Bir Sivil İtaatsizlik Hareketi Olarak Gezi: Sivil Toplumda Yeni Bir Oyun Alanı Yaratmak 

0
121

Özet

Bu çalışmanın amacı 2013 yılında İstanbul Taksim’den başlayarak tüm ülkede görülen Gezi Parkı Hareketinin sivil itaatsizlik bağlamında incelemesini yapmaktır. Bunu yaparken bir iletişim aracı olarak oyun oynamadan yola çıkarak sivil itaatsizlik eylemlerinin sivil toplum için haksızlığı dile getiriş ve adalet arama konularında bir mesaj iletme ve yeni bir oyun alanını ilan etmek olarak nasıl değerlendirilebileceğine değinilmiştir. İnsan gelişimi, her zaman yaratıcı, mekân-zaman içinde, temel bir yaşam biçimi olan oyun oynama ile başlar ve itaatsizlik eylemleriyle evrimleşmeye devam eder. Vicdanı ve inançları nedeniyle otoriteye hayır deme cesareti gösteren insanlar ruhsal ve zihinsel olarak gelişir. Gezi Hareketi, birçok yönüyle sivil itaatsizlik eylemi gerekliliklerini karşılamaktadır. Bunlara örnek olarak; kanunu uygulayıcılar tarafından yasadışı olarak atfedilmesi ve bu yönüyle yasadışı ancak meşru olması, eylemlerin çoğunlukla kamusal alanları kapsayan parklarda, sokaklarda gerçekleşmesi ve bu yönüyle de bir diğer ilke olan aleni olması verilebilir. Türkiye sivil toplum tarihinde daha önce görülmediği şekilde etkili olan sivil itaatsizlik pratikleri ile Gezi, katılımcılarının oyun bozma ve yaratıcı, şiddetsiz, barışçıl yeni bir oyun yaratma alanıdır. 

Anahtar kelimeler: Sivil İtaatsizlik, Sivil Toplum, Gezi Parkı Hareketi, Oyun Kuramı, Kamu vicdanı.

Abstract

The aim of this study is to examine the Gezi Park Movement, which has been seen all over the country started in Istanbul Taksim in 2013, in the context of civil disobedience. While doing this, it is mentioned how civil disobedience acts can be evaluated as a message for civil society on the issues of voicing injustice and seeking justice and declaring a new playground, starting from playing games as a communication tool. All developments of humanity begins with the act of playing, which is a creative way of living and continues to evolve through acts of disobedience. People who have the courage to say no to an authority by courtesy of their conscience and beliefs evolves spiritually and mentally. The Gezi Park Movement meets the requirements of civil disobedience in many aspects: As being illegal by law enforcement and being illegal but legitimate in this respect or as the actions mostly taking place in parks and streets covering public spaces, which is another principle of act to be considered as civil disobedience. With its civil disobedience practices that have never been seen before in the history of Turkish civil society, Gezi was a game-breaking and creative, non-violent, peaceful new playground for its participants. 

Keywords: Civil Disobedience, Civil Society, Gezi Park Movement, Playing Theory, Public Conscience.

Sponsorlu

1. İletişimsel Bir Alan: Oyun 

Bir çocuğun en önemli iletişim yollarından bir tanesi oyundur. Oyun oynama bir deneyimdir; her zaman yaratıcı ve mekân-zaman sürekliliği içinde yer alan bir deneyim, temel bir yaşama biçimidir (Winnicott, 2019: 77). Oyun, oynanması itibariyle de kurulması ve sürdürülmesi itibariyle de çocuğun toplumsal davranışlarını geliştiren bir davranış biçimidir. Oyun, öncesinde gerçeklikle çok bağdaşmayan bir kurgu dünyasında başlar. Çocuk, gerek kendi başına gerek mümkün bir objeyle gerekse de ebeveyn ile ve/veya diğerleriyle oynarken bu kurgu dünyasına uygun davranış biçimlerini arar ve uygular. Çocuk psikoloğu ve psikanalist Winnicott’un egonun oluşması ve korunması açısından değerli bulduğu oyun oynama eyleminin, kendi ifade ettiği üzere doğrudan fantezi dünyasında yer edinmesine gerek yoktur. Çünkü çocuk bu iletişimde kendini de geliştirebileceği bir perspektifi bekler. Winnicott (1971/2019: 67)’a göre oyun, sağlığın göstergesi ve evrensel bir şeydir. Oyun; büyümeye, dolayısıyla da sağlığa katkıda bulunur ve grup ilişkilerine girmeyi sağlar. İnsanın kendisiyle ve başkalarıyla iletişim kurmasına hizmet eden çok özel bir biçimde gelişmiştir. Yetişkinlerin dünyasına göre daha net olarak algılanabilecek çocuğun dünyasında, çocuk oyunda hoşuna gitmeyen etmenler varsa ve kendi narsisizmini besleyebilecek bir nokta bulamazsa bu oyunun kurallarını değiştirme, oyunu oynamama, durma ve bunu çeşitli yollarla ifade etme yollarına girişir. Bunlara ek olarak, oyunun kendi yararına olmadığını düşündüğü anda, kendini savunma mekanizması olarak oyunu sürdürmez. Bu durumda, oyuna devam edebilmek için gene Winnicott’un (1971/2019) söylemine göre sözleşme yenileme özelliğine evrilir ve ilişkinin/iletişimin mevcut potansiyelini tekrar oyun oynamak adına değiştirmeye çalışır. Bir çocuğun oyun oynayarak gelişimi gibi insan da itaatsizlik eylemleri ile evrimleşmeye devam eder. 

