Avrupa Birliği Göç Politikalarının Değişimi

0
424

 

Özet

Avrupa Birliği göç politikaları, kuruluşundan itibaren dönemin politik olaylarına ve kendi dinamiğine göre değişiklikler göstermiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrası hayatını kaybetmiş binlerce Avrupa genci büyük bir işgücü açığı oluşturmuştur. Neredeyse her sektörde yaşanmış işgücü ihtiyacı ile Avrupa Birliği göç almaya sıcak bakmıştır. 1970’lerde yaşanmış petrol krizi ve sonrasında gelen küresel ekonomik durgunluk Avrupa halkının da işlerini kaybetmesine neden olmuştur. Bu yüzden Avrupa halkı göç karşıtı politikalar benimsemiştir. Soğuk savaş sonrası dönemde birlik üyesi ülkelerde göç hareketleri başlamıştır. 2015 göçmen krizi ve sonrasında, Avrupa Birliği göç politikaları büyük değişiklikler göstermiştir. Avrupa Birliği üye devletleri ile ortak bir göç politikası oturtmaya çalışırken diğer yandan bazı üye devletlerin birliğin kurulma amacına tezatlık gösteren uygulamaları görülmektedir. Bu çalışma, Avrupa Birliği’nin kuruluşundan bu yana oluşturduğu göç politikalarını, Arap Baharı ve sonrasında gelen 2015 Mülteci Krizinin Avrupa Birliği’nin göç politikalarına etkilerini ve değişen göç politikalarının Türkiye’nin üyelik sürecine etkilerini incelemektedir.

 

Sponsorlu

Abstract

European Union migrant policies have changed according to the political events of the period and their own dynamics since its establishment. Thousands of European youth who lost their lives after the Second World War created a huge labor force deficit. With the need for workforce experienced in almost every sector, the European Union leaned towards immigration. The Oil Crisis of the 1970s and the subsequent global economic recession caused the people of Europe to lose their jobs. That’s why the European people have adopted anti-immigrant policies. In the Post-Cold War period, even though the violence was not that much, movement of migration started in the member countries of the Union. The European Union made great changes in their migrant policies after the 2015 Immigration Crisis. While trying to establish a common migrant policy with the member states of the European Union, on the other hand, practices of some member states were observed that stand in stark contrast to the founding purpose of the union. This study examines that the migrant policies of the European Union since its establishment, the impacts of the Arab Spring and the Refugee Crisis in 2015 to the migrant policies of the European Union and the effects of the changing migrant policies to the membership process of Turkey.

2015 Avrupa Birliği Göç Politikaları Değişikliğinin Türkiye’nin Üyelik Sürecine Etkileri Nelerdir?

 

Giriş

Göç, insan ya da insan topluluklarının aynı ülke içerisinde veya ülkeleri dışında gerçekleştirdikleri yer değişikliğine denir. Bu yer değişikliğinin birden fazla sebebi olabilir. Bu yüzden göç kendi içerisinde tanımlara ve alt başlıklara ayrılmıştır. Avrupa Birliği’nde, özellikle Avrupa Birliği’nin temel antlaşmalarından biri olan 1957 Roma Anlaşması ile birlikte, en önemli konular insan haklarına saygı ve demokrasidir. Bu pozitif amaçlar zamanla yerini güvenlik arayışı politikalarına bırakmıştır. Avrupa Birliği mevcut yapısı ve konumu ile en cazip göç merkezlerinden biri olmuştur.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da, göç dalgalanmalarında yoğun artışlar yaşanmıştır. Sonrasında gelen 1970 Petrol Krizi ile birlikte yerel halkın işsizlik korkusu göç politikalarında durgunluk oluştursa da 1980’lere kadar Avrupa vatandaşı olmayan işgücü sayısında artış görülmüştür. 1990 yıllarında yeni göç hareketleri başlamış, dönemin en yüksek göç alımı 1992 yılında gerçekleşmiştir. Avrupa Birliği’nin temelini oluşturan en önemli anlaşmalardan biri olan Maastricht Antlaşması ile Avrupa Birliği üye ülkeleri vatandaşları birlik vatandaşı sayılacaktır. Ayrıca Schengen Bölgesi düzenlemeleri ile birlikte Avrupa Birliği vatandaşları için dolaşma hakkı gittikçe özgürleşirken yapılan uygulamaların aksine Avrupa Birliği üyesi olmayan ülkelerin vatandaşları için daha da zorlaşmıştır.

