Arap Baharı’nın Göç Üzerindeki Etkisi

Özet

Bu makalede, 2010 yılında Tunus’ta başlayıp tüm Arap coğrafyasında yayılan Arap Baharı’nın, bu coğrafyalardaki göç olgusunu nasıl etkilediği araştırılacaktır. Arap Baharı; bazı ülkelerde amacına ulaşsa da bazı ülkelerde iç savaşa neden olarak bu bölgelerdeki istikrarsızlığı arttırmıştır. Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesi için sancılı geçen bu dönemde halk büyük bir direniş göstermiştir. Başlangıçta halkın direnişi büyük yankı uyandırsa da devamında beklenildiği gibi demokrasi ve refaha ulaşılamamıştır. Nitekim günümüzde bu bölgelerde iç savaşların hala sürüyor olması Arap Baharı’nın etkisinin devan ettiğini göstermektedir. Bu makale; Arap Baharı’nın en şiddetli geçtiği, iç savaşın başladığı ve en çok göç veren Suriye ve Libya üzerinden hareket ederek Orta Doğu bölgesindeki etkileri incelenecektir. Bu çalışmanın hipotezini, Arap Baharı’nın ülkelerde nasıl yönetildiği ve ne büyüklükte felakete yol açtığı, göç akımlarının yoğunluğu ve boyutu oluşturmaktadır. 

Anahtar Kelimeler: Arap Baharı, Orta Doğu, Göç, İç Savaş, Direniş.

Abstract

In this article, it will be examined how the Arab Spring, which started in Tunisia in 2010 and spread throughout the Arab geography, affected the migration phenomenon in these geographies. Although the Arab Spring achieved its goal in some countries, it increased the instability in some regions by causing civil war in some countries. During this painful period for the Middle East and North Africa region, the people showed great resistance. Although the resistance of the people had great repercussions, in the beginning, democracy and prosperity could not be achieved as expected later on. The fact that civil wars continue in these regions shows that the effect of the Arab Spring continues. This article will examine the effects of the Arab Spring in the Middle East region by moving through Syria and Libya, where the Arab Spring was the most severe, the civil war started and the most people were fleeing with migration. The hypothesis of this study is how the Arab Spring was governed in countries and how many disasters it caused, constitute the density and size of migration flows.

Keywords: Arab Spring, Middle East, Migration, Civil War, Resistance.

Giriş

Arap Baharı, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki otoriter rejimlerin güçlü bir şekilde sınandığı bir dönemdir. Kuruluşlarından itibaren tam istikrarı sağlayamayan bu bölgelerde genellikle uzun dönemler boyunca diktatörler rejim koltuğunda bulunmaktaydı. Ekonomik, politik ve sosyal nedenlerden dolayı rejim ile halk arasında güven ilişkisi oluşamamıştır. Rejim bu faktörler nedeniyle halkın ayaklanmaması için daima baskı kurmuş ağır denetimlerle halk üzerinde kontrol sağlamayı amaçlamıştır. Yıllarca ezilen halk ise rejimin bu baskısından dolayı ülkedeki çok yönlü problemlere ses çıkartamamıştır. Rejimle halk birbirine karşı bu tehdit döngüsü içerisindeyken halk daha fazla sessiz kalmayıp demokrasi arayışına girmiştir (Özbek, 2019). Arap devrimleri bunu amaçlasa da bu dönem sonunda Arap coğrafyası eskisinden daha derin problemlerin içinde sıkışmıştır. Bu devrimlerin amacı rejimleri yıkmak iken en çok zarar gören kesim halk olmuştur. Bu süreç, onları yaşama tutunmak için göçe mecbur bırakmıştır (Çoruh, 2020). Bu araştırmada ilk olarak 2011 yılından itibaren yaşanan yoğun göç akımlarının nedeni olan Arap Baharı’nın tarihsel arka planı sunulacaktır. Ardından göçün nedenleri paylaşılarak milyonlarca insanı yurdundan eden faktörler ve motivasyonları incelenecektir. Daha sonra göçün asıl nedeni Arap Baharı’nın yaşanmış olması olan göç akımları ele alınacak, en çok şiddete maruz kalan bölgelerin göç ile olan ilişkisi analiz edilecektir. Son olarak makale, tüm bu kaynaklar birbirleri ile ilişkilendirerek araştırma yazının hipotezinin analizi ile sonlanacaktır.

