Rusya ve İspanya Devrimlerinde Anarşistlerin Rolü

0
318

 

Özet

20. yüzyıl pek çok açıdan devrimlerin yüzyılı olmuştur. Bunlardan ikisi Rusya’da Bolşevik Devrimi ve İspanya Devrimi’dir. Rusya Devrimi başarılı olmuşken -bakılan perspektife göre değişken şekilde- İspanyol Devrimi kısa sürmüş ve iç savaşı faşistlerin kazanmasıyla İspanya’da faşist bir diktatörlük kurulmuştur. Pek çok komünist, sosyalist ve solcunun yanında anarşistler de bu devrimlerde yer almışlardır. Rusya’daki devrimde anarşistler devrimi yapan taraf olup çarlığı ve hükümeti devirmişler, sonrasında hayal kırıklığına uğramış ve devrim arkadaşları tarafından sürecin devamında bastırılmışlardır. İspanya’daki devrimde ise anarşistler darbeye uğrayan tarafta olup seçilmiş ve meşru hükümetleri yıkılan tarafta olmuşlardır. Bu iki devrim, pek çok açıdan birbirinden epey farklıdır ve kısa bir yazıya sığmayacak kadar girift olayı ve tarafı içlerinde barındırmaktadır. Bu yazıda Rusya ve İspanya devrimleri karşılaştırılacak olup anarşistlerin bu devrimlerdeki rolü üzerinde durulacaktır.

 

Sponsorlu

Anahtar Kelimeler: Rus Devrimi, İspanyol Devrimi, İspanyol İç Savaşı, Anarşizm, Faşizm

 

Giriş

Daha önce de pek çok kez dile getirildiği gibi dünya tarihi kazananların tarihidir. Tarihte, olaylarda kaybeden taraf üzerinde fazla durulmaz. Bu yazının konusu da bunun bir örneğini teşkil eden Rus Devrimi ve İspanyol Devrimi’dir. Rus Devrimi, kazananlar Bolşevikler olduğu için çoğunlukla onların açısından yazılmıştır. Oysa bu devrimin gerçekleşmesine yardımcı olan bir grup daha vardır ancak çoğu kaynakta isimlerinin üstünkörü verildiği gözlemlenmiştir: Anarşistler. Anarşistler, Bolşevik Devrimi’nin gerçekleşmesinde Bolşeviklere yardım etmiş ve sonradan Bolşevikler tarafından ortadan kaldırılma boyutunda sindirilmişlerdir. Anarşistler, Rusya’da sosyalist diktatörlüğe doğru giden yolda bastırılan bir grup olmuştur. Anarşistlerin rol oynadığı diğer bir devrim olan İspanyol Devrimi, İspanyol İç Savaşı ile aynı döneme denk gelmiş, devrimcilerin faşistler tarafından yenilmesiyle İspanya’da faşist bir diktatörlük kurulmuştur. Bu yazıda, bu iki devrim karşılaştırılacak olup farklılıklar ve benzerlikler ile beraber anarşistlerin bu devrimlerdeki rolü tartışılacaktır.

 

Anarşizm Nedir?

Anarşizm, pek çok çeşidi olmakla ve düşünürüne göre savunulan tezler değişmekle beraber özünde otoriteye bir başkaldırı ve toplumu devletin tahakkümünden kurtarma arzusudur. Anarşizm, özel mülkiyeti toplumda baskının kaynağı olarak görür. Bunun yanında devlet, sahip olduğu güç ve etkiyle toplumu sömürmektedir ve bu yüzden toplum devletsiz ve otoritesiz daha iyi olacaktır. Anarşizmde toplumun kendisi otoritedir. Anarşizmin içerdiği çeşitli alt anarşist fikirler ve sistemler vardır ancak bunlar bu çalışmanın konusu değildir.

 

Rus Devrimi’ne Genel Bir Bakış

1917’de, Rusya’da diğer devletleri etkileyen ve yüzyıla damga vuran bir devrim gerçekleşmiştir. Bu devrim “Ekim Devrimi”, “Bolşevik Devrimi”, “Rus Devrimi” ve hatta anti-Bolşevikler tarafından “Ekim Darbesi” şeklinde de adlandırılmaktadır. Rus Devrimi sayesinde ilk sosyalist devlet  (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) kurulmuş ve Soğuk Savaş döneminde de dünyadaki iki kutuptan biri haline gelmiştir. Ekim Devrimi meydana geldiğinde, Rusya uzun süredir Birinci Dünya Savaşı içindeydi. Bu durum halk içinde süregelen açlık, sefalet, işsizlik ve savaş dolayısıyla ölümleri ayyuka çıkarmıştı. Böylece büyük bir isyanın Rusya’nın kapısında olduğu hissedilmeye başlanmıştı. Çarlık Rusya’da devrim; çarlığın otokrasisinden kurtulmak, halkın açlık ve sefaletini bitirmek, halkı özgür kılmak ve emperyalist savaşı durdurmak amacıyla yapılmıştır. Şubat’ta çarın devrilmesi ile başlayan devrim, 1917 Ekim’inde Geçici Hükümet’in devre dışı kalması ve Bolşeviklerin iktidarı ele geçirmesiyle gerçekleştirilmiştir. Bu uzun ve meşakkatli bir süreç olmuştur. Bu sebeple devrim sürecinin tarihini özet geçmek ve devrimde anarşistlerin rolüne odaklanmak gerekmektedir. Devrim sürecinde pek çok fraksiyon barındıran Rusya, çok taraflı pek çok iç çatışmaya sahne olmuştur. Menşevikler, Bolşevikler, Sosyalist Devrimciler, Anarşist Komünistler, Anarşist Sendikalistler ve daha nicesi…