“Vicdanı ve inançları nedeniyle otoriteye hayır deme cesareti gösterenlerin varlığı insanoğlunu sadece ruhsal açıdan geliştirmekle kalmamış, zihinsel gelişimini de itaatsizlik yeteneğine bağlı kılmıştı; insanoğlu yeni düşünceleri susturmaya çalışan otoritelere ve değişimin anlamsız olacağını söyleyen köklü inançların otoritesine itaatsizlik etmiştir” (Fromm, 1981/2018: 10). 

İnsanın oyun oynama ihtiyacının yanında, bu davranış ve arkasında yatan etmenler toplumsal bir yapıya projeksiyon olarak genişletildiğinde özellikle sosyal hareketler, bir toplumun ve/veya bir topluluğun kendine yeni oyun alanları arayışı, oyunun kurallarından memnun olmadığından kaynaklı oyunun kurallarını değiştirme talebi ve oyuncu olarak oyunda yer almaya çalışması olarak okunduğunda benzerlikleri dikkat çekicidir. Bu metafordan hareketle, sivil itaatsizlik bir çocuğun oyun oynamasına benzetilebilir. 

Halihazırda sergilenen bir oyun var. Bu oyunun katılımcıları farklı politik aktörler olarak ele alınabilir. Oyunun oynanma tarzıyla ilgili sıkıntısı olan oyuncular, bu oyunun kurallarının tekrar değerlendirilmesi amacıyla oyunu oynamayı reddeder. Bir diğer noktadan yaklaşmak gerekirse, tıpkı güçleri, yaşları, eğilimleri farklı olan çocuklar bir oyun iletişimiyle ilişkilerini eşitlemeye çalışırken, bu metafordaki oyuncular da kendi konumlarını karşı çıktıkları politikaya verdikleri tepki vasıtasıyla eşitlemeye ve kendilerini tekrar bir aktör haline getirmeye çalışırlar.

Bu yazıda sivil itaatsizlik, sivil toplum ve Gezi hareketlerini açıklayarak sivil itaatsizlik eylemi olarak nitelendirdiğimiz Gezi Hareketi’nin Türkiye’deki sivil toplum eylemliliğinde yeni bir oyun alanı olarak nasıl değerlendirilebileceği açıklanmaya çalışılacaktır. 

Bir bitki kendi doğasına uygun yaşayamazsa ölür, işte insanda da bu durum değişmez. İnsanın doğal akışı içerisinde değilse bu durumda direnmesi önemlidir. Sivil itaatsizlik, adaletsizliği yaratan yasalara, haksızlıklara karşı kamusal alanda aleni bir şekilde karşı koymaktır (Thoreau, 1866/2018: 23). Sivil itaatsizlik kavramı kendi içerisinde anlaşılması güç olan ve çoğunlukla Batı-merkezci bir yaklaşımla ele alınmış, temelde devlet yapısının demokratik olması gerekliliğine dayanması gerektiği konusundan bir genel kabule başvurulmuş bir eylem biçimidir. Rawls, sivil itaatsizliğin genel olarak adil toplumlar için geçerli bir bir eylem biçimi olduğunu ifade ederken adil bir toplumun şartını demokratik bir yönetim biçiminin varlığına dayandırır (Rawls, 1979/1997: 54-55). 

“Mevcut bir sistemin içerisinden sistemin kendi araçlarını kullanarak kuralları yıkmayı doğrudan amaçlamadan bir çocuğun oyun oynaması gibi, bu kurallara şiddetsiz bir biçimde itaat etmeme girişimi sivil itaatsizlik eylemi olarak nitelendirilebilir. Martin Luther King’e göre ise sivil itaatsizlik eylemi, kimsenin baştan savamayacağı kadar dramatikleştirmeyi amaçlar. Gerginlik yaratmak, şiddetsiz direniş eylemleri yürütenlerin görevlerinin bir parçasıdır. Burada şiddete dayalı olmayan bir gerginlik vardır. Sokrates’in insanın mitler ve yarım hakikatlere olan kölece bağımlılığından kurtulup yaratıcı analizler ve değerlerin nesnel belirlenişinin özgür alanına geçişi için düşünce düzeyinde bir gerginliğin ortaya çıkışını gerekli görmesi gibi, bizim de şiddete dayanmayan eylemler aracılığıyla toplumda, insanların ırk düşmanlığının ve önyargıların derin kuyularından kurtulup kardeşliğin ve karşılıklı anlayışın onurlu doruklarına ulaşabilmelerine yardımcı olacak gerginliği yaratmamız zorunludur” (akt. Thoreau 1866/2018: 8). 

