Dr. Hayati Ünlü ile Hint Milliyetçiliği Üzerine Röportaj

0
147

Bu röportaj, Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi (GASAM) Uzmanı Dr. Hayati Ünlü ile Hint Milliyetçiliği üzerine yapılmıştır. 

1. Kendinizden ve yaptığınız çalışmalardan bahsedebilir misiniz?

Öncelikle teşekkür ediyorum. Kendimi ülke literatürüne Güney Asya siyasetini mümkün oldukça angaje etmeye çalışan genç bir akademisyen olarak görüyorum. Balkan göçmeni bir ailenin çocuğu olan Manisa/Soma’da doğmuş büyümüş biri olarak Güney Asya siyaseti çalışmak bizim lisans yıllarımıza karşılık gelen 2000’li yıllarda çok zordu. Genellikle “Ortadoğu kazanı kaynarken, bir başka bölge çalışmak olmaz” anlayışı hâkimdi. Bu açıdan lisans yıllarımızda Ankara’da eğitim görürken, dönemin üniversite hocaları tarafından çoğunlukla bu bölgeye yönlendirildik. Ama bizim dönemin en fazla zorluk çektiği konu dil bilme kapasitesindeki yetersizlikti. Tabi dil öğrenmek de şimdiye göre çok daha masraflı ve imkânsızdı. Benim her sene yaz döneminde Tahran’a gidip oranın TÖMER’i olan Dehoda kursunda Farsça öğrenmem hayatımı değiştirdi diyebilirim. Farklı bölgelere sadece İngilizce literatür üzerinden bakmanın ne kadar sorunlu olduğunu fark etmeme neden oldu.

Tabi 2000’li yılların Türkiye’deki sosyo-politik değişimin en hızlı hissedildiği yıllara karşılık gelmesi, bizi de fazlasıyla etkilemişti. Türkiye ilk defa dünya siyasetine bu kadar açılıyordu ve farklı bölgeleri çalışma ihtiyacı da bir o kadar artıyordu. Burada şuan Maarif Vakfı Başkanı olan Prof. Dr. Birol Akgün gibi hocaların genç akademisyen adaylarını değişen dünya siyasetinin yeni çalışma alanlarına yönlendirmesinin önemine vurgu yapmak önemli. Ben de özellikle Ankara’daki doktora yıllarımda İran siyasetine oldukça kafa yormuş biri olarak Güney Asya siyasetine doğru kanalize oldum. Tabi Ankara Üniversitesi’nde ideolojik açıdan yaşadığım sorunlardan dolayı, İstanbul Üniversitesi’ne geçiş yapmak zorunda kaldım. Ancak İstanbul’da benim için hem Hintçe hem de Urduca çalışmaları arttırabilmem için önem arz etti. GASAM ile tanışmam da İstanbul’daki tez yazma dönemime denk geldi.

Sponsorlu

GASAM, Türkiye ile Güney Asya ülkeleri arasındaki ilişkileri geliştirmeyi önceleyen çok önemli bir düşünce kuruluşu. GASAM’a emek verenler bu vizyonla ortaya kıymetli bir iş çıkarıyorlar. Çok şükür İstanbul Üniversitesi’nde doktoramızı tamamlayabildik ve bugün Hindistan siyasetini merkeze alan çalışmalarımıza devam ediyoruz. Hint-İran jeopolitiğine dair devlet-toplum ilişkileri, siyasal kurumlar, sosyal hareketler, milliyetçilik gibi karşılaştırmalı siyasetin önemli alanlarına dair çalışmalarımızı yürütmeye çalışıyoruz. Diğer yandan, Asya siyasetine yönelik kapasite arttırma çalışmalarımız da devam ediyor. Salgın süreci pratikte çalışmalarımıza belki darbe vurdu ve araziye inemiyoruz, ama teknoloji öğrenme kapasitesini arttırmak isteyenler için büyük imkânlar sunuyor. Biz de mesela Ankara Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümüne giriş yaparak literatüre daha zengin kaynaklardan yararlanabilmenin yollarını arıyoruz. Bundan sonra da Asya siyasetine yönelik özgün çalışmalar üretmek en önde gelen hedeflerimizi arasında yer alıyor.

