“I Am Not a Woman, I Am a God”: Türk ve İran Mitolojilerinde Kadının Yansımaları

0
39

Özet

Mitolojiler, sosyologlar ve tarihçiler için günümüze ışık tutma özelliklerinden dolayı merak uyandırıcı bir konudur. Mitolojilerin toplulukların ilk eğitim kaynaklarından biri olmalarının yanı sıra bu toplulukların dünyayı algılama ve olayları yorumlamaları açısından da ilk kaynaklardan biri olduğu birçok yazar tarafından belirtilmektedir. Bunların temelini oluşturan yaratılış üzerine olan mitler ise, genel olarak mitolojinin temellerini oluşturduğundan, mitoloji üzerinden yapılan incelemelerde önemli bir yere sahiptir. Mitolojilerde kadına bakışta ise, bu temelin etkisi aza indirgenmemelidir. Mitolojilerde kadına bakış açısından yapılan incelemelerde ortak olarak görülen ‘annelik’/ ‘anne olarak kadın’ terimleri, kadınların günümüzde sahip olduğu toplumsal roller üzerinde etki sahibi olabilmektedir. Kadınlara mitler içerisinde yüklenen diğer rollerinse, günümüzdeki bazı normatif davranışlarla gözle görülebilir bir benzerliği olduğu açıktır. Bu yazıda, İran ve Türk mitlerinde kadınların söz edilen özellikleri üzerinden incelemeler yapılırken, bu mitler üzerinden kadınların ele alınış biçimleri incelenmiştir. Bunların ışığında, günümüzdeki yansımalar ve mitoloji temelinde çıkabilecek anlamların olası sonuçları üzerinden değerlendirmeler yapılmıştır.

Anahtar Kelimeler: Mitoloji, Kadın, İran Mitolojisi, Türk Mitolojisi, Toplumsal Cinsiyet.

Abstract

Myths are an intriguing subject for sociologists and historians for they shed light on the present day. Many authors state that mythologies are one of the first educational resources of communities and one of the first sources of perceiving the world and interpreting events. The myths of creation, which form the basis of these myths, have an important place in mythology studies since they form the foundation of mythology in general. In the view of women in mythologies, the effect of establishing this foundation should not be reduced. The terms ‘motherhood’/’woman as a mother’, which are seen as standard in the studies made from women’s point of view in mythology, can impact women’s social roles. There is a visible similarity between the other functions attributed to women in mythology and some normative behaviors today. In this article, while examining these characteristics of women in Iranian and Turkic myths, also the way that women are handled through these mythologies reviewed. In the light of these, reflections of today and the possible results of meanings that may arise based on mythology have been evaluated.

Keywords: Mythology, Women, Persian Mythology, Turkic Mythology, Gender.

Sponsorlu

Giriş

Mitolojiler, en temelde bir çocuğun sorduğu sorulardan doğar ve bu sorulara verilen cevaplardan oluşur. Şair ve araştırmacı olan Robert Graves (1992), mitolojinin işlevlerinden birini buna benzer bir şekilde tanımlar. Genel çerçevede mitler, toplulukların kendilerine özgü özelliklerinin ilk kaynağı olmasının yanı sıra sosyal bilimlerde de araştırma alanı olarak tarih boyunca ilgi çekmektedir. Bayat (2005), mitlerin dünyayı algılamada, oluşturmada ve biçimlendirmede olaylara genel bakış açısı sunmasının yanı sıra, topluluklarda bir düşünce tarzı oluşturmada da önemli bir yere sahip olduğuna dikkat çekmiştir. Bunun yanı sıra, Bayat (2005), mitolojik bilgilerin toplumların ilk eğitim kaynakları olduğundan bahsederken mitlerin olaylar üzerinden kurduğu sebep-sonuç ilişkileriyle de mantıksal bir çerçeve sunduğundan bahsetmiştir. Chami (2015), Yunan mitolojisi üzerinden yaptığı bir incelemede, Yunan mitolojisinin bu işlevlerinin, Batı toplumlarının şu anki düşünce ve mantık kurma yapılarının temelini oluşturmasında çok önemli bir etkisi olduğundan bahsetmiştir. Dünya mitolojilerinde kadının mitlerdeki yerine değinilen birçok araştırma yapılmış ve bunun kadının günümüzdeki toplumsal rolleri üzerindeki etkileri konusuna değinilmiştir. Anadolu mitleri üzerine bu konudaki araştırma sayısının az olmasının yanı sıra, bu bölgelerde hakim görülen ataerkil sistemin incelenmesinde ve feminist revizyonist mitolojisinde önemli bir materyal olabilme özelliği göstermektedir. Lisa Tuttle, feminist eleştirinin amaçlarını tanımlarken, edebiyatta cinsiyetçiliğe karşı durmayı da eklemiş ve bunun feminist teoriler için önemine vurgu yapmıştır (Tuttle, 1986). Bu açıdan Anadolu mitlerinin feminist teori özelinde değerlendirmeye alınması büyük önem teşkil etmektedir. Bu yazıda, aynı coğrafyada bulunan ve benzer inanç sistemlerine sahip olan iki milletin mitolojileri, feminist teori çerçevesinde incelenecek ve mitler bu milletlerin şu anki koşullarıyla ilişkilendirilecektir. Ayrıca çalışma; ‘yaratılış destanları ve kadın’, ‘anne figürü olarak kadın’ ve ‘genel olarak kadının yeri’ olmak üzere üç madde özelinde değerlendirilecektir.