Avrupa Birliği, 2015 yılında yaşamış olduğu göç krizinden sonra karşılaştığı kontrolsüz göçmen sayısını düzenlemek ve kontrol altına almak için yeni bir göç politikası geliştirmeye karar vermiştir. Bu politika değişikliğinde Türkiye’yi depo ve geçiş ülkesi olarak gören Avrupa Birliği ile Türkiye arasında 2013 yılında Geri Kabul Anlaşması imzalanmıştır.

Bu çalışma, Avrupa Birliği göç politikalarını 2015 ve öncesi genel bir inceleme, 2015 politika değişikliğinin Türkiye’nin üyelik sürecine etkilerini, politika değişikliğine sebep olan etkenleri ve Geri Kabul Anlaşması’nı inceleyerek cevap verecektir. Avrupa Birliği’nin Türkiye ile tam üyelik müzakere sürecini öne sürerek göçmen sayısını en aza indirme çabaları incelenecektir.

Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Geri Kabul Anlaşması, Göç politikaları, Türkiye, Suriye

 

Literatür Taraması

Literatürde Avrupa Birliği’nin göç politikaları genelde 2011 öncesi ve sonrası olarak ayrılmıştır. Literatürde yapılan çalışmaların çoğu özellikle II. Dünya Savaşı sonrası yaşanan ekonomik bunalımı çözmek adına çeşitli ülkelerden alınan işçi göçü ve bunun etkilerini incelemiştir. Hilal Zorba’ya göre, II. Dünya Savaşı sonrası ekonomiyi düzeltmek için yabancı işçi göçünün gerçekleştirilmesi bir zorunluluktur. Ancak ekonomi kendini toparlayıp nüfus artmaya başlayınca bu göçmenlerin geri gönderilmesi için çalışmalar yapılmıştır. Çünkü daha önce bir kurtarıcı olarak görünen göçmenler artık yük olarak görülmeye başlanmıştır. Çalışmalarda Avrupa’ya yaşanan çeşitli göç dalgaları ve bunun AB üzerine etkileri tartışılmıştır. Özellikle daha iyi yaşam koşulları ve özgürlükler nedeniyle cazibe merkezi haline gelen Avrupa ülkeleri göç alan başlıca merkezlerden olmuştur. Belki de Avrupa Birliği (AB) gibi büyük bir yapının içinde bulunmaları bu ülkeleri gelişmekte olan veya yoksul ülkelerin gözünde daha da çekici hale getirmiştir. (Zorba, 2016) İncelemeye, bu çalışmada asıl değinilmek istenen konu Suriyeli mülteci krizinin Türkiye’nin üyelik sürecine etkileri olarak bakmamız gerekirse bu bağlamda Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi bir depo ülkesi olarak gördüğünü ve az maliyetle sınırlarının uzağında tutmak istediği görülmektedir. Avrupa Birliğinin özellikle 11 Eylül’den sonra artan yabancı korkusu, Fiona B. Adamson’a göre 2004 yılında Madrid’de, 2007 yılında ise Londra’da gerçekleşen bombalı saldırılar ile daha da artmıştır.(Köse, 2016)

Suriyeli mülteciler Türkiye ve AB’yi çözüm üretmek adına işbirliği yapmaya mecbur hale getirmiştir.  (Çelik, 2020)

 

Metodoloji

Bu çalışmada Avrupa Birliği’nin göç politikaları birliğin genişleme süreciyle ortak bir şekilde ele alınacak, anlaşılırlığı kolaylaştırmak adına göç politikaları kısaca tarihi bir süzgeçten geçirilecektir. İlk bölümde Avrupa Birliği’nin göç politikalarının başlama süreci 2.Dünya Savaşı’ndan itibaren incelenmeye başlanacak ve 2. Dünya Savaşı’ndan günümüze yaşanmış küresel olayların Avrupa Birliği’nin göç politikalarına etkisi tartışılacaktır.

İkinci bölümde ise günümüzün en önemli göç sorunlarından birine sebep olan Suriye İç Savaşı, Avrupa Birliği açısından incelenecek, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile yapmış olduğu Geri Kabul Anlaşması ve anlaşmanın sunduğu vaatleri, bu vaatlerin gerçekleşip gerçekleşmediği ve gelinen son noktanın üyelik sürecine etkisi olup olmadığı incelenecektir.

