Avrupa Birliği Enerji Hukuku, Politikası ve Türkiye

0
416

A)Avrupa Birliği Hukukunda Enerji Alanındaki Düzenlemeler Bağlamında Türk Enerji Hukuku

1 ) Avrupa Birliği Enerji Politikasının Hukuki Dayanakları

Avrupalı siyasetçiler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında Avrupa’nın yeniden yapılandırılmasında enerji sektörünü hızla geliştirilmesi gereken ve ortak politikaların temeli olan bir alan olarak görmüşlerdir.[1] Bunun sonucu olarak Avrupa Toplulukları’nın üç kurucu antlaşmasından iki tanesinde özellikle enerjiye ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bunlar 1951 tarihli Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu Antlaşması (AKÇT) ve 1957 tarihli Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu Antlaşması (AAET)’ dır.[2]

Sponsorlu

AKÇT Antlaşması’nın amacı Avrupalı ülkelerin silah endüstrilerine tek başlarına hakim olmalarını ve yeni savaşları engellemek için ulusal kömür ve çelik sanayilerinin kontrolünün ulusal kurumlardan alınarak uluslar üstü bir kuruma devredilmesiydi. AKÇT Antlaşması, bu amaçla kömür ve çelik sektörü alanında düzenlemeler yaparak yeniden yapılandırmıştır.[3],

AAET 1958 yılında kurulmuştur. Bu topluluğun amacı ‘toplulukta nükleer endüstrinin hızla kurulması ve büyümesi için gerekli koşulları’ sağlamaktır. Bu antlaşma Avrupa’nın Orta Doğu’dan yaptığı ve giderek artmakta olan enerji ithalatını sınırlandırmayı amaçlıyordu.

Tahminlere göre AAET Antlaşması’nın uzun vadedeki diğer bir amacı ise dönemin iki süper gücü Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği karşısında Avrupa’da bir denge unsuru oluşturabilmekti.

Söz konusu antlaşma Avrupa Ekonomi Topluluğu’na nükleer enerji piyasası oluşturma ve nükleer enerji sanayini geliştirme yönünden son derece önemliydi.[4]

1987 yılında Tek Avrupa Senedi (TAS), topluluğun yeniden canlanmasını ve iç piyasanın 1992 yılına kadar oluşturulmasını içermiştir. TAS’ta enerji alanına değinilmemiştir.[5]

Bunun nedeni üye ülkelerin enerji üzerinde anlaşmakta zorluk çekmeleridir. Zira egemen devletler önemli bir stratejik güç olan enerji politikalarını devletler üstü bir kuruma devretmekten kaçınmışlardır.

Maastricht Antlaşması[6] her ne kadar ayrı maddelerde enerji alanını düzenlemese de rekabet kuralları, ekonomik ve sosyal bütünlük kuralları gibi düzenlemelerin içerisinde enerjiye yer verilmiştir. Daha sonra üye devletlerce imzalanan Amsterdam Antlaşması[7] ve Nice Antlaşması’nda enerjiye ilişkin ayrı bir bölüm düzenlenmemiştir.

Görüldüğü gibi Avrupa Toplulukları’nın kurucu antlaşmalarının hiçbirinde enerjiye ilişkin ayrı düzenlemelere yer verilmemiştir. Avrupa Birliği Enerji Hukuku’nun asli kaynaklarını farklı antlaşmalarda değişik bölümlerde yer almış olan enerjiye ilişkin düzenlemeler oluşturmaktadır. Dolayısıyla elimizde kodifikasyonu tamamlanmış bir AB enerji hukuku düzenlemesi bulunmamaktadır.[8] Fakat dünyadaki en önemli kodifikasyon atağının Avrupa’da gerçekleştiğini ve kodifikasyonun sağlanmasına az bir zaman kaldığı söylenebilir.

2) Avrupa Birliği Enerji Sektörü ve Hukuki Çerçevesinde Türkiye

a) Doğal Gaz Sektörü ve Hukuki Çerçevesi (AB ve Türk Hukuku Açısından)

Enerji ihtiyacını karşılayan kaynaklar incelendiğinde fosil kökenli yakıtların bu kaynakların başında geldiği görülmektedir. Petrol, kömür, doğal gaz gibi fosil kökenli enerji kaynakları toplam enerji ihtiyacının yüzde 80’ninden fazlasını karşılamaktadır. Fosil kökenli kaynakların dörtte birinden fazlasını ise doğal gaz oluşturmaktadır. Günümüzde toplam enerji tüketiminin yüzde 24’ünü karşılayan doğal gaz, stratejik değeri fazla olan önemli bir ekonomik kaynaktır.[9]

Doğal gaz, AB’nin enerji tüketiminde oldukça önemli bir paya sahiptir. Diğer yakıt türleriyle karşılaştırdığımızda tüketimi en çok artan yakıt türüdür. AB için bu kadar önemli olan doğal gaz enerjisinin sektörünün serbestleşmesine yönelik ilk hukuki düzenleme 10 Ağustos 1998 tarihinde yapılmıştır. Hukuki niteliği itibariyle bir yönerge olan 1998 tarihli doğal gaz düzenlemesi 2003 yılında değiştirilmiş. Buna 2003 AB Doğal Gaz Yönergesi denir. Bu değişikliğin amacı tam serbest ve tek bir AB enerji pazarını oluşturma sürecini hızlandırmaktır.