1. Arap Baharı’nın Tarihsel Arka Planı

Arap Baharı, 17 Aralık 2010 yılında Orta Doğu’nun Tunus şehrinde diktatör rejimlere karşı başlatılan ayaklama, silahlı çatışma ve isyanlardır (Özbek, 2019). Osmanlı’nın I. Dünya Savaşı sonrası terk etmek zorunda kaldığı Tunus, Libya, Cezayir, Fas, Suriye ve Yemen gibi ülkelerin halkları, baskıcı rejimlerin ağır şartlarına, 2008 yılı ile daha da derinleşen ekonomik sorunlara, yoksulluğa, işsizliğe ve daha birçok nedenden dolayı rejime karşı öfke beslemekteydiler. Tunus’ta seyyar satıcı Muhammed Buazizi’nin kendini yakması bardağı taşıran son damla olmuş ve böylece tüm Arap coğrafyasında domino etkisi yaratan isyanlar serisi başlamıştır (Çoruh, 2020). İsyanlar birden bire büyümüş ve süratli bir şekilde çevre bölgelere dağılmıştır. Bu protestoların amacı diktatörlerden kurtulup demokratik bir rejime geçmek olsa da işin içine giren siyasilerin ve dış güçlerin etkisiyle devrimin seyri zamanla değişmiştir. Demokrasi ve ifade özgürlüğünün hayaliyle çıkılan bu yolda uzun yıllardır bastırılan halk korkularından sıyrılarak protesto etmeyi öğrenmiştir ancak bu mücadele sırasında çok fazla kan dökülmüş, binlerce insan hayatını kaybetmiş, yaralanmış, milyonlarca insan evinden, yurdundan ayrılmak zorunda kalmıştır. Sonucunda ise yeni diktatörler başa gelmiş, eskisinden de büyük bir yoksulluk baş göstermiş, işsizlik sorunu daha da kronikleşmiştir. Orta Doğu’yu kasıp kavuran bu devrimler sonucu Tunus’ta sözde demokratik rejime geçilmiş, Suriye ve Libya’da iç savaş çıkarak devrim daha da derinleşip boyut değiştirmiş, Mısır ve Lübnan’da diktatörler devrilse de yeni otoriter güçler yerini almıştır. Halkın mücadelesi literatüre Arap Baharı olarak geçse de o bahardan geriye birçok aktörün dâhil olduğu karmakarışık, paramparça bir bölge kalmıştır. Bu şartlar sonucu zulüm gören bölge halkları şaşalı gözüken dış güçlerin ülkelerine itilmekte, yeni sorunların kaynağı olacak bir göç akımına neden olmaktadır (Çoruh, 2020). Arap Baharı özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinin dinamiklerini değiştirmiş olsa da neticede tüm dünyayı etkilemiş; uluslararası sistemi, aktörlerin ilişkilerini ve stratejilerinin yeniden şekillenmesine sebebiyet vermiştir.

2. Arap Baharı’nın Arap Ülkelerine Göç Bağlamında Etkisi

Arap Baharı sürecinde diktatör rejimlerin birer birer düşmesiyle yönetimler el değiştirmiş, Suriye’de de aynı durumun olacağı beklenmiştir. Ancak Beşar Esad, diğer rejimlerden farklı olarak Arap Baharı’ndan sonra hala Baas Rejimi ile hüküm sürmeyi başarmıştır. 20 Mart 2011’de başlayan ayaklanmalar rejim tarafından ağır saldırılarla kanlı bir şekilde bastırılmaya çalışılmış her gün onlarca insan hayatını kaybetmiştir. ABD ve AB liderleri Esad’a yönetimi bırakması yönünde söylemlerde bulunmasına rağmen Esad, Suriye’de katliama dönen bu kıyımlara devam etmiştir (Kıran, 2014). Rejim ve halk arasındaki bu çatışma, terör örgütlerinin eylemleri ve dış aktörlerin müdahaleleri bu iç savaşı daha da derişleştirerek komplike hale getirmiştir. Arap Baharı’nın üzerinden 11 yıl geçmesine rağmen Suriye’de hala savaşın devam ediyor olması ve mültecilerin evlerine geri dönemiyor olması bu durumu kanıtlamaktadır.

