriye sorunu gibi Türk-Rus ilişkilerinin gelişmesi önleyen çok önemli bir sorun. Ukrayna veya Kırım değil bakın. Bu sorunlar nedeniyle Türk-Rus ilişkileri gelişmiyor.

 

Anladım hocam, Ukrayna Krizi sonrası Rusya’nın Batılı Devletlere karşı tutumunu ele aldığımızda neler söyleyebiliriz?

Batılıların güçsüzlüğünü gösterdi, yani bu kriz. Bu krizi çıkaran Batılı devletlerdir. Yani Ukrayna da seçilmiş bir cumhurbaşkanı vardı. Buna istediğiniz kadar Rus yanlısı deyin adam seçimleri kazanmış gelmiş. Daha önce başbakan Timoşenko vardı. O da Batı yanlısı ve Rus karşıtı biriydi. Ama Rusya’dan doğal gazını bedava fiyatına alıyordu, buna rağmen Avrupacılık yapıyordu yani bunlar akılcı bir politika değildi. En nihayetinde Batılılar Avrupa Birliği ortaklık antlaşmasını imzalamıyor diye resmen seçilmiş meşru hükümete karşı ayaklanma çıkardılar. Anlayacağımız bir antlaşma imzalamayınca bir ülke orada hemen ayaklanma çıkaracak. Bu bizim gezi olaylarını andırıyor biraz, ama gezi olaylarının iktidara gelmesi gibi bir durum Ukrayna’daki durum. Sorunun aslına gelince Rusya buna sert tepki gösterdi yeni gelen idareyi cezalandırdı. Aynı zamanda da krizi siz çıkartınız diye Batılıları cezalandırdı. Yeni gelen idarede hemen seçimler yaptı. Zaten belli bölgelerde seçim yapılması mümkün olmadığı için yani nüfusun %30’u zaten Ukrayna’nın denetiminden çıktığı için yeni seçimleri tabi milliyetçiler kazandı ve Ukrayna bölünmüş oldu. Ukrayna ve daha da ilginci Putin burada resmen pazısını gösterdi. Orayı koparma niyetinde çünkü buna benzer örnekler Kafkasya’da yaşandı. Karabağ Azerilerin cezalandırılmasıydı. Aynı zamanda Türkiye’nin cezalandırılmasıydı. Osetya ve Abhazya’da Gürcistan’ın cezalandırılmasıydı. Ama Batılılar bunu önemsemediler. Bir tek oğul Bush Gürcistan’ın NATO’ya alınmasından bahsetmişti keza Ukrayna’nı da NATO’ ya alınmasından bahsetti. Batılılar bunu istemediler. Bu provalardan orada başarılı olan Moskova, Ukrayna da hayli hayli başarılı olur. En önemli şey de Batılıların güçsüz olduğunu gördü Putin. Yani hem gücün yok hem de Ukrayna’ da ayaklanma çıkartıp krizi başlatıyorsun şeklinde. Ruslar bundan sonuna kadar yaralanacaktır. Yani Ruslara bu ekonomik yaptırımların falan uzun vade de pek neticeli olacağını düşünmüyorum. Sadece Rus ekonomisini petrol fiyatlarının düşmesini etkileyecektir, ama Putin’i de iktidardan indirmeye yeter mi sanmıyorum o konuda.

 

Bu bağlamda ele aldığımızda Batılılar ne yapabilir?