Bakunin’e göre “Yıkmak yaratıcı bir dürtüdür.” (2016). Takipçileri de bu söz söylendiği tarihten itibaren çarlık düzenini yıkarak devletsizliği başlatacak bir yüzyılın hayalini kurmuşlardır. 1917 yılında bu hayal gerçekleşecek gibi görünmüştür. 1917 Devrimi, Anarşistlerin teorilerinin pratiğe dökülmesi için ilk vesile olmuştur. Anarşistler, doğrudan eylem yoluyla yeni, özgür ve devletsiz bir toplum hayallerini gerçekliğe dökmeye çalışmışlardır. Devrim ilerleyip yayıldıkça Anarşistler özgür bir topluluklar federasyonu öngörmüşlerdir (Avrich, 1992).

 

Rusya’da Anarşizm  

Anarşistler, Rusya’da da pek çok segmente bölünmüşlerdir. Her bir Anarşist kolun farklı bir devlet yahut devletsizlik hayali olmakla beraber, bu gruplar hem Bolşeviklerle hem kendi içlerinde birbiriyle ters düşmüşlerdir. Örneğin Anarko-Sendikalistler umutlarını fabrika komitelerine bağlamışlardır. İnsanın merkezileşmiş bir sanayinin dişlileri arasına sıkışmasını savunmamış, Bakunin ve Kropotkin’den etkilenerek işçilerin kendilerinin efendisi olabileceği, merkezileşmemiş bir işçi örgütleri toplumunu öngörmüşlerdir. Anarko-Sendikalistler işçi grupları arasında ilgi görmüştür. Bu gruplar Ekim Devrimi’nde de etkili olmuşlardır. Diğer yandan Bireyci-Anarşistler hem Anarşist-Komünistlerin bölgesel komünlerine hem de Sendikalistlerin işçi komünlerine karşı çıkmışlardır. Bireyci-Anarşistler ancak örgütsüz bireylerin özgür olabileceklerini savunmuşlardır. Çünkü yalnızca bu şekilde baskı ve tahakkümden uzak ve anarşizmin özüne sadık kalınabilirdi. Anarşistlerin çok fazla taraftarı olmamakla beraber devrimde fazlasıyla etkili olmuşlardır. Lakin Anarşizm’in partileşmeye olan karşıtlığı ve bilinçli olarak iktidara gelme isteği içermemesi, iktidarı Bolşeviklere bırakmıştır.

 

Devrim Sürecinde Anarşistler

Şubat Devrimi, Anarşistlerde bir umut uyandırmıştır fakat bu zamanla hayal kırıklığına dönüşmüştür. Monarşi devrilmiştir ancak devlet ayakta kalmıştır. Anarşistler monarşinin yerine kurulan Geçici Hükümet’in de yıkılmasını isterken kendilerini aynı arzuyu paylaşan diğer radikal grup olan Bolşeviklerle aynı safta bulmuşlardır (Avrich, 1992). Farklı ideolojileri savunmalarına rağmen aynı ideale ulaşmak amacıyla birleşmişlerdir. Lenin’in iktidarı eline geçirme çabaları Anarşistleri tedirgin etse de, Lenin’in fikirlerinin kendi fikirleriyle beraber çalışmaya yetecek ölçüde uyuştuğu kanısına varmışlardır (Avrich, 1992). Ilımlı olan anarşistlerin Bolşeviklerle birlik çağrısı bu kanının yayılmasına katkıda bulunmuştur. Onlardan biri olan Bill Shatov, tek başına ideallerle savaşılamayacağını ve şu an başlıca görevin gericilerle savaş olduğunu savunmuştur ve anarşistlere Bolşeviklere kuruculukta yardım etmelerini öğütlemiştir. Diğer bir Bolşevik destekçisi anarşist Rosçin, komünistlerle çalışmanın anarşistlerin görevi olduğunu ve teorilerin bir yana bırakılarak devrime yardım etmek gerektiğini savunmuştur. Bu yüzden onu Sovyet anarşisti diye yaftalamışlardır. Yazar Gorki de İç Savaş döneminde Beyaz Ordu’ya karşı Kızıl Ordu’yu destekleyen anti-Bolşeviklerden olmuştur. Şubat Devrimi’ne arka çıkan Gorki, Bolşeviklerin hükümeti ele geçirme planına karşı çıkmış, Lenin’in karşı devrimcilere yönelik aldığı tedbirleri sert bulmuş ve Lenin ile Troçki’yi sahip oldukları güçten zehirlenmeleriyle itham etmiştir.