Ülkelerinde yaşanan bu katliam nerdeyse 10 milyon Suriyeli vatandaşın başta Ürdün, Türkiye, Lübnan ve Irak olmak üzere komşu ülkelere göç etmeye mecbur bırakmıştır (Özcan, 2017). Savaş başlamadan kaydedilen verilere göre yaklaşık 1 milyon insan ölmüş olup 2015 Kasım sonrası ise bu sayı 6 milyona yaklaşmıştır. 3 milyona yakın Suriyeli ülke içinde yer değiştirmek zorunda kalırken 5.6 milyon vatandaş ise ülkeden ayrılmıştır (Bel-Air, 2016). Suriyeliler alt sınıf iş bulma umudu ve güvenli bir yaşama kavuşmanın hayaliyle Türkiye ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya göç etmeye çalışmıştır. Bu tehlikeli yola göz yumarak çıkan binlerce mülteci Akdeniz suları ve Avrupa sınırlarında hayatını kaybetmiş, Avrupa’ya ulaşabilen çok az sayıda mülteci olmuştur. Bu mültecilerin sayısı Türkiye’deki Suriyeli mülteci sayısından daha azdır. Mülteciler Derneği’nin verilerine göre “Mart 2020’den itibaren Türkiye’de bulunan Suriyeli mülteci sayısı 3.587.779 idi. Ürdün’ün paylaştığı resmi rakamlara göre ülke sınırları içerisinde yaklaşık 1,3 milyon, BM verilerine göre ise 650 bin Suriyeli mülteci bulunduğu ifade edilmektedir” (Çoruh, 2020).

Domiz-1, Za’atari Kampları gibi Ürdün, Irak ve Türkiye’de binlerce mülteciyi barındıran yerleşim yerlerinden uzak kamplar kurulmuştur. Suriyeli mülteciler göç ettikleri ev sahibi ülkelerde ilk olarak misafir olarak görülüp hoşgörü ile ağırlanırken birkaç yıl içinde bu durumda değişiklik meydana gelmiştir. Göç akımlarının yıllar boyunca giderek artması başta Avrupa olmak üzere diğer ev sahibi ülkelerde endişeye yol açmıştır. Mültecilerin göç ettikleri yerde yoğun bir nüfus oluşturmaları bu ülkeler tarafından güvenlik, ekonomik, sosyal ve kültürel tehdidi olarak algılanmıştır. Bu nedenle kısıtlamalar getirilerek daha fazla mültecinin yasal veya kaçak yollardan göçü engellenmeye çalışılmıştır (Bel-Air, 2016).

15 Mart 2011 yılında Fethi Terbil’in tutuklanması ile Arap Baharı Libya’ya sıçramıştır. Avukat ve insan hakları savunucusu olan Fethi Terbil, 1996 yılı Ebu Salim Cezaevi’nde hükümet karşıtı mahkûmların güvenlik görevlileri tarafından katledildiği davayı yakından takip etmiş ve mahkûm yakınları ile ilgilenmiştir. Tutuklanması üzerine başta mahkûm yakınları olmak üzere halk, avukatın serbest bırakılması için protesto gösterilerine başlamıştır (Yaşar, 2011). Halk Orta Doğu’ya yayılan Arap Bahar’ı hareketlenmeleriyle cesaretlenerek 42 yıldır onları baskıyla yöneten diktatör Muammer Kaddafi’ye karşı protestolara ve nihayetinde isyanlara başlamıştır. Kaddafi diğer rejimlerin yaptığı gibi yönetimden ayrılmamış aksine baskısını arttırarak halkını tehdit etmiştir. 17 Şubat tarihe “öfke günü” olarak geçmiş, rejim karşıtı halk sokaklara dökülmüştür. Bu direnişler devam ederken hükümet askeri baskıyı daha da arttırmış yüzlerce insanın ölünme neden olmuştur. Zamanla dış aktör ve uluslararası örgütler Kaddafi’nin uygulamalarını insani suç olarak ilan edip bölgeye müdahil olmuşlardır. Bu süreç sonunda Kaddafi linç edilmiş olsa da insani kıyım ve suçlar sona ermemiştir. Libya’da çok farklı kabilelerin olması, terör örgütlerinin güç boşluğundan yararlanıp bölgede eylemlerde bulunması gibi nedenlerle iç savaş devam etmiş ve istikrar son bulmamıştır (Yüksel Çendek ve Örki, 2019).

