Dış Politika ve Enerji Ekonomisi: Çin’in Sudan’da Uyguladığı Ekonomi Politikaları Örneği

0
653

 

 

Özet

Uluslararası aktörlerin iç politikalarında olduğu kadar dış politikalarında da başlıca yönlendirici faktörlerinden biri ekonomidir.

Ekonomi, trenin ilk vagonu olarak diğer yapıları beraberinde sürükler. Dış politikada ekonominin yarattığı dinamizm uluslararası ilişkileri canlandıran ve ülkeleri güçlendiren en önemli yapıtaşlarındandır. Ülkelerin küresel arenada söz sahibi olabilmesi için uluslararası çapta yakalamaları gereken gelişim çizgisi de bu yapıtaşı temelinde ilerlemektedir.

Küresel güç aktörlerinin dünya ekonomisinde kıyasıya rekabet halinde olduğu günümüzde, ülkelerin izlemiş oldukları ekonomi politikaları büyük stratejik değer taşımaktadır. Bu bağlamda modern dünyanın yükselen gücü kabul edilen Çin’in uluslararası alandaki ekonomi politikalarına bakmak konuyu örneklemek adına yerinde olacaktır. Dış politikada ekonominin önemine ve sürdürülebilir politikalar üretebilmek için izlediği stratejilere bakmak enerjide izlenen politikaların ekonomiye ve ülke gelişimine etkisini görmemize yardımcı olacaktır. İzlediği gelişim çizgisi ile Çin’in politikalarına bakmak diğer aktörler açısından da örnek teşkil etmektedir. “Dünyanın fabrikası” olarak görülen Çin’in bu fabrikayı işletmek için sürekli enerjiye ihtiyacı vardır. Birçok küresel güç aktörü gibi, belki de çok daha şiddetli şekilde, ekonomisinin temelinde yer alan güvenli ve sürekli enerji elde etme ihtiyacının bir sonucu olarak Afrika’da, daha spesifik olaraksa Sudan’da izlediği enerji politikalarına bakmak stratejik açıdan konuya ışık tutulacaktır.

Anahtar Sözcükler: Dış Politikada Ekonomi, Enerji Politikaları, Çin, Sudan.

 

Giriş

Uluslararası sistemde küresel aktörlerin varoluş mücadelesi dış politika üzerinden ilerlemektedir. Dış politikada etkili olmanın en önemli araçlarından biri ise ekonomidir. Ekonomi politikaları bir ülkenin siyasi, askeri hatta toplumsal paradigmalarını etkileyebilecek kadar stratejik durumdadır. Ekonomide ise en önemli faktörlerden biri enerji üzerinde yürütülen politikalardır. Bu düşünceler ışığında çalışmamız makro açıdan enerji politikalarının dış politikadaki etkilerini incelerken, mikro bazda bu veriyi Çin’in Sudan üzerinde uyguladığı enerji politikalarından yola çıkarak işlemeyi hedeflemektedir.

Buna göre ilk olarak küresel güç olma yarışında enerjinin öneminden kısaca bahsedilecektir. Sonrasında Çin’in ekonomik yapısından yola çıkılarak Sudan’da uyguladığı politikaların dış politikasındaki yerine ve önemine değinilecektir. Enerjide yaşanan köşe kapma yarışında geldiği konum ve Afrika’ya yönelik tutumuna ışık tutulacaktır.Sudan açısından bakıldığında ise daha önce başka güçlerin enerji kaynakları üzerinde uyguladıkları politikalar yanında Çin’in stratejisini değerlendirecek ve Sudan’ın, dolayısıyla Afrika’nın içinde bulunduğu durumla ilgili bilgi verilecektir.   

Dış Politikada Enerjinin Gücü

Sanayi Devrimi’nden bu yana dünyada enerji kaynaklarına sahip olabilmek için kıyasıya bir yarış başlamıştır ve bu durum birçok çatışma ve krize de sebep olmuştur. Geçtiğimiz yüzyılda dünyamızda kömür çağından petrol çağına geçiş döneminin sancıları yaşanmıştır. Söz konusu döneme, petrol rezervlerini ele geçirme ve kontrol etme çabası damgasını vurmuştur. Dünyadaki siyasal ve ekonomik güç petrol hammaddesi etrafında ve temelde önceleri İngiltere ve daha sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin oluşturduğu politikalar çerçevesinde şekillenmiştir.1 Son yıllarda ise eklenen yeni küresel güçler de politikalarda etkili olmaya başlamıştır. Hızlı gelişim çizgisi, nüfusu ve izlediği politikalarla ekonomisini her yıl büyüten Çin, yükselen yeni güçlerden biridir. Son yüzyıldaki jeopolitik gelişmeler Avrasya’nın kenar kuşağı üzerinde mücadeleler şeklinde olmuştur. Kenar kuşağın dışında kalan ama jeopolitik mücadelenin etkilerini sürekli hisseden Afrika ve Güney Amerika’da günümüzde küresel jeopolitiğin parçası olarak kabul görmektedir. [2]

Çin’in Dış Politikası

Çin, barışa yönelik bağımsız bir dış politika izlemektedir. Çin’in dış politikasının amacı, dünya barışını korumanın ve ortak gelişmeyi desteklemenin yanı sıra uzun vadede Çin’in modernizasyonu için barışçıl ve güvenli bir ortam yaratmaktır. Bu amaçla Çin, barışçıl bir dünyaya ulaşmak için küçük ya da büyük, gelişmiş ya da gelişmekte olan bütün ülkelerin beş ilkeye bağlı kalması gerektiğini öngörmektedir. Bu ilkeler; birbirlerinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü ihlal etmemek, birbirlerinin içişlerine karışmamak, karşılıklı yarar, eşitlik ve barışçıl bir ortamda birlikte yaşamaktır.2   