Anarşistler ile Bolşevikler aynı amaç uğruna birleşmiş gibi görünürken aralarında devrimin zamanlamasına dair problemler baş göstermiştir. Anarşistler, bazı Bolşevikler ve başka radikaller tez canlı davranıp Temmuz’da başkentte ayaklanmaya giriştiyse de destek göremedikleri için çabucak ezilmişlerdir. Bu eylemler sonucu Bolşeviklerin temkinli davranma sebebi ortaya çıkmış ve korktukları başlarına gelmiştir; parti önderleri tutuklanmış ve gizlenmek zorunda kalmışlardır. Hâlbuki ezilmekten çok uzaklardır (Alrich, 1992).

Ekimde, Bakunin ve Kropotkin’in politik darbe karşıtı fikirlerini göz ardı eden Anarşistler, Bolşeviklerle birlik olmuş ve iktidar bir kez ele geçirildikten sonra zaten dağılacağı ümidiyle devrime yardımcı olmuşlardır. Ne var ki netice böyle olmamıştır. Devrimin ertesinde, Bolşevikler yeni bir “Sovyet Hükümeti” ilan etmişler ve merkezi bir Halk Komiserleri Konseyi (Sovnarkom) kurmuşlardır. Böylece Anarşistler Bakunin ve Kropotkin’in, “proletarya diktatörlüğünün” gerçekte “Sosyal Demokrat Parti’nin diktatörlüğü” olacağına dair uyarılarını hatırlamışlardır. Derhal protestolara girişip devrimin asıl başarısının ekonomik ve politik merkezsizleştirmeye bağlı olduğunu savunmuşlardır. Nitekim işler artık Anarşistler için kötü gitmeye başlamıştır (Avrich, 1992).

 

Devrim Sürecinde Bolşeviklere Eleştiriler

Bolşevikler 1918’de yeni bir siyasi polis olan Çeka’yı kurmuştur. Anarşist Komünist Birliği’nin “Komiserokrasi” olarak betimlediği şey ortaya çıkmıştır. Otoritenin Sovnarkom, Çeka ve Vesenka elinde toplanmasıyla özgür bir Rusya için beslenen umutlar sonlanmıştır. Bu dönemin anonim bir Anarşist kitapçığında da yazılana göre devlet kendi teorisini ve uşaklarını değiştirebiliyor ancak iktidar ve despotizm özünde ve yeni biçimlerde ayakta kalabiliyordu (Alrich, 1992).

Sovyet Hükümeti’ne eleştiriler, Brest-Litovsk Antlaşması aracılığıyla Almanya ile aynı masaya oturulduğunda daha da artmıştır. Anarşistler Alman emperyalizmi ile her türlü uzlaşmayı protesto etmek üzere solun öteki enternasyonalistleriyle; yani Sol SD’Ierle, Sol Komünistlerle, Menşevik Enternasyonalistlerle birleşmişlerdi. Zira onlar bir Alman emperyalizmiyle yaşamaktansa ölmeyi yeğlemekteydiler. Almanlara karşı zaferi de gerilla savaşlarıyla kazanacaklarını düşünmekteydiler. Lenin’e göre bu anlaşma devrim için bir nefesken Anarşistlere göre bu “gerici güçlere karşı alçaltıcı bir ödün, devrime ihanet” idi (Alrich, 1992).

 

Bolşeviklerle Anarşistler Arasında Derinleşen Anlaşmazlıklar

Anarşistler ve Bolşevikler arasındaki kopuş 1918 Nisan’ında gerçekleşmiştir. Moskova’daki anarşist merkezlere gece yarısı saldırılar düzenlenerek anarşistler öldürülmüş, çoğu da tutuklanmıştır. Umutlarını yitirmeyen anarşistler, politik iktidarın Bolşevikleri yozlaştırdığını ve onların devrime ihanet ettiğini savunarak “Devrim öldü, Yaşasın devrim!” sloganını kullanmaya başlamışlardır.