Bir kere Türkiye’nin Rusya’ya yakınlaşması onları endişelendiriyor. İkincisi Suriye krizini tırmandırabilirler. Orada da Obama’nın bir güçsüzlüğünü görüyoruz. Amerika’nın da en çok eleştirildiği konulardan biridir. Hele de geçen seneki fotoğrafların çıkması kamuoyunu çok etkiledi. Ama Amerikalılar burada ikiyüzlü hareket ettiler. Obama ‘‘Müdahale etmeyeceğim.’’ şeklinde bir açıklamayla kimyasal silah hariç diğer silahlarla istediğini yap demek istemiştir. Bu çocuksu bir alay konusu olacak bir yaklaşım şekliydi. Obama’nın dış politikasında, Ukrayna Krizi bir çöküşün son halkasıdır. Bundan sonra Rusya’nın eski durumuna dönüşü kolay değildir.   Batılılar Ukrayna’nın tarafsızlığına bile razılar. Yani strateji açısından en tanınmış kişilerden Henry Kissinger’in mesela bu konu da yazdığı makalelere baktığımızda, ‘‘Finlandiya tipi bir çözüm Rusları ikna edebilirsek en ideal çözümdür.’’ Diyor. Ukrayna’nın Finlandiya gibi olması mümkün değil. Büyük Avrasya gibi bir imparatorluk Ukrayna olmadan kurulamaz. Birinci seçenek, ya Ukrayna’yı AB’ ye ve NATO’ya alacaksın ama hangi Ukrayna’yı. İkiye bölünmüş bir Ukrayna’nın yarısını alacaksın ki o da o kadar kolay değil, riskleri var. İkinci seçenek, bu ülke iç savaşa gidiyor ya bütün gücüyle Ukrayna milliyetçilerini destekleyeceksin, bu Avrupa’da yeni bir savaştır. Sonu olmayan dipsiz bir kuyu gibidir. Çünkü Rusya ve Batılılar bunun için para harcayacaklar, asker gönderecekler falan. Büyük riskleri var. Batılılar açısından Ukrayna’yı kaybedeceksin. Üçüncü seçenek, en kâbusu bu zaten, beyaz Rusya zaten öteden beri Moskova’ya yakın çünkü Polonya ile ilişkileri iyi değil. Çünkü Beyaz Rusya topraklarının yarısı Polonya’dan alınıp Stalin’in onlara verdiği topraklardır. Ukrayna topraklarının üçte biri böyledir.

 

İkinci Dünya Savaşı’nı daha başında olmuştur. Sonradan bu meşrulaştırılmış. Polonya Almanya’dan alına topraklarla batıya kaydırılmıştır. Böyle bir hudut değişikliğini tarih atlasını incelediğinizde hemen görürsünüz. Yani bundan ötürü Ruslar kartlarını açık oynuyorlar. Batılılar daha başka reaksiyonlara yöneleceklerdir. Batılılardan kasıtta Amerika’dır, çünkü öbürlerinin sağlam dış politika ve askeri inisiyatifleri olmadığı ortaya çıktı. NATO’ya mecburlar.

 

Ukrayna Krizi Türkiye’ ne gibi avantajlar getirdi?

Ukrayna krizi Türkiye’ye önemli avantajlar getirdi, NATO’nun ve Batı’nı zayıfladığını gösterdi. Buna bağlı olarak Türkiye’nin Avrupa’ya mahkûm olmadığını gösterdi. Ama Rusya ile ilişkilerde bu problemler Karabağ ve Suriye yine en önde gitmeye devam ediyor. Türkiye’yi rahatsız eden başka bir meselede Kıbrıs Rum Kesimi’ne Rusya’nın vermiş olduğu destek. Tabi bunun her birinin Ruslar bakımından açıklanabilir yönleri olabilir. Lakin ilişkilerin gelişmesini engelliyor. Ama Rusya’nın en azından Türkiye’yi partner olarak görmesi büyük bir kazançtır. Avrupalılara verilmiş gizli bir uyarıdır. Benim şahsi görüşüm AB ile ilişkilerin Gümrük Birliği durumundan Serbest Ticaret Birliği durumuna getirilmesi gerekir. Çünkü Gümrük Birliği üçüncü taraflara karşı Türkiye’nin elini kolunu bağlıyor. Serbest Ticaret Bölgesinin farkı iki taraf arasındaki gümrükleri sıfırlar.  Aynı zamanda Gümrük Birliği bunun bir boyutudur ama taraflar gümrük birliğinde üçüncü ülkelere de ortak gümrük tarifesi uygular. Serbest Ticaret Bölgesinde üçüncü taraflara karşı serbesttir imzacılar. Bence bu Gümrük Birliği yerine Serbest Ticaret Bölgesi hem Avrupalıları rahatlatır onların rahat rahat ırkçılıklarında İslam düşmanlıklarına devam edebilirler. Türkiye’yi de rahatlatır. En azından mahkûm ve sürekli aşağılanan bir ülke pozisyonundan çıkmış oluruz. Ama dediğim gibi böyle bir öneriye ilk itiraz edecekler bu batılıların ülkemizde oluşturdukları acenteler, medya, holdingler, sermaye grupları falan bunlarında kim olduklarını biliyorsunuz. İstanbul dükalık denilen grup işte. Bunların vakıfları vardır, kalemşorları vardır. İsim vermekte gerekmez hepiniz bilirsiniz. Zaten dediklerini de fazla ciddiye almamak reel politiğe bakmak lazım. Bunlar hayalci insanlardır. Olmayacak duaya âmin deme vazifesi olan bu amaçla maaş alan insanlardır. Türkiye’yi oyalama sürekli yaygaralarla Türkiye’yi karıştırma misyonları da budur. Bunları da bilelim yani.