Oyun oynamak için gerekli koşullara -mekân, katılımcılar, oyuncakların varlığı vb.- ihtiyaç olması gibi sivil itaatsizlik eylemlerinin gerçekleşmesi için de belli koşullara ihtiyaç duyulur. Özgürlük olmadan sivil itaatsizlikten söz edilemez. Sivil itaatsizlik, demokratik bir ortamda var olabilir. Söz konusu demokratik ortamda birçok sorun çözülebilir. Sivil itaatsizlik eylemleri aracılığıyla mevcut iktidarın uyguladığı politikalar ile bir kısım yasaları eleştirebilme , değiştirebilme özelliğinin olması gerekir. Sivil itaatsizlik iletişime dayanır ve “siyasi iletişim alanının” bir kategorisi olarak ifade edilir (Thoreau 1866/2018: 25). 

2. Bir Oyun Aracı: Sivil İtaatsizlik

Arendt’e göre “sivil itaatsizlik, anlamlı sayıda yurttaşın, geleneksel değişiklik yollarının tıkandığına yani itirazlarının artık dinlenip incelenmediğine ya da tersine, birtakım değişiklikleri gündemine alan hükümetin yasallığı ve anayasaya uygunluğu ciddi biçimde kuşkulu olan bir politikada ısrar ettiğine inandıkları bir durumda ortaya çıkar” (akt. Thoreau 1866/2018: 29). 

Arendt’in sivil itaatsizlik tanımında yurttaş kavramı çok önemlidir. Yurttaş varlığını ancak siyaset alanında oluşturabilir. Bu anlamda sivil itaatsizlik eylemleri kamusal alanda bir grup yurttaşın direnmesi ile olur. Arendt’in sivil itaatsizlik kavramında şiddetsizlik vardır. Şiddetin olduğu yerde sivil itaatsizlikten söz edilemez” (akt. Thoreau 1866/2018: 29-30). 

Çok basit bir ifadeyle kamusal alan, vatandaşların “birlikte yaşamak için ne yapılmalı?” sorusu altında bir araya geldiği yerdir. 

“Kamusal alan, her şeyden önce, özel kişilerin kamusal olarak bir araya geldiği alan olarak algılanabilir; fakat kısa süre sonra, burjuvaları, temelde özelleştirilmiş ama kamusal olanla ilgili olan metalar ve toplumsal emek alanındaki ilişkileri yöneten genel kurallar üzerine bir tartışmaya sokmak için, kamu otoritelerinin kendilerine karşı tepeden düzenledikleri bir alan olduğu anlaşılır” (Habermas, 1991: 27).

Bu kamusal alanlarda, bu özel kişilerin bir araya gelerek mevcut siteme dair hoşnutsuzluklarını ve kendilerince adaletsizlikleri dile getirdikleri politik birliktelikler toplumsal hareketlerin temelini oluşturur. Türkiye’nin yakın tarihi, eylem pratikleri göz önünde bulundurulduğunda, alışılagelmiş yapısı -slogan atma, pankart asma, bildiri dağıtma, basın bildirisi yayınlama- evirilerek günümüz şartlarına fazlasıyla uyum sağlamış ve Türkiye’nin yakın coğrafyalarında gerçekleşen sözde Arap Baharı olaylarıyla özdeşleştirilmiş bir dalga olarak okunmuştur. Chrona ve Bee (2017)’nin de özetle belirttikleri şekilde Facebook ve Twitter uygulamalarının, mevcut medyanın sansürlendiği ve nitelikli haberciliğin engellendiği bir ortamda önemli bir iletişim aracı haline gelmesi Arap Baharı’yla beraber anılması için geçerli bir tutumdur. Eylem pratiklerinin değişmesi, özellikle demokrasinin tam olarak işlev kazanamadığı ülkelerde belli karışıklıklara neden olmuş ve eylemin biçimini tanımlamak güçleşmiştir. Badeu’nun (1991: 50) Sivil İtaatsizlik ve Adaletsizlikte Kişisel Sorumluluk makalesinde bu konu özelinde sorgulama yapması, sivil itaatsizlik terimini irdelerken ne kadar karmaşık bir yapının ve dinamiğin olduğunu gözler önüne seriyor. Buna kendisinin yaklaşımıyla verdiği cevap Türkiye gibi demokrasi uygulamalarıyla ilgili sıkıntı yaşayan ülkelere uygulanabilir bir açıklama niteliğindedir: 