Arap Baharı’nın Libya’da iç savaş doğurması bu bölgede birçok yer değiştirmeye neden olmuştur. 2011 verilerine göre yaklaşık olarak 1.128.985 kişi Libya’dan Tunus, Mısır, Nijerya, Cezayir, Çad, Sudan, Arap bölgesi dışında ise İtalya ve Malta’ya sığınmacı olarak göç etmiştir (Nita, 2013). Şiddetin en yoğun yaşandığı yıllardan olan 2014’te de tekrar bir göçmen akımı meydana geldi. Bu dönemde Avrupa’da yaklaşık 140.000 mülteci ve göçmen bulunmuştur (Salameh, 2017). Libya’da iç savaşın yıllar boyunca giderek derinleşmesi nedeniyle mültecilerin ana vatanlarına dönmelerine engel olmuştur. Libya’da yaşanan göçlerin nedeni diğer ülkelerde olduğu gibi ekonomik kökenli değildir. Savaş nedeniyle ortaya bir çıkan bir durumdur zira bu durum Trablusgarp Savaşı’nda olduğu gibi özellikle savaş dönemlerinde meydana gelmektedir (Çoruh, 2020). Libyalı mülteci sayısı yaklaşık 420.000’dir. Bunun yanı sıra Arap Baharı döneminde Libya üzerinden Batı’ya Libya dışından çok fazla göç gerçekleşmiştir (Çoruh, 2020).

Arap Baharı’nın ikinci durağı olan Mısır’da insanlar; din, ırk, milliyet ötekileştirmesi yapmadan Tahrir Meydanı’nda bir araya gelmiş ve halkın gücünü tüm dünyaya göstermiştir. Mısır devrimi ile halk, yıllardır hüküm süren Hüsnü Mübarek’in istifa etmesini sağlasa da gösteriler zamanla bölünmüştür. Mısır’da ilk defa halk sandığa giderek Müslüman Kardeşler üyesi Muhammed Mürsi’yi Cumhurbaşkanı olarak seçmiştir. Ancak Mürsi devrimcilere verdiği sözleri tutmamış, demokrasiyi uygulayamamıştır. Daha sonra Mısır Silahlı Kuvvetleri tarafından darbe ile indirilmiştir. Bu dönemlerde askeri güçler halk üzerinde çatışma ile baskı kurmuş, yargısız tutuklanmalar olmuştur. Demokraside ve siyasette istikrar sağlanamaması, devrimler sonrasında ekonomik sorunların daha da derinleşmesiyle Mısır ve Tunus vatandaşlarının büyük bir bölümü demokratik, istikrarlı ve güvenli komşu ülkelere göç etmiştir (Salameh, 2019).

Suudi Arabistan, Körfez Ülkeleri gibi petrol zengini monarşiler domino etkisiyle tüm Arap dünyasında yayılan bu devrimleri kendilerine tehdit olarak görmüştür. Bu monarşiler bu dönemde halkına yüklü sosyal yardımlarda bulunup devrim düşüncesine kapılmalarını engellemiş ve bu tehdit’e karşı sıkı uygulamalarda bulunmuşlardır. Ancak bu monarşi devletlerinin Arap Baharı’ndan kurtulmalarının asıl nedeni halklarının monarşiyi ve rejimlere güçlü şekilde bağlı olup onları desteklemesidir (Macid, 2021). Fas gibi kısmı temsil hakkı bulunan monarşiler ise anayasalarında reformlar uygulayarak bu dönemi kontrol altında tutmaya çalışmışlardır.

Ürdün de Fas gibi anayasal reformlara gitmiş, diğer Arap ülkelerinden tamamen farklı olarak devrimlere karşı baskı uygulamamış, halkın protestolarına izin vermiştir. Arap Baharı sürecinde sadece 2 kişi ölmüş olması bu süreci başarıyla atlattığını göstermektedir (Çiftçi, 2016).

Yemen ise Arap Baharı’nın en yıkıcı etki bıraktığı ülkelerden birisidir. 27 Ocak 2011’de diğer Arap ülkeleri gibi Yemen halkı da yıllardır halka baskı kuran otoriteye karşı ayaklanmıştır. Ali Abdullah Salih protestolar sonucu indirilse de olaylar daha kanlı bir hale gelmiştir. Zira seçilen hükümet darbe ile indirilmiş ve El-Kaide gibi terör örgütleri Yemen’de faaliyet göstermeye başlamıştır. 26 Mart 2015’te Suudi Arabistan’ın ön planda olduğu askeri koalisyon Yemen’e müdahale etmiştir. Bunun sonucunda Suriye ve Libya’da olduğu gibi Yemen’de de iç savaş süreci başlamıştır. Bu süreçte kolera gibi salgın hastalıkların yayılması, temel ihtiyaçların karşılanmaması ve yoksulluk nedeniyle birçok insan hayatını kaybetmiş, birçok insan ise yer değiştirmek zorunda kalmıştır (Canlı, 2021). Bu felaket sonrası çok sayıda göç veren Yemen’de çatışmanın ve olumsuz koşulların sürüyor olması nedeniyle net verilere ulaşmak imkânsız hale gelmektedir (Salameh, 2019).

