Birleşmiş Milletler’in Suriye’de Barışın İnşasındaki Rolü

0

 

Özet

Bu çalışmanın amacı Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün Suriye İç Savaşı’ndaki rolü ile günümüze kadar operasyonlarının ne derecede faal olduğu ele alınacaktır. 2. Dünya Savaşı ile uluslararası arenada barışı ve güvenliği sağlamak amacıyla Birleşmiş Milletler kurulmuştur. Örgüt, dünyada savaşları sona erdirmeye ve savaşların bittiği ülkelerde barışı tesis etmeye çalışmak için Barış Gücü Operasyonları’nı oluşturmuştur. Soğuk savaşın bitmesi ile artık savaşlar genel olarak devletler arasında olmayıp devletlerin kendi içlerinde iç çatışmalar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlar etnik, dini veya ırk gibi nedenlerden kaynaklanmaktadır. İlk olarak iç isyan olarak başlayıp daha sonrasında tüm dünyayı ilgilendiren bir durum olan Suriye İç Savaşı, 2011 yılından günümüze kadar hala devam etmektedir. Bu çalışma ile Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün işlevselliğinden bahsedip günümüze kadar Suriye İç Savaşı’ndaki rolünü ele alacağız. Akabinde ise savaş sırasında ve savaşın bitimi ile neler yaptığı ve yapması gerektiği tartışılacaktır. Çalışmanın sonunda Barış Gücü’nün uluslararası sorunların çözümünde ne kadar etkin olduğu anlatılmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Birleşmiş Milletler, Barış Gücü, Suriye İç Savaşı, Barışın İnşası, Güvenlik Konseyi

 

Abstract

The purpose of this study is to discuss to what extent the United Nations is active to this day along with its role in the Syrian Civil War. The United Nations was founded after the Second World War in order to preserve peace and security in the international arena. The Organization formed Peacekeeping Force Operations to conclude wars around the World and endeavour establishing peace in countries which were out of a war. With the end of Cold War, it appears that wars have generally occured as internal conflicts of states, not as interstate conflicts. Those conflicts are based on reasons such as ethnic, religional, racial and so on.. The Syrian Civil War which started as an internal rebellion later on, became in a situation regarding the whole world continues to be since 2011. This study will take the functional dimensions of the United Nations Peace Force and parts of the organization in Syrian Civil War to this day in hand. Thereafter not only what did the Organization do during and after the war, but also what the organization should do afterwards will be discussed. At the end of the study, it will be tried to understand how efficient United Nations is while solving international problems.

Keywords: United Nations, Peace Force, Syrian Civil War, Peacebuilding, Security Council

 

Giriş

Milletler Cemiyeti başarısızlığından ders alan devletler, uluslararası barış ve güvenliği sağlayan en önemli örgüt olan Birleşmiş Milletler’i kurmuşlardır. Soğuk Savaş’ın bitişi ile devletler arasında çatışmalar ön plana çıkmıştır. Birleşmiş Milletler Barış Gücü operasyonları ise bu çatışmalar sonucunda barışı sağlamak ve ülkelerin savaş sonrası sürdürülebilirliğini devam ettirmek için günümüze kadar faaliyetlerde bulunmuştur.

Mart 2011’de barışçıl protestolarla başlayan Suriye krizi, sonralarda iç çatışmaya dönüşüp bir savaş haline gelmiştir. Suriye içerisinde çözülemeyen bu çatışmaya daha sonra bölgesel ve uluslararası aktörler dâhil olmuştur. Farklı çıkarlar ile hareket edilen bu bölgede Suriye krizi ulusallaştırılmıştır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, amacı doğrultusunda 2011 yılından itibaren birçok karar ve faaliyet ile bu bölgede etkin olarak hareket etmiştir.

Çalışma iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümünde Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün içeriği detaylı şekilde incelenmiştir. İkinci bölümünde ise Suriye İç Savaşı’na giden süreç anlatılıp bu süreç içerisinde Birleşmiş Milletler ne gibi faaliyetlerde bulunmuştur şeklinde ele alınmıştır.