“Birkaç yıl önce değildiyse de, adaletsiz olduğu düşünülen bazı yasaların veya politikaların işleyişini engellemek için sivil itaatsizliğin uygulanabilir olduğu artık açıktır. Fakat sivil itaatsizlik aynı zamanda bazı adaletsiz yasa veya politikaların işleyişini protesto etmek için de uygulanabilir. İlk amaç tipik olarak doğrudan direniş olarak adlandırılabilecek eylem tarzına sahipken, ikinci amaç muhtemelen dolaylı direniş, bir (hatta birkaç) aşamada itaatsizliktir.” 

Habermas’ın (1997: 118-119) bu noktadaki yaklaşımı da aslında bu yazıda sivil itaatsizlikle ilgili neyin kastedildiğini netliğe kavuşturur. 

“Tüm bu eylemlerin ortak özelliği, kendiliklerinden ortaya çıkmaları, heterojen, dağınık ve ademi-merkeziyetçi tarzda çalışan taban inisiyatiflerine dayanmalarıdır” ve devamında demokratik toplumla olan ilişkisini gözler önüne sermek için ekler: “Ve kendinden emin her demokratik devlet, politik kültürünün zorunlu bir unsuru olduğu için, sivil itaatsizliği kendi yapısının ayrılmaz bir parçası olarak görür.” 

Demokratik hukuk devletlerinde gönüllülüğe dayalı toplumsal birlikler, siyasal (kamusal) alanda eleştirel olma güçlerini kullanırlar. Bu anlamda sivil toplum örgütleri, kitle iletişim araçlarının yön verme gücünü değiştirerek kısıtlayabilirler. Burjuva kamusunun siyasal ödevi, sivil toplumun düzenlenmesidir (Thoreau, 1866/2018: 11). 

Türkiye’deki kamunun siyasal ödevini yerine getirişine bakılacak olursa şunlar söylenebilir. Türkiye Cumhuriyeti toplumu, Batı ile kıyaslandığında sivil toplum hareketleriyle ve “sivil” bir toplum olabilme terimiyle görece geç tanışmış olmasına rağmen eylem pratikleri açısından tüm çekincelere rağmen kendini var etmiş ve süregiden zorluklara rağmen de var etmeye devam eden bir yapıya sahiptir (Gönenç, 2001: 117-122). Sivil toplumun kendi iç dinamiklerine bakılmaksızın, sadece mevcut kavramlaştırma üzerinden bile, Şerif Mardin (1990)’e göre askerî kelimesinin zıttı olarak algılanmıştır bu nedenle pekiştirilmesi zaman alan kavramlardan bir tanesidir. Bununla birlikte siyasetin hiçbir zaman tam bir stabilizasyona ulaş(a)maması; insanların gerek mevcut politikalar tarafından gerekse tarihin denk geldiği güvensizlik ortamı açısından birbirine karşı hoşgörü geliştir(e)memesine, sivil toplumun yavaş ilerlemesine ve birbirinin içine girift bir yapı olarak vuku bulmasına sebep olmuştur. Bu nedenle kamusal alanda gerçekleştirilen bütün eylem biçimleri, bireysel olsalar dahi bir sivil toplum hareketi olarak algılanmış ve kamusal amaç gütme özelliği üzerinde durulmamaya başlanmıştır. 

Türkiye yakın tarihinde, sivil toplum alanında eylemlilikte büyük bir sıçrama olarak nitelendirilebilecek Gezi Parkı eylemleri de birçok yönden bir sivil itaatsizlik eylemi olarak değerlendirilebilir. Sivil itaatsizliği demokratik, sosyal hukuk devletlerinde bir düzeltim aracı, bir iletişim aracı olarak tanımlayan Hayrettin Ökçesiz’e (Haberler, 2013) göre de Gezi Parkı Hareketi katıksız bir sivil itaatsizlik örneğidir. 