2. Hindistan’ın siyasi ve etnik yapısından bahsedebilir misiniz?

Hindistan sosyolojisiyle başlayacak olursak, Hindistan etnik, dini ve dilsel çeşitlilik açısından dünyanın belki de bir numaralı ülkesi. Ülkede öyle bölgeler var ki, 3-4 km’de bir kullanılan dil değişebiliyor. Çok dilli bir yapı ve bu yapı Nehru dönemi kuruluş yıllarında siyasi yapıya da yansımış durumda. Bugünkü siyasi tartışmalarda dilsel milliyetçiliğe bol bol rastlayabilirsiniz. Özellikle de Hindu milliyetçilerinin Hintçe inşasına karşı, ülkenin güney bölgelerinde yerel diller bir karşı çıkış aracı olarak kullanılabiliyor.

Çağdaş Hindistan için kuruluştan bu yana inanç yönünden sahip olunan çeşitlilik de büyük önem arz etmiştir. Özellikle Hindular ve Müslümanlar arası yaşananlar belki de ülke sosyo-politik tarihinin yarısından fazlasını teşkil ediyor. Ama sadece bu iki grup yok tabi. Sihlerden Budistlere, Hıristiyanlardan Yahudilere birçok inanç ülkede varlığını sürdürebiliyor. Çoğunluğu Hindular teşkil etmişken; diğer inançlar hep azınlığı teşkil etmiştir. Hindular da kimi zaman Müslümanlarla kimi zaman Sihlerle kimi zaman da diğer gruplarla çekişmeci ilişkiler yaşabilmiştir. Modern ülke tarihi açısından ise en önemlisi Müslüman ve Sihlerle yaşanan çatışma süreçleri. Yakın dönem siyasi tarih için özellikle de 1970’lerden bu yana Müslümanlar, Hinduların en önde gelen ötekisi konumuna yükselmiş durumda. Bu durum hala da devam ediyor.

Farklı inanç ve diller etnik kimlik çerçevesinde ele alınabilse de, etnik kimlik açısından unutulmaması gereken bazı önemli noktalar bulunuyor. Bunların en önde geleni ülkeyi adeta ikiye bölen Aryan ve Dravidi ırklarıdır. Ülkenin kuzeyi çoğunlukla Aryan ırkından oluşmaktayken; gerçek Hindistanlılar olarak bilinen Dravidiler ülkenin güney bölgelerinde çoğunluğu oluşturuyor. Bugünlerde ülke siyasetinin merkezine oturmuş Hindu milliyetçiliği, Aryanizm’den büyük ilham alabilmişken; bu durum ülkenin güney bölgelerinde büyük tepkiyle karşılanıyor. Belki de bir gün ülkenin bu meseleden dolayı parçalanabilecek olması oldukça büyük bir tartışma konusudur. Ancak Kuzeydoğu Hindistan örneğinde olduğu gibi Bengal milliyetçiliği, hatta Nagalar örneğinde olduğu gibi kendi bağımsızlığını ilan etmiş gruplar bile tarihsel süreç içerisinde gözlemlenebilmiştir. Tabi burada Müslümanların, Avrupa’dakine benzer bir şekilde, özellikle de Babürlüler karşıtı bağlam içerisinde Afgan-Türkler olarak tanımlandığının altı çizilmelidir.