İç Savaş derinleştikçe hükümet eleştirilere karşı sertleşmeye başlamıştır. Anarşist gruplar sıkıştırılmış, gazete ve dergiler kapatılmış, gruplar gizlenmeye zorlanmıştır. Bu cadı avı, anarşistlerin Ukrayna’ya göç etmesine öncülük etmiştir. Ancak bu zor zamanlarda bile Nabat taraftarları gibi anarşist gruplar, devrimi kurtarmak için Beyaz saldırısına karşı Bolşeviklerle işbirliğini savunmaya devam etmişlerdir. Böylece anarşistlerin Bolşeviklere desteği devam etmiştir. Anarşist-Komünistlerden olan komutan Mahno, Beyaz Ordu’ya karşı Kızıl Ordu’nun yanında yer almıştır. Bu ortaklık karşılıklı şüphe barındıran ve çıkara dayalı bir ortaklıktı. Bolşeviklerin Mahno’ya ihtiyacı kalmadığı anda ondan kurtulmak için Mahno’ya bir emir verilmiş ve bu emre uymayan komutana savaş açılmıştır. Nabat Konfederasyon üyeleri tutuklanarak kurşuna dizilmiştir. Ülkede anarşist kulüp ve örgütlere karşı saldırılar başlatılmış, insanlar kurşuna dizilmiştir. Anarşist hareket Bolşevikler tarafından bastırılmıştır. Lenin, bu eylem ve politikalarını “Özgürlük şimdiki gelişme aşamasında izin verilemeyecek bir lükstür.” cümlesiyle savunmuştur.

Bolşeviklerin anarşistlere karşı yürüttüğü bu savaşta, Alexander Berkman ve Emma Goldman “Bolşevikler Anarşistleri Vuruyor” isimli bir mektupta, Bolşeviklerin Anarşistleri haksız yere infaz ettiklerini, baskıya ve zora başvurduklarını anlatarak yoldaşlarını uyarmıştır. Berkman ve Goldman, “Acele edin, Rusya’da yoldaşlarımızın kanı akıyor çünkü.” (1922) diyerek durumun vahametini ve çaresizliklerini gözler önüne sermişlerdir. Diğer yandan Berkman “Ağır günler bunlar.” diyerek günlüğüne not düşmüş ve terör ve despotizmin Ekim’de doğan yaşamı ezdiğini belirtmiştir. Ardından Rusya’yı terk etme kararı almıştır. Berkman başka bir yazısında, devrimin Bolşevik düşünce ve yöntemi yüzünden başarısız olduğunu belirterek “Korkuda eşitliğin kurulduğu ve ‘özgürlüğün’ sorgulamasız iktidara boyun eğmek anlamına geldiği devasa bir hapishane.” olarak tanımlamıştır Rusya’yı.

Rus Devrimi üzerinden geçen yıllardan sonra Paul Avrich, anarşistlerin ne kadar öngörülü olduğunu ve uyarılarının ne kadar yerinde olduğunu gördüğünü söylüyor. Proudhon ve Bakunin’e de gönderme yaparak özgürlüksüz sosyalizmin tiranlığın en kötü biçimi olduğunu belirtiyor (1992). Yani Rus Devrimi ve Bolşevikler bir kesim tarafından başarılı olarak addedilse de başka bir perspektiften bakıldığında görülüyor ki Bolşevikleri başarısız, emekçi kitlelere ihanet eden ve devlet kapitalizmini uygulayan yeni bir yönetici sınıfı olarak addedenler de var.

 

İspanya’nın Devrime Doğru Kısa Tarihi

İspanyol Devriminden bahsetmek için öncelikle İspanya’nın siyasi yapısından ve kısa bir şekilde tarihinden bahsetmek gerekmektedir. İspanya, geçmişte siyasi olarak parçalı bir yapıya sahiptir. Eyaletlerden oluşan ve çoğu yapının içinde özerkliğini koruduğu bir yapıya uzun süre sahip olan İspanya, bugün parlamenter monarşi ile yönetilmekte olup Franco’nun ölümü sonrasında 1978 Anayasası ile 17 özerk yönetime ayrılmıştır.

İspanya 19. yüzyılın başlarına kadar mutlak monarşi ile yönetilmiş olup 19. yüzyılda monarşi sınırlandırılarak anayasal bir düzen kurulmuştur. İspanya sömürgelerini kaybettikten sonra güçten düşmüştür ve ülkede cumhuriyetçilik güç kazanmaya başlamıştır. Diğer yandan monarşinin en büyük destekçisi ordu olmuştur. İspanya’da 1931’de seçimleri cumhuriyetçilerin kazanmasıyla Kral ülkeyi terk etmiştir. 1931’de İspanya Krallığı’nın yerini Cumhuriyeti almış ve bu dönem 2. Cumhuriyet olarak adlandırılmıştır. Cumhuriyetin halkın belli kesimlerince (özellikle ordu, büyük toprak sahipleri ve aristokrat sınıf) benimsenmemesinden ötürü ülkede çıkan isyanlar hükümet güçleri tarafından bastırılmıştır (Sertel, 2015).