 

Hocam son olarak bahsetmek gerekirse, 1915 Ermeni olaylarının yıl dönümü üzerine Rusya’nın ve Avrupalı Devletlerin tutumu nasıl olacaktır düşüncelerinizi paylaşabilir misiniz?

Rusya ‘‘Aranızda çözün.’’ Dedi. Ermeni-Türk tarafına sorun Ermenistan anayasa mahkemesi bu anlaşmaların imzalanamayacağını söyleyerek iptal etti. Soykırımı ben tartışmam dedi. Ermenistan anayasasında olduğu için bu hiç kimsenin tahmin edemediği bir şey Ruslarında Türklerinde. 2009’da hatırlarsanız süreç böyle gelişti. Sayın Davutoğlu’nun o zaman başbakanlık danışmanı sonra dışişleri bakanı oldu. O dönemde yeni hükümet kurulmuştu. Bu mesele Dışişleri Bakanının daha ilk işlerinden biriydi. Anlaşmanın imzalanmasındaki seçim bile hatalıydı. Çünkü İsviçre taraftır bu konuda. Yasa çıkarmış bir ülkedir. Bunlar hep hatalı yaklaşımlardır. En azından tarafsız bir Finlandiya’da ya da Avusturya’da imzalanmalıydı. Yani bu konuda karar almamış, taraf olmayan, anıt bile dikmemiş bir ülkede imzalanmalıydı. O bakımdan hatta Karabağ konusunda da bu Minsk Grubu tarafsız işleyen bir grup değildir. Fransa mesela tarafsız bir ülke değildir. Burada, Rusya zaten değildir. Ama buna rağmen bu aldatmaca 1992’den beri devam ediyor. Ama bizim elimizde kendi elimizle yaptığımız için ben bunu eleştiriyorum.

Ermeni meselesi konusunda, Batılıların herhangi bir sonuçta karar kılmaları o kadar önemli değil. Çünkü onlarda bin yıllık bir Türk-İslam düşmanlığı var. Bu ırkçılıkların bir parçasıdır. Ve bin yıldır haçlı seferlerinden beri Ermenistan’ı bölgedeki romantik Hıristiyan ülkesi olarak görüyorlar. Onların objektif karar almalarını bekleyemeyiz. Dünya ölçeğindeki haritalara baktığımızda bu konuda karar alanların ya hep batılı devletler, Rusya ve Lübnan’ın özel durumu var çünkü oralarda Ermeni gruplar var. Yerleşik Lübnan vatandaşı Arjantin de aynı şekilde, ya da Batılıların etkisindeki devletler olduğunu görüyoruz. Latin Amerika’daki bazı devletler gibi. Afrika, İslam Ülkeleri, Çin, Hindistan buralarda görmeyiz. Çünkü onların meselesi değil. Bu önyargı ve ırkçılık Batı da var. Yani biz kendimiz batıya sürekli onlara yaranma derdine düştüğümüz için. Keza birde Türkiye’de bu Avrupalıların akıl hocaları vardır. Düzenli maaş alırlar. Medya da iş dünyasında istediklerini zengin yaparlar onlara bayilik verirler acente kurarlar. Ama ondan sonra da onları siyasi bir güç olarak istedikleri zaman kullanırlar. Medyada yaygarayı koparanlar böyledir. Türkiye’de batı ile ilişkilerde bunlardır. Bunların sahibinin sesi demek daha doğru olur. Yani o açıdan bunları fazla ciddiye almamak lazım. Bunlar problemleri hep söylerler. Çözümü söylemezler. Çözüm nedir? Avrupalılar ne diyorsa onu yapmaktır mesela onlara göre.

             

  

Mehmet Nizam                                                                                                        

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi TUİÇ Temsilcisi

                                                                                                                                           

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.