3. Hindistan’ın Güney Asya bölgesi için önemi nedir?

Hindistan tüm bu tartıştığımız sosyo-politik yapı bağlamında Hint Altkıta’nın merkezi konumunda. Afganistan’dan Pakistan’a, Bangladeş’ten Sri Lanka’ya hatta Maldivler’e kadar tüm ülkeler ayrı ayrı önem arz ediyor; ancak merkez yine de Hindistan. Bu durum hem kara jeopolitiği için hem de okyanus siyaseti için geçerli. Bunun en güzel ispatı da son yıllarda yükselen Çin’in küresel vizyonu kapsamında en kritik transit ekonomik koridoru Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru iken; ABD’nin Çin’i dengeleyebilme siyasetinin merkezinde ise Hindistan’ın yer almış olmasıdır.

Diğer yandan Hindistan, Güney Asya’nın hatta Asya siyasetinin önemli meşru siyaset merkezi olarak görülebilmiştir. Bu sahip olduğu yoğun ve çeşitli nüfusa rağmen, dünyanın en büyük liberal demokrasisi olma iddiasıyla ilgilidir. Ülke dünyanın en büyük siyasal organizasyonlarına karşılık gelen Kongre Partisi ve Hindistan Halk Partisi (BJP) gibi siyasi partilerine sahipken; birkaç ay sürebilen devasa seçim süreçlerini de yaşayabilmektedir. Tabi bu demokratik niteliği, eskiden bu yana kast siyaseti nedeniyle, son yıllarda Hindu milliyetçilerinin anti-demokratik davranışları nedeniyle sorgulanmıştır. Ancak yine de Çin gibi aktörlerle karşılaştırıldığında, katılım gösterilebilecek platform sayısı da oldukça fazladır.

4. Çok etnikli yapıda olan Hindistan’ın etnik azınlık haklarının korumak adına uyguladığı politikalar var mıdır?

Hindistan, bağımsızlık sonrası dönemde uzun yıllar Kongre Partisi’nin hakim parti sistemi çerçevesinde tek partinin kontrolünde yönetilmiştir. Nehru liderliğindeki Kongre Partisi’nin uzun yıllar ülkeyi merkez-sol denebilecek bir gündemle kast ve sınıf siyaseti üzerinden yönettiğini söylemek çok yanlış olmayacaktır. Bu açıdan kimlik siyaseti daha az gündem olmuşken; devletin gündemini daha çok yüzde 70’inin tarım toplumunu oluşturduğu ülkede yoksullar ve kast siyaseti bağlamında alt kastlara yönelik çeşitli düzenlemelere gidilmiştir. Müslümanlar ve Sihler gibi azınlıklar için ise ülkenin bölünme süreci sonrasında daha seküler bir çerçeve takip edilmiş, kültürel ve siyasal hakları teslim edilmiştir.

Yükselen kimlik siyaseti ve bunun siyasal alandaki karşılığı olan Hindu milliyetçisi BJP’nin iktidarıyla birlikte ise oyunun kuralları adeta yeniden yazılmaya başlanmıştır. Zaten en büyük ötekisi Müslümanlar olan BJP, Hindu milliyetçisi bir gündemle kendi tabanını mobilize edebilmek adına sürekli dışlayıcı vaatlerde bulunmuştur. Keşmir’in statüsünün değiştirilmesinden, Babri Camisi’nin Davasına ve Yeni Medeni Yasa’dan Vatandaşlık Yasası Değişikliği’ne kadar tüm vaatler Hindu milliyetçisi gündemle ilgili gelişmiştir. Diğer yandan uzun süre bir üst kast partisi olarak da eleştirilen BJP’nin Kongre Partisi’nin aksine alt kastlardan ziyade, üst kastlara yönelik iyileştirici düzenlemelere gitmesi ise devletin kast siyasetinde de bir değişikliğe gitmesi sonucunu doğurmuştur. Netice itibariyle BJP’nin ülke siyasetindeki azınlık ve ezilen kesimlere yönelik açılımları, sadece yeni mağdurlar ortaya çıkarmamış, aynı zamanda ülkenin temel ruhu olan Hindistan fikrine de zarar verdiği savunulmuştur.