Çin’in barış içinde yaşama ilkesi ve diğer devletlerle iyi ilişkiler kurmak istemesi enerji güvenliği politikasıyla birebir örtüşmektedir. Günümüzde yalnızca kendi iç talebinin bir kısmını karşılayabilecek kısıtlı miktarda petrol üretebilen Çin, hem mevcut ekonomik yapısını korumak hem de kalkınmasını sürdürmek için kesintisiz bir biçimde enerji temin edeceği kaynaklara ulaşmak durumundadır. 2003’ten beri dünyanın en fazla petrol tüketen ikinci ülkesi olan Çin, günümüzde petrol ihtiyacının üçte birini dış ülkelerden karşılamaktadır ve bu oranın 2020 yılında yüzde 50’ye ve 2030 yılında yüzde 80’e çıkacağı tahmin edilmektedir. Bu nedenle, ülke ekonomisini ayakta tutacak olan güvenilir petrol kaynaklarına ulaşmak Çin dış politikasının ana hedeflerinden biridir.3

Çin’in petrol ithal ettiği ülkeler incelendiğinde oldukça geniş dağılımlı bir tablo ortaya çıkmaktadır.  Çin, Orta Doğu, Orta Asya, Latin Amerika ve Afrika ülkelerinden petrol ithal etmektedir. Çin Afrika’da oldukça aktif durumdadır. Dünyanın en hızlı kalkınan ülkesinin, bu ekonomik büyümeyi sürdürebilmek için gereken enerji ve maden kaynakları bakımından oldukça zengin Afrika’ya yönelik bir politika geliştirmesi şüphesiz şaşırtıcı değildir. Çin ve Afrika ülkeleri arasındaki stratejik işbirliği, 2000 yılında kurulan ve her üç yılda bir toplanan Çin Afrika İşbirliği Forumu (FOCAC) aracılığı ile devam etmektedir. 2006 yılında 48 Afrika ülkesinin katılımı ile gerçekleştirilen üçüncü Çin Afrika İşbirliği Forumu zirvesinde özellikle taraflar arasındaki siyasi eşitlik vurgusu yapılmıştır. Afrika halklarının yıllarca sömürge altında yaşadığı göz önüne alındığında bu vurgu Çin’in Afrika’daki imajını güçlendirecek bir unsurdur. Bunun yanı sıra, bu kıtadaki alt yapı projelerine, eğitime ve sağlık hizmetlerine yaptığı katkılar Çin’in yumuşak gücünün Afrika’da önemli ölçüde artmasını sağlamıştır.3 Özetle, Çin küreselleşen dünya ekonomisinde ve siyasetinde yerini almış, ekonomik büyümesini sürdürmeye yardımcı olacak şekilde dış politikasını ve güvenlik politikasını, barış içinde yaşama ilkesi ve diğer devletlerle iyi ilişkiler kurma temeline oturtmuştur. Ekonomi politikalarında da enerji sağlamaya yönelik stratejik adımlar atmaktadır.

Çin’in Afrika Politikası

Günümüzde Çin Halk Cumhuriyeti İle Afrika ilişkileri zirve yapmış durumdadır. Birçok alanda sağlanan bu yakın ilişki en çok ticaret, yatırım, yardım ve enerji alanlarında meydana gelmiştir. 1990 yılında aralarındaki ticaret yaklaşık 1 milyar doları bulurken bu rakam 2010 itibariyle 126,9 milyar doları geçmiştir. Çin Halk Cumhuriyeti, 2009 itibariyle ABD’yi de geçerek Afrika’nın en büyük ticari ortağı olmuştur. ÇHC’nin Afrika ile ticari ilişkilerinde de merkantilist politikanın izlerini gözlemlemek mümkündür. Afrika’dan hammadde ve petrol ithal eden ÇHC’nin Afrika’ya olan ihracatının büyük bir kısmını mamul ürünler oluşturmaktadır. Yani Afrika sadece ÇHC için enerji ve doğal kaynak temini sağlayacak önemli bir coğrafya değil aynı zamanda ürettiği ürünleri satabilecek büyük bir pazardır. Böylece dış ticaret fazlası fazlası vermese de ticareti dengede tutmayı başarmaktadır. [3]

Afrika’nın 2000 yılındaki ihracatı yaklaşık 150 milyar dolardan 2010 itibariyle yaklaşık olarak 550 milyar dolara yükselmiştir. Yaklaşık 4 kat artış gösteren bu artış eğiliminde iki husus dikkat çekmektedir. Birincisi, Avrupa’nın ve ABD’nin ihracattaki paylarının yüzde 47’den, yüzde 33’lere düşmesidir. Diğer önemli gelişme ise ÇHC’nin Afrika’nın toplam ihracattaki payının yüzde 3,2’den yüzde 12 seviyelerine yükselmesidir. Genel itibariyle Angola, Sudan, Kongo Cumhuriyeti gibi petrol zengini ülkelerin belirli ölçülerde dış ticaret fazlası verdikleri gözlenmektedir. İkili ticarette bir dengeden söz edilse de ÇHC’nin ucuz Çin mallarıyla petrolü dengelediği unutulmamalıdır. Kısaca düşük katma değere sahip malların karşılığında yüksek katma değere sahip petrol ithal edilmektedir. Bunun yanında ÇHC’nin uygulamış olduğu düşük kur politikası sayesinde ucuz Çin mallarının alım gücü düşük olan Afrika ülkelerinde yoğun talep görmesi, Afrika’daki sanayi ve istihdamın iyice yara almasına sebep olmaktadır.  [4]

 