 

Avrupa Birliği Ortak Göç Politikası ve Mülteci Rejimi

İlk olarak 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu olarak ortaya çıkan Avrupa Birliği’nin siyasi ortaklık oluşturulmasına yönelik çalışmaları 1970’lerde başlamıştır.

Avrupa Birliği Göç Politikaları ve Avrupa’ya göç dalgaları, II. Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkmaya başlamıştır. Savaş sonrasında birçok genç insanın hayatını kaybetmesi her sektörde büyük bir açık yaratmıştır.

İkinci Dünya Savaşı ve sonrası dönemde, özellikle 1970’lerin sonuna kadar Avrupa’ya yapılan göç işçi göçüdür. Bazı üye devletler (Almanya, Fransa) savaş dolayısıyla kaybedilen vatandaşlardan dolayı oluşmuş işgücü açığını kapatmak için işgücünü ucuza sağlayabilecekleri ülkelerden işçi kabul etmişlerdir. Bu tarihlerde yaşanan göçler Avrupa Birliği tarafından ılımlı karşılansa da zamanla bu göçleri azaltacak politikalar görüşülmeye başlanacaktır. 1975’te yaşanan göçler ise 1970’lerde gitmiş işçilerin aile birleşimi gerekçesiyle yapmış olduğu aile göçüdür. 1980’lerin sonuna geldiğimizde Avrupa’da düzensiz göçü azaltacak politikalar uygulanmış, 1980’lere kadar gittikçe artan yabancı işçi sayısında sınırlamalar ile birlikte düşüş yaşanmıştır. Avrupa’da göç, 1980’li yıllarda birçok yeni özellik göstermiştir. Bu dönemde sığınmacı sayılarının çok büyük sayılara ulaşması, düzensiz göç ve aile birleşimi seçeneklerinin oluşmasına da neden olmuştur. Bu döneme kadar Kuzey Avrupa’da yoğun olarak işgücü piyasasında vasıfsız işgücü boşluklarını dolduran göçmenler 1980’lere gelindiğinde Güney Avrupa’ya da yönelmeye başlamıştır. (Penninx, Spencer ve Hear, 2008).

Berlin Duvarı’nın 1989’da yıkılması ile göç akınlarında doğal bir artma görülmüştür. 1992 Maastricht Antlaşması ile de “Ortak Dışişleri ve Güvenliği Politikası” başlamıştır. Avrupa Birliği, özellikle Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından, kuruluş amacı olan insan hakları ve demokrasi gibi değerleri ile üye devletlerin güvenliğini sağlaması arasında bir denge politikası uygulamaya çalışmıştır. Soğuk Savaşın sona erdiği 1990’lı yılların başına kadar Avrupa Birliği bölgesel nüfus kontrolü politikalarını uygulama imkânı bulmuştur. 1990’lı yıllardan itibaren, büyük boyutlarda olmasa da Avrupa Birliği ülkelerine yeni göç hareketleri başlamıştır.

1990 yılından itibaren Avrupa’ya yapılmış göçlerin çoğunu Yugoslavya’dan koruma aramak için kaçan göçmenler, Iraklılar, İranlılar, Türkler ve Faslılar oluşturmaktadır. Yıllara ve rakamlara göre incelediğimizde, 1989 Berlin Duvarı’nın yıkılması ve 1991 Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Avrupa’ya göç artış göstermiştir.

Avrupa Birliği 1994 yılında Schengen Anlaşması’nı kabul etmiştir. Bu anlaşma AB sınırları içerisinde sınır kontrollerini yok etmiştir. Bu yeni düzenlemeler Birlik sınırları içinde serbest dolaşım, Avrupa vatandaşları için eşitlik ve demokrasi temelini oluştururken üye devletler için daha kısıtlanmış politikalar anlamına gelmektedir (European Parliament, 2017). Böyle bir değişiklik ise üye devletlerin göç ve sığınma politikalarının uyumlaştırılmasını ve Birlik çerçevesinde oluşturulacak Avrupa Ortak Sığınma Sistemi’ni gerekli kılmıştır (Dearden, 1997). Maastricht ve Schengen süreci ile birlikte ortak sınırlara yönelen göç hareketlerinin düzenlenmesi bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Çünkü göç yönetimi hem Birliğin sınır güvenliğini hem ortak sığınma sistemini hem de vize işlemlerini kapsamaktadır. Bu nedenle 1997 Amsterdam Antlaşması’nda ortak karar mekanizması göç alanını kapsayacak şekilde genişletilmiştir.

