Makedonya: Bir Ülkenin Varlık Mücadelesi

1990’larda Yugoslavya’nın dağılmaya başlamasıyla birlikte bölge ülkeleri kanlı savaşlar ve iç çatışmalara sürüklenirken Makedonya, barışın sağlandığı nadir yerlerden biriydi. 1991 yılı sonbaharında savaş yaşamadan bağımsızlığını kazandı. Ülkede, Türkler ve Arnavutlar başta olmak üzere tüm etnik grupların varlığını tanıyan ve anayasal güvence altına alan bir devlet yapısı inşa edildi. Bölgede savaşların etkisiyle ortaya çıkan sayısız sorun, Makedonya’nın gündeminden nispeten uzaktı. Dünya devletlerinin gözünde Makedonya, anlaşmazlıklardan uzak, adeta korunmuş bir bölgeydi.

Ancak görünürdeki sükûnet uzun sürmedi. Başta Yunanistan ve Bulgaristan olmak üzere komşularının Makedonya üzerinde tarihi referanslara dayanarak hak iddia etmeleri ve 2000’li yılların başında, Kosova olaylarının verdiği motivasyonla ülkedeki Arnavut asıllıların silahlı mücadeleye girişmesi, Makedonya’yı yeniden uluslararası kamuoyunun gündemine taşıdı. BM’ye “Eski Yugoslavya Cumhuriyeti Makedonya” ismiyle üye olan Makedonya’nın, günümüzde NATO ve AB üyeliği önündeki en büyük engeli Yunanistan’la yaşadığı isim anlaşmazlığı oluşturuyor. Ayrıca, 2001’de imzalanan Ohri Çerçeve Antlaşması’nın yarattığı olumlu atmosfere rağmen, Arnavut azınlık sorunu halen hassasiyetini koruyor.

Balkanlarda Zor Komşuluk

Bağımsızlığından bu yana hem iç hem dış politikada hassas dengeler üzerine oturan Makedonya, verdiği egemenlik mücadelesiyle günümüzde Balkanların en temel çözülememiş meselelerinden birini oluşturuyor. Tarihsel kökenleri, 19. yüzyıla kadar giden Makedonya sorunu, temelde, Makedonya idari bölgesinin Osmanlı egemenliğinden çıkartılıp Bulgaristan, Yunanistan ve Sırbistan arasında paylaşımı ve Makedon ulusunun varlığının inkâr edilmesi şeklinde özetlenebilir.

Uzun yıllar uykuda kalan Makedonya sorunu, 1991’de bağımsızlık ilanından sonra yeniden canlanmaya başladı. Bu dönemde ilk itirazlar Yunanistan’dan geldi. Yunanistan, bağımsız Makedonya devletini, ismini, bayrağını, tarihini ve Makedon ulusunun varlığını reddetmekle kalmadı aynı zamanda günümüze kadar Makedonya’nın başta NATO ve AB üyeliği olmak üzere uluslararası örgütlere girmesini sürekli veto ederek engellemeyi başardı. 1995’te iki ülke arasında imzalanan geçici anlaşma vasıtasıyla Makedonya’nın bayrağını ve anayasasını değiştirmesi, Yunanistan’ın da karşılığında ambargoyu kaldırması gibi olumlu bazı gelişmeler yaşansa da, sorun tam anlamıyla çözülemedi. Yunanistan yıllardır katıldığı her uluslararası platformda Makedonları, “Yunan tarihini çalan bir hırsız” olarak nitelemeye devam etti. Diğer taraftan Makedonya’nın, 2007’de Üsküp Havalimanı’nın ismini Büyük İskender Havalimanı olarak değiştirmesi ikili ilişkilerde tansiyonun yükselmesine sebep oldu.

Bulgaristan ise, Yunanistan’ın aksine Makedonya’yı anayasal ismiyle tanıdığını ilan etti. Ancak Sofya, Makedonların Bulgar, Makedon dilinin ise Bulgarcanın eski bir diyalektiği olduğunu iddia ediyor. Makedon ulusunu ve dilini tanırsa, bunun kendi öz tarihinin inkârı anlamına geleceğini belirtiyor. İki ülke arasında halen, Bulgaristan iki ayrı dilde kaleme alınmasını reddettiği için anlaşmalar ve resmi protokoller imzalanamıyor.

