ABD’de Kürtaj Krizi: Roe V. Wade

Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi 24 Haziran Cuma günü, kadınların anayasal kürtaj hakkını tanıyan 1973 tarihli Roe v. Wade kararını bozdu.

Roe v. Wade kararı ilk olarak 1973’te yasallaşmış ve 1992 tarihli Planned Parenthood v Casey ile kapsamı genişletilmişti. Yaklaşık 50 yıldır uygulanan Roe v Wade kararına göre, ABD’deki kadınların hamileliklerinin ilk üç ayında kürtaj için mutlak hakları bulunuyordu. İkinci üç aylık dönemde bazı eyaletlerde sınırlamalar devreye girebilirken son üç ayda ise eyaletlerin kürtajı, sınırlama ya da yasaklama hakkı vardı.

Guttmacher Enstitüsü tarafından 2021 Ekim’de yapılan bir analize göre, 26 ABD eyaletinin, Roe v. Wade’in devrilmesinden sonra kürtajı yasaklama konusunda “kesin veya muhtemel” yasaları bulunmaktaydı. 24 Haziran Cuma gününden itibaren, ABD’deki 13 eyalette kürtajı yasaklamak için tasarlanmış “tetikleyici yasalar” devreye girdi. Bu kararla birlikte -ensest veya tecavüzden kaynaklanan hamilelikler hariç olmak üzere- hamileliğin herhangi bir aşamasında kürtaj yapan kadınlara, Yüksek Mahkemenin kararıyla, federal koruma kalktı. 24 Haziran’dan sonra, kürtaj konusunda, eyaletlerin kendi içlerinde karar alabilmelerinin önü açıldı. Böylece ABD’deki milyonlarca kadının hayatını dramatik bir şekilde değiştirecek; derinden kutuplaşmış bir ülkede artan gerilimi artıracak; Başkan Joe Biden tarafından da kınanan bir karar yasal hale geldi.

Roe v. Wade kararının bozulmasından sonra kürtaj hakkının yasallaşmasının gerekliliğini; buna karşın kararın haklılığını gerekçelendiren birçok açıklama yapıldı. Bu açıklamalar çoğunlukla kürtajın ABD’ye ekonomik etkilerine odaklanmaktadırlar. Bu tartışmalarda bir taraf kürtaj hakkının kadınların ekonomik alana daha fazla dâhil olmalarına yardımcı olduğunu savunurken; diğer taraf kürtajın yasaklanmasının uzun vadede ekonomiye çalışacak insan kazandıracağını iddia etmektedir. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre ise kürtajın yasaklanması kadınların kürtaj yapmalarının önüne geçememektedir. Kürtaj hakkının ellerinden alınması, kadınları sağlıksız ortamlarda, profesyonel olmayan insanlar tarafından kürtaj olmaya itmektedir. Bu yollarla kürtaja ulaşan kadınlar ise hayatlarını kaybetme riskiyle karşılaşmaktadırlar. Güvenli, zamanında, uygun maliyetli ve saygılı kürtaj hakkına erişim eksikliği insan sağlığı ve insan hakları sorunudur.

Yüksek Mahkeme’nin Roe v. Wade kararından önce yapılan anketlere göre, Amerikalıların büyük çoğunluğu Roe v. Wade’in yürürlükte kalmasını istemektedir. 1995’ten bu yana ilk kez kürtaj hakkının kişilerin tercihlerine bağlı olması gerektiğini düşünen ABD’lilerin oranı %55 oldu. Ayrıca ilk defa kürtajın ahlaki olarak kabul edilebilir olduğunu düşünen ABD’liler çoğunluktadırlar. Yapılan anketlere göre ABD’li yetişkinlerin %58’i, Roe kararından eyaletlerinin kısıtlayıcı değil, müsamahakâr olan kürtaj yasaları koymaları durumunda Yüksek Mahkeme’nin kararından memnun olacaklarını ifade etmektedirler.

Roe ‘nun devrilmesini isteyen azınlık ise kararı doğmamış çocukların hayatlarına yönelik bir koruma görmekte ve kararı “zafer” olarak tanımlamaktadırlar. Bu yüzden eyaletlerin kürtaj yapan kadınlara yönelik yaptırımlarını desteklemektedirler. Fakat Roe ‘nun devrilme ihtimali haberiyle birlikte kürtajın genel olarak ulaşılabilir olması gerektiğini söyleyenlerin oranı tarihindeki en yüksek seviyelere ulaşmıştır.

Birçok Amerikalının, bu kadar uzun süredir güvendiği bir anayasal hakkın Yüksek Mahkeme tarafından geri alınması, Amerika’da çok sık rastlanan bir durum değil. Bu yüzden konunun siyasi bir çatışma alanı olduğu şüphe götürmemektedir.

Roe v. Wade kararının kaldırılması olasılığı, neredeyse bir yıldır konuşulmaktaydı. Muhafazakârların yönetimde olduğu Mississippi eyaletinde, hamileliğin 15. haftası sonrası kürtaj yasaklama kararı Yüksek Mahkemeye taşınmış, Roe v Wade kararının ve ABD’de kürtajın anayasal hak olmasının iptal edilmesi istenmişti. En nihayetinde Donald Trump döneminde Cumhuriyetçiler tarafından atanan Yüksek Mahkeme üyeleri “ideolojik” bir kararla, anayasanın kürtaj için hiçbir temel hak içermediğini, 1973 tarihli dönüm noktası niteliğindeki Roe v Wade kararının “başlangıçtan itibaren feci şekilde yanlış” olduğunu ve eyaletlerin kürtajı uygun gördükleri şekilde düzenlemeye başlayabileceklerini ilan ettiler. ABD başkanı Joe Biden ise, kararı kınayarak eyaletlerin ve yerel yetkililerin, kürtajın yasal olduğu eyaletlere kürtaj yapmak için seyahat etmek isteyen kadınların engellenmesinin önüne geçmeye çalışacaklarını vurguladı.

