Arş. Gör. Semra Aksu ile “Birleşmiş Milletler Çerçevesinde İnsan Hakları ve İnsanlığa Karşı Suçlar” Üzerine

0
51

Bu Röportaj, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi İİBF Fakültesi Öğretim Elemanı Arş. Gör. Semra Aksu ile “Birleşmiş Milletler Çerçevesinde İnsan Hakları ve İnsanlığa Karşı Suçlar” üzerine yapılmıştır.

1. Bugüne kadar iki Dünya Savaşı ve bölgesel çapta birçok çatışmalar yaşandı. Bu iki Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası arena, Milletler Cemiyeti ve günümüzde işlevini hala sürdüren Birleşmiş Milletler’in kuruluşuna şahit oldu. Yaşanan bu olayların uluslararası örgütler bağlamında insan hakları konseptinin gelişimine katkıları nelerdir?

1945’te BM’in kurulmasıyla uluslararası sistemde ve uluslararası hukuk düzeninde yaşanan köklü değişimlerin en önemlilerinden birisi insan haklarının ulusal sınırları aşarak uluslararası düzenlemelerin konusu haline gelmesidir. BM Şartının 1.maddesinde örgütün amaçları arasında “İnsan haklarına saygının geliştirilip güçlendirilmesi’’ ifadesinin yer alması ‘’İnsan haklarının uluslararasılaşması” sürecinin başlangıcını oluşturmaktadır. Daha sonra BM ve organları aracılığıyla birçok uluslararası insan hakları sözleşmeleri yapılmış ve insan hakları alanında BM bünyesinde bir kurumsallaşmaya gidilmiştir. Bugün bütün insan hakları sözleşmelerinin temelini oluşturan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi BM çatısı altında hazırlanmıştır. Böylece insan haklarının uluslararası normatif düzene girişi ‘ilk evrensel nitelikli’ uluslararası örgüt olan BM aracılığıyla gerçekleşmiştir. Uluslararası örgütler aracılığıyla insan hakları küresel bir hareket haline gelmiştir.

2. Birleşmiş Milletler Şartı kuvvet kullanımı, barışın tehdidi ve bünyesinde bulunan organlarıyla ilgili birçok madde içermektedir. Bütün bunların ışığında Birleşmiş Milletler Şartı’nın insan hakları ve barışın korunması kapsamında yeteri kadar açık ve kapsamlı olduğunu düşünüyor musunuz?

Sponsorlu

BM’in temel kuruluş amacı uluslararası barış ve güvenliği korumaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için de kuvvet kullanmayı ve kuvvet kullanma tehdidini yasaklamıştır (BM Şartı 2/4). Kuvvet kullanma yasağının ihlal edilmesi uluslararası barış ve güvenliğin bozulmasına neden olacaktır. BM Şartı 24. maddesi ile de uluslararası barış ve güvenliğin korunmasında ve yeniden tesisinde başlıca sorumluluk Güvenlik Konseyine verilerek barış bozulduğunda ya da tehdit edildiğinde Güvenlik Konseyi bütün devletler adına hareket ederek zorlayıcı tedbirler alabilecektir. BM ile barış ve güvenlik alanında uyulması gereken ilke ve kuralların belirtildiği ve denetleyici bir mekanizma olarak Güvenlik Konseyinin kurulması ve organa kuvvet kullanma yetkisi verilmesi yeni kurulan uluslararası sistemin güvencesidir.

BM Şartında insan hakları alanında açık ve kapsamlı düzenlemelerin yer aldığını söylemek zordur. Daha çok genel nitelikteki hükümlerin olduğunu görüyoruz. Ayrıca BM Şartında insan haklarının tanımına yer verilmediği gibi insan haklarının korunması ve geliştirilmesinin nasıl gerçekleştirileceği ile ilgili açıklamalar da yoktur. Buna rağmen barış ve güvenlik hukuku ile ilgili olarak temel kural ve ilkeler yer almaktadır.

3. Birleşmiş Milletler’e bağlı Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), Mülteciler Yüksek Komiseri Ofisi (UNHCR) gibi birçok komite bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler’in insan haklarını koruma konusunda oluşturduğu veya desteklediği yapıları etkili buluyor musunuz?

