Erdoğan’ın Ortadoğu Turu

Türkiye’nin Ortadoğu Açılımı neticesinde elde ettiği toplumsal ve siyasal nüfuz, Arap Baharı’nın yönetim değişikliğine uğrattığı ülkeleri ziyaret eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a gösterilen ilgi ve muhabbet bağlamında gözler önüne serilmiştir. Türkiye’nin Ortadoğu halkları nezdinde elde ettiği toplumsal meşruiyet, bu ülkenin ortaya koyduğu bölgesel liderlik hedefinin Ortadoğu tabanlı olarak gerçekleşmek üzere olduğunu göstermektedir. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun kurguladığı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başrolde yer aldığı dış politika stratejisi, içerdiği samimiyet ve sosyo-kültürel yakınlık unsurları ile birlikte ele alındığında oldukça başarılıdır. Bu dış politika stratejisinin en önemli unsurları, başta ABD ve AB olmak üzere, bölge ile ilgili aktörlerin politikalarına uyumlu bir şekilde oluşturulmuş olması, Türkiye’nin bölgesel liderlik odaklı çıkarlarını maksimize etmesine yardımcı olması ve Arap halklarının toplumsal hassasiyetlerine ve özlemlerine cevap veriyor oluşudur.

Türkiye’nin son dönemde izlediği dış politika stratejisi, bölgesel liderlik hedefine paralellik taşıyacak bir şekilde başta Ortadoğu olmak üzere, Balkanlar, Kafkaslar ve genel olarak Karadeniz Havzası’nda Türk etkinliğinin en üst perdeden dillendirilmesini sağlamayı amaçlamaktadır. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” adlı eserinde yıllar önce ortaya koymuş olduğu, komşu coğrafyalar üzerinde etkinlik kurulmasına odaklanmış dış politika anlayışı, Türkiye’nin bölgesel liderlik hedefine özellikle son 5 yılda ciddi bir ivme kazandırmıştır. Davutoğlu’nun ortaya koyduğu kavramsal çerçevenin pratiğe dökülebilmesi noktasında konjonktürel gelişmelerin ve bireysel çabaların da çok önemli bir rolü olmuştur. ABD’nin Ortadoğu’yu kendi dış politikası çerçevesinde değiştirme çabasının bir yansıması olarak giriştiği Irak Operasyonu’nun bu ülkeye milyarlarca dolara mal olması ve bu operasyon dolayısıyla, bu ülkenin Ortadoğu halkları nezdinde işgalci bir ülke olarak yaftalanması, ABD’nin bölgeye ilişkin yaklaşımının değişmesine ve bölge ile tarihsel, kültürel ve siyasal bağları olan Türkiye’nin yeniden ön plana çıkmasına neden olmuştur. ABD, Türkiye’nin komşularla sorunları en aza indirgemeyi ve bölge ülkeleriyle ekonomik, sosyal ve kültürel yakınlık kurmayı hedefleyen politikasına destek vererek, bölge ülkeleri nezdindeki etkinliğini Türkiye’nin yumuşak gücü üzerinden meşrulaştırmayı tercih etmiştir. Bu durum, Türkiye’nin Ortadoğu özelindeki siyasal etkinliğini arttırırken, ABD ile Türkiye arasında Ortadoğu tabanlı bir ittifakın doğmasına da yol açmıştır. Davutoğlu’nun kurguladığı dış politika, Türkiye’nin hem Ortadoğu ülkeleri hem de ABD nezdindeki önemini arttırmıştır. Türkiye’nin İsrail ile yaşadığı sorunlar bağlamında, ABD’nin Türkiye üzerinde baskı oluşturmaktan uzak durmasının en önemli nedenlerinden biri de, Türkiye’nin Arap Baharı kapsamındaki düzenleyici ve denetleyici rolünün ABD’nin de işine yarıyor olmasıdır. Arap Baharı’nı gerçekleştiren halkların, Türkiye’yi kendilerine model olarak almaları ve Türk hükümetini stratejik bir ortak olarak algılamaları, Ortadoğu’daki değişim bağlamında İran’ın etkinliğinden çekinen ABD’nin işine gelmektedir.

AB ise, Arap Baharı’na ABD’den daha farklı olarak yaklaşmaktadır. Ortak dış politika yürütebilmek konusunda çok ciddi sorunları olan bu aktörün Ortadoğu’ya olan yaklaşımı petrol/doğalgaz rezervleri, geniş pazar olanakları ve yatırımlar ekseninde cereyan etmektedir. Fransa ve İngiltere’nin, kendileri ile çok yakın siyasal ve ekonomik bağları olan Zeynel Abidin bin Ali’nin Tunus yönetiminden uzaklaştırılması safhasında gösterdikleri çaba ve özellikle Libya’ya gerçekleştirilen NATO Operasyonu çerçevesinde liderlik rolünü üzerlerine almaları, bu ülkelerin, AB çatısı altında hareket ederek Kuzey Afrika’daki ticari çıkarlarını ve enerji potansiyelini kontrolleri altına almaya çalıştıklarını göstermektedir. Fransa’nın Libya’ya askeri müdahalede bulunmak için bu ülkenin petrol rezervlerinin %35’ini istediğinin ortaya çıkması bu durumun açık bir kanıtıdır.