 

BİRİNCİ BÖLÜM

 

Birleşmiş Milletler Barış Gücünün İçeriği ve Niteliği

Birleşmiş Milletler, 2. Dünya Savaşı’nın gölgesinde dünyada barışı ve güvenliği tesis etmek için “Atlantik Şartı” olarak anılan belgenin 26 ülke tarafından imzalanması ile oluşmuştur. Haziran 1945 yılında San Francisco’da imzalanan BM Anayasası ile de en önemli amacının “uluslararası barış ve güvenlik” olduğu belirtiliyordu. Bu amacı sağlayacak örgütün en önemli organı olan Güvenlik Konseyi sorumludur. Bu organın 5 daimi olmak üzere 15 üyesi vardır. BM şartının öngördüğü kolektif güvenlik sisteminin en önemli özelliği Güvenlik Konseyi’nde veto yetkisi ile donanmış daimi üyelerin onayı ile uygulamaya konulabilmesidir. Bu kolektif güvenlik sisteminin işleyebilmesi, silahlı kuvvet kullanımı da dâhil olmak üzere yaptırım gücüne başvurabilmesi, Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin oybirliği koşuluna bağlıdır ancak bu oybirliği Soğuk Savaş dönemi boyunca nadiren gerçekleşmiştir Bunun en büyük sebeplerinden biri savaş sırasında büyük devletlerin arasında olan çatışmalardır. Soğuk Savaş’ın bitmesi ve büyük devletlerin kendi aralarında anlaşmaya başlaması ile oy birliği durumu sağlanmaya başlanmıştır ama çıkarlar ön plana geldiği için her zaman başarılı olamamıştır.

BM çatısının altında oluşan Barış Gücü Operasyonları, Birleşmiş Milletler adına görev alan kişiler tarafından savaş halinden çıkıp savaşın olumsuz etkilerine maruz kalmış ülkelere sürdürülebilir barış ortamı sağlamaya çalışmaktadır. BM şartının 6. ve 7. bölümüne göre operasyonlarda hareket ederler. Barış Gücü Operasyonları, daha çok sıcak çatışmanın durması ve ateşkes ilanının gerçekleştirilmesi, ateşkes yapılmış ise bunu kontrol edip tarafların ateşkes şartlarına uyumlarının sağlanması, çatışmanın yayılmasının engellenmesi ve bu amaçla tampon bölgelerin oluşturulması, sivillere insani yardım sağlayıp yiyecek, giyecek, barınma ve güvenlik gibi temel ihtiyaçların karşılanmasına yöneliktir. Barış gücü operasyonları ulaştığı son şekliyle, çok kapsamlı bir müdahale biçimidir. Bunun kapsamında zorlayıcı tedbirler, koruma, gözlemleme, silah denetimi, bariyer ve uçuşa kapalı bölgeler oluşturmak, önleyici konuşlandırma, ulus inşası gibi görevlerin tümü yer almaktadır. Bu operasyonlarda bazı ilkeler zamanla kabul görmüştür. Örneğin Barış Gücü, faaliyette olacağı devletten ilk önce rızasını almalıdır. BM’nin misyonları tarafsızlık içerisinde yürütülüp ilke olarak uyuşmayan taraflardan birinin kuvvet uygulamaması gerekir. Barış Gücü, hakem ya da yargıç değildir ve yapılan müdahalelere karşı tarafların hak ve iddiaları saklı kalacaktır (Sur, 2013, s, 2542).

Barış Gücü operasyonları 1948 yılında uygulanmaya başlanmıştır. Günümüze kadar da gelişimini sürdürerek evirilmiştir. Operasyonlar, Barışın Korunması (Peacekeeping) ile başlayan süreç, Barışın Yapımı (Peacemaking) ve son olarak da Barışın İnşası (Peacebuilding) olarak karşımıza çıkmıştır.

 

1.1 Barışın Korunması (Peacekeeping)

Barışın Korunması kavramı, Soğuk Savaş döneminde sistemin işlemez hale geldiği bir ortamda ortaya atılmıştır. İlk faaliyetler, sorunları barışçıl yöntemlerle çözmeye çalışmak üzere çatışmaları sonlandırıp tarafları ateşkese davet etmekle sınırlı kalmıştır. Bu sınırlar çerçevesinde ilk görevler, silahsız gözlem faaliyetleri ya da hafif silahlarla donatılmış askerler tarafından yürütülen güvenli ortamı oluşturmaktan ibarettir. Operasyonların amacı, “savaşların yıkımına maruz kalmış ülkelerde barışın kalıcı olarak yerleşmesini sağlamak için çalışmak ve çeşitli ülkelere mensup askeri birlikler, polis ve sivil personelden oluşan Birleşmiş Milletler Barış Gücü tarafından ateşkes anlaşmalarının uygulanmasını sağlamak ve denetlemek şeklinde tanımlanabilir.