ÇHC’nin Afrika’ya yönelik hedeflerini Ian Taylor kısa ve uzun vadeli olmak üzere ikiye ayırmaktadır. ÇHC’nin kısa vadeli hedefi büyüyen endüstrisini ve artan iç talebini karşılayacak enerji güvenliğini sağlamaktır. Uzun vadeli hedefi ise ÇHC’yi uluslararası enerji piyasasında küresel bir pozisyona getirmektir. ÇHC enerji kaynaklarını uzun vadeli temin etmeye yönelik anlaşmalar yapmaktadır. Bununla beraber uluslararası enerji piyasalarına bağımlılığı azaltmak maksadıyla Afrika’daki petrol bölgelerinin satın alımına gidilmekte ya da petrol şirketlerinin/ bölgelerinin hisseleri satın alınmaktadır. Afrika ÇHC’nin uzun vadeli enerji güvenliğini sağlamak için ideal bir coğrafyadır. Çünkü kısa vadeli hedefleri olan ve kar amaçlı faaliyet yürüten Batılı şirketler, Afrika’ya yönelik yatırımlarda Çinli şirketler kadar cesur adım atamamaktadır. Afrika’nın zayıf yapısı ve henüz tam olarak oturmamış bürokratik düzenlemeleriyle beraber bazı ülkelerde yaşanan iç güvenlik sorunları, Batılı şirketleri Afrika’ya yatırım yapma konusunda endişelendirmektedir. Örneğin Shell, Nijerya’da günlük 150 bin varil petrolün yerel çeteler tarafından çalındığını rapor etmiştir. Buna benzer sorunlar Batılı şirketlerin cesur bir şekilde Afrika’da yatırım yapmasına engel olmaktadır. Bu yüzden Çinli şirketler ABD ve Avrupalı şirketlerin olmadığı, rekabetin daha düşük olduğu bölgelerde daha kolay faaliyet göstermektedirler. Taylor ayrıca ÇHC’nin uzun vadeli hedefinin daha öncelikli olduğunu ve bunu gelecekte enerji fiyatlarını manipülasyonda kullanacağını iddia etmektedir.

Nitekim ÇHC’nin Afrika’ya açılmasında kamu teşebbüsleri ve Çinli şirketlerin büyük önem taşıdığı görülmektedir. Büyük çaplı şirketler devlet desteğiyle sağlanan düşük faizli kredilerle petrol, maden veya altyapı işlerine girmektedir. Orta çaplı şirketler imalat, telekomünikasyon ve hizmet sektöründe faaliyet göstermektedir. Küçük sermayeli şirketler ise hafif sanayi, toptan ve perakende işleriyle meşgul olmaktadırlar. Bu faaliyetler ÇHC-Afrika Kalkınma Fonu (China-Africa Development Fund), ÇHC Sanayi ve Ticaret Bankası (ICBC) ile ÇHC Exim Bank tarafından desteklenmektedir. Çin dışarı açılma politikasıyla beraber birçok Çinli şirket Afrika’da ticaret ve yatırım faaliyetlerine başlamıştır. Çinli şirketlerin Afrika’daki sayısı tam olarak bilinmemekle birlikte rakam binlerle ifade edilmektedir.

ÇHC’nin Afrika’ya yatırımları 1970’li yıllardan itibaren devam etmekle birlikte 2000’li yıllara kadar gerçekleştirilen yatırımlar ölçek ve miktar olarak düşük kalmıştır. Bu döneme kadar yabancı yatırımcıların ülkede yatırım yapmalarına odaklanılmış, teşvikler buna göre düzenlenmiştir. 1990’lı yılların sonlarından itibaren yurt dışındaki yatırımlar teşvik edilmeye başlanmıştır.

Merkantilist politikaların ilkelerinden biri olan devletin belirleyici ve müdahil olması ilkesi mevcut durumda karşımıza çıkmaktadır. 1979-1990 arasında ÇHC, Afrika’da 102 projede 51,1 milyon dolar değerinde yatırım yapmıştır. Bu dönemde yapılan her bir yatırımın ortalama maliyeti 500.000 dolar gibi düşük seviyede gerçekleşmiştir. 2000’li yıllardan itibaren özellikle Çin-Afrika Formu ( Forum on China-Africa Cooperation-FOCAC)’nun organize etmesiyle ÇHC’nin Afrika’ya yatırımları ivme kazanmış ve yatırımların ölçekleri artırılmıştır. 2003 yılında toplam yatırım stoku 490 milyon dolar seviyesinden 2010 itibariyle 13,1 milyar dolar seviyesine ulaşmıştır.

Petrol talebi giderek artan ÇHC, dünya petrol rezervlerinin % 1,1lik kısmına sahiptir. Dünya petrolünün % 5’ini üretebilen ÇHC, yaklaşık olarak % 11’lik kısmını tüketmektedir. Bu bağlamda tükettiğinin yarısını dahi üretemeyen ÇHC’nin, Afrika’ya yönelik izlediği merkantilist politikaların temelini Afrika’nın sahip olduğu doğal kaynaklar oluşturmaktadır. Afrika, endüstrisi devleşen ve ekonomisi ihracat üzerine kurulan ÇHC’nin enerji ve hammadde talebini karşılayacağı stratejik bir coğrafya haline gelmiştir. ÇHC’nin 2010 yılı itibariyle ham petrol ihtiyacının %22’si Angola ve Sudan’dan karşılanmaktadır. ÇHC’nin Afrika petrol ithalatındaki payı 2007-2010 yılları arasında %4’lük bir artış kaydetmiştir. ÇHC’nin Afrika’dan petrol temin ettiği ülkelerin başında ise Sudan gelmektedir. ÇHC’nin toplam petrol ithalatında Sudan’ın payı %5’i bulmaktadır. Sudan, Angola’dan sonra Afrika’daki ikinci büyük petrol kaynağıdır. Angola ÇHC’ye daha büyük hacimlerde petrol sağlamasına rağmen, Sudan’da gerçekleştirilen yatırımlar enerji güvenliğini artırmış ve Sudan’ın konumunu ayrıcalıklı kılmıştır.(4)   