1. Türk ve İran Mitolojilerinde Yaratılış Mitleri ve Kadın

Yaratılış destanları, her mitolojinin temelini oluşturan ve mitolojinin temel sorularından biri olarak belirtilen “Nasıl var olduk?” sorusunun cevabının verilmeye çalışılmasından ortaya çıkmaktadır. Yonar (2015) da yaratılış mitlerinin, mitolojinin en temel kısmını oluşturduğunu ifade etmektedir. Türk mitolojisinde yer alan yaratılış mitlerinden ilki olan Ay-Atam Efsanesi, insanın bir mağara içinde yağmur, toprak, güneş ve rüzgârın etkisiyle oluşmasından ortaya çıktığını anlatmaktadır. Bu efsaneye göre, ilk adam yaratılmış ve sonrasında kadın, ‘güneşin Sünbüle burcunda’ durmasıyla meydana gelmiştir (Ögel, 2010). Bu efsane içerisinde kadının temsili konusunda herhangi bir anormal duruma rastlanmamıştır. Yine Türk mitolojisi içerisinde yer alan ve insanlığın oluşumunu anlatan Altay mitinin içerisinde de aslında Adem ve Havva’nın hikayesiyle çok benzeyen bir tablo ortaya konmaktadır. Bu efsaneye göre, Eje, yani ilk kadın ve Törüngey, ilk adam, Gök Tanrı’nın yasakladığı meyveyi, Eril’in yani şeytanın onları kandırması sonucu yer. Tanrı ise, onları şu sözleri söyleyerek cezalandırır: “(Kadına) Sen Körmös (Eril)’in sözüne uydun. Yasak meyveyi yedin. Cezasını çocuk taşıyarak ve çocuğu doğururken acı çekerek ödeyeceksin. Sonra da ölüp, ölümü tadacaksın. (Adama) Sen de Körmös’ün yemeğini yedin. Benim sözümü yok sayıp Erlik’in sözüne uydun. Ona uyanlar, onun gibi yaşarlar: karanlıktaki dünyada. Işıktan yoksun yaşarlar. Körmös bana sırt çevirdi ve sen de ona sırt çevirmelisin. Eğer sözümü dinleseydin, benim gibi olabilirdin. Ama dinlemedin, o yüzden dokuz oğlun ve dokuz kızın olacak. Böylelikle ben daha fazla insan yaratmayacağım ve soy senden devam edecek” (Dilimiz ve Edebiyatımız, akt. Toprak Işık). Bu efsaneden, kadının ‘çocuk taşıma’ özelliğini ceza olarak aldığını ve makalenin devamında da yer alacak olan ‘kutsal anneliğin’ aslında Tanrı’nın cezalandırması sonucunda oluştuğu çıkarılabilir. Türklerin yaratılış mitlerinden başka bir efsanede ise, kadının yaratılıştan önce de var olduğu görülür (Bal & Kayabaşı, 2019). Dünyanın ve canlının var olmadığı zamanlarda, Tanrı’ya (Ülgen) yaratacağı şeyler hakkında fikrin Aka Ana’dan, yani bir kadın figüründen, çıktığı aşağıdaki kısımdan anlaşılmaktadır:

“Bir Ak-Ana (Ak-Ene) var idi, yaşardı su içinde,

Ülgen’e şöyle dedi, göründü su yüzünde:

Yaratmak istiyorsan, sen de bir şeyler Ülgen,

Yaratıcı olarak, şu kutsal sözü öğren!