2003 Doğal Gaz Yönergesi’nin hukuki amacı doğalgazın iletimi, dağıtımı, tedarik edilmesi ve depolanmasını belirleyen ortak kuralları tesis etmektir. Bu amaçla doğal gaz sektörünün yapısı ve işleyişi, pazara erişim, ruhsatlandırmaya uygulanabilir kriterler ve yöntemler ve sistemlerin işletimine ilişkin kuralları belirlemektedir.[10] Yürürlükteki Doğal Gaz Yönergesi’nin lafzı ve ruhundan üye devletlerin son tüketicilerin korunması amacına uygun önlemleri almaları gerektiği çıkarılabilir. Başka bir deyişle üye devletler doğal gaz enerjisinin son tüketicisini korumak ve bu konuda her türlü önlemleri almakla yükümlüdür.

Doğalgaz AB için ne kadar önemli bir enerji kaynağıysa Türkiye için de o denli önemli bir enerji kaynağıdır. Ülkemizde doğal gaz kullanımındaki artış oranı AB ülkeleri ve dünya ortalamasının çok üzerindedir. Ülkemizde doğal gaz kullanımındaki artış oranı AB ülkeleri ve dünya ortalamasının çok üzerindedir. Boru Hatları ile Petrol Taşıma Anonim Şirketi’nin (BOTAŞ) doğal gaz ithal etmeye başladığı 1987’den bu yana doğal gaz kullanımı sürekli artış göstermiştir.

Hal böyleyken biraz geç kalınmış olsa da 2001 yılında 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu kabul edilmiştir. Kanımızca bu kanun enerji hukuku alanında reform niteliğindedir. 1998 yılındaki Eski Avrupa Doğal Gaz Yönergesi taslak alınarak hazırlanmıştır. Özellikle AB’nin 2003’teki değişikliğinden sonra söz konusu kanunda da birtakım değişiklikler yapılmıştır. 2005 yılında bir dağıtım şirketine yurt içinde en fazla iki lisans verilebileceği kabul edilmiştir. Yine 2007 ve 2008 yılında yapılan değişikliklerle kanun bugünki halini almıştır.

Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nun amacı doğal gazın kaliteli, sürekli, ucuz, rekabete dayalı esaslar çerçevesinde  çevreye zarar vermeyecek şekilde tüketicilerin kullanımına sunulması için doğal gaz piyasasının serbestleştirilerek mali açıdan güçlü, istikrarlı ve şeffaf bir doğal gaz piyasasının oluşturulması ve bu piyasada bağımsız bir düzenleme ve denetimin sağlanmasıdır.[11]

İç hukukumuzdaki Doğal Gaz Piyasası Kanunu’nun en önemli eksikliklerinden biri son tüketiciyi korumaktan biraz uzak kalmasıdır. Avrupa Doğal Gaz Yönergesi’nin temel amacı 2003’teki değişiklikle hem piyasayı düzenlemek hem de son tüketiciyi korumaktır. O halde AB’ye tam üyelik yolundaki Türkiye’nin bu konuda çalışmalar yaparak son tüketici için daha fazla koruyucu maddeler düzenlemesi gerekmektedir. Şüphesiz bir dağıtım şirketinin yurtiçinde en fazla iki lisans hakkına sahip olabilmesi dağıtımda tekeli kırarak son tüketiciyi korumaya yönelik bir normdur. Ancak bu tek başına yeterli değildir. Avrupa Doğal Daz Yönergesi’nin Ek A maddesinde yer alan tüketicinin korunmasına ilişkin önlemlere benzer bir düzenlemeye ihtiyaç vardır.

b) Nükleer Enerji Sektörü ve Hukuki Çerçeve (AB ve Türk Hukuku Açısından)

Termik Santrallerde kömür yakılarak su kaynatılır böylece elde edilen buhar gücü türübünü döndürür ve elektrik enerjisi açığa çıkardı. Yalnız bu sistemde başka bir enerji kaynağının kullanılması hem maliyetli oluyor hem de Avrupa’nın dışa bağımlılığını azaltmıyordu.

Avrupa’nın enerji alanında Ortadoğu’ya bağımlılığını azaltmak için Avrupalı siyasetçiler yeni enerji kaynağı arayışına girdiler ve Nükleer Enerjinin Avrupa serüveni başlamış oldu.