1999 Tampere Zirvesi’nde göç, Avrupa Birliği’nin dış politikası kapsamında ele alınmaya başlanmış, en büyük sorunlardan biri olan düzensiz göçü azaltmak için göç merkezi ülkelerdeki kalkınmayı desteklemek gerektiğine değinilmiştir. (Tampere Başkanlık Sonuç Bildirisi Kararları, 1999). Avrupa Birliği, 2007 yılında imzalanan Lizbon Anlaşması üye devletlerin ortak bir göç politikası olmasını hedeflemiştir.

Avrupa Birliği ülkelerinin göç politikalarının en önemli adımı, göçmenlerin ve iltica arayanların sayısını belirlemek ve azaltmak, müracaat edenleri, müracaatlarından vazgeçirmek için tasarlanmış yerel politikalardır.

Avrupa’nın çoğunluğunu Suriye iç savaşından kaçanların meydana getirdiği ve AB’nin politikalarını sıkıntıya sokacak derecede tüm ülkeleri etkileyen ani göç dalgası, Avrupa’ya sıkıntı yaşatmaktadır. 2015 yılında Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği’nin göç politikasını iyileştirmek için önlemler sistemi önermiştir. Avrupa Birliği’nin dünyadaki konumunu güçlendirmek için karar alınmıştır. Bu karar, 2015-2020 Göçmen Kaçakçılığı ile Mücadele Eylem Planı ile güçlendirilmiştir.

 

Suriye İç Savaşı ve Birliğin Tutumu

Suriye İç Savaşı, 2011 yılı ve sonrasında yaşanan olaylar ile başlamıştır. Savaşa diğer uluslararası aktörlerin de dahil olması ile birlikte bu savaş küresel bir boyuta ulaşmıştır. Küresel boyuta ulaşan bir diğer sorun ise iç savaşın bir sonucu olarak yaşanan mülteci krizidir. Can güvenliği olmayan mülteciler daha güvenli bir bölge olarak düşündükleri ülkelere göç etmek istemektedirler.

Avrupa Birliği kuruluş amacına tamamen ters düşecek bir biçimde en az hasar ve maliyetle, sorumluluk paylaşımından olabildiğince kaçınmış, topraklarında mülteci kabul etmek istememiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana yaşanmış en büyük mülteci krizlerinden olan Suriye mülteci krizini idame ettirememesi, Ege ve Akdeniz sularında on binlerce mültecinin hayatını kaybetmesine neden olmuştur. Avrupa Birliği üye devletlerinin göç politikaları kendi içlerinde farklılık gösterse de birliğin ortak bir göç politikası sunmasının daha doğru olacağını düşünmektedirler. Fakat Macaristan’ın sınırlarını dikenli tellerle çevrelemiş olması, ayrıca Macaristan ve Polonya’nın göçmen karşıtı politikaları bu durumu zorlaştırmaktadır. Bu yüzden üye devletlerin politikası birebir örtüşmese de göç politikalarının bir uyum içerisinde olması önemlidir (Değirmenci,  2011:  96).

Türkiye Suriyeli göçmenlere kucak açarken Avrupa Birliği bu konuda kayıtsız kalmaktadır. Avrupa Birliği’nin bu ötekileştirici politikasının en önemli sebeplerinden biri 11 Eylül saldırılarından sonra doğan İslam düşmanlığı ve Avrupalı olmayana karşı duyulan korkudur.

2017 yılı rakamlarına göre Suriyeli mültecilerin sayısı beş milyona yaklaşmış durumdadır. Bu rakam bazında üç milyona yakın mülteci Türkiye’de yer alırken, iki milyon mülteci ise Mısır,  Irak,  Ürdün ve Lübnan’a dağılmış durumdadır  (UNHCR,  2017).  Yani Türkiye diğer 3 ülkenin toplamından daha fazla mülteciye ev sahipliği yapmaktadır.