 

Çin’in Nüfus Yapısı ve Ekonomisi

Çin dünyanın en kalabalık ülkesidir. Ülkenin tahmin edilen nüfusu 1 milyar 300 milyon civarındadır. Ayrıca en fazla  nüfus yoğunluğuna sahip ülkelerden de biridir. Çin genelinde kilometrekareye düşen nüfus yoğunluğu 135 kişidir. İç bölgelerdeki nüfus yoğunluğu 71,4 kişi iken, batı bölgelerde kilometrekare başına 11,8 kişi düşmektedir. Ülkedeki bu nüfusun etkisi; küresel gıda talebi, enerji kullanımı ve çevre üzerinde kendisini göstermektedir. Bu durum Çin’i ucuz işgücü pazarı haline getirmiştir. Ülkenin 2020 yılında 1,4 milyarlık bir nüfusa ulaşması beklenmektedir. 21. yüzyıl ortalarına kadar nüfusun artmaya devam edeceği ve 1,6 milyar civarında dengeleneceği beklenmektedir. Ailelerin tek çocuk sahibi olmaya teşvik edilmesi gibi politikalar sonucunda hızı azalsa da nüfus artışı devam etmektedir. Nüfusun yüzde 91,6’sı Han kökenli Çinliler, yüzde 16,7’sini ise aralarında Uygurların da bulunduğu diğer azınlıklar oluşturmaktadır.

Çin zengin tarihi, özgün uygarlık yapısı, kalabalık nüfusu ve son yıllarda hızla gelişen ekonomisiyle dikkatlerin üzerine çekmektedir. 19. yüzyılın başlarına kadar dünyanın diğer bölgelerine göre oldukça gelişmiş bir ülke olan Çin, batıdaki sanayileşme devrimi sonrasında Avrupalı devletlerin yakaladığı teknolojik gelişim ve deniz aşırı ticaret karşısında duramamış ve değişime ayak uyduramayarak hızlı bir ekonomik çöküş süreci yaşamıştır. Batılı devletler, Rusya ve Japonya ile yaşanan savaşlar sonucunda bazı topraklarını kaybetmiş, sömürgeci devletlerin hedefi durumuna gelmiştir. Dünya güç dengesinde İngiltere, Almanya, Japonya, Rusya ve daha sonra ABD gibi güçler ön plana çıkarken, Çin geri planda kalmıştır. Uzun yıllar dış dünyaya kapalı bir ekonomi politikası uygulayan Çin, 1980’lerin başlarında, kollektif tarım uygulamasını durdurdu ve özel teşebbüse yeniden izin verdi. Şu anda dünyanın en büyük ihracatçılarından olan ülkeye rekor düzeylerde dış yatırım çekmektedir. Aralık 2001’de, Çin Halk Cumhuriyeti’nin Dünya Ticaret Örgütü’yle 15 yıldır sürdürdüğü üyelik müzakereleri tamamlandı. Hemen ertesinde yıllardır sinyalleri verilen yüksek büyüme hızı beraberinde geldi, ticaret hacimlerinde rekorlar kırıldı, uluslararası doğrudan yatırımların en cazip çekim merkezi oldu. Satın alma paritesine göre hesaplandığında dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olan Çin’in, normal şartlar altında bu sıralamada birinciliğe yükselmesi öngörülmektedir.([5])

ÇHC 2010 yılında Japonya’yı geçerek ABD’nin ardından dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline gelmiştir. 2011 yılında % 9,2 olan büyüme hızı 2012 yılında dış konjonktüre bağlı olarak yavaşlamış ve % 7,8 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran son 13 yılın en düşük rakamıdır. Böylece GSYİH 8,28 trilyon Dolar’ı, kişi başına GSMH ise 5461 Dolar’ı bulmuştur. 2012 yılında enflasyon oranı % 2,5, işsizlik oranı % 6,4 civarında seyretmiştir.

2012 yılında ÇHC’nin dış ticareti, 2011 yılına göre % 6,2 oranında artışla 3,86 trilyon Dolar olarak gerçekleşmiştir. İhracat % 7,9 artışla 2,05 trilyon Dolar, ithalat % 4,3 artışla 1,82 trilyon Dolar, dış ticaret fazlası ise % 48,1 artışla 231,1 milyar Dolar olarak kaydedilmiştir. Avro bölgesindeki ekonomik buhran, küresel ekonomideki toparlanma sürecinin yavaş ilerlemesi ve dış talepteki daralma, ülke içinde maliyetlerin yükselmesi, RMB-Yuan’ın değer kazanması, küresel ölçekte ticari korumacılığın belirginleşmesi ve imalat sanayinde rekabetin artması gibi faktörler ÇHC dış ticaretinin hedeflerin gerisinde kalmasını açıklamaktadır. Bununla birlikte, ÇHC’nin küresel ticaretteki payının % 10,5 seviyesinden % 11,1’e yükseldiği vakıadır. Hâlihazırda ÇHC dünyanın en büyük ihracatçısı ve ikinci büyük ithalatçısı, 124 ülkenin en büyük ticaret ortağı durumundadır.

ÇHC’nin en büyük ticaret ortağı olan AB ile ticaret hacmi, 2012 yılından bir önceki yıla göre % 3,7 gerileyerek 546 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. ABD ile ticaret % 8,5 artmış ve 491 milyar dolar olarak kaydedilmiştir. ÇHC’nin üçüncü büyük ticaret ortağı ASEAN ile ticaret hacmi ise % 10,2 artışla 400 milyar ABD Dolarını bulmuş, Japonya ile ticaret hacmi % 3,9 azalarak 329,45 milyar Dolar olarak gerçekleşmiştir.