Aslında nükleer enerji santralleri tipik termik santral işleyişine benzer. Tek fark elektrik enerjisi üretmek için gerekli olan ısı atomların bir reaktörde bölünmesiyle üretilir. Avrupa’da  yeni enerji seçeneği üretmek ve dışa bağımlılığı azaltmak için nükleer enerji alanında bir takım hukuki düzenlemeler ve antlaşmalar gerekti.

AAET’yi kuran Euratom Antlaşması, AB’de nükleer enerji konusunda ki en eski hukuki düzenleme olarak kabul edilebilir. Euratom Antlaşması ile kamunun ve çalışanların radyolojik açıdan korunmasına, gelişen nükleer enerji için uranyumun sağlanmasına ve uranyumun izinsiz askeri amaçlarla kullanılmasının önlenmesine yönelik hükümler içermektedir.[12]

Euratom Antlaşması’nın imzalanmasını takip eden ilk yıllardan itibaren kabul edilmeye başlanmıştır. Bunlardan bazıları Üye Ülkeler Arasında ve Topluluğun İçine veya Topluluktan Dışarıya Radyoaktif Atıkların Taşınmasının Denetlenmesi ve Kontrolü Yönergesi, Üye Ülkeler Arasında Radyoaktif Maddelerin Taşınması Hakkında Tüzük’tür.

Bu arada nükleer enerji santrallerinin güvenlik kontrolü ve kalıcı radyoaktif atık depolarının planlanması ve inşaatı konulu iki yönergenin hazırlanması yönünde çalışmalara günümüzde devam etmektedir.[13]

Türkiye’de nükleer enerji alanındaki en önemli düzenleme 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’dur.  Bu Kanunun amacı; enerji plan ve politikalarına uygun biçimde, elektrik enerjisi üretimi gerçekleştirecek nükleer güç santrallerinin kurulması, işletilmesi ve enerji satışına ilişkin usul ve esasları belirlemektir.[14]

Ayrıca Türkiye nükleer enerji alanında birçok uluslar arası antlaşmaya imza atmıştır. Bu antlaşmalar iç hukukumuzda kanun hükmündedir. Bunlardan en önemlilerinden birkaçı Türkiye’nin uluslar arası hukuki sorumluluğu kabul ettiği 1960 tarihli Nükleer Enerji Sahasında Hukuki Mesuliyete Dair Paris Antlaşması, 1994 tarihli Nükleer Güvenlik Sözleşmesi, 1999 tarihli Nükleer Denemelerin Yasaklanması Antlaşması’dır. Türkiye’nin nükleer enerji alanında ki hukuki çerçevesini 1960 tarihinden itibaren uluslar arası antlaşmalar oluştururken, kanun düzeyinde ilk kez 5710 sayılı kanun 2007 yılında kabul edilmiş ve nükleer enerji alanındaki hukuk kurallarının asli düzenlemelerinden biri vasfına bürünmüştür.

Türk Hukukunda nükleer enerjinin kodifikasyonu tamamlanmamıştır.

Türk Hukukunda genç bir hukuk dalı olan Nükleer Enerji Hukuku’nun bu kadar geç gelişmesinin en önemli sebebi kanımızca nükleer enerji konusunda Türkiye’nin bir atılım yapamamasıdır. Oysa ki barışçıl amaçlarla sıkı güvenlik tedbirler dahilinde nükleer enerjinin ülkeye zarardan çok yararı olabilir. Ancak nükleer enerjiye yönelmek Türkiye’nin enerjide dışa bağımlı olmasını değiştirmeyecek gibi görünüyor. Zira nükleer enerjiye yönelen Türkiye uranyum ihracatçısı Rusya’ya bu konuda bağımlı olabilir. Bu noktada nükleer santrallerle enerji çeşitliliği sağlanırken ,enerji konusunda dışa bağımlılık da artacaktır

c) Yenilenebilir Enerji Sektörü ve Hukuki Çerçevesi

AB’de enerji ihtiyacının büyük bir kısmı, tün dünyada olduğu gibi petrol, doğalgaz, ve kömür gibi tükenen fosil yakıtlardan karşılanmaktadır. .fosil yakıtlarının muhtemel olumsuz yönleri ve tükenir olması dolayısıyla bu yakıtlara alternatif olarak, güneş enerjisi, su enerjisi ve rüzgar enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı giderek artan bir biçimde üye ülkeler tarafından teşvik edilmektedir.[15]

2001/77 sayılı Yenilenebilir Enerji Yönergesi bu alandaki en önemli kararlar bütünüdür. Her ne kadar AB’de enerji alanındaki mevzuatın tarihçesi 1950’lere kadar uzanmaktaysa da yenilenebilir enerji konusundaki mevzuat çok daha geçmişe sahiptir. Bu hukuk dalı henüz genç ve gelişmekte olan önemli bir daldır.