5. Kast sistemi nedir? Hint milliyetçiliği ile ilişkisi var mıdır?

Kast Sistemi, Hindistan sosyal düzenini şekillendiren ve dolayısıyla siyaseti belirleyici bir rol oynayan en önemli unsurlardan biri. Kabaca bilindiği üzere; meslekler üzerinden hiyerarşik olarak toplumu tabakalara ayıran ve ömür boyu devam eden bir statüye karşılık geliyor. Belli bir kast üyesi iseniz, bu evliliğinize, yaşantınıza, yemek yeme kültürünüze kadar hayatınızın bütün alanlarına kadar yansıyabiliyor. Kast siyasetini araştırmaya çalıştığım ilk dönemlerde beni duygusal olarak en fazla etkileyen deyişlerden biri “Bir Şudra’nın gölgesi bile, Brahman’ı kirletir” sözüydü. Düşünün, en alt kast mensubu bir kişinin gölgesi bile, üst kastlar için tahammül edilemiyor. Tabi bu durumda kast sisteminin dışında kalan, yani hiçbir kasta üye olmayan Dalitleri (Paryalar) siz tahayyül edin. Zaten kendilerini “Dokunulmazlar” denilen Dalitler, Hindistan toplumu ve siyasetinin daima en fazla tartışılan toplumsal sorunlarından birine karşılık gelmiştir. Dalitler üzerine uygulanan şiddet ise artık tamamen siyasal bir konu halini almış, ama yine de tüm vahametiyle devam etmektedir.

Kast siyasetinin özellikle Hindu milliyetçiliğiyle yakın ilişkili görülmesi, Hindu milliyetçisi partilerin kurucuları ve yöneticilerinin çoğunun üst kastlardan oluşması ve kast siyasetinin devamını desteklemeleri nedeniyledir. Öyle ki bırakın siyasal partileri, bugün Hindu milliyetçileri ailesinin lokomotif organizasyonu Ulusal Gönüllü Organizasyonu (RSS)’nin de kurucuları ve sonraki liderleri hep üst kastlardan gelmiştir.  Nitekim bugün de BJP iktidarı, her zaman alt kastlara yönelik uygulamaya konulan eğitim ve istihdam gibi konulardaki iyileştirmelere karşı yükselen üst kast ajistasyonları sonrası üst kastlara yönelik maddi yardımlardan eğitim ve istihdama yönelik ayrıcalıklara kadar birçok konuda üst kastları memnun eden uygulamalara imza atabilmiştir. Diğer yandan Hindu milliyetçiliği karşısında ezilen ister Ambedkar gibi Dalit ideologlar ister Periyar gibi Dravidi sosyal aktivistler fikirlerinin merkezine hep Brahmanik Düzen karşıtlığını koymuşlardır.

6. Hinduizm ve Hint milliyetçiliği arasındaki ilişki nedir?

Hinduizm ve Hindu milliyetçiliği arasındaki ilişki ezelden beri çok tartışmalıdır. Hindu milliyetçileri ikisinin aynı şey olduğunu iddia etseler de milliyetçilik karşıtı pek çok düşünür ikisinin birbirinden oldukça farklı şeyler olduğunu söylemektedir. Bu ikinci grup, Hinduizm ile Hindu milliyetçiliğinin özdeşleştirilmesine karşı çıkarak Hinduizm’in ırksal, etnik ve dini nefrete yol açarak yıkıcı milliyetçiliğe hizmet eden ideolojilerle birleştirilemeyeceğine inanmaktadır. Bu açıdan Hinduizm onlara göre, daha kapsayıcı bir inanç iken; Hindu milliyetçiliği bu inancın radikalleşmiş bir varyantına karşılık gelmektedir.