Diğer taraftan Sırbistan ile ilişkilerde önceleri siyasi boyutta devam eden gerginlikler günümüzde yerini dini kamplaşmaya bırakmış durumda. Bugün, Sırp Ortodoks Kilisesi, Makedon Ortodoks Kilisesi’nin bağımsızlığını tanımayarak kendine bağlı kalması gerektiğini savunuyor. Yunan Ortodoks Kilisesi’nin desteğini de arkasına alan Sırbistan, bu politikasıyla birçok Ortodoks kilisenin Makedon Ortodoks Kilisesi’ni tanımasını engelledi. Dini kurumlarının tanınmaması, Makedonya’da devlet kurma sürecinin tamamlanamamasına sebep oluyor.

Arnavut Azınlık Sorunu

Makedonya’da nüfusun yaklaşık %25-26’sını oluşturan Arnavutların durumu, ülkenin bağımsızlığından bu yana en tartışmalı konulardan birini oluşturuyor. 2001 yılında yaşanan ve çok sayıda kişini hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan Arnavut-Makedon çatışmaları bu anlamda önemli bir dönüm noktasını teşkil ediyor. Şiddet olaylarına 2001’de imzalanan Ohri Çerçeve Antlaşması son verdi ve bu kapsamda nüfusun %20’sinden fazlasını oluşturan etnik gruplar için kendi dillerinde konuşma, kamu binalarına bayraklarını asma, azınlıkların eşit temsili ilkesi çerçevesinde parlamento ve yerel yönetim birimlerinde nüfusları ile doğru orantılı istihdam edilme gibi bazı ayrıcalıklar öngörüldü.

Fakat Ohri Antlaşması’nın uygulanması hususunda halen ciddi eksiklikler devam ediyor ve bu mesele, AB üyelik sürecinde Makedonya’nın en fazla eleştiri aldığı reform alanlarının başında geliyor. Ayrıca Ohri Antlaşması her ne kadar bazı azınlık haklarını güvence altına almış olsa da, %20 barajı ile daha çok Arnavut azınlığı hedef alan düzenlemeler içeriyor. Ülkedeki Türkler, Romanlar, Ulahlar, Boşnaklar ve Sırplar gibi daha küçük etnik gruplar ise gerekli destek ve haklardan yoksun durumda.

Topyekûn Barışının Ön Şartı

19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında onlarca yıl devam eden ve Büyük Güçler diplomasisinin tüm dikkatini üzerine çeken Makedonya sorunu, geçmişte olduğu gibi bugün de modern Avrupa barışını tehdit eden önemli bir kriz. Kanlı savaşlar, sınır anlaşmazlıkları, siyasi istikrarsızlık, azınlıklar meselesi gibi sorunlarla kötü ün yapmış olan Balkanlar coğrafyasında, etnik kimlik üzerinden politikalar üretmek, 2000’li yıllardan bu yana nispeten sükûnete kavuşmuş olan ancak halen hassas dengeler üzerinde duran bölge ülkelerini topyekûn bir krizin eşiğine getirebilir.

Dolayısıyla, Makedonya ile Yunanistan arasındaki isim anlaşmazlığının çözümünde tarafların sağduyulu davranarak geleceğe yönelik yapıcı adımlar atmasına her zamankinden daha fazla ihtiyaç var. Buna ilaveten, Makedonya’nın, üzerine düşen en önemli iç politika hedeflerinden bir tanesi de, Ohri Çerçeve Antlaşması ile çizilen yol haritasının tam anlamıyla uygulanması olmalıdır. Bu sayede, 2005’ten bu yana AB aday ülkesi olan ancak üyelik yolunda ilerleme sağlayamayan Makedonya için bir çıkış kapısı aralanabilir. Reform süreçlerinin canlandırılması, Yunanistan vetosunun kırılması ve Birlik içerisinde Makedonya lehine bir blok oluşturulması açısından bir manevra alanı da sağlayabilir.

Muzaffer KUTLAY

USAK AB Araştırmaları Merkezi Uzmanı

Sosyal Medyada Paylaş

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

NATO’nun Dünya İçin Anlamı

75 Yıl Sonra, İttifak Hâlâ Vazgeçilmez -  3 Temmuz'da...

Trump’ın Dönüşü Avrupa’yı Nasıl Dönüştürebilir?

Washington'un kucaklaması olmadan, kıta anarşik ve liberal olmayan bir...

Türk Dış Politikasında Teori İhtiyacı

T.C. Dışişleri Bakanlığı Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından Nisan 2024'te...

Gavrilo Princip’in Saraybosna Suikastı Motifleri

YAZININ İNGİLİZCESİ BALKAN INSIGHT TARAFINDAN YAYINLANMIŞTIR.  A Violent Desire for...