Yenilenebilir Enerji Yönergesi’nin asıl amacı 3. maddesinde belirtilmiştir. Bu maddeye göre, üye ülkeler yenilenebilir enerjiye teşvik konusunda gerekle bütün önlemleri almakla yükümlüdür.

Türk Hukuku açısından da durum farklı değildir. Bu hukuk dalı gençtir ve henüz kodifikasyonu tamamlanmamıştır. Bu konuda bu kadar geç kalınmasının nedeni aslında nükleer enerji alanındaki sebepten farksız değildir. Türkiye’nin enerji politikasında fazla ehemmiyet vermediği bir konunun hukukunun gelişmesini beklemek abesle iştigaldir.

Ancak yenilenebilir enerji kaynakları stratejik açıdan çok önemlidir. Yaptığımız bir tespite göre Türkiye, yenilenebilir enerji kaynaklarının çeşitliliği ve potansiyeli bakımından zengin bir ülkedir. Ülkemiz birçok ülkede bulunmayan jeotermal enerjide dünya potansiyelinin %8’ine sahiptir. Ayrıca coğrafi konumu nedeniyle büyük oranda güneş enerjisi almaktadır. Türkiye, hidrolik enerji potansiyeli açısından da dünyanın sayılı ülkelerindendir. Rüzgar enerjisi potansiyeli yaklaşık 160 TWh olarak tahmin edilmektedir. Bu enerji kaynaklarının maliyetleri oldukça azdır, yenilenebilir olduklarından dolayı tükenmezler ve konvansiyonel yakıtların aksine çevre ve insan sağlığı için önemli bir tehdit oluşturmazlar.[16]

Türk enerji politikasının bu konuya önem vermesi ve hukuk alanında da sağlam bir temel atması gereklidir. Zira Avrupa’ya tam üyelik yolundaki bir ülkenin AB’nin teşvik ettiği enerji kaynaklarına sahip olması gereklidir. Bu dışa bağımlılığı da önemli ölçüde azaltacaktır.[17]

Türkiye, AB ‘ye tam üye olarak girmek isteyen bir ülke. Bu bağlamda Türkiye’nin bütün alanda AB standartlarına yaklaşması söz konusu süreçte Türkiye’ye önemli bir avantaj sağlayacaktır. Öte yanda Enerji Hukuku alanında Türkiye’nin AB standartlarını yakalaması ülke açısından oldukça önemlidir. Zira stratejik açıdan büyük bir öneme sahip olan enerji alanında ki akıllı düzenlemeler, bu konudaki stratejik analiz, çözüm ve planlar ile enerji stratejisinin AB’ye yaklaştırılması ve son olarak hukuk alanındaki düzenlemelerle ileriye dönük faydalar sağlayabiliriz. Özellikle son tüketiciyi koruma, nükleer enerjinin yapılandırılması ve yenilenebilir enerji kaynaklarına teşvik ve bunların hukuku konusunda oldukça geride gibi görünüyoruz. Bu noktalarda yapılacak nokta değişiklikler uzun vadede ülke stratejisine  kümülatif olarak yarar sağlayacaktır.

B)Avrupa Birliği ve Türkiye’nin Enerji Politikası

1)Avrupa Birliği Enerji Politikası: Enerji Arz Güvenliği ve Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Teşvik

Avrupa Birliği enerji politikasını şekillendiren iki önemli konu mevcuttur. Bunlar enerji arz güvenliği ve bunun sağlanması ile yenilenebilir enerji kaynaklarının dışa bağımlılığı azaltması sebebiyle Avrupalı devletlerin enerjilerini bu alandan karşılamaları için teşvik edilmesidir.

Politikanın temelinde yatan bu iki konuyu ayrıntılı şekilde ele alalım.

a)Enerji Arz Güvenliği ve Tehditlere Karşı Uzun Vadeli Strateji

Enerji arz güvenliğinden kastedilen kesintisiz enerji arzının tüm kullanıcılar tarafından karşılanabilir bir ücret karşılığında kendilerine sunulmasını sağlamaktır.

AB’nin ekonomisinin gelişimi, enerji tüketiminin artışından daha hızlı olmuştur. Buna karşın AB’nin enerji açığı giderek artmaktadır. AB uzun vadede de üretebildiği enerjiden çok daha fazlasını tüketmeye devam edecektir.[18]

AB’nin enerji alanındaki dışa bağımlılığı arz güvenliği sorunun ortaya çıkarmıştır. Dışa bağımlılığın beraberinde getirdiği riskler iki başlık altında toplanabilir. Bunların ilki arz güvenliğine ilişkindir. Örneğin Avrupa’ya ithal edilen doğal gazın yüzde 90’ı ticari, siyasi ve güvenlik risklerinin yüksek olduğu ülkelerden geçmektedir.[19] Bu riskler Enerji Şartı Antlaşması’na neden olmuştur. Bu antlaşma ile enerji alanında sınır ötesi iş birliğinin çok taraflı hukuki çerçevesi oluşturulmuştur.[20]

AB’nin enerjide dışa bağımlılığının getirdiği ikinci risk ise enerji naklinde kullanılan ekipmanların veya tesislerin zarar görmesi nedeniyle arzın tehlikeye girmesidir. AB’ye doğal gaz taşıyan bir boru hattının zarar görmesi halinde arzın tehlikeye girmesi AB için önemli bir risk oluşturacaktır.