De ki hep, ‘Yaptım oldu!’ Başka bir şey söyleme

Hele yaratır iken, ‘Yaptım olmadı!’ deme!‚

Ak-Ana bunu dedi, sonra kayboluverdi,

Denize dalıp gitti, bilinmez n’oluverdi.

Ülgen’in kulağından bu buyruk hiç çıkmadı,

İnsana bu öğüdü iletmekten bıkmadı:

Dinleyin, ey insanlar! Var’ı yok demeyiniz!

Varlığa yok deyip de yok olup gitmeyiniz!” (Ögel, 2010, s. 115).

Ak Ana, bu efsanede ve genel olarak Türk mitolojisinde bilge ve yön gösterici olarak tasvir edilmiştir. Fakat yine de Bal ve Kayabaşı’ya (2019) göre Ak Ana figürüyle kadının ne kadar üstün görüldüğü yorumu getirilse de bu kadın figür, Kök Tanrı’nın oğlu olan Ülgen’e sadece yardım eden ve onu tamamlayan olarak gösterilmektedir. Bal ve Kayabaşı’nın makalelerinde gösterdiği bu tutum, Türk mitolojisinin şu anki etkisi hakkında ipucu niteliği taşımaktadır. İran mitolojisinde durum bundan daha farklıdır. Türk mitolojisindeki ‘yasak meyve’ hikâyesiyle benzerlikler gösterse de burada verilen ceza cinsiyet ayrımı yapılmaksızın tüm insanlık ‘huzur bulunmayan’ bir dünya ile cezalandırılmıştır. Fakat Bruce Lincoln (2012) İran yaratılış mitleri üzerinde yazdığı makalede, mitlerin detaylarının değişebildiğini ifade etmiştir.

2. İran ve Türk Mitlerinde Anne Olarak Kadın

Annelik ve anne sevgisi, Türk ve İran mitolojilerinde ortak işlenen bir tema olmasının yanı sıra, kadınların mitolojideki yerini anlamada önemli bir rol oynamaktadır. Türk mitolojisinde en önemli kadın figürlerden biri olan Ak Ana, adı itibariyle de ‘Temiz Anne’ ve diğer adıyla Umay yani ‘rahim’ anlamlarıyla da bilinen ve bununla ilgili işleviyle de bunu destekleyen doğurganlığı, çocuk ve ‘çocuk merkezli güçsüzlerin’ koruyan özellikleriyle öne çıkmaktadır (Azar, 2019). Ayrıca, Ak Ana ya da Umay Ana, bazen evdeki çocukları korumadığı takdirde bu çocukları öldüren Kara Umay olarak da bilinmektedir (Ögel, 2010). Bu yönüyle, kadının en büyük temsili olan Umay’ın, çocukları ve anneleri korumadığı takdirde kötü veya ‘düşman’ şekilde resmedilmesinin, kadınların şu anki toplumsal rollerinin temelini oluşturan elementlerden birine etkisi olması muhtemeldir. Azar (2019) ise, Ak Ana’nın Albastı (Kara Umay)’ya dönüşüm sürecinden bahsederken, bunun nedenlerini dönemsel olarak olan yükselişe geçen ataerkil yapının etkisine bağlamış ve bu yüzden de Türk mitolojisinin önemli karakterlerinden biri olan Ak Ana’ya olan yorumların bu yönde değiştirildiğine dikkat çekmiştir. Bu bakışın değişmesinin sebebi, genel olarak ‘güçlü kadın’ etkisinin azaltılmak istenmesinin sonucu olarak da değerlendirilebilir. Ögel’in (2010) Türk Mitolojisi eserinde, Türk destanlarında kadınların genel olarak doğurganlıklarıyla öne çıktıkları gözlemlenmektedir. Bu özelliğin yine ‘kutsal’ ve ‘kadınların önemli bir özelliği’ olarak gösterilmesinin yanı sıra, yine bu özelliğin Türk mitolojisinde kadına ‘ceza’ olarak verilmesi, kadına doğurganlığı ve anne olmasının üzerinden duyulan saygının, aslında Tanrı’ya karşı duyulan saygıdan kaynaklanıp kaynaklanmadığı sorusunu uyandırmaktadır. Yine Türk Mitolojisi içerisinde yer alan Bürküt Ana, Şamanların dünyaya gelmesiyle yükümlüyken; Kübey Hatun ise çocukların ağzına süt damlatıp çocukların rahimden çıkmasıyla yükümlüdür. Mitoloji üzerinden kadınlara yüklenen bu roller, kadının verimli olabileceği diğer alanlara dönmesini engellemekle beraber, kadınları ev ve günlük işlere bağlı insan kalıbına sokacak durumlara getirebilmektedir. Anahita, İran mitolojisinin Venüs’ü, yine doğurganlığından ve ‘spermlerin temizlenmesinden’ sorumlu olan tanrıça olarak bilinmektedir. Daha önce bahsedilen Ak Ana’nın ‘temiz’ vurgusunda ve buradaki Anahita’nın ve aslında iki mitoloji içerisinde de çokça geçen kadınlarla bağdaştırılan ‘temizlik’ ve ‘saflık’ vurgusunun, günümüzde ‘iyi’ kadınlardan beklenen ‘bakire olma’ ve ‘saf ve temiz düşünebilme’ rollerinin temelini oluşturabilmeleri mümkündür. Yine İran mitolojisinde, üvey anne figürünün kötü olarak temsilinin oldukça yaygın olması, ikincil eşliliğin kötü gösterilmesi ve bunun kadının üzerine yük olarak bırakılan bir açıklık verebileceğinin göstergesidir (Sajadpour ve Ebrahim, 2019).