Avrupa Birliği’ne göç veren rotalar üçe ayrılmıştır. Bu rotalardan Türkiye uzantılı olan Doğu Akdeniz rotası, Türkiye’den Avrupa’ya deniz aracılığı ile gidişi ifade eder. 2015 yılında Suriye Savaşı sığınmacıları bu rotayı kullanarak Türkiye üzerinden AB’ye gitmiştir. Bu rotaya düzensiz gelenlerin sayısı, AB ile Türkiye arasındaki yakın işbirliği sayesinde büyük ölçüde azalmıştır.

Avrupa Birliği bu krizi kendi sınırlarının dışında çözmeyi amaç edinmiştir. Bu yüzden Geri Kabul Anlaşmaları’nı kendi sınır güvenliğini korumanın bir yolu olarak görmüştür. Birliğe yönelen göçmenleri transit ve depo ülkesi olarak gördüğü 3. ülkelere yönlendirerek göçü kendi sınırlarının dışında çözdüğünü düşünmektedir. Geri Kabul Anlaşması ile Avrupa Birliği’nin sorumluluk paylaşımı önerisi ile devletlere sunduğu fırsatlar ise vize işlemlerini kolaylaştırma hatta muafiyet sağlama ve üçüncü ülkeye ekonomik destek sağlamaktır.

AB, Balkanlar’daki göç kaynağını kapatmayı ve Avrupa’da sadece Türkiye üzerinden gelen düzenli göçmen ve mültecilere izin vermeyi kabul etmiştir. Katılımcı ülkeler, göçmenlerin ve mültecilerin kendi topraklarından geçişini sonsuza kadar durduracaklardır.

AB’nin sınırlarındaki kontrol daha sıkı bir hale getirilecek; Yunanistan, kuvvetli bir göç akışının kabulü nedeniyle yüklü miktarda ekonomik destek alacak ve ayrıca Türkiye’nin Avrupa’ya düzensiz göçmenlere izin vermeyeceği ve AB’ye girmesine izin verilmeyen göçmenleri ise geri alacağı konusunda bir anlaşmaya varılacaktır.

Avrupa Birliğinin Geri Kabul anlaşması yaptığı ülkelerden biri de Türkiye’dir. Bu anlaşmaya göre AB üyeleri Türkiye’de kabul edilen her Suriyeli mülteci karşılığında bir Suriyeli mülteciyi topraklarına alacaktır. (Business HT, 2016; BBC, 2016).

Geri Kabul Anlaşması’nın Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkileri açısından bazı anlamları bulunmaktadır. İlk olarak, anlaşmanın Türkiye açısından en belirgin anlamı yasadışı yollarla Avrupa Birliği ülkelerine giden veya bu ülkelerde bulundukları zaman diliminde düzensiz göçmen durumuna düşen Türk vatandaşları ve Türkiye üzerinden anlaşmaya taraf olmuş ve diğer ülkelere geçiş yapmış üçüncü ülke vatandaşlarının yani Suriyeli mültecilerin ve vatansızların Türkiye’ye geri gönderilmesi gerekmektedir. Yani Türkiye ile 2013 yılında imzalanan Geri Kabul Anlaşmasına göre,  Yunanistan’a Türkiye üzerinden düzensiz yollardan geçen ve sığınan her mülteci, Türkiye’ye geri yollanacaktır ve Türkiye Cumhuriyeti de mültecileri geri kabul edecektir. Aynı şekilde, Avrupa Birliği vatandaşlarının da Türkiye’den AB’ye geri gönderilmesi gerekmektedir. Bir diğer anlam, Türkiye üzerinden yasadışı yollarla AB ülkelerine geçen göçmenlerin ülkelerine geri dönüşleri Türkiye üzerinden sağlanacaktır. Fakat burada dikkat edilmesi gereken husus, Türkiye üzerinden geri gönderim için Türkiye’nin sadece kaynak ülke ile geri kabul anlaşmasını imzalamak zorunda olduğudur. Anlaşmanın bütünleşme açısından anlamı ise tam üyelik kriterleri arasında yer almamasıdır.