BM Şartının insan hakları alanında açık ve kapsamlı düzenlemelere yer vermediğinden bir önceki soruda bahsetmiştik. Şarttın 55.maddesinde insan hakları ile çalışmalar yapılmasına ilişkin örgütün organlarına yetkiler verildiğini görüyoruz. Genel Kurul bünyesinde kurulan bir insani yardım kuruluşu olan UNICEF’in çocuk haklarının teşviki ve korunması alanında faaliyetlerde bulunması, BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmenin taraf devletlerde uygulanmasının öncülüğünü yapması ve bütün dünyada çocukların yaşamını iyileştirecek yardımlarda bulunmasını destekliyorum. Çocukların toplumun en kırılgan/en muhtaç kesiminde yer alması onlara öncelik verilmesini ve uluslararası sistemin iş birliği ile çocukların haklarını koruyacak şekilde yapılanmasını gerektirmektedir. UNHCR ise mültecileri korumak için BM Genel Kurulu tarafından kurulmuştur. Dünya nüfusunun yüzde 1’ini (yaklaşık 80 milyon) yerinden edilmiş kişiler oluşturmaktadır. 26 milyon kişinin mülteci olması UNHCR’nin günümüzde çok önemli bir konuma geldiğini göstermektedir. Mültecilerin sağlık, barınma, eğitim, çalışma hayatı ve sosyal yardım konularında yaşadıkları sorunları dile getirme ve çözümler bulma faaliyetlerinde bulunan UNHCR ayrıca uluslararası mülteci hukukunun oluşması ve kurumsallaşması için de çaba göstermektedir.

Fakat yaşanan krizler ve hak ihlalleri göstermektedir ki insan hakları alanında çalışan uluslararası örgütler, kurum ve kuruluşlar tam olarak amaçlarına ulaşamamışlardır. Fakat bu örgütlere/kuruluşlara daha çok destek sağlanarak ve uluslararası iş birliği artırılarak daha kalıcı çözümlere ulaşılabilecektir.

4. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi uluslararası toplum adına oldukça kritik kararlar almaktadır. Ancak bilindiği üzere Konsey’deki beş daimi üyenin kararlarda veto hakkı bulunmaktadır. Güvenlik Konseyi’nin içindeki bu eşit ağırlığa sahip olmayan oy kullanımı göze alındığında Konsey’in insanlığa karşı suçlar karşısında tarafsız bir şekilde karar verdiğini düşünüyor musunuz?

Uluslararası toplumun tamamını etkilediği için uluslararası suç kategorisinde yer alan insanlığa karşı suçlar bireylerin uluslararası cezai sorumluluğunu doğurur ve genel olarak Uluslararası Hukukun özel olarak da Uluslararası Ceza Hukukunun konusu oluşturmaktadır. BM Şartı 29.madde ile Güvenlik Konseyine ‘görevini yerine getirmek’ için yardımcı organ oluşturabilme yetkisi verilmiş ve uluslararası barış ve güvenliğin korunması ve muhafazası görevini yerine getirmek için de Güvenlik Konseyi birçok yardımcı organ kurmuştur. Bireylerin uluslararası topluma karşı işledikleri suçlardan dolayı yargılandıkları Yugoslavya ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemeleri de BM Güvenlik Konseyinin kararları ile kurulmuştur. Aslında BM Şartı ile Güvenlik Konseyine uluslararası ceza mahkemesi kurma yetkisi açıkça verilmemiştir. Fakat Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesinin Tadic Davası Kararında, Güvenlik Konseyinin BM Şartı 7.Bölüm 41.madde bağlamında silahlı kuvvet kullanımını içermeyen önlemler alma yetkisi çerçevesinde uluslararası ceza mahkemeleri kurabileceğini söylemiştir. Güvenlik Konseyinin 827 ve 955 sayılı kararları ile kurulan bu geçici mahkemeler uluslararası suçların cezasız kalmaması için çalışmalar yapıldığını göstermektedir.

Uluslararası Ceza Mahkemesinin yetki alanına giren suçlar mahkemeyi kuran Roma Statüsünde yer almaktadır ve insanlığa karşı işlenen suçlar bunlardan biridir. Roma Statüsünün yargı yetkisinin kullanılması başlıklı 13/b maddesinde, Güvenlik Konseyinin BM Şartı 7.bölüm çerçevesinde bir karar alarak, bir durumu Uluslararası Ceza Mahkemesine sevk etme yetkisi verilmiştir. Roma Statüsünün 16.maddesi ile de BM Güvenlik Konseyine Mahkeme önündeki davayı/yargılamayı erteleme yetkisi verilmiştir.

Güvenlik Konseyine verilen her bir yetkinin kapsamı ve Konseyin karar alma mekanizmasının sorunlarından bağımsız düşünülemez. Veto hakkı konseyin karar almasında karşılaşılan en büyük sorundur. Bu nedenle de birçok alanda Konseyin karar alması gecikmekte ya da Konsey karar alamayarak uluslararası toplumu derinden etkileyen olaylarda kayıtsız kalmasına sebep olmaktadır. 5 daimî üyenin kendi ulusal çıkarları doğrultusunda karar alması Konseyin herhangi bir konuda tarafsızlığının söz konusu olmayacağını göstermektedir.

