ABD, Irak’ta başarısız oldu

ABD, Afganistan’da hezimete uğradı

İki Afgan, kalkış esnasında iniş takımlarına tutunarak ülkeden kaçmaya çalıştığı CU-17 tipi kargo uçağından düşerek hayatını kaybetti”…

16 Ağustos’ta Kabil Havalimanı’nda yaşanan ve World War Z (Dünya Savaşı Z) sahnelerini aratmayan sahneler, “dünya polisi” ABD’nin bu hususta samimiyeti ve Washington Antlaşması ile kurulan uluslararası düzenin sorgulanmasının yanı sıra, bölgemizde yaşanan bir insanlık dramının da özetini sunuyor.

Sponsorlu

Hatırlayalım: ABD tarihindeki en büyük terör saldırısı olan ve yaklaşık 3000 kişinin hayatını kaybettiği 11 Eylül saldırılarını takiben, El-Kaide lideri Usame Bin Ladin’i sakladıkları ve korudukları gerekçesiyle Washington, daha önce sıkı ilişkiler kurduğu, 1996 yılından beri iktidarı ele geçirmiş olan Taliban’ı ve dolayısıyla Afganistan’ı hedef belirlemiştir. Kısa süre içerisinde BMGK 1368 sayılı, “Terörle Savaş” konulu kararnameyi kabul etmiş ve bu esnada ABD, BM otoritesini bypass ederek tek taraflı müdahalede bulunmuştu (Cortright, 2011). Dönemin Amerikan Başkanı George W. Bush, müttefik ülkeleri “Ya bizdensiniz ya onlardan!” diyerek, herhangi bir düşünme zamanı ve imkânı bırakmaksızın, Amerikan önderliğindeki askeri seferberliğe dâhil etmişti (Voa, 2009). Bugün gelinen noktada ise ne Afganistan’da ne de Dünya’da terörün bittiğini söylemek mümkün. Bunun yanı sıra, terör örgütlerinin temel gelir kaynağı kabul edilen uyuşturucu üretiminin, ABD askerlerinin bölgede olduğu yirmi senede azalmak yerine arttığı, son BM ve ilgili kuruluş raporlarında ortaya çıkarıldı.

Peki bundan sonra “Yeni” Afganistan’da Neler Olacak?

ABD’li yetkililerin aktardığına göre ülkede iktidar, beklenenden çok daha kısa süre içerisinde Taliban’ın eline geçti. Tabii burada merkezi hükümet ordusundan çoğu kişinin Taliban saflarına katılması, kaçması gibi etmenler ile ABD’nin arkasında pek de gizlenmeden yahut korunmasız bıraktığı askeri teçhizatın örgütün eline geçmesi de etkili. Yaklaşık yirmi sene sonra onlarca insanın ölümü ve yaklaşık iki trilyon dolarlık yatırımının ardından Beyaz Saray, Afganistan’dan çekildiğinde ortada ne bir demokratik rejim ve kurumsallaşmış devlet sistemi, ne de halkın can güvenliği var denebilir. Bugün dünyanın hemen hemen her köşesinde akıbeti en çok merak edilenlerden biri Afganistan’daki kadın ve kız çocuklarıdır. 1990’lı yıllara nazaran ülkedeki görece en büyük farklılık, Taliban’ın geçirdiğini iddia ettiği değişimdir. Bugün Taliban; BBC, Al-Jazeera gibi kanallara sık sık demeçler verip, Twitter başta olmak üzere tüm sosyal medya kanallarını son derece verimli kullanıyor. Bunun yanı sıra farklı düzeylerdeki yetkilileri aracılığıyla kurulacak yeni yönetimde milletin her kesimini kapsayan bir hükümet olacağı, Afganların yıllardan beri mahrum kaldığı şekilde milli egemenliğin sağlanacağı, kadın ve genç kızların Şer-i kurallar çerçevesinde örtünerek eğitim alabileceği ve çalışabileceği, genel af ilan edildiği ve kimseden intikam alınmayacağı, insan haklarına saygılı olunacağı gibi vaatler vermektedir.

