AB’nin Geleceği Üzerine Başak KALE LACK İle Röportaj

UİÇ Stajyeri M. Burcu SÖYLEMEZ Avrupa Birliği’nin geleceği üzerine ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden Dr. Başak KALE LACK hocamız ile bir röportaj gerçekleştirmiştir.

M. Burcu Söylemez: Avrupa Birliği’nin ekonomik amaçlı oluştuğunu biliyoruz peki günümüzde din odaklı siyasi bir topluluğa dönüştüğünü söylemek mümkün müdür?

Dr. Başak KALE LACK: AB’nin ekonomik amaçlı oluştuğunu söylemek çok doğru olmayacaktır. AB’nin 1957 yılında Roma Antlaşmasıyla tamamen politik amaçları hedefleyen ancak ekonomik bir takım araçları kullanarak kurulduğu söylemek daha doğru olacaktır. Üçüncü bir Dünya savaşının oluşmasını engellemek, savaşı oluşturabilecek faktörler olan kömür ve çeliğin üretimini kontrol altında tutabilmek,  Almanya’nın ve bu sayede Avrupa’nın ekonomik büyümesini desteklerken aynı zamanda bunu kontrol edilebilir bir çerçeveye oturtmak, Avrupa’nın ekonomik inşasını yaparken güç dengelerini oluşturmak amaçlı oluşturulan Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun birincil amacı hiç bir zaman ekonomik olmamıştır. Günümüzde AB’nin din odaklı bir birliğe dönüştüğünü söylemek çok mümkün değildir.  11 Eylül sonrasında oluşan küresel değişiklikler din konusunun daha ön plana çıkarak ulusal ve uluslararası ilişkilerde daha görünür olmasına neden olmuştur. AB üye devletleri ve AB’nin kendisinde de bu tartışmaların yaşandığını görmek elbette mümkündür. Ancak din konusunda tutumları ve devlet gelenekleri çok farklı olan 27 farklı üye devletin din konusunda ortak bir noktada buluşabileceklerini düşünmek çok gerçekçi olmayacaktır. İngiltere gibi monarşik bir cumhuriyetin olduğu ve ülkenin dinin monarşinin başı tarafından temsil edildiği Anglikan kilisesi geleneği bir yana, Patriği bir Müslüman AB üye devleti olmayan Ortodoks Hristiyan Yunanistan bir yana, Roma’ya ve Vatikan’a bağlı Katolik Hristiyanlar gibi Polonya, Portekiz, İtalyan, İrlanda ve İspanya bir yana Fransa gibi laiklik ilkesini benimsemiş ve uygulamakta olan bir başka üye devlet diğer yana. Tüm bu üye devletlerin tek bir ortak din görüşü altında birleşebilmeleri ve birlliğin değer yargı ve kimliğini din üzerine inşa etmeleri oldukça zor görünmektedir.

M. Burcu Söylemez: Geçtiğimiz günlerde Fransa’nın yeni cumhurbaşkanı Francois Holllande’ın ekonomik krizi önlemek için yapılan mali antlaşmaları tekrar masaya yatırmak istemesi ve kemer sıkma politikalarına gerek duymadığını ifade etmesi sağ görüşlü Almanya başbakanı Angela Merkel ile suların ısınmasına yol açmıştır. Bu durumda Eurozone’un 2 büyük ülkesi olan Almanya ve Fransa arasında bir güç çatışması yaşanması söz konusu mudur yoksa birlik düzeni için iki ülke birlikte hareket etmeyi sürdürecek midir?

Dr. Başak KALE LACK: Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı Francois Holllande’ın yapmış olduğu açıklamalar kendisinden seçim sonrasında beklenebilecek olağan açıklamalar olarak değerlendirlebilinir. Eski Cumhurbaşkanı Sarkozy sonrasında Sarkozy’nin çok da halk tarafından beğenilmeyen politikalarına bir tepki olarak seçimi kazanan Hollande’ın Sarkozy dönemindeki politikaları birebir uygulamaya devam etmesini beklemek zaten gerçekçi olmayacaktır. Fransa’da hali hazırda olan yüksek işsizlik oranı ve yüzde sıfır olan ilk çeyrekteki büyüme oranı Hollande’ı ekonomik politikalar açısından zorlayacak görünüyor. Kamu harcamalarını artırarak işsizliği azaltmayı ve büyümeyi tekrar sağlamaya çalışacak olan Hollande uzun vadede Merkel ile birlikte çalışmak durumundadır. Zira Yunanistan’ın içerisinde bulunduğu kriz derinleşirken buna İspanya’nın da yakın zamanda eklenebilecek olamsı bu iki ülke liderinin istek ile değil ancak mecburiyet sebebiyle de birlikte çalışmaya zorlayacaktır.