5. İnsanlığa karşı suçlara karşı Birleşmiş Milletler Genel Kurulu başta olmak üzere Birleşmiş Milletler’e bağlı yapılar birçok karar alıyor ve antlaşmalar düzenliyorlar. Sizce Birleşmiş Milletler’in bu suçları önlemek için attığı adımlar caydırıcı mıdır?

Uluslararası Ceza Mahkemesinin yargı yetkisine giren suçlar statünün 5.maddesinde soykırım suçları, insanlığa karşı suçlar, savaş suçları ve saldırı suçları olarak sayılmıştır. Bunlardan soykırım suçu ile savaş suçları Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ve Cenevre Sözleşmeleri ile kodifiye edilmiş olmasına rağmen insanlığa karşı suçlar için henüz böyle bir çalışma söz konusu değildir. BM Genel Kurulu tarafından Soykırım Sözleşmesinin kabul edilmesi Kurulun bu alandaki çalışmalarının bir sonucudur. İnsanlığa karşı suçlar ile ilgili en önemli uluslararası düzenleme Uluslararası Ceza Mahkemesini kuran Roma Statüsüdür. Statünün 7.maddesi suçu tüm unsurlarıyla birlikte detaylı bir şekilde tanımlamıştır. Doktrinde insanlığa karşı suçların Uluslararası Hukukun Amir Kuralları (jus cogens) arasında yer aldığını kabul eden birçok görüşe rastlanmaktadır.

BM Genel Kurulu tarafından 1947’de kurulan Uluslararası Hukuk Komisyonu bu alanda çalışmalar yapmaktadır. UHK’nu 2019’da “İnsanlığa Karşı Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılması ile ilgili Taslak Maddeleri” kabul ederek Genel Kurula sunmuştur.

6. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 177 (II) numaralı kararı ile bahsi geçen Nürnberg Mahkemeleri insanlığa karşı işlenen suçlar açısından ilk hukuki belgeyi oluşturmaktadır. Sizce insanlık tarihinin başından beri dünyanın farklı yerlerinde kendini gösteren bu suç türleri üzerinde bu kadar geç çalışmaya başlanmasının sebebi ne olabilir?

1648’de kurulan modern ulus devletlerinin uluslararası sistemdeki hâkim gücünden kaynaklanmaktadır. Devletlerin egemen birimler olarak sistemin tek aktörü sayılması ve devletlerarası ilişkilerinde silahlı kuvvet kullanabilmesi ve bu konuda herhangi bir yasaklayıcı düzenlemelerin olmaması uluslararası suç kavramlarının 20. yüzyılda tartışılmaya başlanmasının temel nedenidir. Mutlak egemen birim olarak devletler savaşa başvurmayı tabii bir hak olarak gördükleri için 1945’te BM’in kuruluşuna kadar kuvvet kullanmayı yasaklama girişiminde bulunmamışlardır.

7. İnsan haklarının gelişiminin ve insanlığa karşı işlenen suçların önlenmesine karşı atılan adımlarının geleceği hakkında neler söylemek istersiniz?

Her ne kadar 1945’te uluslararası hukuk düzeni büyük bir değişim geçirmiş olmasına rağmen devletler hala egemen birim olarak sistemin tek aktörü olamasalar da en önemli aktörü olmaya devam etmektedirler. Egemen birimlerin kendi rızaları halefinde bir adım atmaları çok zor olduğu için uluslararası hukuki düzenlemelerle ilgili çalışmalar çok yavaş gerçekleşmektedir. Mesela BM Deniz Hukuku Sözleşmesinin tamamlanması yaklaşık 30 yıl sürmüştür. Hukuki bağlayıcılığı olan düzenlemelerin kabul edilmesi her zaman yavaş ve zor olmuştur. Bu nedenle de devletlerin daha çok “soft hukuk” olarak bu alanlarda daha etkin rol alacağını söylemek yanlış olmayacaktır. Uluslararası insan hakları sözleşmelerine taraf olan devletlerin sayısı fazladır fakat bu sözleşmelerle kurulan denetim mekanizmalarının yer aldığı ihtiyari protokollere taraf olan devlet sayısı nispeten ana sözleşmeye göre azdır. Bu da devletlerin ilke olarak insan haklarını koruma ve geliştirme amacında olduklarını fakat bu konuda uluslararası organ ya da mahkemeler tarafından denetlenmeye sıcak bakmadıklarını göstermektedir. Bu konuya verilebilecek en güzel örnek ise Soykırım Sözleşmesinin 9. maddesindeki sözleşmenin yorumlanması, uygulanması veya yerine getirilmesinde ortaya çıkan uyuşmazlıklarda Uluslararası Adalet Divanına yetki verilmesine ilişkin hükme devletlerin çekince koymalarıdır. Devletlerin bu konuda atacakları normatif adımlar hem yavaş olacak hem de uzun yıllar alacaktır.

Ayseren Duman 

Uluslararası Örgütler Staj Programı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here