California Demokratı Nancy Pelosi 24 Haziran günü yaptığı açıklamada, “Bir kadının temel sağlık kararları, aşırı sağcı politikacılar tarafından dikte edilmemeli, doktoru ve sevdikleriyle istişare içinde kendisi tarafından verilmelidir. Cumhuriyetçiler kadınları cezalandırmaya ve kontrol etmeye çalışırken, Demokratlar Roe v. Wade’i yasaya dönüştürmek için savaşmaya devam edecekler.” ifadelerini kullandı.

Kararın yankılarının, mahkemenin yüksek güvenlik sınırlarının çok ötesinde hissedileceği şimdiden öngörülebilmektedir. Biden’ın, Demokratların Kongre’nin kontrolünü elinde tutup tutmadığını belirlemek ve yargıçlar tarafından uzun süredir tanınan diğer hakları değiştirmek için Kasım seçimlerinde Roe v. Wade kararıyla mücadele etmesi gerekecektir.

Roe v. Wade kararının sonuçları Pelosi’nin ifadeleriyle özetlenecek olursa şu şekildedir: “Amerikalı kadınlar bugün annelerinden daha az özgürlüğe sahipler.” Bu kararla ABD’nin önceki başkanlarından Barack Obama, Twitter ’da dile getirdiği gibi “Yüksek Mahkeme sadece yaklaşık 50 yıllık emsali bozmakla kalmadı, aynı zamanda bir kişinin alabileceği en yoğun kişisel kararı politikacıların ve ideologların kaprislerine havale etti – milyonlarca Amerikalının temel özgürlüklerine saldırdı.” İfadelerinde olduğu gibi eleştirdi.

Mary Wollstonecraft’ın Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi adlı kitabında sorduğu “Erkekler kendi özgürlükleri için, kendi mutluluklarına ilişkin olarak kendi adlarına karar verebilmek için mücadele edebilirken, kadınların, onların mutluluğu düşünülerek yapılsa bile, baskı altına alınması tutarsız ve haksız bir davranış değil mi?” şeklindeki sorusunun üzerinden yüzyıllar geçti (Wollstonecraft, 2020: 4). Bu yüzyıllar içinde kadınlar hala kendi bedenleri üzerinde dahi hak sahibi olmak için listelerce uzayıp giden gerekçeler sunmak zorunda kalmaktadırlar. Elizabeth Wurtzel’in dediği gibi (1999: 47) kadınlar, hala oldukları gibi davranıp dünyanın onları bir şekilde böyle kabul etmesini sağlayamadılarsa yüzyıllardır süregelen feminist mücadele hiçbir işe yaramamış demektir. Feminizm kadınları uzaklara taşımıştır ama kadın bedeninin, kadın cinselliğinin rahatça kabul ettirilmesini sağlayamamıştır. Öyle ki biyolojik, toplumsal, ekonomik güç kadınların bedenleri üzerinde söz sahibi olmaya devam etmektedir. Eğer kürtaj hakkı için gerekçe aranılacaksa Wollstonecraft’ın yüzyıllar önce sunduğu gerekçeye geri gidilebilir. Buna göre “Annelik görevinin layıkıyla yerine getirilip getirilmediğinin ölçütü, annenin çocuğunu sevdiği gibi çocuğun da annesini sevmesidir” (Wollstonecraft, 2020: 226). Bir kadını çocuğuna bağlayacak şey, bir arada olmanın kaçınılmazlığından başka bir şey olmadıkça bu ölçüte ulaşmak mümkün olmayacaktır.

Hicran ÇOKYAMAN

 

Kaynakça

Wollstonecraft, M. (2020). Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi (VII b.). (D. Hakyemez, Çev.) İstanbul: İş Bankası.

Wurtzel, E. (1999). Kaltak. Sıradışı Kadınlara Övgü (1 b.). (M. Bayatlı, Çev.) İstanbul: İletişim.

 

Sosyal Medyada Paylaş

47,966BeğenenlerBeğen
6,667TakipçilerTakip Et
8,629TakipçilerTakip Et
2,586AboneAbone Ol
Hicran Çokyaman
Hicran Çokyaman 2016 yılında Erciyes Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun oldu. 2017 yılında Çukurova Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde başladığı yüksek lisanstan 2020 yılında mezun oldu. 2021 yılı Şubat ayında Sakarya Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde başladığı doktora eğitimine devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Otel Mumbai (2018)

Otel Mumbai, yönetmen Anthony Maras’ın ilk uzun metrajlı, 2018...

Çeviri: Alija Izetbegović’i Zamanla Nasıl Daha İyi Anladım

Bu yazı, Dr. Emir Suljagic’in ‘Anadolu Agency' için kaleme aldığı “How...

Nancy Pelosi’nin Tayvan Ziyareti (Prof. Dr. Seriye Sezen)

TUİÇ TV'de konuğumuz 2015 yılında Tayvan Ulusal Chengchi Üniversitesi’nde...

Türkiye’nin İnsani Diplomasisi: Afrika Örneği

Özet Bu yazı Türkiye'nin Afrika'da insani diplomasiyi nasıl uygulandığı hakkında...