Sivil itaatsizlik örneği olarak Gezi Parkı hareketini incelemeye başlamadan önce süreci şu şekilde hatırlatabiliriz. Gezi Parkı Hareketi, 27 Mayıs 2013 tarihinde Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Topçu Kışlası yapımı için Gezi Parkı’ndaki ağaçların sökülmesi girişimi dolayısıyla başlangıçta 50 kişinin bunu durdurmak için parkta toplanmasıyla başlamış bir eylemdir. Hareket, İstanbul Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nda ilk konuşlanma evrelerini yaşamasının ardından, başta diğer büyük şehirler olmak üzere, Milliyet (2013)’in haberine göre zamanla 79 ilde katılım ile büyüyerek yapılanmıştır. Hareketin bu denli büyümesinin ve yayılmasının sebeplerinden bir tanesi, 30 Mayıs’ta devletin kolluk kuvvetlerinin şehir yapılanması olan polisin göstericilere karşı şiddet araçlarını kullanarak müdahale etmesidir. Bu müdahalenin yanı sıra olaya dair haberlerin gene devlet ve vatandaş güvenliği bahanesiyle yayın yasağına tabi tutulması aslında önüne geçilmeye çalışılan eyleme açık bir çağrı ve davetiyeye sebep olmuştur. KONDA’nın (2013: 18) raporuna göre katılımcıların önemli bir çoğunluğu, barışçıl bir eyleme haksız yere yapılan sert müdahale sonucunda orada olduklarını ifade etmişlerdir. 

Gezi Parkı protestoları belli bir politik görüşün altına sığmamak ile başlamış bir çevre eylemi olarak nitelendirilebilir. Bir devletin mevcut kamusal bir alanın tahribi üzerinden yaptığı müdahalenin politik olması açısından bile ne kadar politik bir eylem olduğunu ispatlamış bir eylem olarak, katılımcıların önemli bir çoğunluğunun kendini apolitik olarak nitelendirmesi sonucunda kamuoyunda kendini belirli bir süre apolitik bir eylem olarak sürdürülmüştür. Buradaki apolitik olarak algılanmasının sebeplerinden bir tanesi, politikanın Weberci bir şekilde algılanmasında yatıyor. Weber (2013) politikayı devlet güçlerine sahip, profesyonel olarak bunu yapan politikacıların alanı olarak tanımlıyor. 

Protestolar, insanların mevcut sisteme dair sıkıntıların kamu mecrasında çözüme ulaşması amacıyla hareket ettiğinden dolayı sosyal bir harekete dönüşmüştür. Bu duruş ve karşı çıkış, iktidar tarafından bir suç ve hatta terör (The Guardian, 2013) girişimi olarak adlandırması itibariyle de bir anayasaya uymama ve anayasanın gerekli ucu açık maddesinin ihlali olarak adlandırılmıştır. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne bir Birleşmiş Milletler (BM) ülkesi olarak 1948’de imza atmış, 20. maddeyi kabul etmiş ve kendi anayasasının 20. /34 . maddeleri gereğince vatandaşının toplanma hürriyeti olan bir ülke olarak Türkiye, bu duruma öncelikle kamu düzenini bozma üzerinden yaklaşıp depolitize etmesi açısından ve sonrasında bunu bir yasak olarak ilan ederek, insanların temel haklarından bir tanesi olan toplanma ve barışçıl eylem yapabilme hakkını ihlal etmiştir. 

3. Sivil İtaatsizlik Oyunu Olarak Üç Örnek: Duran Adam, Park İşgali ve Mahalle Forumları

Bir kişinin tek başına giriştiği değişiklik yaratma amacına ulaşma ihtimalinin çok düşük ve bundan dolayı da ancak ve ancak ortak çıkar grubu oluşturan bir topluluk tarafından böyle bir girişiminin ele alınacağının daha anlamlı olacağını Puner’in ağzından aktaran Arendt (1997: 80), sivil itaatsizlik eylemlerine de bu noktadan yaklaşır. Bu yaklaşımın aksine, Gezi süresince farklı farklı yerlerde karşılaştığımız duran adamlar, bunun aksini kanıtlar niteliktedir. Kendisini performans sanatçısı olarak anmayı tercih eden Erdem Gündüz, duran adamların ilki ve ortaya çıkarıcısı olarak Gezi Parkı eylemlerinde meydana gelen, rahatsızlık duyduğu belli konulara dikkat çekmek adına, Taksim Atatürk Kültür Merkezi karşısında sekiz saat gibi bir süre sadece durmuştur. Eylemciler de en az karşılarındaki güç kadar bu sanatçının ne yaptığını tam olarak anlamamakla beraber bu eyleme destek vererek bu hareketin büyümesine yol açmışlardır. Pieter Verstraete’nin yorumları burada önem arz eder. Sabancı İPM Mercator Politika Notu’nda (2013) yer aldığı şekilde Verstraete’ye göre bu eylem hem Gezi Parkı’na destek veren insanlar tarafından hem de karşısında duran insanlar tarafından tam olarak anlaşılamamış ve yorumlamaya bu kadar açık olduğu için halk tabanına kolay yayılmış ve kendi hikayesini yarattığı için daha etkili bir eylem biçimine dönüşmüştür. Bununla birlikte, farklı noktalarda farklı insanlar belli bir durumu protesto etmek için bu eylem yöntemini kullanmaya devam etmişlerdir. Bu bilgiler ışığında, duran adam(lar) neden bir sivil itaatsizlik eylemi olarak nitelendirilir? Öncelikle herkes bu eylemden kendisine ya da topluma farklı dersler çıkarmış olsa da Erdem Gündüz’ün eyleme dair yaptığı açıklamalarda (BBC, 2013) temel olarak derdini “polis şiddetine maruz kaldığı halde medya tarafından göz ardı edilenler için eylem yaptığını” ifade ederek netleştirmiştir. 