ABD’nin, Afganistan’a dair uygulamaya başladığı ve zamanla tüm Ortadoğu bölgesini kapsayacak şekilde genişletilmesi beklenen bir çeşit Monroe Doktrini’ni uygulamaya koyduğu şu dönemde, siyaseten en çok merak edilen konulardan biri de Taliban’ın gerçek manada, verimli bir siyasi kanat haline gelip, ülkede kurumsallaşmış, istikrarlı bir yönetim sistemini kurup kuramayacağıdır. Pek çok uzman, örgütün bürokratik kurumsallaşma ve devlet inşası süreçlerine dair kendini geliştirmiş olabileceğini ifade ederken; diğer pek çokları da ilgili devletleşme çalışmalarının insan hakları ve demokratikleşme ile desteklenmedikçe fuzuli olduğu inancındadır. Nihayetinde, Afganistan’da yaşananın bir çeşit 1979 İran İslam Devrimi gibi otoriter ama “meşru” bir yönetim mi, yoksa IŞİD’in Irak ve Suriye’de etkinlik kazanması gibi mi olacağı merak konusu. Diğer bir taraftan, ülkenin kuzeyindeki muhaliflerin bir askeri karşı harekât düzenleyip düzenlemeyeceği de izleniyor. Kısa vadede Taliban’ın mevcut konumunu meşru bir zemine oturtmak için uğraşacağı ve uluslararası arenadaki rekabetin de bu durumu körükleyebileceği söylenebilir. Örneğin geçtiğimiz günlerde Taliban, son Amerikan askerinin ülkeden ayrılacağı planlanan 31 Ağustos tarihinin uzatılmaması, bu süreden sonra ülkeden ayrılmak isteyenlere müsaade edilmeyeceği ve Kabil Havalimanı’nın güvenliğini de kendisinin sağlayacağını duyurdu. Amerikalı yetkililer ise son yapılan görüşmeler neticesinde endişelerini açıkça belirten G7 ülkelerinin itirazlarına rağmen Taliban’ın isteklerine uygun olarak hareket etmeyi seçti.

Afganistan, Çin, Rusya ve Türkiye: İlişkilerde Yeni Boyut

Afganistan’ın yarını ile ilgili ihtimalleri değerlendirdiğimizde akla gelen ilk soru Çin’in Yeni İpek Yolu Projesi’ne (One Road One Belt (OBOR) – The New Silk Road) ne olacağıdır. Çin’in elde ettiği ekonomik ve siyasi gücü korumasında hayati öneme haiz böyle bir dev projenin güvenliği için Afganistan kilit konumdadır. Örnek vermek gerekirse, son dönemde Çin hükümeti, Kuşak ve Yol Projesi dâhilinde, Sincar Eyaleti’nden, Pakinstan’ın Gvadr şehrine, oradan Körfez ülkelerine uzanan, yaklaşık 62 milyar dolar maliyetindeki enerji ve ticaret rotasına, Afganistan’ı da dâhil etme kararı aldı. Buna ek olarak Çinli Global Medya kuruluşunun iddiasına göre Pekin, 2008 yılında, 30 yıllığına işletme hakkını aldığı Dünya’nın ikinci en büyük rezervine sahip olan Mes Aynak bakır madeninde de çalışmalara geri dönüleceğini belirtti. Bu ihtimal değerlendirildiğinde, Pekin’in Afganistan’daki büyükelçiliğini kapatmayacağını ve gerekirse tüm taraflarla görüşmeye açık olduğunu belirtmesi oldukça makuldür. Pekin hükümetinin Taliban ile işbirliği yoluna gitmesi hatta örgütü Afganistan’ın meşru yönetimi olarak kabul etmesi de muhtemeldir. Örneğin kısa süre önce, Temmuz ayında Pakistan’ın Peşever kentinde aralarında 6 Çinli mühendisin de bulunduğu 10 kişinin hayatını kaybettiği bombalı saldırıyı Taliban’ın yaptığına dair iddiaların net bir dille yalanlanması, Pakistan hükümeti ile birlikte örgütün de Çin ile arasını iyi tutmaya çalıştığının bir göstergesi olarak yorumlanabilir.  Son olarak, Çin hükümetinin Taliban yönetimindeki yeni Afganistan’da ekonomik ilişkilerini geliştirmenin ve yatırımlarını korumak adına girişilecek her türlü diplomatik yapılanmada örgüt ile çalışmaya hazır olmasının yanı sıra, Afganistan Merkez Bankası’nın yurt dışında alıkonan yaklaşık on milyar doları düşünüldüğünde, altyapı çalışmaları için gerektiği takdirde maddi yardımda bulunmaya hazır olduğu ifade edildi (Makeshwari,2021). Tüm bu gelişmelerden de anlaşılabileceği üzere Pekin, hem en büyük ticari ortağı olduğu Afganistan’ın hem de ciddi yatırımlar yaptığı komşu Pakistan’ın ve nihayetinde Orta Asya’nın güvenliği için her türlü diplomatik ve gerekirse askeri yapılanmaya hazır bir şekilde beklemektedir. Ayrıca, Doğu Türkistan’da, Çin hükümetince terörist kabul edilen pek çok organizasyonun Taliban ile ortak çalıştığı, eğitimler aldığı bilinmektedir. Çin, kendi sınır güvenliği için de hükümeti fark etmeksizin Afganistan’ın kontrol altında tutulması için çalışacak ve tabiri caizse meydanı boş bırakmayacaktır.