2012 yılında ÇHC’nin mali olmayan sektörlerdeki yurtdışı doğrudan yatırımları % 28,6 artışla 77,22 milyar Dolara ulaşmıştır. ÇHC’nin Rusya’daki yatırımları % 117,8, ABD’deki yatırımları % 66,4, Japonya’daki yatırımları % 47,8 ve ASEAN ülkelerindeki yatırımları % 52 oranında artmıştır. ÇHC hükümeti 2012 yılı sonu itibariyle 400 milyar dolara ulaşan yurtdışı doğrudan yatırımlarının 2015 yılında 560 milyar dolara ulaşmasını beklemektedir. ÇHC’nin yurtdışı doğrudan yatırımları çoğunlukla birleşme ve satın alma şeklinde tezahür etmektedir. Artan hammadde ihtiyacına koşut olarak birleşme ve satın almalar petrol, doğalgaz ve maden sektöründe yoğunlaşmıştır. 2012 yılında ÇHC’ye yapılan yurtdışı doğrudan yatırım miktarı 2011 yılına göre % 3,7 azalarak 111,72 milyar Dolar düzeyinde gerçekleşmiştir. ([6])

Afrika’daki Durum ve Dünya Ülkelerinin Rekabeti

Osmanlı’nın duraklama dönemine girmesi ve güç kaybetmeye başlaması ile Portekizli, İspanyol, Hollandalı, Belçikalı, İngiliz, Fransız ve diğer batılı ülkeler sahil şeritlerinden başlayarak kıtayı işgal ettiler. O dönemde yokluk ve sefalet içindeki Avrupa için Afrika; altın, elmas gibi değerli madenler, baharatlar, kumaşlar ve benzeri birçok alanda zenginliklere ulaşılan yerdi. 1. Dünya savaşının ardından Afrika Batılı devletler tarafından tamamen işgal edildi. Neredeyse harita üzerinde cetvelle sınırlar oluşturuldu. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ülkeler birer birer bağımsızlıklarını kazansalar da ekonomik bakımdan işgal sürmeye devam etti. Afrika’ya Batılı devletler ve Asya’nın devleri Çin ve Hindistan gibi ülkeler tarafından önem verilmeye başlanmasını yabancı yatırımların artış oranı ile görmek mümkün. 2006 yılında doğrudan yabancı yatırım miktarı 40 milyar dolara yaklaştı. Bu yatırımların üçte ikisi Avrupalı devletler tarafından gerçekleştirildi. Petrol ve doğalgaz kaynakları için Ortadoğu’dan beklediğini bulamayan Fransa; Kamerun, Çad ve Gabon gibi Frankafon ülkelere ağırlık verdi. Ucuz ve güvenilir petrol için Amerika’nın da gözdesi Afrika’ydı. Son yıllarda Avrupa’nın yanı sıra yeni bir ekonomik güç daha Afrika’ da egemenlik kurmaya gayret ediyor, Asya Devi Çin, birçok Afrika ülkesi ile ekonomik ilişkilerini hızla artırıyordu.  Örneğin, krom rezervlerinin yüzde 78’i, platinin yüzde 89’u, kobaltın yüzde 59’u Afrika kıtasında yer alıyor. En büyük beş doğalgaz üreticisi ülkelerden Cezayir ile petrol devi Nijerya da yine Afrika ülkesi. Batılı bir kaç şirketin yılda 80 milyar dolara yakın gelir elde ettiği kakaonun da yaklaşık dörtte üçü bu kıtada üretiliyor. 2000 – 2007 yılları arasında Çin, Rusya ve Bağımsız Devletler Topluluğu’ndan sonra dış ticaret hacmini yüzde 16 ortalama ile artıran en büyük üçüncü bölge Afrika oldu. Gelişmiş her ülkenin gözünü bu kıtaya dikmesinin temelinde bu potansiyeller kadar zengin yer altı kaynakları yatıyor. Petrol, kömür, adı dahi konulmamış nehirler, doğalgaz ve yenilenebilir enerji kaynakları açısından son derece zengin kıta, Çin gibi dünyanın fabrikası olmayı üstlenen ülkeler açısından daha da önemli hale geliyor. (7)

Son yıllarda Amerika ve Avrupalılar kadar Afrika kıtasına en büyük ilgiyi gösteren Çin oldu. Devlet Başkanı Jiang Zemin’in 2000 yılında 48 Afrikalı devlet başkanı ile düzenlediği zirvede Çin-Afrika İşbirliği Forumu’nun kurulması iki bölge arasında yeni bir sayfanın açılmasını sağladı. Çin’in küresel bir ekonomik güç haline gelmesinde kıtada bulduğu enerji kaynaklarının etkisi kadar, Afrika’nın da kalkınmasında Kızıl Dev’in etkisi oldu. 100 milyar doları aşan ticaret hacmi bunun en somut göstergesi. Bağımsızlıklarını kazandıktan sonra kendilerine ‘Batılı yani sömürgeci olmayan’ destek arayan Afrikalılar için Çin ‘biçilmiş kaftan’ idi. Örneğin, Sudan, Amerika’nın bütün baskılarına karşılık petrol ve diğer konularda Asya devi ile işbirliğine gitti. Dünyanın en büyük ikinci petrol tüketicisi Çin, artık ihtiyacının yüzde 25’ini Sudan ve Gine’den karşılıyor. Asya devinin petrol ihtiyacının önemli bir kısmını karşılayan Sudan, hem Amerika’ya karşı durabiliyor hem de savunma sanayi desteğini alıyor. Çin Ulusal Petrol Şirketi, 1999 yılından bu yana ülkedeki rafineri ve boru hatları için 3 milyar dolarlık yatırım yaptı. Halen Sudan’daki petrol yataklarını elinde bulunduran Büyük Nil Petrol İşletmeleri Şirketi’nin yüzde 41 hissesini elinde bulunduruyor. Çad, Nijerya, Angola ve Gabon’daki kaynaklarla da ilgilenen Çin, Tanzanya’nın güneyinde de petrol arıyor. Her yıl ilk resmi deniz aşırı ziyaretini Afrika’ya gerçekleştiren ülke, kredi musluklarını açmayı da ihmal etmedi. Sadece Angola’ya iç savaştaki tahribatın onarımı için açılan ihracat kredisi miktarı 2 milyar dolar. Angola buna karşılık günde 10 bin varil petrol veriyor. İki bölge arasındaki ticaret hacminde gelecek yıl hedefi 100 milyar dolar. Uzakdoğu’dan Eski Kıta’ya uzanan şirket sayısı 800’ü geçti. Kıta’dan Asya Devi’ne yapılan ihracatta petrolü, bakır, elmas, işlenmiş yiyecek ve ev tüketim malzemeleri takip ediyor. Dünyanın üretim merkezi ise her kalemde ürünü satıyor. Hatta ikinci el giysiler balyalar halinde Afrika’ya gönderiliyor ve köylerde açık artırma ile satılıyor.