3. Göçün Göçmenler Üzerindeki Etkileri

Arap Baharı sürecinde Orta Doğu halkının maruz kaldığı şiddet ve savaş ortamı onları yaşama tutunmak için göçe sevk etmiştir. Yaşadıkları zorlukların üstüne bir de tehlikeli göç etme sürecinde binlerce insan ailesini, çocuklarını, evlerini geride bırakmış, yaralanmayı hatta Akdeniz sularını geçerken boğularak ölme ihtimalini dahi göze alarak göç etmiştir. Bu tehlikelere, onlarca ölen insanlara rağmen yoğun göç akımlarının devam etmiş olması, insanların kaçtığı ülke şartlarının göç rotasındaki bu potansiyel tehlikelerden farksız olduğunu göstermektedir.

Fiziksel tehdit nedeniyle göç edip hayatta kalma mücadelesi veren göçmenler, göç ettikleri ülkelerde ise sosyal tehditler ile karşılaşmaktadır. Göçmenler farklı dil, din, kültür, gelenek, görenek ve tarihleri nedeniyle göç ettikleri ülke ve halkıyla bütünleşme sorunu yaşamaktadırlar. Kaos ortamından kaçıp çetrefilli yollardan gelerek güvenli ülkelere sığınan mülteciler hem fiziksel hem de psikolojik olarak harap olmaktadırlar. Mülteci statüsündeki bu insanlar ikinci sınıf muamelesi ile karşılaşmaları sonucu ötekileştirilmeleri, entegrasyonun önünde engel oluşturmaktadır (Salameh, 2019).

Toplumda bir kenara itilen, şehrin özellikle uzak ve kuytu alanlarında yaşamaya zorlanan mülteci gruplardan bazılarının toplumda bir yer edinememesi nedeniyle soygun, yağma, uyuşturucu, insan kaçakçılığı ve terör gibi suçlara karışmaları yerel halkta mültecilerin suç işlemeye meyilli olduğu yönünde bir önyargıya sebebiyet vermektedir (Kanat & Zenginoğlu, 2017). 

Radikal İslamcı örgütü olan El-Kaide’nin gerçekleştirdiği 11 Eylül 2001 saldırısı, IŞİD’in Avrupa bölgesine uzak olmasına rağmen güçlü ağları aracılığıyla Avrupa’dan yandaş toplaması, Avrupa ülkelerinde terör saldırıları gerçekleştirmesi, başta Avrupa ülkelerinde olmak üzere dünyada, Arap ve Müslümanlara yönelik ırkçı ve nefret söylemlerini arttırmıştır. Bu durumlar göçmenlerin ırkçı eylemlere maruz kalmasına sebebiyet vermekte olup yerel halk ile aralarındaki uçurumu derinleştirmektedir. Devlet liderleri ve politikacılar, söylemleri ile göçmenleri güvenlikleştirerek (securitization) onların güvenlik tehdidine sebep olduklarını kamuoyuna empoze etmektedirler. Bu durum mülteciler ile yerel halk arasında nefret ve kaosun artmasına neden olmaktadır. Göçmenlik karşıtının halkta talep haline gelmesiyle birlikte aşırı ırkçı siyasi gruplar, göçün yansımalarını azaltmaya ve göçü durdurmayı amaçlayan politikalar izlemektedirler. Halk taleplerini yerine getirmesi sonucu bu partiler halkta popüler hale gelerek güçlerini arttırmaktadırlar. Bu siyasi partilerin iktidara gelmesiyle, Nazi ve faşist grupları hatırlatan aşırı ırkçı politikalar uygulanacaktır (Salameh, 2019).