Arz güvenliği tehdidine karşı birlik bir takım tedbirler almaya çalışmıştır. Bunlardan ilki yukarıda değindiğimiz Enerji Şartı Antlaşması’dır. İkinci olarak AB Komisyonu bir Yeşil Belge hazırlanmış ve bu belgede özellikle yerli kömürün kullanılması gerekliliğine dikkat çekmiştir. Yeşil Belge’de enerji arz güvenliğine ilişkin iki husus özellikle vurgulanmaktadır. İlk olarak AB’nin enerji alanındaki dışa bağımlılığının giderek artacağı ve genişleme politikasının buna çare olamayacağı belirtilmiştir. İkinci olarak ise AB’nin enerji arzının koşullarını değiştirme konusunda çok fazla inisiyatifinin bulunmadığını belirtmektedir.

Arz güvenliğini hukuki temele dayandırmak isteyen AB, Doğal Gaz Arz Güvenliği Yönergesi ve Elektrik Arz Güvenliği Yönergesi’ni kabul etmiştir.

Örneğin doğal gaz Rusya, Ukrayna, Beyaz Rusya, Cezayir, Tunus ve Fas gibi ülkelerden geçerek AB’ye ulaşmaktadır. Bu bağlamda Rus gazı, AB’ye ulaşmadan önce en az iki ülkeden daha geçmektedir. Her bir ülke güvenlik riskini daha da arttırmaktadır.

AB’nin yukarıda açıkladığımız üzere enerji açısından dışa bağımlı oluşu ve bu bağımlılığın giderek artıyor olması, hem ekonomik hem de jeopolitik açıdan birçok olumsuzluğu AB açısından beraberinde getirir niteliktedir. Bu analize jeopolitik açıdan bakacak olursak AB’nin petrol ve doğal gaz arzının çok büyük oranda siyasi olarak istikrarlı olmayan bölgelerden yapıldığı görülmektedir. Gerçekten de AB’nin petrol ithalatının yüzde 45’i Orta Doğu ülkelerinden yapılmaktadır. Eğer ekonomik açıdan bakacak olursak bu dışa bağımlılığın AB’ye 1999 yılında 240 milyar Euro külfet olarak yansımıştır.

Hal böyleyken AB’nin giderek artan dışa bağımlılığının olumsuz etkilerini en aza indirebilmesi için uzun vadeli bir enerji stratejisi oluşturması kaçınılmazdır. Gerçekten de AB’nin özellikle talep yönetimi, enerji tasarrufu ve iç kaynakların geliştirilmesi gibi konularda uzun vadeli stratejiler oluşturduğunu görmek mümkündür.

AB, arz güvenliğini arttırmak için uzun vadeli enerji stratejisini oluştururken birtakım konulara özellikle önem vermektedir. Bunlardan ilki arz güvenliği ile amaçlananın mutlaka AB’nin enerji alanında kendi kendisine yeterliliğinin sağlanması olmadığı hususudur. Arz güvenliği stratejisini oluştururken AB’nin dikkat ettiği bir diğer husus ise bu stratejinin diğer politikalarla çelişmemesidir.

Uzun vadeli bu strateji birçok planlamayı içerisine alır şekilde düzenlenmiştir. Ek-1 ve Ek-2’de değindiğimiz Doğal Gaz Arz Güvenliği yönergesi ve Elektrik Arz Güvenliği Yönergesi ile Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Teşvik Edilmesi ve Altener Programı bu uzun vadeli stratejinin ana kollarını oluşturur.

b) Yenilenebilir Enerji Kaynaklarına Teşvik Edilmesi

Tüm dünyada olduğu gibi AB’de de enerji ihtiyacının önemli bir kısmı petrol, doğal gaz ve kömür gibi tükenir nitelikteki fosil kaynaklardan karşılanmaktadır. Lakin, fosil kaynakların kullanılması, çevre bakımından, çıkarılma ve arzının pahalı olması açısından sorunlara yol açabilmektedir. Bu nedenle rüzgar, güneş gibi enerji kaynakları son zamanlarda fosil enerji kaynaklarına alternatif olarak ortaya çıkmış stratejik açıdan çok önemli kaynaklardır.[21]

Yenilenebilir Enerji kaynaklarının en önemli avantajı kanımızca, arz güvenliğini tehdit edecek unsurların olmamasıdır. Zira, fosil enerji kaynakları er ya da geç tükenecektir. Zaten, fosil kaynakların çıkarılması gelecekte daha masraflı olacaktır. Ve arz kaynakları bugün ki gibi siyasi yönden istikrarsız devletlerin elinde olacaktır.[22] Bu bağlamda görüşümüz odur ki yenilenebilir enerji kaynakları arz güvenliğinin sağlanmasında en önemli enerji olabilir.