Çin ‘in kıtada en sık başvurduğu yöntemlerin başında yardımlar geliyor. Herhangi bir karşılık beklemeyen yardım teklifleri Çin’i başta Amerika olmak üzere diğer devletlerin bir adım önüne geçiriyor. 2000 ‘den bu yana 31 ülkeye 1,5 milyar dolara yakın borç veren Çin, 2006 yılına kadar 5,74 milyar dolarlık yardım yaptı, aynı yıl 5 milyar dolar daha yardım gönderilmesine karar verdi. Bir başka yöntem ucuz maliyetli kredi vermek. Örneğin Namibya’ya 130 kişilik heyetle giden Çin yönetimi, bu ülkeyle tarihinde en yüksek miktarda ve en düşük faizli uzun dönem kredi anlaşmasını imzaladı. Karşılığında Çin firmalarının ürettiği 56 milyon dolarlık manyetik tarayıcı satın alınacak.

Bu dönemde küresel piyasalardaki krizle boğuşan Amerika’nın Afrika kıtasına bakışı değişiyor. 1998 ‘de Kenya ve Tanzanya büyükelçiliklerine yönelik bombalamalar ile 11 Eylül saldırısından sonra değişti. Enerji ihtiyacını karşılamak için Eski Kıta’yı yakından takip eden Amerika, daha saldırgan bir tavır göstermeye başladı. Bu saldırgan tavırdan hoşnut olmayan Afrika ülkeleri Çin ve diğer ülkelere kapılarını daha kolay açar oldu. Afrika kökenli ilk başkanını seçen Amerika’nın bölgeye ilgisinin somut göstergesi peş peşe gerçekleşen ziyaretler. Başkan Barack Huseyin Obama’nın tarihi ziyaretinden sonra Dışişleri Bakanı Hillary Clinton 7 ülkeyi kapsayan bir tur yaptı. Ziyaretlerin ana gündemi enerji, ekonomi ve ticaret hacminin artırılmasıydı. Dünyanın jandarması, eski başkan Bill Clinton döneminde başlatılan ‘Afrika ile yeni ortaklık’ adı altındaki planlarını tozlu raflardan indiriyor. Planın bir parçası olan Afrika Büyüme ve Fırsat Kanunu (AGOA), 48 Sahra altı Afrika ülkesinden 37’sini uygun ülkeler olarak değerlendiriyor. Halihazırda petrol tedarikinin yüzde 15’ini Afrika’dan gerçekleştiren Amerika bu rakamı 2015 yılına kadar yüzde 25’e çıkarmayı hedefliyor. Bu nedenle kıta ilişkilerini düzene sokmak isteyen ABD, 2007’de merkez üssü Almanya’da kurulu sadece Afrika’ya yönelik AFRICOM adında yeni komuta birimi oluşturdu. AFRICOM’un amacı da tıpkı Irak’taki işgalle benzer, “Afrika’ da istikrarın sağlanması.” ABD bu dönemde kesenin de ağzını açarak kalkınma yardımlarını 22 milyar dolara kadar artırdı. Amerika, 2004 ‘ten bu yana, 16 Afrika ülkesiyle iyi yönetim, şeffaf ve demokratik rejim esaslarına dayalı şekilde 5,5 milyar doları bulan ikili anlaşmalar imzaladı. ([7])

