Enerji Güvenliği ve NATO Bağlamında Büyük Ortadoğu Projesi

 

Büyük Ortadoğu Projesi; Kafkasya, Orta Asya, Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerini kapsayan stratejik bir projedir ve temelde iki amacı vardır: İlki bu bölgelerde bulunan terör tehdidinin ortadan kaldırılmasıdır. Çünkü Soğuk Savaş döneminde söz konusu bölgelere bu amaçla tam anlamıyla yerleşemeyen ABD, bu proje ile ayrıca; Ortadoğu, Orta Asya ve Kuzey Afrika ülkelerindeki demokratikleştirmenin hız kazanması, radikal İslam’ın önlenmesi ve kitle imha silahlarının yayılmasının engellenmesi gibi amaçlar gütmektedir.

BOP’un ikinci temel amacı ise söz konusu bölgelerdeki enerji kaynakları ve bu kaynakların Batı’ya aktarılma yollarının emniyetinin sağlanmasıdır. Çünkü Soğuk Savaş’ın ardından[1] tüm büyük ülkelerde ama özellikle ABD’nin dış politikasında, “Enerji kaynaklarını kontrol eden tüm dünyayı kontrol eder.” tezine yönelik yeni bir stratejik anlayış oluşmuştur. Bu anlayış çerçevesinde Amerika’nın Soğuk Savaş boyunca tam olarak hâkimiyet kuramadığı Balkanlar, Orta Asya[2], Ortadoğu ve Kafkaslar bölgelerinde etki alanları oluşturmaya çalıştığına şahit olmaktayız. Bosna-Hersek ve Kosova’nın – Rusya’ya rağmen – bağımsızlığının sağlanmasını bu açıdan yorumlamak mümkündür. Savaşın bitmiş olmasına rağmen Amerika’nın yabancı topraklarda kurduğu, uzaydan bile görünen, gelmiş geçmiş en büyük askeri üssü olan “Bondsteel Askeri Üssü’nün” de hala Kosova’da açık bir şekilde bulunuyor olması bunun enbüyük kanıtıdır[3]. Çünkü ABD’nin temel amacı; Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Hazar Bölgesi’nde yer alan enerji kaynaklarına yakın olmak ve Doğu’dan gelip Batı’ya (Avrupa’ya) giden enerji koridorunun güvenliğini sağlamaktır. Çünkü enerji yollarına hâkim olmak, ABD’nin küresel lider olma vizyonuna hizmet etmektedir ve tüm bu düşünceler tek bir yerde toplanmaktadır: Büyük Ortadoğu Projesi.

Bu iki ana hedefi gerçekleştirmek isteyen ABD, NATO’nun bu bölgelerin ABD çıkarlarına göre dönüşümünde rol alması için çalışmakta, NATO’nun buna göre yapılanması için uğraşmakta ve NATO için, özellikle Soğuk Savaş’ın ardından, yeni görev tanımlamaları yapmaktadır[4]. NATO’nun güvenlik çemberinin Avrupa’nın merkezinden Doğu’ya doğru genişlemesini de bu amaçla desteklemektedir. Çünkü NATO’nun genişlemesi demek onun lideri olan ABD’nin etki alanlarının genişlemesi demektir[5]. Bundan dolayıdır ki; ABD NATO’nun Avrupa (Almanya) ve Uzak Doğu’daki (Güney Kore ve Japonya[6]) birliklerini, Ortadoğu (Irak), Orta Asya (Afganistan) ve Doğu Avrupa’ya (Kosova) kaydırmaktadır. Bu yeni yapılanmanın sebebi olarak her ne kadar küresel terör gösterilse de, bunun gerçek sebebinin BOP çerçevesinde Amerika’nın enerji kaynakları ve enerji hatları üzerine çizdiği yeni küresel stratejisinin bir yansıması olduğunu söylemek pek de yanlış olmayacaktır. Ve ABD’nin inşa ettiği bu yeni “küresel mabedin” giriş kapısı Büyük Ortadoğu Projesi’dir.

Bundan önceki dış politika ve milli güvenlik stratejilerini çeşitli hâkimiyet teorilerine[7] dayandıran ABD, yeni yüzyıldaki hâkimiyetini enerji kaynakları ve enerji nakil hatlarının hâkimiyetine dayandırmaktadır. Çünkü kendisi için de gerekli olan enerji kaynakları ve enerji koridorlarının kontrolü iki açıdan Amerika’ya yarar sağlayacaktır. Hem kendi enerji güvenliğini teminat altına alacak, tek bir kaynağa bağımlı olmayacak hem de enerjiye büyük oranda bağımlı olan AB’nin kontrolünü eline geçirecek, ABD hegemonyasına yönelik olası bir AB meydan okumasına (challenge) karşı ABD’ye büyük bir avantaj sağlayacaktır. Ayrıca bu yolla Çin’in hızlı büyümesini de kontrol altına alınacak, Çin’in artan bu enerji talebinden büyük kazançlar sağlanacaktır. Bu açıdan, diğer ülkelerin de enerji ihtiyaçlarının arttığı bir kürede, enerji kaynaklarına hâkim olmanın “küresel hâkimiyetin yeni belirleyicisi” olduğunu ileri sürmek pek de yanlış olmayacaktır. Fakat enerji kaynaklarına sahip olmak yetmeyecektir. Bunların güvenli bir şekilde gideceği yerlere ulaştırılması en az enerji kaynaklarına sahip olmak kadar, hatta daha da önemlidir ki; bunun tek yolu Büyük Ortadoğu Projesi ve bu projenin ABD’ye sağladığı olanaktır. Amerika’nın NATO’yu ve kendi nüfuzunu kullanarak söz konusu bölgelerde etki alanları oluşturması, yukarıda sayılan sebeplerin yanında bu açıdan ayrıca önemlidir ve Büyük Ortadoğu Projesi’nin ana hatlarını oluşturmaktadır.