Rusya ise, Arap Baharı kapsamında Mısır, Tunus ve Libya’da gerçekleşen yönetim değişikliklerini kabul etmesine karşın bu hareketliliğin karşısında yer almaktadır. Zira Rusya’ya göre, Arap Baharı neticesinde kurgulanacak Ortadoğu Bölgesi, Türkiye ve ABD’nin etkinliğinin artacağı bir coğrafya niteliğine bürünecek ve özellikle Türkiye’nin bölgesel liderlik rolü daha da kuvvetlenecektir. Otoriter yönetim kalıplarının etkin olduğu ve demokrasinin henüz içselleştirilemediği Rusya’da, Arap halkının demokratik değişim hasletlerinin hiçbir karşılığı olmayacağı da ortadadır. Zira aynı tarz bir değişim isteğinin Rusya’ya sıçraması durumunda bu ülkenin yatıştırılması çok zor bir toplumsal devinim ile karşı karşıya kalacağı görülebilmektedir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Mısır, Tunus ve Libya ziyaretlerinde gördüğü ilgi ve destek, Türkiye’nin Ortadoğu halkları nezdinde bir lider olarak algılanmaya başlandığını göstermektedir. Türk Başbakanı, gittiği her yerde çok büyük bir coşku ve samimiyet ile karşılanmış ve hem halk tabanından, hem de siyasal önderlerden çok büyük destek görmüştür. Erdoğan’ın Arap toplumunun kültürel ve toplumsal kodlarına oldukça uygun olan tavırları, davranışları ve açıklamaları, Türkiye’nin yaptığı açılım ile birlikte düşünüldüğünde ülkemiz için oldukça müspet bir durumun ortaya çıkmasına katkıda bulunmaktadır. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun kurguladığı dış politika anlayışının en önemli bileşenleri kültür, tarih, coğrafi yakınlık ve söylem olarak görülmelidir. Bu noktada Başbakan Erdoğan’ın kişisel etkinliği ve karizması, dış politika anlamında başarıyla kullanılmaktadır. Bunu anlayabilmek için Erdoğan’dan önce bölgeyi ziyaret eden Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve İngiltere Başbakanı David Cameron’un bölge halkları ve yönetimleri nezdinde yarattığı ilgi ile Erdoğan’ın Arap halkları ve yönetimleri üzerinde yarattığı ilgi ve yakınlığı kıyaslamak da yeterli olacaktır. Arap halkları ve yönetimleri, verdikleri destek için Fransız ve İngiliz liderlere teşekkür etmelerine karşın, Türk Başbakanına birleştirici bir unsur ve bölgenin doğal lideri gibi yaklaşmışlardır.

Başbakan Erdoğan’ın ziyaret kapsamında yaptığı açıklamalar, Arap halklarının değişim isteğine ciddi bir destek olarak algılanabilir. Demokrasi, halk iradesinin önemi ve değeri, çoğulcu siyasal anlayışın oluşumu ve toplumsal birliğin yapılandırılması gibi hususlara değinen demeçlerin yanı sıra, Türkiye’nin sömürgeci bir güç olmadığının altının çizilmesi, tarihsel ve siyasal gerçekliklerin Arap halklarının ve liderlerinin dikkatinin çekilmesi anlamında oldukça önemliydi. Erdoğan, bu noktada özellikle Fransa’nın Libya özelindeki girişimlerine vurgu yapmaya çalışmış ve bu ülkenin Libyalı muhaliflere destek verebilmek için Libya petrolünün %35’inin kontrolünü istemesinin altı kalın çizgilerle çizilmiştir. Türk Başbakanı, ziyaret kapsamında Suriye’deki olaylara ve Esad yönetiminin demokratik ve çoğulcu bir siyasal yaşamın kurgulanabilmesi noktasında gösterdiği reform karşıtlığına da değinerek, halkına zulmeden Suriye Yönetimi’nin de önünde sonunda değişmeye mecbur kalacağını kaydetmiştir. Suriye’ye yönlendirilen açıklamalar, Türkiye ile Suriye Yönetimi arasındaki siyasal bağların koptuğunu da göstermektedir. Beşşar Esad reform isteksizliğini sürdürdüğü takdirde bölgedeki tek müttefikinin İran olacağı böylece ortaya çıkmıştır.

Türk Başbakanı’nın Mısır ziyareti kapsamında Gazze’ye gitmekten vazgeçmesi, Mısır ile İsrail arasında artan tansiyonun daha da yükselmesine engel olma anlayışı ve Mısır’daki geçiş yönetiminin halk nezdindeki itibarını daha da azaltmama sorumluluğu gösterilmesi ile alakalıdır. Buna karşın, Arap Baharı turu kapsamında yapılan açıklamalar, Türkiye’nin Filistin’in bağımsızlık ilanına her türlü desteği vereceğini de göstermektedir.

Türkiye’nin izlediği dış politika, bölgesel liderlik rolüne ve gerçekliğine uygun olarak seyretmektedir. Arap dünyasının toplumsal dinamiklerine yabancılaşmaktansa, bu dinamiğin işleyişine etki etmeyi amaçlayan Türkiye, bu konuda oldukça başarılı olarak addedilebilir. Başbakan Erdoğan’ın yaptığı açıklamalar, Türkiye’nin Arap Baharı adı ile nitelenen demokratik değişim hareketini desteklemeye devam edeceğini de kanıtlamaktadır.

 

Göktürk TÜYSÜZOĞLU

Giresun Üniversitesi

İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü

Araştırma Görevlisi

Sosyal Medyada Paylaş

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Seçim Otokrasisi: Meksika’nın Demokrasisi Tehlikede

Bu yazı 17 Mayıs 2024'te Foreign Affairs dergisinde ingilizce...

Makale İncelemesi: “The Case for Progressive Realism”

Yazar: David Lammy Kaynak: Foreign Affairs, May/June 2024 David Lammy'nin "The...

Bildiri Çağrısı: Avrupa Konferansları II – ‘Bizi Bağlayan Göç’

Avrupa Birliği (AB, Birlik), yumuşak güç olarak dünya siyasetini...

Gençlere Avrupa Turu: DiscoverEU ile Kültürel Keşifler

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu tarafından başlatılan DiscoverEU programı, gençlere...