Sivil itaatsizlik eylemleri kurgulanırken talebin net olması gerektiği bilinir (Arendt vd., 1993: 10-15) Bu eylemin şiddetsiz ve aleni olması gerektiği, kamusal vicdana çağrıda bulunması, tekil bir haksızlık ekseninde gerçekleşmesi açısından doğrudan bir sivil itaatsizlik eylemidir. Akılda kalıcı olması ve bunun yanında belli soru işaretleri bırakmasının en önemli sebebi, durmak o ana kadar hem hükümet güçleri hem de eylemciler tarafından politik bir eylem biçimi olarak nitelendirilmemiştir. Çünkü anayasa bir vatandaşın bir yerde sadece durmasına dair bir madde ve yaptırım söz konusu değildir. 

Gezi Hareketi’nde kullanılan bir eylem pratiği olarak da kullanılan park işgali, sivil itaatsizlik eylemlerindeki araçlarından bir tanesidir. Özellikle kamusal alanda gerçekleşmesi yönüyle etkilidir. Gezi Parkı hareketinde park işgal edilişi ardında bir kamusal alanın kamusal olarak kalması yönünde bir talebi barındırır. Nilüfer Göle’nin (2013) toplumun sokakları, mahalleleri ve şehir merkezlerini işgal etmekten çekinmediği şeklinde yorumladığı işgal süreci, bu tür alanlarda doğrudan bulunmayan/bulunamayan/bulunmayı tercih etmeyen fakat desteğini esirgemek istemeyen kitle tarafından balkonlardan tencere ve tava sesleriyle destek verilerek devam etti. Bu işgal, kamusal alanın kamuya ait olduğunu ve kamu düşüncesinin demokratik karar alma süreçlerinde etkin bir şekilde göz önünde bulundurulması gerektiğine dair bir dikkat çekme biçimiydi. 

Eylemlerle, protestolarla, pankartlarla, şarkılarla, imeceyle, tiyatroyla, mizahla, sanatla ve birçok farklı araç kullanılarak devam eden Gezi Hareketi pratiklerinin ardından, katılımcılar bu toplanma gücünün belli şiddet yansımaları sonucunda bitmesinin reva olmadığı ön kabulüyle kendi bulundukları yerlerde ve aslında kendilerinin doğrudan söz hakkına sahip olmasının daha muhtemel olduğu alanlar olan mahallelerde, mahallenin bir kamusal alanında toplanarak forumlar düzenlemeye başladılar. Ortalama belli bir süre içinde, foruma katılan insanlar kendi görüşlerini, Gezi’de talep edilen noktaların hayata geçirilebilmesi için gerekli gördükleri adımları, neler yapılabileceğini, ne dertleri olduğunu demokrasi tabanında -demokrasi tabanı demek burada yanlış olmasa gerek, aktif katılımla tanımı icabı kendilerinin yönetmesi gerektiği sistemde aktif yer almak adına katılan herkese söz söyleme hakkı düştüğü bir girişim/oluşum- tartışarak, devlet sözcülerine ve iktidar güçlerine bunları aktarmak için takınmaları gereken ortak tavrı ve bir sonraki adımı konuştukları bir agora yarattılar. Bu girişim, esasında hala Gezi Hareketi’nin bitmediğini anlatan ve kitle dinlenene kadar kitlenin pasif direnişlerine ve sivil itaatsiz bir şekilde toplanmaya devam edeceklerine dair bir eylem içeriği barındırır. BBC’den Elçin Poyrazlar’(2013)ın aktarmasına göre forumlar örgütsüz, plansız, lidersiz ve çok kimlikli Gezi Hareketi’nin yönünü aramasıdır. 

4. Bir Oyun Bozma Pratiği Olarak Oyun: Gezi

Gezi genel hatlarıyla bir sivil itaatsizlik eylemi olarak algılanabileceği gibi, sivil itaatsizlik eylemi olmayan çok fazla özelliği de içinde barındıran bir harekettir. Yakup Coşar, (1997) sivil itaatsizliğin kapsadığı elementleri Kamu Vicdanına Çağrı: Sivil İtaatsizlik adlı çevirdiği eserin önsözünde kısa ve net bir şekilde açıklamıştır. Bunlar; 

  1. Yasadışılık
  2. Alenilik, hesaplanabilirlik
  3. Politik ve hukuki sorumluluğun üstlenilmesi
  4. Şiddetin reddedilmesi
  5. Ortak adalet anlayışına/kamu vicdanına yönelik bir çağrı
  6. Sistemin geneline değil tekil haksızlıklara karşı ortak eylem
  7. Eylem ciddi haksızlıklara karşı yapılır ve haksızlıkla makul bir ilişki içindedir
  8. Haksızlıklarla ilgili çifte standart kullanılamaz.” 