Geriye dönüp baktığımızda, Amerika’nın çizdiği yeni yol haritası aslında pek de yabancı olduğumuz bir düşünce tarzı değildir. Örneğin, II. Dünya Savaşı sırasında Sovyetlere saldıran Hitler’in düşüncesinde de dünya egemenliğini o bölgedeki enerji kaynaklarına sahip olduktan sonra kurmak vardı. Amerika’nın da BOP çerçevesinde yeni yüzyılda birincil amacı budur: Ortadoğu ve Orta Asya (Hazar Bölgesi) enerji kaynak ve yollarına sahip olarak hem tek bir enerji kaynağına bağımlı olmamak hem de Çin, AB ve Rusya gibi aktörlerin etki alanlarını sınırlandırmak. Bu hedeflerin gerçekleşmesinin tek yolu vardır: Ne pahasına olursa olsun, Büyük Ortadoğu Projesi’nde de yer alan enerji merkezleri ve bu merkezlerin arz yollarına hâkim olmak. Ayrıca bu yolla söz konusu bölgelerde askeri birliklerin konuşlandırılması, enerji hatlarına yönelik olası tehditlerin bertaraf edilmesinde de ABD’ye büyük kolaylıklar sağlayacaktır.

Kısacası BOP; enerji güvenliğinden, demokratikleştirme hareketlerine, kitle imha silahlarının önlenmesinden, insan ve uyuşturucu kaçakçılığının engellenmesine kadar çok boyutlu bir projedir. Ertelenmiştir fakat henüz ortadan kaldırılmış değildir. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşanan son olayları kontrol etmek isteyen Amerika, devrilen ya da devrilecek olan liderlerin yerine ABD’ye ılımlı yaklaşan liderleri geçirerek söz konusu projeyi, farklı bir isimle de olsa, tekrar yürürlüğe koymak istemektedir. Daha önce Bush yönetiminin takındığı sert ve tek taraflı politikalar sonucu söz konusu bölgelerde meydana gelen tepkiler ile rafa kaldırılan projenin tekrar rayına oturtulmasının tek yolu budur ve bu yol Obama yönetimi tarafından şuan da aranmaktadır. Neticeyi her ne kadar zaman gösterecekse de; bu proje hep uygulanmak için bekleyecektir. Ta ki zamanı gelene kadar!

 

Deniz Tören

Hacettepe Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler


[1] Söz konusu anlayış 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yerleşmeye başlasa da, yerleşmesi Sovyetler Birliği’nin Avrasya bölgesi üzerindeki hâkimiyeti nedeni ile Soğuk Savaş’tan sonra hız kazanmıştır.

[2] Dünyada keşfedilmiş ve olası petrol rezervlerinin % 26’sı bu bölgede yer alan Hazar Havzası’nda bulunmaktadır.

[3] Çünkü Kosova Balkanların Türkiye’si olarak anılır ve Balkanlar bölgesinde Doğu ile Batı arasında köprüsü vazifesi görür. Bu açıdan stratejik önemi büyüktür.

[4] Sovyetler Birliği’nin dağılmasının hemen ardından yayımlanan NATO’nun 1991 ve 1999 Stratejik Konseptleri bu yeni görev tanımlamalarına örnektir.

[5] Çünkü NATO’nun büyük miktarlardaki savunma masrafları büyük oranda Amerika tarafından karşılanmaktadır.

[6] Bundan sebeple ABD Japonya’dan artık kendine yük olmamasını ve kendi öz savunmasını kurarak artık kendi kendisini korumasını istemektedir. Bu yönde iki ülke arasında bir taslak metin de yakın bir zamanda imzalanmıştır.

[7] Kara Hâkimiyet Teorisi, Deniz Hâkimiyet Teorisi, Kenar Kuşak Teorisi ve Hava Hâkimiyet Teorisi söz konusu teorilerden başlıcalarıdır.

Sosyal Medyada Paylaş

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

TUİÇ AKADEMİ GÖNÜLLÜ EDİTÖR ÇAĞRISI

  TUİÇ Akademi ekibi olarak gönüllülük esaslı devam ettirmekte olduğumuz...

Diplomasi Akademisi Raporu

4 - 26 Aralık tarihleri arasında düzenlenen 4 haftalık...

La Belle Verte (1996)

Yapım Adı: La Belle Verte Yapım: 1996 / Fransa Yönetmen: Coline...