Ek olarak Avrupa Birliği tarafından Türkiye’ye Geri Kabul Anlaşması’nın uygulanması için maddi yardımda bulunacağı söylenmiştir. Ayrıca tüm Geri Kabul Anlaşmaları’nda olduğu gibi Schengen Bölgesinde vize muafiyeti uygulanacağı belirtilmiştir. Başlangıçta vize muafiyeti ve Geri Kabul Anlaşması birbirinden farklı konular iken zamanla aynı anda değerlendirilen iki konu haline gelmiş fakat iki ülke arasındaki bazı problemler nedeni ile uygulanamamıştır. Vize Serbestliği sadece kısa süreli seyahatlerde kolaylaştırma sağlamıştır. Avrupa Birliği’ne düzensiz mülteci göçünün neredeyse yarısı Türkiye üzerinden sağlanmaktadır. Türkiye Geri Kabul Anlaşması’na bazı şartlar da getirmiştir. Türkiye, Geri Kabul Anlaşması’nı uyguladığında Avrupa Birliği vize şartını hala kaldırmamış ise Türkiye anlaşmayı iptal edebilecektir. Ayrıca Türkiye 1951 Cenevre Sözleşmesi’nde tanımladığı coğrafi sınırlama ve Türkiye’nin Avrupa Birliği vize politikalarına uyumunun eksiksiz olabilmesi ancak Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliği sağlandığında mümkün olacaktır. Avrupa Birliği sınırlarındaki mülteci nüfusunun artması ile Türkiye ile daha sıkı önlemler ve sorumluluk paylaşımı içeren anlaşmalar yapmak isterken kendisi bu isteğinin tam da zıttı olarak aday ülkelerle hatta bazen de aday bile olmayan ülkelere karşı uyguladığı vize serbestliği başlatmış olması Türkiye için büyük bir güvensizliğe neden olmuştur. Buna ek olarak, 22 Eylül 2015’te, Avrupa Birliği üye devletleri Avrupa’daki mültecilere ulusal kota verme kararı almıştır.

Türkiye’nin ekonomik ve sosyal sorunların üstesinden gelme problemi, sadece Türkiye’nin sorunu olarak görülen bir düzeye gelmiştir. Avrupa Birliği’nin önceliğini değiştirmesi gerekmektedir ve bu yük eşit taşınmalıdır. Fakat Avrupa Birliği, Suriyeli mültecilerin en aktif geçiş yolunu Türkiye olarak görmüştür ve sorumluluğu Türkiye’ye yüklemiştir. Türkiye’nin coğrafi konumunu bahane ederek problemleri Türkiye topraklarında çözmek istemesinin nedeni bunu, mülteci krizini kolayca çözmek için başlı başına karlı bir çözüm olarak görmesidir. Avrupa Birliği’nin temel amacı, finansal yardım ve teşvik politikaları yoluyla Türkiye’deki mültecileri caydırmak, Türk vatandaşları için vize açılmasını müzakere etmek ve böylece sınırın Türkiye’nin koruyucusu haline gelmesini sağlamaktır. İç politika alanının genişlemesine paralel olarak Türkiye’nin dış politikasının oluşturulması, AB’nin işini kolaylaştırmıştır.

 

SONUÇ

Avrupa asırlar boyunca coğrafi konumu nedeni ile göç alan bir bölge olmuştur. Zamanla sınırlarının genişlemesi ve gelişmişliğinin artmasıyla birlikte özellikle sınır devletlerinden gelebilecek göç tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır (Gülçiçek, 2003). 2011 senesinde başlayan Suriye İç Savaşı tüm dünyayı ciddi bir mülteci krizinin içine sokmuştur. Savaş, 2012 senesinde etkilerini sınır ülkelerinde göstermeye başlamıştır. Türkiye, Lübnan gibi ülkeler henüz savaşın başlarında mülteci akınına uğramışlardır. Ancak bu durum AB tarafından görmezden gelinmiş, yok sayılmıştır. 2015 senesinde artık Suriyeli mülteciler Avrupa’nın sınırlarına kadar dayanınca bir çözüm bulunmak zorunda kalınmıştır. Ancak bu zamana kadar hiçbir önlemin alınmaması, krizin yok sayılması durumu daha da kötüleştirmekten öteye gidememiştir. Avrupa’nın çoğunluğunu Suriye İç Savaşı’ndan kaçanların oluşturduğu ve AB’nin politikalarına zarar verecek şekilde tüm ülkeleri etkileyen ani göç dalgası, Avrupa’yı zor duruma sokmuştur. Bu göç dalgası, Avrupa ve uluslararası toplumun büyük göç dalgalarına hazır olmadığını göstermiştir. Zor durumda kalan göçmenleri koruyacak yeteri kadar sisteme ve altyapıya sahip olmadıkları anlaşılmıştır. Temellerini insan hakları, özgürlük ve eşitlik üzerine kuran Avrupa Birliği, bu tutumuyla bu hakların aslında yalnızca ‘Avrupalıya’ ait olduğunu göstermiştir.