Komisyon tarafından de ifade edildiği üzere, AB’nin çok önemli bir yenilenebilir enerji potansiyeli bulunmaktadır.[23] Bu bağlamda yüksek yenilenebilir enerji üretebilme potansiyeline sahip Avrupa devletleri bu enerjiye yönelerek hem enerjilerinin arz güvenliğini sağlamış olacaklar hem de dışa bağımlılığı önemli ölçüde azaltmış olacaktır.

Ayrıca yenilenebilir enerji kaynakları karbondioksit emisyonunu azaltarak çevrenin üzerinde pozitif etki bırakabilir.[24]

Bunun yanı sıra yenilenebilir enerji kaynaklarının dezavantajları da söz konusudur. İlki, klasik enerji kaynaklarına göre çok yüksek maliyet ile çıkartılırlar. Bu enerji kaynakları için yüksek sermaye ve kendi kendisini finanse edebilmesi içinde uzun döneme ihtiyaç vardır. İkinci olarak, yenilenebilir enerji kaynaklarının önemli bir bölümü iklime bağımlıdır ve iklimde ki değişimlere göre enerji üretimi düşebilir.[25] Örneğin, rüzgar[26] ve güneş enerjisi gibi. Bu durum arz güvenliğini tehdit edecek en ehemmiyetli konudur.

İşte bu sebeple yaraları zararlarına göre daha büyük olan yenilenebilir enerji konusunda Birlik üyeleri, komisyonlar tarafından teşvik edilmektedir. Kanımızca, bu konu enerji alanında Rus ve Orta Doğu ülkelerine bağımlı olan AB’nin enerji alanında ki dışa bağımlılığını önemli bir oranda azaltarak enerji arzının güvenliğini kendi ellerinde olmasını sağlayabilir.

c) Türkiye’nin Enerji Stratejisi

Türkiye, başta Orta Doğu ve Hazar Havzası olmak üzere, dünyanın ispatlanmış gaz rezervlerinin % 71,8’inin ve ispatlanmış petrol rezervlerinin %72,7’sinin bulunduğu bir bölgede yer almaktadır. Bu nedenle, Türkiye, kaynak ülkeler ile tüketici pazarları arasında doğal bir köprü işlevi görmekte ve kaynak ve güzergâh çeşitlendirilmesi yoluyla enerji güvenliğinin sağlanmasında önemli bir ülke olarak ön plana çıkmaktadır. Bu hususlar günümüzde Avrupa’da daha da önem kazanmıştır.[27]

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Avrupa devletleri için enerji arz güvenliği ve bunun sağlanması oldukça önemlidir. Avrupa’nın enerji arzı güvenliğine katkı sağlayacak olan tamamlanmış ve halen gerçekleştirilmekte olan önemli boru hattı projeleri, Avrasya enerji ekseninde önemli bir transit ülke ve bölgedeki enerji merkezi olarak Türkiye’nin oynamakta olduğu rolün önemini arttırmaktadır.

Görüldüğü gibi Türkiye’nin enerji alanında ki stratejisinin en can alıcı noktası fosil enerji kaynaklarını üreten devletlerle tüketen devletler arasında ki geçişi sağlayarak enerji alanında hem enerjisini satmak isteyen devlet açısından hem de enerji arz güvenliğini sağlamak isteyen tüketici devlet açısından önemli bir konuma sahip olmak ve bu jeopolitik avantajını boru hatlarıyla sağlamaktır. Tabi ki bunun yanında Türkiye enerji arz güvenliğini sağlamak için akıllı bir politika uygulamalıdır.

Kanımızca, müzakereci Türkiye enerji stratejisine bu kadar dar bir çerçeveden bakmamalı ve vizyonunu genişletmelidir. Avrupalı devletler yenilenebilir enerji kaynaklarının önemini idrak ederek Avrupa devletlerini yenilenebilir enerjiye teşvik edici politikalar uyguluyor. Yenilenebilir enerji biraz fazla maliyeti dışında Türkiye’ye önemli stratejik avantajlarda sağlayabilir. Zira, dışa bağımlılığı azaltarak arz güvenliğini tehdit edici unsurları ortadan kaldıran yenilenebilir enerji kaynakları bir an evvel Türkiye’nin enerji politikasına girmelidir.

C) Değerlendirme

Enerji hem devletler hem de uluslar arası mahiyette stratejik öneme sahiptir. Zira, bir ülkeye sadece bir hafta boyunca elektrik verilmediğini, petrol satılmadığını yada doğalgaz vanalarının kapatıldığını varsaydığımızda buradaki yaşamın felç olacağını öngörmek mümkündür. Bu gibi durumlarda söz konusu ülke hem içte hem de dışta büyük oranda güç kaybedebilir. İşte bu denli öneme sahip bir alanda hukuki düzenlemelerle bir takım sorun çözücü mekanizmalar ve enerji stratejileri ile çözüm önerileri geliştirilmelidir.