Bu maddeler ve içerikleri, bir toplumsal olay incelenirken başvurulması muhtemel öz açıklamalardır. Gezi Parkı hareketini bir bütün olarak değerlendirmek girişimiyle, bu maddelerin uygulanabilirliği araştırılacaktır. T.C. Anayasası yukarıda belirtildiği üzere toplanma ve düşünce paylaşımı özgürlüğüne olanak sağlar. Bu izinler toplumun güvenliği söz konusu olduğunda ortadan kaldırılabilir. Gezi Hareketi için de ağaç sökme gününde bu güçlerin engellenmesi girişimi dolayısıyla yasal olmayan ve devamında kamu güvenliğini tehdit ettiği iddiasıyla yasal olmayan bir hareket olduğu için, yasadışılık ilkesinin uygulanışı açısından bir sıkıntı yoktur. Kamusal alanda, bir parkta, gerçekleştiği için eylemler ortadadır ve herkesin erişimine açık bir alandır; bu da alenilik ilkesinin uygulanabilirliğini gösterir. 

Hareketin katılımcıları her ne kadar yaptırım yöntemlerini kabul etmeseler de taleplerine bir karşılık verilene dek parkta bulunacaklarını ifade etmişlerdir. Gerçekleşen çok fazla gözaltı ve bu şekilde anılmak durumunda kalınması adaletsiz olsa da verilen kayıplar hukuki sorumluluğun üstlenildiğini kanıtlar. Şiddetsiz iletişim araçlarının kullanılması ve şiddete başvurmamak için bir emek sarf edilmesi düşünüldüğünde şiddetin reddi de söz konusudur. Eylemin ciddi haksızlıklara karşı yapılması, Türkiye gibi demokratikleşme sürecinde pek mümkün olmasa da katılımcılar ‘ciddi haksızlıklar’ karşısında bütünlükle hareket etmeye çalışmışlardır. Bu bilgiler ışığında, Gezi Parkı hareketinin bir sivil itaatsizlik eylemi olarak nitelendirilme şartlarını karşıladığı söylenebilir. 

Gezi Hareketi’nin sivil itaatsizlik eylemi olarak sınıflandırma imkanını zorlaştıran ve kurulmaya çalışılan iletişimde de kafa karıştırıcı olarak algılanabilecek nokta, eylemlerin ağaçların kesilmesine tepki olarak başlayıp, toplumun devletinden beklediği istekler için genel bir özgürlük eylemine dönüşmesidir. KONDA’nın (2014: 19) hazırladığı raporda da açıkça görülür ki mesele yeşil alanın korunmasından çıkmış sisteme karşı farklı taleplerle ve amaçlarda topluluğun bütünlüğü haline gelmiştir. Bu noktada sistemin geneline değil tekil haksızlıklara karşı ortak eylem olma özelliğini yitirdiğinden sivil itaatsizlik eylemlerinden ayrılır. 

KONDA – Gezi Parkı Araştırması.

Gezi Parkı hareketi daha geniş ve aynı zamanda daha dar bir görüngeden incelemeye girişildiğinde, birçok sivil itaatsizlik eyleminin de değerlendirilebileceği gibi, hareket bir oyundur. Mevcut sistemin içerisinde sürdürülmesi planlanan devlet politikalarından ve yasaların işleyişinden memnun olmayan bir kitlenin kendisine hem bir oyun alanı açma girişimi ve bu mevcut oyunun oynanmasından memnun olmadığını ifade etme biçimidir. 