Süreç boyunca Birlik üyeleri kendi aralarında da anlaşmazlıklar yaşamış, her ülke kendi yasaları ile hareket ederek sığınmacılara karşı politikalar uygulamış ama etkili bir karar alınamamıştır. Kota sistemi tartışılmış, her ülkenin belirli sayıda mülteci alması istenmiştir. Ancak Dublin Anlaşması’na göre mülteciler ilk ayak bastıkları ülkede mülteci statüsü elde etmiş sayılırlar. Bu sebeple aslında mülteci akınına uğramamış olan ülkeler, bu kota sistemiyle mülteci almak zorunda bırakılmıştır. Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Romanya ve Slovakya bu karara karşı çıkmıştır. Dünyanın en müreffeh toplumu olan Avrupa Birliği, yüz altmış bin insanı ülkelerine dağıtamamış, sadece otuz bin mülteciyi yerleştirilebilmiştir. Hatta sınırlara duvar örülerek geçişleri engellenmiştir. Yunanistan, İtalya ve Bulgaristan gibi sınırda bulunan ülkeler de AB tarafından yalnız bırakılmıştır. Avrupa Birliği’nin bu tutumu uluslararası kamuoyu tarafından da sertçe eleştirilmiştir.

2016 yılında, Türkiye-AB arasında imzalanan Geri Kabul Anlaşması bu mülteci krizine kısa vadede bir çözüm getirmiştir. Bu anlaşmaya göre Türkiye sınırdaki mültecileri alacak ve Türkiye’de bulunan sığınmacıları da Avrupa ülkesine düzenli göçmen olarak gönderecektir. Bunun karşılığında ise Türkiye’ye mali destek ve vize serbestliği uygulaması yapılacaktır. Ancak bunların hiçbiri vaatten öteye gidememiştir. Türkiye de bu mülteci krizinde yalnız bırakılmıştır. Genel olarak bakıldığında, Suriye İç Savaşı ve mülteci krizi, Türkiye ile AB ilişkilerinde bazen ayrıştırıcı bazen de birleştirici nitelikte etkisini göstermiştir. Sonuç olarak Avrupa Birliği kurulduğu günden bu yana savunduğu tüm değerlerin aksine hareket etmiş, ötekileştirme ve dışlama politikasını çok sert bir şekilde uygulayarak, bir insanlık dramına duvarlar örerek karşılık vermiştir. Kuruluşunun ve üyelik şartlarının en önemli maddesi İnsan Hakları olan, hatta Türkiye’nin üye olabilmek için idamı kaldırdığı Avrupa Birliği kendi sınırından geri göndererek binlerce insanın ölümüne neden olmuştur.

 

 

DİLAN KARAHAN 

GÖÇ ÇALIŞMALARI STAJYERİ

 

 

KAYNAKÇA

  • Aytaç M. (2018) Suriyeli Mülteciler Özelinde Avrupa Birliği Ortak Göç Politikasıve Birlik İle Üye Devletler Arasında Egemenlik Tartışmaları
  • Celik D.(2020). Türkiye – Avrupa Birliği Geri Kabul Anlaşmasının Uygulanmasında Suriyelilerin Etkisi ve Rolü. Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 18, 66-84. Erişim adresi https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1083569
  • Coşkun, B. (2015). Arap Baharı Sonrası Avrupa Birliği’nin Göç Politikalarının Kısa Bir Değerlendirmesi. Moment Dergi, 2(1). doi:10.17572/mj2015.1.4159
  • Communication from the Commission to the Council and the European Parliament, The European Economic and Social Committee and the Committee of Regions on The Global Approach to Migration and Mobility. (2011) Brussels: European Commission (SEC (2011) 1353 final), COM (2011) 743 final.
  • Communication from the Commission to the Council and the European Parliament and the Council on the work of the Task Force Mediterranean. (2013b) Brussels: European Commission (COM (2013) 869 final.
  • Koser, K. (2007). International migration: A Very Short Introduction.OUP Oxford. ss 16 -28.

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here