M. Burcu Söylemez: Bilindiği üzere Avrupa’yı etkisi altına alan ekonomik krizin en çok etkilediği ülke Yunanistan’dır. Bu durum Yunanistan’ın Eurozone’u aşağıya çektiği ile ilgili söylemlere yol açmaktadır. Sizce bu kriz AB genişleme politikalarına olumsuz etkide bulunur mu?

Dr. Başak KALE LACK: Yunanistan’ın hâlihazırda geçrimekte olduğu ekonomik kriz Eurozone’u öncelikli olarak sarmış ve şimdilerde derinden etkilemektedir. Ekonomik krize bir de politik krizin eklenmiş olması kısa döenmde Yunanistan’ın ekonomik sorunlarını tatmin edici olarak çözebileceği yönünde ciddi kuşkular yaratmaktadır. Bu dönemde AB’nin genişleme politikası alanında ciddi değişikliklere yol açacak büyük kararlar alacağını beklemek gerçekçi olmaz.  O nedenle, bu kriz AB politkalarını olumsuz olarak etkileyecektir.

M. Burcu Söylemez: Bütünleşme sürecinin halen devam etmekte olduğu AB’nin, küresel bir güç olan ABD’ye siyasi veya ekonomik olarak rakip olması mümkün müdür, bu bağlamada AB’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Dr. Başak KALE LACK: AB kendini ABD’ye rakip olarak konumlandırmak istemese de en azından aynı etkide bir küresel güç olarak konumlandırmayı istemektedir. Son dönemlerdeki dış politika, uluslararası ve küresel ilişkilerde geliştirmiş olduğu politika, söylem ve araçlar bunun bir sonucudur. AB’nin küresel rolü aynı zamanda onun kendi içinde tanımlamaya çalıştığı kimliği de güçlendirmeyi amaçlamaktadır. İçinde bulunan ekonomik krizin sona ermesi, Euro alanında gereken düzenlemelerin yapılması, istikrarlı bir ekonomik büyümenin tesis edilebilmesi ekonomik anlmada bazı dengelerin sağlamlaşmasını ve AB’nin kendi iç sorunlarını bir kenara bırakıp dışarıya açılmasını sağlayacaktır. Lizbon Antlaşmasının getirmiş olduğu dış politika, karar alma mekanizmaları ve demoktratikleşmeyle ilgili yenilikler AB’nin daha etkili çalışmasını ve kimlik konusunda belirgin adımlar atmasını sağlayabilir. Tüm bu faktörler gerçekleştğinde küresel dengelerin de uygun olduğu farz edilirse AB’nin ABD çapında bir küresel aktör olma olasılığından bahsedilebilir. Henüz AB bunu başarmaktan uzaktadır.

M. Burcu Söylemez: AB çapında yaşanan ekonomik kriz, aday olmayı planlayan ülkeler için durumu daha da zorlaştırır mı, Türkiye’yi bu süreçte nerede konumlandırabiliriz?

Dr. Başak KALE LACK: Euro’nun geleceğinin ve Yunanistan’ın Eurozone’dan ayrılmasının tartışılmaya başlandığı bir dönemde AB kendi içerisindeki sorunları çözmeye yönelecektir. AB’nin genişleme politikası Euro meselesi çözülerek ekonomik kriz aşılana ve Lizbon Antlaşması’nın etkileri tam olarak görülene kadar tam olarak durmasa da kesintilere uğrayacaktır denilebilir. Hırvatistan gibi katılımının etkisi küçük olacak ülkelerin katılması mümkün olurken, Türkiye gibi etkisinin tam olarak ne olacağı kestirilemeyen büyük ülkelerin katılımı orta vadede mümkün olacak gibi görünmemektedir.

 

M. Burcu SÖYLEMEZ

UİÇ Stajyeri

Sosyal Medyada Paylaş

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

NATO’nun Dünya İçin Anlamı

75 Yıl Sonra, İttifak Hâlâ Vazgeçilmez -  3 Temmuz'da...

Trump’ın Dönüşü Avrupa’yı Nasıl Dönüştürebilir?

Washington'un kucaklaması olmadan, kıta anarşik ve liberal olmayan bir...

Türk Dış Politikasında Teori İhtiyacı

T.C. Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından Nisan 2024'te...

Gavrilo Princip’in Saraybosna Suikastı Motifleri

YAZININ İNGİLİZCESİ BALKAN INSIGHT TARAFINDAN YAYINLANMIŞTIR.  A Violent Desire for...