Ancak günümüz Hindistan siyasetinde bu makasın Hindu milliyetçileri lehine gittikçe kapandığı ifade edilebilir. Hindu milliyetçiliği ya da Hindutva ideolojisi, ülke siyasetinin merkezine yerleştikçe, Hindu milliyetçileri tüm politikalarını Hinduların tek temsilcileriymiş gibi tasarlamaktadırlar. Hindu seçmen tabanını konsolide etmeye yarayan bu strateji, oldukça dışlayıcı bir karaktere sahip olsa da seçimsel başarı açısından BJP ve ittifakı partilere büyük avantaj sağlamıştır. Bugün Hindu milliyetçileri, Hinduizme atıfla ülke tarihi, ulusal kimliği ve devleti yeniden inşa etme çabası içerisindeler. Dış politikada ise dış politik tahayyülü yine Hindu medeniyeti üzerinden tasarlamakta ve dünyadaki tüm Hinduları doğal vatandaşları olarak kabul etmektedir. Bu kısa ve orta vadede önemli bir avantaj iken; dış politikada başta Çin olmak üzere birçok aktöre soruna da yol açabiliyor.

7. Hindistan’ın milli kimliğinin oluşmasında önemli kişiler kimlerdir?

Şuan Hindu milliyetçilerinin en önemli gündemlerinden birisi şüphesiz ulusal kimliği yeniden inşa etmek. Bu açıdan Hindutva ideolojisine fikirleriyle anlam katan tarihsel figürleri her fırsatta kullanıyorlar. Bunların başında Hindutva kavramını literatüre ilk defa dahil eden Savarkar gelmektedir. Bir Hindu’nun kim olduğu düşüncesinden Hindu ulusu yaklaşımına kadar bugün modern anlamda Hindutva siyasetinin kullandığı en temel kavramların mimarı Savarkar’dır denilebilir. Savarkar’ın yanında Hindu milliyetçisi ailenin lokomotifi olan RSS’nin kurucusu Hedgewar ve halefi Golwalkar isimleri de büyük önem arz ediyor. Ama Hindu milliyetçilerinin bu konuda oldukça pragmatist olduğunu söylemek gerekiyor. Kendi siyasetlerini destekleyebilmek için her türlü tarihsel figürden yararlanmaya çalışıyorlar. Burada Hindu milliyetçiliği için önem arz eden Tilak, Shivaji gibi isimler sayılabilecekken; yıllarca Kongre Partisi’nin ikonu olan Serdar Patel gibi isimler de devşirilebiliyor.

Ancak diğer yandan ulusal kimlik tartışmalarıyla ilgili büyük bir ayrışmanın olduğu da ihmal edilmemelidir. Çünkü Kongre geleneği ya da daha geniş bir çerçevede seküler gelenek, kendi tarihsel seküler ikonlarını kaptırmak istemediği gibi, yeni bir ulusal kimlik çerçevesi oluşturulmasına da karşı çıkıyor. BJP iktidarı öncesi, Kongre iktidarlarında ulusal kimlik daha liberal milliyetçilik üzerinden seküler bir çerçevede tanımlanmıştı. Hindulardan Müslümanlara ve Sihlere kadar tüm kesimlerin bir arada yaşayabileceği bir Hindistan fikri üzerine bina edilmişti. Tabi bu inşa süreci Gandi ve Nehru gibi liderlerin karizması üzerine oturtulmuştur. Hindu milliyetçileri ise, Mahatma Gandi’yi sınırlı bir çerçevede eleştirse de Nehru ve İndira Gandi gibi Kongre liderlerine tamamen karşı bir söyle oluşturuyor. Bu açıdan, ülkede bir Hindistanlının kim olduğuna dair büyük bir tartışma devam etmekteyken; bu tartışma tarihsel ikon ve figürler üzerine de yoğunlaşıyor.

8. 1857 Hint Ayaklanmasının Hint milli kimliğinin oluşması açısından önemi nedir?