Diğer taraftan Rusya’nın, Yakın Çevre (Near Abroad) teorisi dâhilinde saydığı “etki alanı” olan Orta Asya’ya bu kadar yakın ve yine önemli ticari ve askeri bir rota olan Hint Denizi’ne geçiş açısından büyük jeopolitik öneme sahip bir ülkedeki gelişmelere tepkisiz kalması beklenemez. Son on yılda alışılageldiği üzere Moskova başlangıçta bir çeşit bekle-gör politikası uygulamanın ardından, gerek diplomatik gerek askeri girişimlerde bulunmaya hazır olacaktır. Geçtiğimiz yirmi senede Rusya’nın görece bölgedeki etkinliğini artırmasının en önemli sebeplerinden biri, Batılı devletlerce muhatap kabul edilmeyen, dışlanan her türlü yönetim ve örgüt ile kolayca iyi ilişkiler kurabilmesidir. Yine aynı şekilde, Kremlin’in Taliban yetkilileri ile görüşmeye ve hatta örgütü ülkenin meşru iktidarı olarak tanımaya hazır olduğunu düşünebiliriz.  Öte yandan Rusya, bölgedeki gelişmekte olan ülkeler için Çin kadar zengin bir dost olmadığı için, diplomatik ve stratejik lojistik bağlantılar ile kendisini kurulacak her antlaşma masasına dâhil edecektir. Örneğin, geçtiğimiz ay Rus yetkililer, Afganistan’ın güvenliği ve bölgedeki terörle mücadele operasyonlarının Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan ile Ağustos-Eylül döneminde yapılması muhtemel bir dizi toplantı ile de desteklenerek, Şangay İşbirliği Teşkilatı’nın Afganistan ile alakalı olarak bir “Barış Gücü-2021” inisiyatifi dâhilinde ele alınmasını önermiştir. Rus Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise sorunun nihai çözümü için Afganistan içerisindeki koalisyon ortaklarına odaklanılması gerektiğini söylemişti (Bochkov,2021). Moskova’yı endişelendiren bir diğer konu da göç dalgası ve Orta Asya’da herhangi bir yabancı gücün varlığı ihtimalidir. Son günlerde Rus yetkililer bu gibi seçeneklerin kabul edilemez olacağı noktasında uyarılarda bulunmuştur.

Son olarak, Türkiye’nin Afganistan ile ilgili olarak bir çeşit ip cambazlığı yapması gerektiği söylenebilir. Şayet, sadece bölgede değil, NATO içerisinde de Afganistan ile en derin tarihi ve kültürel bağlara sahip olan ülke Türkiye’dir. Son dönemde yoğunluğu artarak devam eden Taliban demeçlerinden anlaşıldığı üzere Taliban Ankara ile iyi ilişkiler kurmak istemektedir. Bu yazının da temel noktası olduğu üzere milli çıkarlar, devletlere herkesle görüşmeyi, işbirliğine gitmeyi meşru ve hatta gerekli kılar.  Çin, Rusya ve hatta CIA ile Taliban’ın görüşme halinde olduğunu (Gorbachev,2021) ve Almanya gibi Avrupalı aktörlerin de çıkarları adına görüşmeleri normal karşıladığını düşündüğümüzde, bu durum Türkiye için de normaldir. Ancak, ne yazık ki ülkemizin hem konuyla ilgili kamuoyunun yeterli bilgisi olmaması, hem de çeşitli siyasi grupların çıkarları gereği konuyu çarpıtmaya müsait olması nedeniyle, Türkiye kara propagandaya maruz kalabilir. Tüm bunlara ek olarak,  Afganistan’dan gelecek yeni bir göçmen dalgası yahut Afganistan’da yaşanabilecek herhangi bir maddi ve askeri kaybın iç politikada tahammülsüzlükle karşılaşılması de kuvvetle muhtemeldir. Diğer taraftan, geçtiğimiz yıl Karabağ’da elde edilen 44 Gün Zaferi neticesinde Türkiye, Nahçivan, Azerbaycan ve daha geniş çerçevede Orta Asya’daki beş Türk devletinin karadan birbirine bağlanması, Çin’in bölge ülkelerine yaptığı altyapı yatırımları ile eş zamanlı olarak, Türk kökenini kutsayan Macaristan’ın da dâhil edildiği Türk Keneşi gibi organizasyonların güçlendirilmesiyle devam eden yeni bir jeostratejik ortaklık dizisinin hazırlığı yapılmakta iken, Afganistan’ın istikrarı hayati öneme haizdir. Haziran 2021’de yapılan NATO liderler zirvesinde ülkenin Dünya ile yegâne bağlantısı olan Kabil Havalimanı’nın Türkiye tarafından korunması teklifini Pakistan ve Macaristan desteği ile birlikte üstlenmesi şeklindeki karar da, bu minvalde değerlendirilmelidir.  Afganistan konusunda Türkiye sessiz kalmamalıdır.