İlk Barışın Korunması’na dair operasyon 1948’de Arap-İsrail Savaşı ateşkes dönemini takip etmek amacıyla UNTSO (United Nations Truce Supervision Organization- Birleşmiş Milletler Ateşkes Gözlem Örgütü) tarafından yürütülen operasyondur. UNTSO, genel olarak faaliyetlerini silahsız olarak yapmıştır. Soğuk Savaş’ın bitişi ile operasyonlar farklı bir şekle evrilmiştir. Devletlerarası olarak başlatılan operasyonlar büyük devletlerin kendi aralarında sağladıkları statüko sayesinde daha sonra devlet içi çatışmalara yönelik hareket etmeye başlamıştır.

BM Sekreterliği’ne bağlı ayrı bir bölüm olarak kurulan Barışın Korunması Operasyonları Departmanı (Department of Peacekeeping Operations); BM Genel Sekreteri adına planlama, yönetme, konuşlandırma, destekleme ve BM’nin Barış Gücü’ne dair tüm idari işlemleri yürütmekle 1992 yılında BM eski Genel Sekreteri Boutros Boutros-Ghali tarafından görevlendirildi. Operasyonların başarılı bir şekilde yürütülmesi için sahada büyük bir organizasyonun yapılması gerekliliği bu örgütlenmenin temel gerekçesidir. Bu çerçevede, Saha Destek Departmanı (Department of Field Support), Birleşmiş Milletler saha görevlerinin büyük ölçüde kendi kendine yeterli olmasını ve çatışma sonrası koşulların geniş bir yelpazesinde başarılı olmasını sağlamak için gerekli tüm insan, malzeme ve destek hizmetlerinin seferberliğinden sorumlu olmak üzere oluşturulmuştur (Öztürk, 2017, s. 138). Günümüze kadar 59 operasyon başarıyla tamamlanmıştır. 1988 yılında Barışın Korunması Operasyonları “Barışın Koruyucuları” adı altında Nobel Barış Ödülü ile ödüllendirilmiştir.

 

1.2 Barışın Yapımı (Peacemaking)

Barışın yapımı, bir operasyon olmaktan ziyade sürmeye devam eden çatışmaları sonlandırmaya yönelik bir süreçtir. Bu süreç, tarafları müzakereye teşvik etmeye yönelik diplomatik faaliyettir. Barış Yapıcı konumunda elçiler, hükümet yetkilileri, bölgesel örgütler, sivil toplum kuruluşları, toplumun önde gelen kişileri ve BM de yer alabilir.

Barışın Yapımı Sürecinin en önemli unsurunu teşkil eden arabuluculuk faaliyetlerinin ilk örneği ve ilk modern arabulucu olarak Otto von Bismarck kabul edilmektedir. Birleşmiş Milletler’in kendi himayesindeki ilk arabuluculuk faaliyetleri ise 1975 yılında Genel Kurul’un aldığı karar ile kurulan Filistin Halklarının Vazgeçilmez Haklarından Sorumlu Komisyonu (Committee on the Exercise of the Inalienable Rights of the Palestinian People) tarafından yürütülmüştür (Öztürk, 2017, s. 140).

 

1.3 Barışın İnşası (Peacebuilding)

Barışın inşası kavramı 1970’lerde Johan Galtung tarafından akademik literatüre kazandırılmıştır. Galtung’a göre barışın inşası, şiddet içeren çatışmanın asıl sebeplerine değinen barış yönetimi ve çatışma çözümü için yerli kapasiteleri destekleyerek sürdürülebilir barışı sağlamak için barışın inşası yapılarının oluşturulması çabasıdır.

Bu kavramın uluslararası camiaya tanıtılması ise BM eski Genel Sekreteri Boutros Boutros-Ghali’nin 1992’de yayınladığı “An Agenda for Peace” raporuyla olmuştur. Raporda barışın inşası “barışı güçlendirmek ve sağlamlaştırmak için yapıları tanımlama ve destekleme eylemi” olarak tanımlanmıştır. Yıllar geçtikçe tanımın kapsamı genişlemiş, 2000 yılındaki Brahimi raporunda barışın inşası şu şekilde yer almıştır: “Çatışmanın uzak tarafında üstlenilen faaliyetleri tanımlar; barışın temellerini yeniden birleştirir ve bu temeller üzerine inşa etmek için araçlar sağlar; sadece savaşın olmamasından öte bir şeydir” (Öztürk, 2017, s. 143). Barışın İnşası Komitesi’nde bölgesel örgütler de faaliyet göstermiştir. Bunun nedeni ise yürütülen operasyonların riskli bölgelerde olmasından kaynaklıdır.