1857 Ayaklanması, ülke ulusal kimliğinin gelişimi için şüphesiz önem arz etti. Sonuçta ulusal kimlik inşasında seküler ve kültürel milliyetçiler arasında bir çekişme var. Ancak iki farklı milliyetçi gelenek içinde de anti-emperyalist bir damar olması sebebiyle 1857 Ayaklanması önemli bir bileşene karşılık geliyor. İki gelenek de reddetmiyor. Ama Hindu milliyetçileri için daha az önem arz ediyorken; seküler milliyetçi gelenek için daha fazla merkezde yer alıyor. Sonuçta ayaklanmada Hindistan’ın farklı kesimlerinden çok sayıda aktör yer almıştı. Hindu milliyetçileri ise Müslümanları dışarı atılması gereken bir iç tehdit olarak görüyor. Bu açıdan kendi söylemlerini çok fazla destekleyecek bir tarihsel olay değil. Hele hele Batı ile olan ilişkilerini daha fazla derinleştirmek isteyen Modi liderliğindeki BJP iktidarı için hiç rasyonel görünmeyebiliyor.

9. Hindistan’ın milli kimliğini oluşturmasındaki önemli tarihler nelerdir?

Kimliksel söylemin şekillenmesinde şüphesiz belli kırılma anları var. Bunlar kabaca sömürge öncesi dönem, sömürge dönem ve bağımsızlık sonrası dönem şeklinde ayrılabilir. Bağımsızlık sonrası modern dönem de Kongre dönemi ve BJP süreci şeklinde ayrılabilir. Şahsen bu bana daha uygun gibi görünüyor. Kongre Partisi, bağımsızlık sürecinin tüm başarı hikayelerini arkasına alarak hakim parti sistemi ile güçlü bir tarihsel bloğa karşılık geldi. Kongre Sistemi’nin çöküşü ve Hindu milliyetçisi hareketin yükselişi ise yeni bir tarihsel bloğun oluşumuna katkıda bulundu. Bu farklı elit grupları kendi ulusal kimlik yaklaşımlarını merkeze oturtmak istediler. Ancak burada kast dinamiğini unutmamak lazım. Hindistan’da nasıl bir ulusal kimlik anlayışı olursa olsun, kast siyaseti kaybetmiyor. Genelde üst kastların ideolojisi kazanıyor. Diğer yandan ulusal kimliğin gelişimini kapitalist gelişim süreci üzerinden okuyanlar da var. Burada da 1990’lı yıllar ekonomik liberalleşmenin kabulü ve küresel ekonomiye entegre olma siyasetine geçişle önemli bir kırılma anı olarak görülüyor. Bu değişim sürecini aslında başlatan Kongre Partisi’ydi, ancak Kongre geleneğinin bu değişim sürecini yönetememesi nedeniyle kendi sisteminin çöküşe geçtiğini düşünüyorum.

10. Son olarak, Surendranath Banerjea kimdir?

Banerjee, bağımsızlık hareketinin önemli figürlerinden biri. Her ne kadar ilerleyen süreçte Ulusal Kongre Hareketi’nden ayrılmış olsa da Kongre iktidarı birçok önemli kuruma onun adını vermeyi uygun görmüştür. Banerjee’nin en fazla tartışılan yanı, İngilizlerin sömürge yönetimi devam ederken, sunulan yumuşak geçişe sıcak bakanlardan biri olması. Onun bu duruşu, kimine göre Gandi gibi şiddetsiz bir geçiş sürecinin destekçisi olduğu şeklinden yorumlanmış iken; kimine göre de anti-milliyetçi karakteriyle ilgili olduğu iddia edilmiştir. Bu tartışma Hindistan’da çok eskiye dayanıyor. Sadece siyasal aktörler arasında değil, entelektüel tartışmalara da yansımış durumdadır. Örneğin, karşılaştırmalı siyasetin önemli isimlerinden Barrington Moore, Mahatma Gandi’yi burjuvazinin lehine davranmakla sermayenin adamı olduğunu ima etmiştir. Dolayısıyla Hindistan’ın tarihsel figürleri siyasetin gidişatına göre övülmeye ya da yerilmeye devam edecektir.

Feyza Nur DEMİREL

Milliyetçilik Çalışmaları Staj Programı

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here