Çin Halk Cumhuriyeti, ABD dışında kıtada faaliyetlere önem veren güçlerin başında gelmektedir. Kıtayla hem ekonomik hem de siyasi anlamda ilişkilerini güçlendiren Çin ABD’nin Afrika’daki en büyük rakibi olarak adlandırılabilir. Afrika’ya olan Çin ilgisi bir anlamda ülkenin giderek büyüyen ve devleşen ekonomisiyle alakalıdır. Zira hızla büyüyen Çin ekonomisi hammadde ve enerji ihtiyacını Afrika’dan karşılama yoluna gitmiştir.  Giderek gelişen ve güçlenen Çin-Afrika ekonomik ilişkilerinin altın dönemi 2000 yılından sonra başlamıştır. 2000-2007 yılları arasında Çin’in dış ticaret hacmi %7,6 büyürken Afrika’yla olan ticaret hacmi %31.9 büyümüştür. Çin, Sahra Altı Afrika ülkeleri ile 2001-2005 yılları arasında 300’den fazla ticaret anlaşması ve kontratı imzalamıştır. Çin kurduğu ilişkiler çerçevesinde uygun ve vadeli krediler vermesinin yanında Afrika’da 34 ülkeyle yatırımların korunması, 14 ülkeyle de çifte vergilendirmenin kaldırılmasına yönelik anlaşmalar yapmıştır. IMF’nin rakamlarına göre 2007 yılına kadar Çin’in Afrika’da 49 ülkeye sağladığı doğrudan dış yatırım toplam 7 milyar 290 milyon dolara ulaşmıştır. Çin’in Afrika’yla olan ticaret hacmi ise 2010 yılında rekor kırarak 114 milyar dolara ulaşmıştır. Afrika’da yaklaşık 800 Çin şirketi faaliyet göstermektedir. Enerji alanında Afrika’yla işbirliğine giden Çin, Güney Sudan’da petrol geliştirme hakkını kendisine veren imtiyazlar elde etmiştir. Zira Çin petrol ihtiyacının %28’ini Afrika’dan karşılamaktadır. Çin Afrika’da ayrıca ilaç ve tekstil fabrikaları kurmakta, baraj, köprü ve yol inşaatları gerçekleştirmekte, maden ve elektrik işleri yürütmektedir. Çeşitli alanlarda artırılan ve güçlendirilen Çin-Afrika ilişkileri 2006 yılında düzenlenen ve 48 Afrika ülkesinin katıldığı Çin-Afrika Zirvesiyle kurumsal bir yapıya ve koordinasyona kavuşmuştur.  Afrika’da varlığı bu denli büyüyen Çin, Afrika’daki ABD çıkarlarına kaçınılmaz olarak bir tehdit oluşturmaktadır. ABD’nin kıtadaki askeri varlığı Amerikan militarist yaklaşımını yansıtırken Çin bu konuda daha farklı bir yaklaşım sergilemektedir. Çin’in yaklaşımı bazı çevreler tarafından Afrika’da sadece kendi çıkarları peşinde olduğuna dair eleştirilmektedir. Bu gibi eleştirilere rağmen Çin-Afrika ilişkileri hızla gelişmekte ve ABD’yi tedirgin etmektedir. ([8])

 

 

Çin’in Sudan Üzerinde Enerji Politikası 

Petrol talebi giderek artan ÇHC, dünya petrol rezervlerinin %1.1lik kısmına sahiptir. Dünya petrolünün %5’ini üretebilen ÇHC, yaklaşık olarak %11’lik kısmını tüketmektedir. Afrikaya yönelik olarak izlediği tutum bu veri baz alınarak bile yorumlanabilir. Endüstrisi devleşen ve ekonomisi ihracat üzerine kurulan ÇHC’nin enerji ve hammadde talebini karşılayacağı stratejik coğrafyaların başında Afrika geliyor. Buna bağlı olarakta Afrika’da doğal kaynak bakımından en fazla kaynaklara sahip ülkelerin önemi belirginleşiyor. Bu ülkelerin başında da Angola’dan sonra Sudan geliyor. Sudan, Angola’dan sonra Afrika’daki ikinci büyük petrol kaynağıdır. Angola ÇHC’ye daha büyük hacimlerde petrol sağlamasına rağmen Sudan’da gerçekleştirilen yatırımlar enerji güvenliğini artırmış ve Sudan’ın konumunu ayrıcalıklı kılmıştır.

 Sahip olduğu petrol potansiyeli Batılı şirketler tarafından keşfedilen Sudan’da ilk petrol araştıma faaliyetleri ABD’li Chevron şirketinin faaliyetleriyle başlamış. Fransız-Belçika menşeli Total, 1996’da Çinli, Malezyalı, Sudanlı şirketlerin katılımıyla kurulan GNPOC faaliyet gösterenler arasındadır. ÇHC’de daha sonra GNPOC üzerinden faaliyet göstermiş. GNPOC’un toplam bedeli zaman içerisinde gerçekleştirilen yatırımlarla 1.7 milyar doları bulmuş, bu rakamın 757 milyon doları ÇHC tarafından karşılanmıştır.

Sudan’ın petrol ihraç etmedeki başarısına en büyük katkı ÇHC tarafından sağlanmıştır. ÇHC ile Sudan’ın 1950’li yılların başından itibaren geliştirdiği dostça ilişkiler 1990’lı yılların ortalarından itibaren merkantilist politikalar düzleminde gelişme kaydetmiştir. Bu merkantilist politikaların uygulanmasında ticaret ve yatırım etkin araçlarken en kritik hususu enerji oluşturmaktadır. Hammaddenin güvenli şekilde temini politikaların en temel dayanağı konumundadır. Sudan’ın ürettiği petrolün %77’lik kısmını alan ÇHC’nin Sudan’a yönelik faaliyetlerinde enerjinin yeri açık şekilde görülmektedir. Günlük 337,000 varil petrol üreten Sudan bunun 260,000 varilini ÇHC’ye ihraç etmektedir.

2010 yılı itibariyle ÇHC’ye ait şirketlerin petrol üretimi günlük 1,3 milyon varile ulaşmıştır. Bu rakam ÇHC’nin ithal ettiği miktarın yaklaşık %38’ini oluşturmaktadır. Üretilen bu rakamın yaklaşık %49’u Afrika, %32’si Kafkasya ve Orta Asya ülkelerinden sağlanmaktadır.[9]

Çinli şirketlerin genel olarak Afrika politikalarında da bahsettiğimiz üzere özellikle Sudan’da ilişkiler yalnızca enerji ile ilgili değildir. Enerji yanında ticaret, yatırım ve yardım ekseninde işler yapmaktadırlar. Sudan’ın birçok şehrinde ucuz Çin mallarını satan mağazalar bulunmaktadır. Belirli zamanlarda açılan fuarlar da iki taraf arasındaki ticareti artıran sebeplerdendir. Altyapı ve bahsettiğimiz diğer tüm faaliyetlerle birlikte Çin Sudan’da sağlam bir temelde varlığını sürdürmektedir.