Bu operasyonların maliyetlerini karşılamak amacıyla Dünya Bankası, 2008 yılında Devlet ve Barışın İnşası Güven Fonu’nu (State and Peacebuilding Trust Fund – SPF) kurmuştur. Dünya Bankası’nın FCV için en büyük küresel güven fonu olan SPF, çatışma önleme programlarına olanak sağlar ve ülkeleri kalıcı barış ve sürdürülebilir kalkınma sonuçlarına ulaşma çabalarında destekler.

 

İKİNCİ BÖLÜM

 

Suriye’de İç Savaşa Giden Süreç ve Birleşmiş Milletler’in Rolü

2010’da Tunus ile başlayan ve adına “Arap Baharı” denilen süreç ile en uzun iç savaşa giden ülke Suriye olmuştur. Mart 2011 ile devlete yönelik ayaklanmalar ülke geneline yayılıp tüm dünyayı ilgilendiren bir mesele haline gelmiştir. Binlerce insan ya ölmüş ya da mülteci olarak ülkelerini terk etmek durumunda kalmışlardır.

1971 yılından itibaren Suriye, aralıksız şekilde Baas Partisi ve partinin kontrolünü elinde bulunduran Esad ailesi tarafından yönetilmektedir. Bununla beraber ise Suriye’de totaliter denebilecek bir sistem egemen olmaya başlamıştır. Mart 1973’te kabul edilen anayasa ile yönetim şekli “sosyalist halk demokrasisi” olarak tanımlanmaktaydı ve devlet başkanına geniş yetkiler vermekteydi. Yasama yetkisi, seçimle belirlenen 250 üyeli bir parlamentoya sahip olsa da bu sayının ezici bir çoğunluğu Baas Partisi üyelerine aitti. Bu durum da sistemin demokratik ve özgür şekilde ilerlemediğini gözler önüne seriyordu.

Hafız Esad’ın 2010 yılında ölümü ile yerini oğlu Beşar Esad almıştır. Siyasetle içli dışlı olmayan ve aslında göz doktoru olan Beşar Esad Suriye Cumhurbaşkanı olmuştur. İlk zamanlarda açıklık ve siyasette hoşgörü yanlısı davranıp birçok siyasi suçluyu serbest bırakmıştır. Medya üzerindeki kısıtlamaları daha gevşek hale getirip yolsuzlukla mücadele etmiştir. Lakin ekonomi ve siyasette söz verdiği kapsamlı reformları hayata geçirememiştir.

 

2.1 Savaşa Giden Süreç

Beşar Esad’ın “demokratik reform” sözlerine karşı tüm umutlar yitirilmiştir. O dönemde serbest piyasa ekonomisine geçiş ve özel mülkiyete izin veren bazı adımlar ise halkın gözünde gelir adaletsizliğini çizmeye başlamıştır. Esad rejimine yakın olanlar zenginleşirken geriye kalan Suriye halkı yoksulluk içerisinde yaşıyordu. Tüm bunlarla beraber 2008 yılında Kuzey Doğu Suriye’de bulunan köylüler iflas etmeye başladılar ve daha önce görülmemiş bir fakirlik içerisine girdiler. Bu durumlar, rejime karşı halkın içerisinde öfke birikmesine sebep olmaya başlamıştır. Mart 2011 yılına gelindiğinde başlayan meşru hak talepleri Esad rejimi tarafından kanlı bir şekilde bastırılmaya çalışılmıştır. Barışçıl şekilde yapılan protestolara silahlı ve ölümcül şekilde karşılık verilmeye başlanmıştır. İlerleyen zamanlarda, Suriye Ordusu’ndan ayrılan subayların kurduğu Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) da devreye girerek Esad rejimine karşı silahlı mücadeleye başlamıştır. Masum şekilde başlayan reform talepleri, rejim değişikliğine dönüşüp iç savaşta çıkılmaz bir duruma gelmiştir. Ortaya çıkmaya başlayan bu durum ile Suriye halkı güvenli bölge arayışlarına girmişlerdir ve zorunlu göç durumuna mahkûm kalmışlardır.