İspanya İç Savaşı pek çok nedene dayanmaktadır. Armaoğlu’na göre bu nedenlerden en önemlisi İspanya’nın 19. yüzyıldan 1936’ya kadar yaşadığı siyasi istikrarsızlık ve toplumsal kutuplaşmadır (2007). İspanya’nın geçmişten de gelen parçalı yapısı ve ademi merkeziyetçi geleneği hem kültürel özerkliği beslemiştir hem de sonraki İspanyol kitleleri liberteryen ideolojilere duyarlı kılarak siyasal özerklik hissini teşvik etmiştir (Bookchin, 2014).

 

İspanyol Devrimi (1936-1937) ve İspanya’da Anarşistler

Bookchin’e göre İspanya’daki toplumsal değişim hareketleri diğer Avrupa ülkeleriyle kıyaslandığında görece radikal bir doğaya sahiptir. İspanyol solunda sosyal demokratlar ya da komünistler değil, militan bir sosyalist ve anarko-sendikalist eğilim baskındır. İspanya’daki toplumsal eğilimde Bakunin ve Proudhon’un görüşleri ağır basmıştır. İspanyol Bölgesel Federasyonu (Federación Regional Española ya da FRE), Enternasyonel’in İspanya kolu olarak kurulmuş ve kuruluşundan itibaren delegelerin eğilimine göre üçe ayrılmıştır: İlk eğilim kendini kapitalist yapının içinde sendikacılığa adamış, ikinci eğilim pratik bir komüncülüğü desteklerken üçüncü eğilim kapitalizme karşı silahlı bir ayaklanma ve grev ile mücadeleyi desteklemiştir. Bu üç görüş güç de olsa bir arada var olmuştur (Bookchin, 2014).

1877’de İspanya’ya “eylemli propaganda” olarak adlandırılan yeni bir anarşist yöntem anlayışı gelmiştir. Buna göre soygunlar, bombalamalar, gerilla savaşı ve politik suikastlar ile devrimciler bir işçi devrimini ateşlemeye çalışmalıydı. Bu yöntemin İspanya’da da rağbet görmesiyle FRE bu eylemlere dahil olsun olmasın, anarşistler bütün sabotaj eylemlerinin sorumlusu olarak görülmeye başlanmıştır. 1881’de FRE feshedilmiştir ve yerine onun halefi olan İspanyol Bölgesi İşçi Federasyonu (Federación de Trabajadores de la Región Española, FTRE) kurulmuştur. Lakin bu kuruluş da bir süre sonra örgütsel tartışmalar yüzünden bölünmüştür. 1885’ten sonra Anarko-Komünizm ortaya çıkmıştır (Bookchin, 2014).

1888’de İspanya Sosyalist İşçi Partisi (Par- tido Socialista Obrero Español, PSOE) kurulmuştur. Aynı yıl sosyalist bir sendika grubu olan Genel İşçi Sendikası (Union General de Trabajadores, UGT) da kurulmuştur. Bu adı geçen sol gruplar ve daha başka bir sürü küçük gruplar da İspanya’da kurulmuştur. Nitekim bu gruplar birbiriyle tartışma halinde olmuştur. Anarşistler, sendikalistler tarafından başıbozuk olarak nitelendirilmiş ve sendikalistler, anarşistler tarafından devrimin aleyhine işçilerin ekonomik koşullarını güçlendirmeye çalışmakla suçlanmıştır. Sonunda bu ikisini uzlaştıran ve bir arada kullanan anarko-sendikalizm ortaya çıkmıştır. 1911’de Ulusal Emek Konfederasyonu (Confederación Nacional del Trabajo, CNT) kurulmuştur. Anarko-Sendikalistler de bu yapıyı kullanmaya başlamışlardır. 1927’de var olan farklı anarşist federasyonların en militan üyeleri bir araya gelerek İber Anarşist Federasyonu’nu (Federación Anarquista Ibérica, FAI) kurmuşlardır. FAİ anarşizmi CNT üyeleriyle sınırlı kalmayacak şekilde yaymak istemiştir. Bu örgüt hem CNT içinde bir yapı hem de bir paralel grup olmuştur. FAİ bir kuruluş olarak örgütleşememiştir. Gevşek bir gruplaşma ve merkezi olmayan bir sistemleri olduğu için herkes kendi dilediğini yapabilmiştir. Bu durum da haliyle örgütlü davranmayı imkânsızlaştırmış, toplumsal dayanışmayı kötü etkilemiş bu da İspanyol emek hareketine zarar vermiştir (Bookchin, 2014).