Bugün anlaşılmıştır ki, Taliban ülkede yeni bir dizi katliama girişse dahi, Batılı devletler Afganistan’a yönelik yeni bir harekât istemiyor ve başta AB ülkeleri olmak üzere pek çokları için yegâne öncelik göçmen akınının engellenmesi gibi görünüyor. ABD, daha büyük bir rekabet alanı olarak gördüğü ve ardında bıraktığı kaostan dolayı zarar görmüş prestijinin, sahip olduğu teknolojik üstünlük ile bir arada düşünüldüğünde, pek de büyük bir fark yaratmayacağına inandığı Asya-Pasifik, Uzay gibi sahalara gücünü aktarmak için Afganistan’dan geri çekilmişken, Çin ve Rusya’nın bölgedeki karışıklık ile meşgul olması ve ülkenin onlar için adeta bir Vietnam olmasını da umuyor olabilir. Zira en başta yapılan müdahalenin sebeplerinin sorgulandığı, Afganistan’dan çekilme kararı ve ilgili uygulamaları bu denli tepkiyle karşılanmış, ülkenin prestiji ciddi oranda sarsılmışken, Başkan Yardımcısı Harris’in Vietnam ve Singapur’u içine alan bir Asya gezisine çıkması ve Vietnamlı yetkililere Çin Denizi’nde ekstra güvenlik sağlanması için yardımcı olabileceklerini teklif etmesi (Trt World,2021), bunun en önemli kanıtıdır. Son olarak, bu konunun muhtemel bir diğer yan etkisi de, devletleşmiş gibi davranan yahut öyle olduğu çeşitli medya gruplarınca iddia edilecek olan, Batı yanlısı olan terör örgütlerinin meşrulaştırılması yolunun psikolojik olarak açılması olacaktır. Burada her ne kadar net bir çözüme ulaşılamasa da vakit kazandıran gelişme, Suriye İç Savaşı konusunda oluşturulan Astana Zirveleri benzeri bir yapılanmanın, Şangay İşbirliği Örgütü ve Türkiye gibi bölge ülkeleri desteğinde kurulması ve bölgesel istikrar için konunun insan haklarından ekonomiye, pek çok dalda tartışmaya açılması faydalı olacaktır. Böylece, Afganlara ve bölgedeki istikrara gram değer vermeyen yabancı unsurların da dengelenmesi mümkün olabilecektir.

İlknur Şebnem ÖZTEMEL

 

Kaynakça

Bochkova, D. (2021) ‘China, Russia have aligned interests to facilitate SCO role for Afghanistan’ Global Times. URL: https://www.globaltimes.cn/page/202107/1229697.shtml

Cortright, D. (2011) Ending Obama’s War: Responsible Military Withdrawal from Afghanistan. Boulder: Paradigm

Gorbachev,M (2021) CIA Head Secretly Met With Taliban Leader in Kabul, Media Says. Sputnik News Erişim Adresi: https://sputniknews.com/asia/202108241083700287-cia-head-secretly-met-with-taliban-leader-in-kabul-media-says/  (Erişim Tarihi: 24.08.2021)

Makeshwari, D. (2021) China, Iran Step in to Aid Afghanistan as US Freezes Kabul’s Foreign Assets After Taliban Takeover. Sputnik News. Erişim Adresi: https://sputniknews.com/asia/202108241083698025-china-iran-step-in-to-aid-afghanistan-as-us-freezes-kabuls-foreign-assets-after-taliban-takeover/ . Erişim Tarihi: 24.08.2021)

TrtWorld (2021). US offers support to Vietnam as Afghan debacle rumbles. Erişim Adresi: https://www.trtworld.com/asia/us-offers-support-to-vietnam-as-afghan-debacle-rumbles-49447  Erişim Tarihi: 25.08.2021

VOANews (2009). Bush: ‘You Are Either With Us, Or With the Terrorists’. Erişim Adresi: https://www.voanews.com/archive/bush-you-are-either-us-or-terrorists-2001-09-21 Erişim Tarihi: 25.08.2021

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here