 

2.2 Süreç İçerisinde BM Rolü

2011 yılında Mart ayında Antalya’da yapılan toplantı ile ilk arabuluculuk faaliyetleri başlamış ve başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu durumdan ötürü Baas rejimi tarafından kabul edildiği bildirilen Birleşmiş Milletler tarafından görevlendirilen arabulucu Kofi Annan’ın 2012 yılında hazırladığı plan devreye sokulmuştur. Bununla beraber Suriye krizini çözümüne yönelik 2012 yılında Cenevre’de arabuluculuk görüşmeleri başlanmıştır. Temmuz 2012’de büyük güçlerin anlaştığı ve “Cenevre Mutabakatı” olarak bilinen süreçle Annan Planı’nın desteklenmesi kabul edilirken Suriye’deki anayasal düzen ve adalet sisteminin gözden geçirilmesi ile özgür ve çok partili seçimler için hazırlanılması kararlaştırılmıştır. Mutabakat sonucunda Suriye yönetimini ve muhalefetin üyelerini kaplayabilecek tam yönetim yetkisine sahip geçici hükümet organına ihtiyaç duyduğu ilan edilmiş ve Rusya ve Çin’in yaklaşımına da uygun olarak Beşar Esad’ın istifası ön koşul olarak sunulmamıştır. Bu mutabakat, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi BMGK için önemli bir referans noktası olurken (BMGK) aldığı kararlarda Cenevre I ve Cenevre II Konferanslarında önerilen siyasi çözüm yollarının bir an önce yerine getirilmesini talep etmiştir Ancak Annan’nın çabaları bir sonuç vermemiştir. Böylelikle arabuluculuk görevi 2012’de Lakhdar Brahimi’ye verilmiştir ve Mayıs 2014’e kadar arabuluculuk faaliyetlerinde bulunmuştur. BMGK konuyla ilgili çok sayıda toplantı yaparak kararlar almıştır. 14 Nisan 2012’deki ilk karar, Suriye’de ateşkes çağrısı için dönemin BM Genel Sekreteri’nin adıyla anılan bir yol haritası olmuş ve ülkeye 30 askeri gözlemci gönderilmiştir. Esad alınan karara uymamış, neyi gözlemlediği pek belli olmayan heyetin görev süresini uzatan ve sayısını artıran kararlar alınmış, ardından 27 Eylül 2013’te ülkedeki tüm kimyasal silahların imha edilmesini öngören karar tasarısı, en önemli BM kararı olarak tarihe geçmişti; ancak Esad bu karara da uymamıştır.

Esad rejimi görünürde “uluslararası barış gücü” ve “ulusa birlik kabinesi” önerisini kabul etmekteydi. Ancak batılı devletler yeterince çaba göstermediği için iç savaş Suriye’yi yok etmeye devam etmiştir. Tüm durumlar başarısızlık ile sonuçlanmaya başlayınca Suriye’de iç savaş daha derin bir hale gelmeye başlamıştır. Suriye dışı aktörler de dâhil olup devlet dışı aktörler bölgede aktif hale gelmiştir. Bu durum ile karmaşık, çok yönlü ve vekâlet savaşları içeren bir arenaya dönüşmüştür. Brahimi’den sonra Staffan Mistura görevi devralıp arabuluculuk çalışmaları ile sınırlı ateşkesler sağlamaya çalışmıştır. Bu çalışmalar kapsamında BMGK, Aralık 2015 yılında bir geçiş hükümeti kurulması, kapsayıcı ve sekteryen bir anayasa hazırlanması yönünde 2254 sayılı kararı çıkartmıştır.

Suriye muhalefeti ilk zamanlar özgürlük ve haklarla alakalı taleplerle ortadayken zamanla istekleri farklı şekilde oluşmaya başlamıştır. Savaşın oluşturduğu güvenlik boşluğundan yararlanan El-Kaide gibi yabancı ve cihat savaşçılarının sahada etkinlikleri giderek artmaya başlamıştır. Rejim tarafı ise Iraklı Şii milisleri, Lübnan Hizbullah’ı ve İranlı gruplar tarafından askeri destekler sağlamakta ve bunun yanında Rusya tarafından hem askeri hem de ekonomik güçlü destekler devam etmektedir. Rusya her defasında BM’de Suriye rejiminin aleyhine karar çıkmasını veto ederek bu olası kararları önlemiş ve rejimin zayıflamasının önüne geçmiştir. Dolayısıyla rejimin ayakta kalmasının en büyük sebeplerinden biri Rusya ve İran’ın Esad’a olan güçlü destekleridir.