FAİ’nin stratejik düşünmeden yoksun oluşu örgütlenme karşıtı bireyci tutumu ve teorik açıdan yetersizliği birçok sosyalist tarafından kontrolden çıkmış bir oluşum olarak görülmesine sebep olmuştur. FAİ pek çok greve öncülük etmiş ve pek çoğuna esin kaynağı olmuştur. Bu grevlerden bazıları kanlı ve trajik şekilde sonuçlanmıştır. FAİ kendiliğindenliğe bel bağlamış ve sürekli karmaşadan karmaşaya koşmuştur. Ama bu ayaklanmalar devlet tarafından hep kolayca bastırılmıştır. FAİ’nin icraatları diğer grup solcular tarafından özentisiz, teorik bilinçlenme ve stratejik planlamadan yoksun bulunmuştur. Anarşist ayaklanmalar silsilesi başarıya ulaşamadığı gibi işçilerin enerjisini de tüketmiştir. Bu ayaklanmalar, cumhuriyetçi hükümeti itibarsızlaştırmış ve halkın kamu düzeninin sağlanmasına yönelik ihtiyacını artırmıştır (Bookchin, 2014).

İspanya’da, 1936’da yapılan seçimleri solcuların koalisyonuyla oluşturulan Halk Cephesi kazanmıştır. Bu durum sağcı generalleri darbe planı yapmaya iterken ülkede de sürekli bir grev hali mevcut olmuştur. FAİ-CNT grevleri uzlaşılmaz bir hal almıştır. Tarım işçileri ve köylüler isyan etmeye ve varlıklıların topraklarını ele geçirmeye başlamışlardır. Bu süreçte bir darbe girişimi engellenirken diğer yandan grev yapan işçiler, falanjist gençler (otoriter-kralcı faşist ideolojiyi savunanlar) tarafından terörize edilmiştir. Sol, faşizme karşı silahlanma çağrısı yapmıştır. Anarko-sendikalistler düşmanlarıyla çatışmalara girmekteydi. Bookchin’e göre, toplumsal devrim korkusuyla felce uğrayan hükümet, halkı askeri taarruza karşı silahlandırmaktan kaçınmıştır. 1931 seçimlerinde solcular ve cumhuriyetçiler Halk Cephesi adı altında sağcılara karşı birleşmiştir. Sosyalistler, Halk Cephesi koalisyonunda, koalisyona dışarıdan destek vermiş ve seçim kazanıldıktan sonra herhangi bir bakanlık kabul etmemişlerdir. Bookchin’e göre, bakanlık almayı kabul etmiş olsaydılar halkı silahlandırabilir ve gelmekte olan isyanı önleyebilirlerdi  (2014).

 

İspanya İç Savaşı (1936-1939)

İspanyol İç Savaşı, 1936-1939 yılları arasında milliyetçiler ve cumhuriyetçiler arasında gerçekleşmiş iç savaştır. Milliyetçiler, monarşiyi savunurken ve kimi çevrelerce faşist diye nitelendirilirken cumhuriyetçiler, cumhuriyeti savunan her türden liberteryen, solcu, anarşist, komünist vb. insanı nitelemektedir.

İspanya İç Savaşı, General Francisco Franco’nun komutasındaki milliyetçi güçlerin seçimle seçilmiş, meşru olan ve cumhuriyetçilerden oluşan “Halk Cephesi” koalisyonuna karşı ayaklanması ile başlamıştır. 3 yıl süren savaş sonucu milliyetçiler kazanmış ve Franco’nun 1975’te, ölümüne kadar, İspanya’da diktatör yönetimi sürmüştür (Sertel, 2015).

İç Savaş başladığında Halk Cephesi tarafında kararsızlıklar görülmüştür. Askeri darbeye karşı ne yapılacağının bilinememesi, halkın başta silahlandırılamaması, karşılıklı güvensizlik, tecrübe ve strateji eksikliği faşistlerin işine yaramıştır. Lakin sonradan CNT-FAİ örgütlenerek işçilere silah dağıtmış, her yerden bulabildikler-çalabildikleri silah ve mühimmatı faşistlere karşı kullanmaya başlamışlardır. Askerlerden bazıları da darbeye karşı mücadele vermişlerdir. Birçok sosyalist, komünist ve POUM militanı da aktif bir şekilde savaşmıştır. Bu süreçte, kentlerde zafer kazanan işçiler tarafından pek çok düzenleme yapılmıştır. Zenginlerin terk ettiği evler okul veya hastaneye dönüştürülmüştür, kamu hizmetleri iyileştirilmiştir, evlilik ve boşanma üzerine düzenlemeler yapılmıştır, pek çok işletme kamulaştırılmıştır. Oluşturulan komiteler, işçilerin galip geldiği şehirlerde bir nevi otonom yönetim sistemleri kurmuşlardır (Bookchin, 2014).