Sonuç

Verilerin yansıttığı üzere göçlerin en fazla yaşandığı bölge, Arap baharından en çok zarar gören ve bu süreci yönetemeyen liderlerin ülkeleridir. Ürdün’de olduğu gibi bu süreç yönetilebilseydi bu kadar göçmen akımı olmayabilirdi. Sonuç olarak Arap Baharı’nın sadece Orta Doğu ve Kuzey Afrika Bölgesini değil, sebep olduğu göç akımları ile tüm dünyayı etkilediği ve etkilemeye devam ettiği görülmektedir. Zira devlet liderlerinin Göç karşıtı söylemleri ve halkların göçmenlere yönelik yaklaşımları bu süreci kaosa sürüklemek dışında bir etkisi veya yararı bulunmamaktadır. Göç, her daim var olan bir olgu olacaktır. Zira İklim krizleri, savaşlar bunun en büyük nedenidir. Günümüzdeki Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi sonucu binlerce insan mülteci konumuna düşmüştür. Bu sebepten söylemler ile göçü engellemek yerine tüm dünyayı etkileyen bu küresel sorunun nasıl düzenli bir şekilde yönetileceği yönünde politikalar incelenmelidir.

Betül Şahin

Ortadoğu Çalışmaları Staj Programı

Kaynakça:

Bel-Air, F. D. (2016, February). Migration profile: Syria. Robert Schuman Centre for Advanced Studies European University Institute.

Canlı, E. (2021, 1 14). şubat 25, 2022 tarihinde Anadolu Ajansı: https://www.aa.com.tr/tr/dunya/arap-baharinin-ilk-devriminin-uzerinden-10-yil-gecti/210955 adresinden alındı

Çiftçi, S. E. (2016). Ortadoğu’da rejim güvenliğinden insan güvenliğine: Ürdün örneği. Türkiye Ortadoğu Çalışmaları Dergisi, 106-137.

Çoruh, H. (2020). Arap Baharı bağlamında Avrupa’ya yapılan göçler, bedenleri ve sonuçları üzerine Bir inceleme. Gaziantep University Journal of Social Science, 291-315.

Kanat, S. Z. (2017). Avrupa Birliği’nin Suriyeli mültecilere yönelik yaklaşım ve politikaları. Route Educational and Social Science Journal, 20-32.

Kıran, A. (2014). Arap baharı, Suriye ve demokratik dönüşüm beklentileri. Muş Alparslan Üni̇versi̇tesi̇ Sosyal Bi̇li̇mler Dergisi, 97-113.

Macid, H. (2021, Mart 23). Şubat 25, 2022 tarihinde Şarkul Avsat: https://turkish.aawsat.com/home/article/2877066/hamad-macid/neden-monar%C5%9Fiyle-y%C3%B6netilen-%C3%BClkeler-arap-bahar%C4%B1ndan-kurtuldu adresinden alındı

Nita, S. (2013). Regional Responses to Forced Migration: The Case of Libya. MPC Analytical and Synthetic Note, 1-12.

Özbek, A. (2019). Arap Bahar’ı Nedir? Arap Baharı’nın Ekonomik Nedenleri. 3rd International EUREFE Congress, 53-70.

Özcan, M. (2017). AB-Türkiye İlişkileri ve Suriye Krizi. İNSAMER, 1-13.

Salameh, M. T. (2017). Migration from the Arab Spring countries to Europe: Causes and Consequences. A. A.-M. Curran içinde, Smart Technologies and Innovation for a Sustainable Future (s. 243-254). UAE: Springer.

Yaşar, N. T. (2011, şubat 20). Orta Doğu Araştırmaları Merkezi. Mart 28, 2022 tarihinde orsam.org: https://orsam.org.tr/libya-da-ofke-gunu/ adresinden alındı

Yüksel Çendek, S., Örki, A. (2019). Arap Baharı Sürecinde Libya, Suriye ve Yemen’de Yaşanan İç Savaşlar:Karşılaştırmalı Bir Çözümleme. Elektronik Siyaset Bilimi Araştırmaları Dergisi, 42-58.

Sosyal Medyada Paylaş

48,084BeğenenlerBeğen
6,279TakipçilerTakip Et
8,645TakipçilerTakip Et
2,586AboneAbone Ol

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Metropol ve Birey: Kapitalizmin Kıskacında Bir Çözülme Hikâyesi

Özet Bu çalışma metropol ve birey arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Ekonomi...

Çin’in Son 10 Yılının En Önemli Siyasi Etkinliği: ÇKP 20. Ulusal Kongresi

2022 yılında, ülkelerin siyasi takvimlerinde önemli bir yere sahip...

1980 Darbesi’nin Türkiye’deki Sivil Toplum Kuruluşlarına Etkisi

Özet Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde sivil toplum kuruluşlarının önemli bir rolü...

Beden Toplumsallığının Biyopolitik Açılımları: Kadın Bedeni

Özet Sosyal etkileşimin en önemli faktörlerinden olan beden, toplumsal yapılara...