AB, enerji alanında ki hukuki düzenlemelere öncelik vererek bu alanda kodifikasyonu sağlamaya çalışmıştır. Doğalgaz yönergeleri, nükleer enerji yönergeleri bu amacın birer ürünüdür. Zira önemli olan her alanda düzenleyici mekanizma olan hukuki yapının kodifike edilmemesi bir çok sıkıntıya yol açacaktır. Örneğin, doğalgaz sağlayışında devletin yerinin ne olacağı, özel sektörün hangi alanlarda müdahale edebileceği gibi konularda düzenleyici bir mekanizmanın olmaması ülkede kaos ortamının habercisidir. AB bu konuda epeyce yol almışken Türkiye enerji alanında kodifikasyon çalışmalarına yeni yeni başlamaktadır. Tam bir düzenleme alanının yaratılmaması, haklar ve görevlerin belirlenmemesi enerji alanında karmaşık bir yapının çıkmasına neden olabileceği gibi uzun vadede hem enerji arzını hem de enerji sağlayıcılığını ve stratejisini tehlikeye düşürebilecektir. İşte bu denli sorunların yaşanmaması için enerji hukuku alanında Türkiye’nin bir an önce atağa kalkarak en azından AB’ye yaklaşması gerekmektedir.

Önemli bir sorunda hukuki kodifikasyon yapılırken hangi çerçeveye dikkat edileceğidir. Örneğin, AB hemen hemen bütün enerji yönergelerinde son tüketiciyi koruyucu tedbirlere yer vererek ülke içi istikrarı sağlamayı amaçlamıştır. Bu bağlamda enerji yükünün ana dağıtımını bağımsız idari organlara devretmiş ve özel sektörün arza müdahalesini önleyici tedbirler almıştır. Vergilendirme ve fiyat artışı konusunda Birlik Vatandaşlarına güvence sağlamış ve enerji arzını tehlikelere karşı korumanın hukuki alt yapısını oluşturmuştur. Ancak, Türk iç mevzuatında kanun ve kanun hükmünde kararnameler ile yönetmeliklerde yasal mevzuatın ruhundan tam olarak neyi korumaya amaçladığı anlaşılmamaktadır. Birincisi son tüketiciyi koruyucu herhangi bir tedbir alınmamıştır. İkincisi enerji dağıtımında özel sektör tekelini kırmaya yönelik bir düzenlemede bulunulmamıştır. Üçüncüsü, vergilendirme alanında herhangi bir güvence getirilmemiş, piyasa düzenlemesi ise bağımsız idari organa değil enerji piyasası düzenleme kuruluna verilmiştir. AB’ye tam üyelik yolunda yürüyen Türkiye’nin iç mevzuatında enerji hukukuna ilişkin söz konusu düzenlemeleri yapması enerji alanında ki karmaşık yapıyı kaldırarak daha profesyonel bir piyasanın kurulmasını sağlayacaktır.

Bu bağlamda, AB enerji stratejisi de hukuki mekanizmasına paralel olarak gelişmiş profesyonel bir çalışmanın ürünüdür. Avrupa her şeyden önce enerji arz güvenliğini sağlamayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte üye devletleri tükenebilir enerji alanında Ortadoğu devletlerine bağımlılığını ortadan kaldırmak amacıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına ve barışçıl nükleer enerjiye teşvik edilmesi stratejik bir plana oturtulmuştur. Zira Avrupa enerji alanında bağımlıdır ve bu bağımlılık siyasi alandaki etkinliğini belli bir oranda kırmaktadır. Ancak, Türkiye enerji alanında ki stratejisini tam olarak bir amaç üzerine oturtmamıştır. Sadece batı ile doğu alanında enerji koridoru olarak stratejik önem kazanmak isteyen Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve tükenir enerji kaynaklarına karşı alacağı önlemleri bir stratejik plan dahilinde hazırlayıp çözüm önerileri sunmaması önemli bir eksikliktir. İran ve Rusya’nın bir anlık öfkesiyle enerji alanında yaşanan sıkıntılar daha dün olmuşken bugün bu konuda halen adım atılmaması hayli düşündürücüdür.

Her şeyden önce küresel güç olmak isteyen Türkiye Cumhuriyeti’nin bu alana biraz daha önemle yaklaşması onu AB müzakere sürecinde de rahatlatacaktır. Fikrimizce müzakere başlıklarından Türkiye’ye en fazla sorun olacak maddelerden biride enerji alanında ki düzenlemelerin müzakeresidir. İyi bir hukuki alt yapının üzerine konuşlandırılmış, milli bir enerji strateji planlaması ve çözüm önlemleri bu alanlarda ki problemleri ve karmaşa ortamını sonlandırabilir.