CNT-FAİ, bu süreçte Katalan ve Cumhuriyetçi hükümetlerine katılmışlardır. Pek çok sendika üyesi bunu anarşizm ve devrimci sendikalizme ihanet olarak görmüştür. İç Savaş devam ederken cumhuriyetçi kesim birbirleriyle de karşı karşıya gelmiştir. Stalinistler, CNT-FAİ üyeleri, Troçkistler, sosyalistler, anarko-sendikalistler birbirleriyle çatışma içinde olmuşlar ve bu durum haliyle birlikte durmayı engellemiştir.

Ayaklanma-askeri darbe başladıktan sonra, Franco güçleri diğer faşist liderler tarafından destek görmüştür. Hitler ve Mussolini, İç Savaş’ta Franco’ya doğrudan ekonomik destek vermiş, silah yardımı sağlamıştır. Hatta bu İç Savaş bir açıdan 2. Dünya Savaşı’nın provası olmuştur. Hitler, savaş teknolojisini ve yeni taktiklerini İspanya’da kullanmış ve başarı oranını deneme fırsatı bulmuştur. Franco sadece İtalya ve Almanya tarafından desteklenmekle kalmamış, İngiltere ile ticaret yapmış ve Amerikan teknolojisinden faydalanmıştır. Bunların bir sebebi olarak, Avrupa devlerinin kendi ülkelerinde meydana gelebilecek olası bir devrimden korkmaları gösterilmiştir. Diğer devletler, İspanya İç savaşında, faşist kuvvetlerden ziyade devrimci bir İspanya’dan çekinmişlerdir. Bir kısım devlet de müdahalesizlik kararı almış ve taraflara hiç dahil olmamıştır (F. Aydar, 2016). Müdahale etmemenin aslında bir çeşit müdahale olduğu eleştirisini yapanlar da olmuştur. Yani diğer ülkeler müdahale etmeyerek aslında İtalya ve Almanya’nın müdahalelerine göz yummuş olmuşlardır (akt. Dokuyan, Karabulut, 2019). Diğer yandan tarafsızlık yaklaşımı uluslararası hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle de eleştirilmiştir. Çünkü söz konusu iç çatışmalar, İspanya’nın meşru ve seçilmiş hükümetiyle buna karşı meşru olmayan güçlerin çatışmasıdır. Yani ortada diğer devletler tarafından tanınan bir hükümet varken bu hükümete yardımcı olmamak, rejime karşı isyancıların yanında olmak olarak yorumlanmıştır. Bunun da İspanya’nın iç işlerine müdahale etmek olduğu savunulmuştur (akt. Dokuyan, Karabulut, 2019).

Diğer yandan Cumhuriyetçilerin safında pek çok ülkeden antifaşist insan gelip savaşmıştır. Bunlar Uluslararası Tugay olarak adlandırılmaktadır. Bunun yanında Sovyetler Birliği bu savaşta cumhuriyetçilerden taraf olmuş ve onlara yardımda bulunmuştur. Burada amacın bir anlamda rejim ihracı olduğunu savunanlar da olmuştur. Rusya, Halk Cephesini açıktan destekleyen tek büyük devlet olmuştur. Ama bu yardımlar geç ulaşmış, kısa sürmüş ve hemen kesilmiştir (akt. Sertel, 2015). İspanya İç Savaşı, son olarak Madrid’in de milliyetçiler karşısında düşmesiyle General Franco ve Milliyetçiler lehine sonlanmıştır.

Muharrem Fevzi Togay’a göre, Rusya’daki Bolşevik Devrimi ve Fransız Devrimi dışında, dünya tarihinde böyle kanlı bir iç savaş görülmemiştir. Togay, bu savaşın hanedan rekabeti yahut güç odakları çatışmasından doğmadığı tespitinde bulunmuştur. Ona göre, bu iç savaş toplumsal ve sınıfsal anlaşmazlığın had safhaya ulaşmış olmasının sonucudur (akt. Dokuyan, Karabulut, 2019).

 