Bütün bu arabuluculuk faaliyetleri devam ederken en son olarak da Rusya ve Türkiye’nin garantörlüğünde 30 Aralık 2016’dan geçerli olan bazı çatışmasızlık bölgeleri oluşturan sınırlı bir ateşkes imzalanmıştır (Aljazeera, 2016:1). Ateşkes ile biraz da olsa silahlar susturulmuş ve ateşkesin öncülüğünü yapan Rusya ile barışa bir adım dahi olsa yakınlaşılacağı düşünülmüştür. Ancak ateşkesin hemen akabinde, rejimin Lazkiye kırsalına yönelik şiddetli saldırıları ile bu ateşkesi ihlal etmiş olması da bu girişimin başarısız olduğunu göstermiştir (Canyurt, 2018, s. 1106). 2017 yılından itibaren Suriye’de yerel çatışmaların yanı sıra kimyasal silah kullanımı tekrar ön plana çıkan konu olmuş ve Suriye’deki kimyasal silahların kullanımıyla ilgili beş tasarıdan dördü sadece Rusya tarafından veto edilirken 28 Şubat 2017 tarihli tasarı Rusya’nın yanında Çin tarafından da veto edilmiştir. Rusya, genel olarak tasarıların tek taraflı olduğu tezi üzerinden veto yetkisini kullanmaya devam ederken kimyasal silah kullanımı açısından BMGK kararı olmadan Suriye’ye düzenlenen hava saldırılarına da tepki göstermiştir. Tüm bu dönüm noktaları ile Suriye, iki büyük güç olan Amerika ve Rusya’nın çıkar çatışmalarının yaşandığı bir alana dönmeye başlamıştır.

BMGK’nin 2254 sayılı kararı son yıllarda önemli bir referans olmuştur. Bu karar ile askeri çözümlerin bir işe yaramayacağı belirtilip siyasal çözüm yollarına gidileceği belirtilmiştir. Tabi BMGK’nin 5 daimi üyesinin siyasal çözüme vurgu yapmaları bu aktörleri sürecin işletilmesi konusunda aynı noktaya getirmemiş ve siyasal çözümsüzlük konusunda daimi üyeler, birbirlerini suçlamaya devam etmiştir.

 

2.3 Daimi Üyelerin Değerlendirilmesi

BMGK’de Mart 2011-Temmuz 2020 arası Suriye krizi ve onu ilgilendiren her konuya dair 41 karar çıkarılmıştır. Ancak alınan onca karara rağmen kriz hala sonlandırılabilmiş değildir. Bu etkisizliğin en büyük sebebi BMGK’nin daimi üyelerinin duruma farklı yaklaşmalarıdır.

2.3.a. ABD, İngiltere ve Fransa Yaklaşımı

Mart 2011-Aralık 2019 arası Çin ve Rusya’nın veto ettiği 14 BMGK karar taslağının oluşmasında ABD, İngiltere ve Fransa ön plana çıkmıştır. Veto edilen 14 tasarının oluşturulmasında ABD 9, İngiltere 10 ve Fransa 10 kez yer almıştır. Bu üç üyenin BMGK nezdinde Suriye krizine dair istedikleri kararları alamaması üzerine bu aktörler “Suriye Halkının Dostları Toplantıları” gibi uluslararası girişimlerde yer alarak hem uluslararası toplumu harekete geçirmeye çalışmış hem de krize yönelik benzer yaklaşım sergileyen bölgesel ve uluslararası aktörlerle iş birliklerini artırmıştır. ABD, İngiltere ve Fransa; Suriye Halkının Dostları Toplantıları ile birlikte ayrıca Suriyeli muhalif gruplara desteğini artırarak hedeflerine ulaşmaya çalışmışlardır (Çağlar, 2020, s. 977).