Gökhan ÇAYAN

Kırıkkale Üniversitesi

Hukuk Fakültesi 3.Sınıf

 {jcomments on}

KAYNAKÇA

1-Andersen S., ‘Towards a Common EC Energy Policy’, Londra, 1993.

2- Andersen & K. A. Eliassen, ‘Making Poşicy in Urope: The Europeification of National Policy- making, Londra, 1993.

3- Avrupa Birliği’nin Enerji Politikası ve Türkiye, Europa Bilgi Köprüleri Programı, Ulusal Politika Araştırmaları Vakfı Yayını, Mart 2000, Ankara.

4- Balmaced, M., ‘EU Energy Policy and Future European Energy Markets: Consequences fort he Central and East European States’, Arbeitspapiere Public, Sayı 42, 2002.

5- Daintith, T. & Hancher, ‘Energy Strategy in Europe: The Legal Framework, Berlin, 1986.

6- Gikas A., 2005 Yılında Enerji Ekonomisinin İstatistik Yönleri, Eurostat 13/2006, Avrupa Toplulukları Yayınları, 2006.

7- Günuğur H., ‘Avrupa Topluluğu Hukuku’, 2. Baskı, Ankara 1993

8- International Energy Agency ( www.iea.org )

9- www.turansam.org

10- www.mfa.gov.tr

11- www.epdk.gov.tr


[1] Bkz. Cross, E.D., Hancher, L.&Slot, P.J., ‘EC Energy Law’ , Energy Law in Europe, ed. Martha M Roggenkamp, Oxford University Press, 2001, s.214

[2] Bkz. Avrupa Birliği, Palabıyık Serdar, ODTÜ Yayınları, 2008

[3] AKTÇ Antlaşması yürürlük tarihinden itibaren 50 yıl süreyle geçerli olmak için kurulmuştur. Dolayısıyla söz konusu antlaşmanın yüyülüğü 2002 yılında sona ermiştir.

[4] Detaylı bilgi için bkz. Mankabady, S., Energy Law, Euromoney Books, Londra, 1990

[5] Andersen, S.S., ‘EU Energy Policy: Interest Interactionand supranational Authority, ARENA, 2000

[6] Avrupa Birliği antlaşması olarakta bilinen Maastrich Antlaşması 1992 yılında imzalanarak 1993 yılında yürürlüğe girmiştir.

[7] AvrupaBirliği Antlaşmasını değiştiren antlaşma, 1997 imza, yürürlük 1999

[8] Bkz. Daintiht, T. & Hancher, L., Energy Strategy in Europe: The Legal Framework, Berlin 1986, s.14-18

[9] International Energy Acency Web Area

[10] 2003 Doğalgaz Yönergesi madde 1.

[11] Doğalgaz Piyasası Kanunu madde 1.

[12] Bkz. Daintiht, T. & Hancher, L., Energy Strategy in Europe: The Legal Framework, Berlin 1986, s. 22-24

[13] ‘EU nuclear energy directives given the boot’, Enviroment Daily, www.enviromentdaily.com Erişim Tarihi: 14 Mayıs 2004

[14] 5710 sayılı kanun madde 1.

[15] Andersen, S.S., ‘EU Energy Policy: Interest Interactionand supranational Authority, ARENA, 2000

[16] www.turansam.org.tr , Erişim Tarihi 22 Ağustos 2010

[17] Bu konuyu Enerji Politikası bölümümüzde ayrıntılı olarak ele alacağız.

[18] Bkz. AB Komisyonu Yeşil Belge (Green Paper), ‘Enerji Arz Güvenliği Sorununa Yönelik Bir Avrupa Stratejisine Doğru, COM/2000/769

[19] Stern, J., a.g.e.s. 12. , Londra, 2003

[20] Andersen, S.S., ‘EU Energy Policy: Interest Interactionand supranational Authority, ARENA, 2000

[21] http://www.iea.org/ , Erişim Tarihi, 14 Ağustos 2010

[22] ‘An Alternative to Fossil Fuels’, İrlanda Enerji Merkezi, www.irish-energy.ie, Erişim Tarihi: 10 Ağustos 2010

[23] Komisyon tarafından hazırlanan Yeşil Belge, COMN (96) 576, 20 Kasım 1996

[24] 2010 yılı sonuna kadar 402 milyon ton karbondioksit emisyonunda azalma hedeflenmiştir.

[25] Redgwell, C., Roggenkamp, M.m., Ronne. A. & Guayo, I., age –‘the Enviromental Implications of Renewables’ , Intenational Energy Agency, 1998.

[26] Bakz. Ek-1, AB Kurulu Rüzgar Enerjisi Kapasitesi

[27] Resmi Türkiye’nin Enerji Stratejisi (Ocak 2009) Orijinal Nüshası

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here