Sonuç

Anarşizm, savunduğu fikirler gereği hep otoritenin karşısında olmuş ve merkezsizleşmeyi desteklemiştir. Bu fikirler; anarşinin kendinden gelen otoritesizlik, örgütlenme ve strateji eksikliği bağlamında başarılı bir devrim yapmasının önündeki engeller olmuştur. Başka türlüsü de mümkün olamaz çünkü zaten anarşizm bunu savunmaktadır. Rusya Devrimi’nde anarşistler, Bolşevikleri otoriteye ve baskıya karşı desteklemiştir. Anarşistlerin iç savaş döneminde Bolşeviklerin yanında yer alması ve devrimciler olarak birleşilmesi belki de Rus Devrimi’ne başarıyı getirmiştir. Rusya Devrimi’nde, Bolşevikler tarafından muhalefet -anarşistler de içinde olmak üzere- susturulmuş ve netice anarşistlerin adlandırmasıyla sosyalist bir diktatörlük olmuştur. Diğer yandan İspanyol Devrimi’nde komünistlerden ziyade anarko-sendikalistler faal olmuş, monarşinin yıkılması Rusya örneğinin aksine daha sakin ve kendiliğinden olmuştur. İspanya’da Anarko-Sendikalistlerin sınandığı şey ise ordu ve etrafında birleşen monarşi yanlısı ve faşist ideolojiyi savunan milliyetçilerin ayaklanması olmuştur. İspanyol Devrim sürecinde Rusya örneğinin aksine bir liderler grubu oluşturulmamış, kesin bir strateji izlenmemiş, merkezileşme ve yukarıdan aşağı yönetim sistemi benimsenmemiştir. İspanya’da anarşistlerin kendiliğindenci, özgürlükçü ve tabana yayılmış otoriteyle yönetim şekli; Franco’nun tek merkezden yönetilen, disiplinli ve planlı ordusuyla baş edememiştir. İspanya Devrimi, farklı dış güçlerin ve farklı fikirleri savunan devrimci iç güçlerin çatışmasının ortasında kalmış ve kısa süreli başarısından sonra trajik şekilde sonuçlanmıştır. İspanyol Devrimi, gerek faşist güçlerin daha güçlü olması ve daha fazla destek almasından dolayı gerekse devrimci kesimin belirli bir stratejisinin ve merkez komutasının olmamasından dolayı başarısız olmuştur. Başarısız olmasındaki bir diğer etken ise devrimci örgütlerin ve cumhuriyet yanlılarının faşistlere karşı tek tarafta birleşememesi olmuştur. Bookchin’in aktardığına göre, İspanyol liberteryen hareketi, planlı bir toplumsal dönüşümü başarmayı hedeflemek yerine toplumsal adaletsizlikleri protesto etmeye odaklanmıştır. İspanyol devrimcileri, devrimi gerçekleştirdiklerinde ne yapacaklarına dair bir plan sahibi bile olmamıştır. Bütün bunlar İspanyol devrimcilerine başarısızlık getirmiştir. Bu yazıda da anlatıldığı gibi Rusya Devrimi pek çok yönüyle İspanyol Devrimi’nden farklıdır. Birisi görece bir toplumsal dönüşümü sağlayabilmişken sosyalist bir diktatörlüğe kurban gitmiş diğeriyse toplumsal dönüşümü tam sağlayamadan faşizme kurban gitmiştir. İki devrimde de olan toplumlara olmuştur. Berkman’ın da dediği gibi ”Kaktüs tohumundan gül yetiştiremezsiniz. Diktatörlükten insanlık ve adalet, zorlamadan özgürlük ürünü elde edemezsiniz.”

 

 

MEHTAP DENİZ YILMAZER

ANARŞİZM OKUMALARI STAJYERİ

 

KAYNAKÇA

Avrich, P. (1992). Rus Devrimi’nde Anarşistler. İstanbul: Metis Yayınları.

Bakunin, M. (2016). Tanrı ve Devlet. İstanbul: Öteki Yayınevi.

Armaoğlu, F. (2007). 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi, c. 1-2: 1914-1995, İstanbul: Alkım Yayınevi.

Bookchin, M. (2014). Devrimci Halk Hareketleri Tarihi: Spartakistlerden İspanya İç Savaşına. Ankara: Dipnot Yayınları.

 

İnternet Siteleri

Dokuyan, S.,& Karabulut, M. S. (2019). İspanya İç Savaşının başlaması ve savaşın Türk basınındaki yansımaları (1936). Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi. Şuradan ulaşılmıştır: 910154 (dergipark.org.tr) (2 Aralık 2020).

Serttel, S. (2015). Türk hariciye raporlarına göre İspanya İç Savaşı (1936-1939). Şuradan ulaşılmıştır: *Microsoft Word – 13- Savaş Sertel (dergipark.org.tr) (5 Aralık 2020).

Aydar, F. B. (2016). Seksen yıl sonra İspanya İç Savaşı. Şuradan ulaşılmıştır: *Seksen_Yil_Sonra_Ispanya_Ic_Savasi_Toplu.pdf (8 Aralık 2020)

1917: Dünyayı Değiştiren Devrimlerin Yılı – BBC News Turkce (29 Kasım 2020)

Bolşevikler Anarşistleri Vuruyor – 1922 – Alexander Berkman, Emma Goldman. – Anarşizm.ORG (anarsizm.org) (24 Kasım 2020)

Rus Devrimi Üzerine: Devrim ve Diktatörlük | Anarşist Kütüphane (anarchistlibraries.net) (24 Kasım 2020)

İspanya. (2017). İspanya (aa.com.tr) (10 Aralık 2020).

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here