2.3.b. Rusya ve Çin Yaklaşımı

Rusya ve Çin, Suriye krizi boyunca krize dışarıdan müdahale edilmesine karşı çıkarken Suriye krizinin “uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturmadığını” savunarak dışarıdan müdahalelerin sakıncalarına dikkat çekmiştir. Bu yüzden Suriye yönetiminin dışarıdan müdahalelerle değişmesini engellemeye çalışan Rusya ve Çin, krizin çözümünü taraflar arası siyasi görüşmeler olarak tanımlamıştır. 2011 sonrası Rusya ve Çin, kendi yaklaşımları doğrultusunda üç temel stratejiyi hayata geçirmiş ve bu stratejiler ABD, Fransa ve İngiltere’nin önlemlerinin etkilerini sınırlandırmıştır. Çin’in desteği daha çok diplomatik ve ekonomik boyutta kalırken Rusya’nın askeri desteği krizin dönüşümünde önemli olmuştur. Diplomatik destekle ilişkili olarak bu iki aktör, BMGK’de Suriye yönetimine karşı sert tedbirlerin alınmasını engellemiştir. Ağırlıklı olarak Rusya’nın veto ettiği BMGK kararlarının birçoğunda Çin de veto yetkisini kullanmıştır (Çağlar, 2020, 979).

 

Sonuç

Birleşmiş Milletler’in en önemli kuruluş amacı uluslararası barış ve işbirliğinin sağlanmasıdır. Uluslararası sistemde “barışı ve güvenliği tesis etmek” BM’nin en önemli organlarından olan Güvenlik Konseyi’nin sorumluluğundadır. BM Barış Güçleri ise özellikle fiziksel şiddetin önlenmesi, insani yardımların çatışma bölgelerine güvenle ulaştırılması, taraflar arasında barış sürecinin başlatılması ve bu sürecin sabotajlardan korunarak geliştirilmesi alanlarında etnik barışın tesisine ciddi katkılar sağlayabilmektedir. Bugüne kadar 59 barış operasyonu başarıyla tamamlanmıştır. Ancak sistemde hala çözüme kavuşamayan veya kavuşturulmayan çatışmalar var olmaktadır.

Suriye’de bulunan bu iç savaş Birleşmiş Milletler’in birçok eleştiriye maruz kalmasına sebep olduğu konulardan biridir. Kurulduğundan itibaren sorgulanmasına sebep olan BMGK ve içerisinde bulunan daimi üyeleri bu çatışma içerisinde kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmişlerdir. Rusya ve Çin bir tarafta yer alırken Amerika, İngiltere ve Fransa diğer tarafta yer almaktaydı. Bu da çatışmaların çözümünde sistemin işleyişini olanaksız kılmıştır. Günümüzde bile alınan kararlar doğrultusunda Suriye İç Savaşında gelinen nokta sorunun hala var oluyor olmasıdır.

Suriye krizi binlerce insanın ölümüne sebep olmuştur. İnsanlık dışı birçok olay yaşanmıştır ve BM hala bunları çözüme kavuşturabilmiş değildir. Sürecin başından 2020 yılına kadar 41 karar çıkartmıştır ve bunlara rağmen çabalar olumsuzlukla sonuçlanmıştır. Ancak uluslararası arena da küresel sorunların çözümünde Birleşmiş Milletler gibi başka bir alternatifte bulunmamaktadır. Tüm sorun, daimi üyelerden bir tanesinin dahi olumsuz düşüncesinin alınan kararlar üzerindeki tam yetkisinden kaynaklıdır. Bu durumla beraber yürütülmeye çalışılan operasyonların ne derece etkili olup olmadığı aslında daimi üyeler arasında oluşacak siyasal işbirlik ile belirleniyor.

Bu krizin çözülmesi için öncelikli olan bir ateşkesin sağlanmasıdır. Bunu izleyerek de farklı cephelerden barışın inşası gerekir. Bu, kolay bir dönüşüm değildir. Yıllar süren otoriter yönetim anlayışı kuşkusuz rejim ve siyasal kültür üzerinde derin izler bırakmıştır. Bu izlerin silinmesi ve yeniden yapılanma uzun süreli ve çok yönlü uğraş gerektiren bir maratondur. O nedenle kısa sürede büyük bir dönüşüm beklemek gerçekçi bir değerlendirme olmaz. Hatta işler geçiş döneminde daha da kötüye gidebilir. Farklı güç unsurları arası mücadele, ayrıca eski ve yeni güçler arası çatışma ülkeyi daha büyük bir kargaşa ve güvensizlik ortamına sürükleyebilir. Fakat iyi bir geçiş süreci dizayn edilebilirse Suriye demokratik dönüşümünü en az sancıyla atlatabilir.