 

Sonuç

ÇHC gibi sürekli büyüme gösteren, büyük nüfusa sahip ülkelerde bisikletin pedalını yani ekonomiyi döndürmek için büyük miktarlarda enerji ihtiyacı söz konusudur. Bu enerji ihtiyacı küresel güçler ve ÇHC gibi küresel  güç olabilme yarışında olan ülkeler açısından stratejik politikalar geliştirmeyi de gerekli kılmaktadır. Bu noktada enerjinin güvenli şekilde temini de politikaların temel ayaklarından birini oluşturmaktadır. Fosil enerji kaynakları, başta petrol olmak üzere, stratejik önemini hala korumaktadır ve bu da enerji jeopolitiğinin ülkelerin politikalarında hala yönlendirici başat faktörlerden olduğunu göstermektedir.

ÇHC, enerji güvenliliği ve kaynak zenginliği noktasında Afrika’yı güvenilir bir liman olarak görmektedir ki çalışmamızda kullanmış olduğumuz rakamlarda bu durumu destekler niteliktedir. ÇHC’nin Afrika’daki faaliyetlerini Batılılar her ne kadar “yeni sömürgecilik” olarak tanımlasalar da uygulanan politikalara bakıldığında tam olarak böyle bir kavramla itham etmenin çokta yerinde olmadığı görülmektedir. Faaliyetleri itibariyle bakıldığında 17.yüzyılın merkantilist politikalarının evrilip yeni bir şekle büründüğü noktasında birçok uzman görüş birliği içindedir. Çin’in politikalarının dört temel dayanağı olarak ticaret, yatırım, yardım ve enerji alınmaktadır. Sudan’daki faaliyetlerine bakıldığında bu dört temel dayanağa da örnekler bulmak mümkündür. ÇHC’nin faaliyetleri sonrası Sudan’da yaşanan gelişmelere ve ekonomik kalkınma durumuna bakıldığında da karşılıklı çıkar sağlandığı görülmektedir. Bu durum Sudan’da ÇHC’nin elini diğer ülkelere karşı da güçlendiren bir argümandır. ÇHC’nin barışçıl politikasının beş ilkesini de yine Afrika ve özelinde Sudan üzerinde de uyguladığını görmekteyiz. Ülkelerin içişlerine karışmadan yatırım, ticaret, enerji ve yardım temalarıyla ilerlemesiyle birlikte artan karşılıklı ticaretten de anlaşıldığı üzere başarılı politikalar yürüttüğü ve kısa ve uzun vadeli hedeflerine ulaşmaya adım adım gittiğini söyleyebiliriz. Sudan’ın sahip olduğu kaynakların oranı ve ÇHC’nin yatırımları gereği güvenli enerji temininde çok stratejik bir ülke olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Sonuç olarak, ÇHC için enerjiyi sorunsuz elde etmenin pedalın dönmesi, ekonominin işleyişi ve gelişmesi için çok temel bir noktada olduğunu söyleyebiliriz. Verilerle de desteklediğimiz üzere enerji temini, ekonomik gelişimin devamlılığını sağlayacak olan zincirin ilk halkasıdır. Ekonomik gelişimin devamlılığı ise halkın refahının artması, bu artış ise ordunun hızlı modernizasyonu anlamına gelmektedir. Bu noktada en önemlisi de zincirin son halkası olarak rejimin devamlılığının sağlanması bulunmaktadır ki bu da ancak refah düzeyi yüksek bir halk ve modern bir orduyla desteklendiğinde gerçekleştirilebilir. Bu noktada, ÇHC için dış politikanın temel araçlarından biri olan enerjinin dolaylı yoldan iç politikasını da etkilediği söylenebilir.

                                                                                                  

Sefa DEMİRBAŞ

TUİÇ Stajyeri 

 

 

                                                                                                          

 


1 Sevim, Cenk. Küresel Enerji Jeopolitiği ve Enerji Güvenliği, Journal of Yaşar University 2012, 26(7), 4378-4391.

2 Sandıklı, Atilla. Güllü, İlhan(2005). Geleceğin Süper Gücü Çin, Tasam Yayınları, s.57.

[3] Akçadağ, Emine(2010). Yükselen Güç Çinin Dünden Bugüne Dış Politika Analizi,  http://www.bilgesam.org/incele/865/-yukselen-guc-cin%E2%80%99in-dunden-bugune-dis-politika-analizi/#.VVCEn02Jhjo (Erişim Tarihi: 11 Mayıs 2015).

[4] Karaca, Ragıp Kutay. Yüksel, Aytaç (2014). Çin Halk Cumhuriyeti-Afrika İlişkisinde Enerji Faktörü; Sudan Örneği. Uluslararası Enerji ve Güvenlik Kongresi (23-24 Eylül 2014), Bildiriler Kitabı, Cilt II, s. 1091-1107.

[5] Ülke Profili: Çin Halk Cumhuriyeti,  http://www.aljazeera.com.tr/ulke-profili/ulke-profili-cin-halk-cumhuriyeti ( Erişim Tarihi: 16 Mayıs 2015)

[6] Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ekonomisi, http://www.mfa.gov.tr/cin-halk-cumhuriyeti-ekonomisi.tr.mfa ( Erişim Tarihi: 16 Mayıs )

[7]  Yıldız, Abdülhamit (2010). Büyüme’nin Yolu Afrika’dan Geçiyor, İstanbul Ticaret Odası. S.13,14,15.

[8] Sarı, Buğra. Ankara Üniversitesi Afrika Çalışmaları Dergisi  Cilt 1 • Sayı 2 • Bahar 2012. S. 114-115.

[9]  Karaca, Ragıp Kutay. Yüksel, Aytaç (2014). Çin Halk Cumhuriyeti-Afrika İlişkisinde Enerji Faktörü; Sudan Örneği. Uluslararası Enerji ve Güvenlik Kongresi (23-24 Eylül 2014), Bildiriler Kitabı, Cilt II, s. 1101-1103.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.