Sivil itaatsizlik derinliğinden bakıldığında ise, kendini savunma biçimi olarak kullanılan şiddet araçları dışında eylem katılımcıları şiddeti bir araç olarak görmemiştir. Bunu buraya not olarak düşmek gerekir ki, adil savaş teorisinde genişçe ele aldığı haklı neden (just cause), meşru müdafaa ekseninde gündeme gelmiştir. Bu noktadaki şiddeti de oyunun kurallarından memnuniyetsizliğini dile getiren ve bir iletişim yolu açmaya çalışan çocuğun öfkesine benzetmek mümkündür. Şiddetsizlik ilkesi üzerinden hareket etmek gerekirse, kendi iletişim yöntemine ve “hayır” deme yeteneğine saygı duymayan bir güç tarafından, oyunun bu şekilde oynanacağı ve aksinin mümkün olmadığı yönünde bir tavır takınılmıştır. Bunu yumuşatmak isteyen Gezi’nin çocukları farklı sivil itaatsizlik kanallarıyla (ortak kütüphane kurmak, forumlar, kitap okumak, polise gül uzatmak, mizah, sanat araçları, duran adam, Gezi Komünü, vb.) kendilerini ifade etmeye çalışmış ve anlaşılmayı beklemiştir. Bu aynı zamanda oyunun nasıl oynanmasını istedikleri yönünde bir ifade biçimidir. Bu oyunun bu şekilde devam ederek, kendilerini geliştirmeyeceğini ve kuralların daha uygun düzenlemeye tabi olup olmadığı yönündeki sorgulamalarının bir yansımasıdır. Şiddetsizlik ilkesi özel olarak ele alındığında, rahatlıkla yapılabilecek yorumlardan bir tanesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin eylem pratiği geçmişine bakıldığında, bu oyun farklıdır. Tarihteki diğer hareketlerin başı, gelişimi ve sonu iyi olaylara mahal vermeyerek gerçekleştiğinden, Gezi’nin çocukları bir anlamda demişlerdir ki: “Biz eski oyunları biliyoruz ve bu oyunu oynamak istemiyoruz”.

Belemir Canbek 

Tuğçe Duydu 

Sivil Toplum Çalışmaları Staj Programı

Kaynakça: 

Arendt, H., Dworkin R., Habermas J., Galtung J., King, M. L., Rawls J., Saner H., Thoreau H. D. (1997). Kamu vicdanına çağrı sivil itaatsizlik. (Y. Coşar, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları 

BBC Haber. (2013). Gezi parkı forumları: siyaset mi, sivil direniş mi?. Erişim Adresi: https://www.bbc.com/turkce/haberler/2013/06/130625_gezi_forum (Erişim Tarihi: 8 Eylül 2021).

BBC Haber. ( 2013). Taksimde duran adam Erdem Gündüz konuştu. Erişim Adresi: https://www.hurriyet.com.tr/video/taksim-deki-duran-adam-erdem-gunduz-konustu-36078977 (Erişim Tarihi: 8 Eylül 2021).

Bedau, H. A. (1991). Civil disobedience in focus. London: Routledge.

BM Genel Kurulu. (1948). İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi.

Chrona S., Bee C. (2017). Right to Public Space and Right to Democracy: The Role of Social Media in Gezi Park, Research and Policy on Turkey, 2(1). 

Fromm, E. (1981/2018). İtaatsizlik üzerine. İstanbul: Say Yayınları 

Göle, N. (2013). Gezi-Anatomy of a Public Square Movement, Insight Turkey 15(3), İstanbul. 

Gönenç, A. A. (2001). Sivil toplum düşünsel temelleri ve Türkiye perspektifi. İstanbul: Altkitap.

Haberler. (23 Haziran 2013) Gezi Protestoları, Katıksız Sivil İtaatsizliktir. Erişim Adresi: https://www.haberler.com/gezi-protestolari-katiksiz-sivil-itaatsizliktir-4756420-haberi/ (Erişim tarihi: 8 Eylül 2021).

Habermas, J. (1991). The structural transformation of the public sphere. Cambridge: The MIT Press 

İnsan Hakları Derneği. (30 Kasım 1999). İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi. Erişim Adresi: https://www.ihd.org.tr/insan-haklari-evrensel-beyannames/ ( Erişim Tarihi: 8 Eylül 2021).

KONDA. (2014). Gezi Raporu: Toplumun ‘Gezi Parkı Olayları’ Algısı Gezi Parkındakiler Kimlerdi? İstanbul. 

Mardin, Ş. (1990). Türkiye’de toplum ve siyaset makaleler-I, İstanbul: İletişim Yayınları 

Milliyet Gazetesi. (23 Haziran 2013). 2.5 Milyon İnsan 79 İlde Sokağa İndi. Erişim Adresi:  https://www.milliyet.com.tr/gundem/2-5-milyon-insan-79-ilde-sokaga-indi-1726600 (Erişim Tarihi: 8 Eylül 2021).

The Guardian. (9 Haziran 2013). Recep Tayyip Erdoğan dismisses Turkey protesters as vandals. Erişim Adresi: https://www.theguardian.com/world/2013/jun/09/recep-tayyip-erdogan-turkey-protesters-looters-vandals (Erişim Tarihi: 8 Eylül 2021).

Thoreau, H. D. (1866/2018). Sivil itaatsizlik. (C.Turan, Çev.) İstanbul: Say Yayınları 

Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı. (1982). Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.

Verstraete, P. (2013). Duran Adam Etkisi. Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi, İstanbul. 

Winnicott, D. W. (2000). Oyun ve Gerçeklik. İstanbul: Metis Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here