Daha sonralarda geçici bir yönetimin oluşturulması ve yeni bir anayasa yapılması gerekmektedir. Geçici yönetim hem eski rejim, hem de muhalif cepheden oluşmalı, dolayısıyla karma bir koalisyon niteliğinde olmalıdır. Bu karma yapı gerek eski yönetimin, gerekse muhaliflerin dışlanmamaları açısından önemlidir. Çünkü hepsinin toplumsal destekçileri mevcuttur. Anayasa devreye girdikten sonra mümkün olan en kısa sürede serbest seçimler yapılmalıdır. Bu, meşru bir yönetimin bir an önce oluşturulması için zorunludur. Ayrıca geçici yönetim iktidarda çok fazla kalmamalıdır çünkü kompozisyonu ne denli iyi oluşturulmuş olursa olsun insanların kafasında hala eskiyi temsil eder bir konumdadır. Serbest seçimler yoluyla meşru hükümet oluşturulduktan sonra yapılması gereken öncelikli iş, güvenliğin sağlanması ve adaletin gereğinin temsili de olsa yerine getirilmesidir. Bu süreçte Suriye dışı aktörler, bölgesel ve uluslararası aktörler bölgeye dair yapıcı bir tutum gerçekleştirmelidirler.

Sonuç olarak bu kriz BM tarafından çözülmeye çalışılmış ancak birçok engelle karşı karşıya kalmıştır. Lakin günümüzde gelinen durumlar göz önüne alındığında çatışmayı izleyip sadece kınamak bu durumu çıkmazdan çıkaramamaktadır. Binlerce insan bu savaş halinden dolayı mağdur olup ülkelerini terk etmek zorunda kalmışlardır, bu sebepten ötürü örgüt daha farklı somut yaklaşımlar ile bu durumu çözmek durumundadır.

 

 

PELİN ÇOLAK

Uluslararası Örgütler Staj Programı

 

 

KAYNAKÇA

  • Ağır, O. ve Aksu Z. (2017). Birleşmiş Milletler’in Suriye Krizine Yönelik Politikalarının Değerlendirilmesi. ASSAM Uluslararası Hakemli Dergi, 4(9), 43-55.
  • Akman, C. (1987). Birleşmiş Milletler Barış Gücü. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası, 45(1-4), 434-449.
  • Al- Jazeera (2016). Suriye’de Ateşkes Anlaşması; Erişim Tarihi 06.01.2021, http://www.aljazeera.com.tr/haber/suriyede-ateskes-anlasmasi
  • Canyurt, D. (2018). Suriye İç Savaşı Neden Bitmedi, Barış Nasıl Gelebilir?. Uluslararası Yönetim İktisat ve İşletim Dergisi. 14(4), 1103-1120.
  • Çağlar, M.T. (2020). BMGK Daimi Üyelerinin Suriye Krizine Yaklaşımı: Uyuşmayan Talepler ve Çatışan Çözümler. Uluslararası Sosyal Bilimler Akademik Dergisi. (4), 968-999.
  • Demirdöğen, Ü. D. (2006). The United Nations Peacekeeping Forces And The Use Of Force 1946-1996. Akdeniz İİBF Dergisi. 3(25), 236-257.
  • Gürgön, U. (2008). Günümüzde Barış Operasyonları. Güvenlik Stratejileri Dergisi. 41(8), 0-19.
  • Karadağ, U. (2016). Birleşmiş Milletler Antlaşması’na Göre Meşru Müdafaa Hakkı. İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi. 7(2), 171-186.
  • Öztürk, O. (2017). Suriye’de Barışın İnşası ve Birleşmiş Milletlerin Rolü. Hukuk Fakültesi Dergisi. 21(1-2), 133-166.
  • Şur, M. (2013). Birleşmiş Milletler Örgütünün Gelişimi ve Geleceği. Journal of Yaşar University. 8(Özel), 2535-2550.
  • Yılmaz, M. E. (2011). Etnik Çatışmalar ve Birleşmiş Milletler Barış Güçleri. Sosyal Bilimler Dergisi. (25), 89-107.
  • Yılmaz, M. E (2014). Suriye’de Barış Nasıl İnşa Edilir? Sosyal Bilimler Dergisi. 7(2), 117-120.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here