3. İran ve Türk Mitolojilerinde Kadına Genel Bakış

Kadının genel olarak Türk ve İran mitolojilerindeki yansımalarına bakıldığında ise, durum pek de iç açıcı değildir. Türk mitolojisinin en bilindik yazıtları arasında yer alan Dede Korkut hikâyelerinde, kadınları küçük gören ve kategorilere sokan ifadeler bulunmaktadır. Buna örnek olarak, şu satırlar verilebilir: 

“Karılar dört dürlüdür: 

Birisi dolduran topdur, 

Birisi solduran sopdur, 

Birisi evin dayağıdır, 

Birisi, nece söylersen, bayağıdır.’’ 

Burada belirtilen bayağı kelimesiyle kadının ‘kalitesi düşük’ anlamına sığdırılması dışında, metnin tamamı incelendiğinde ise, toplumun kadından beklediği iyi bir anne, erdemli olma, evinin başında duran, kocasının sığınabileceği ve ihtiyacı olduğunda danışabileceği bir eş olma rollerinin de kadına yüklendiği görülmektedir. Bunun dışında, Türk mitolojisinde erkeklerin aksine genel kadın figüranlarının ruhani olarak betimlenmesi de ilgi çekmektedir (Ögel, 1997). Günümüzde de ‘Kadınlar melektir’ lafının bu yoldan çıkabilmesi muhtemeldir. Bunun dışında, Türk mitolojisi içerisinde kadınların yaptığı işler anlatılırken, “…suyun kıyısında birçok kadınlar çamaşır yıkıyorlardı…” (Ögel, 2015), “…her ocağın başında da birer kadın otururmuş…” (Ögel, 2015) ve hamilelikleri ile ilgili ifadelerin çokça bulunması da dikkat çekmektedir. Türk mitolojisi içinde dikkat çeken başka bir durum ise, rıza kavramına neredeyse hiç yer verilmemesidir. Bunlara örnek niteliği olarak Oğuz Destanı’nda ise, Oğuz’un gökten inen eşiyle tanışma hikâyesi anlatırken bu satırlarda da görülebilir:

“Kıza vuruldu birden, sevdi kızı gönlünden,

Kızla gerdeğe girdi, aldı dilediğinden.

Gebe kalmış idi kız, gün geceler dolunca,” (Ögel, 2010)

Onun dışında, Manas Destanı’nda, Manas’ın eşini istemeye gittiklerinde ona bir ‘savaş ganimeti’ gözüyle yaklaşması, sonrasında zoraki beraber olmaları ve metnin içinde sarf ettiği hareketlere rağmen karısının onu rahatlatmaya çalışıyor olması da ilginç bir portre sunmaktadır. Moğolların atası Alan Kovva’ın çıkış mitinde ise, kız çocuğun önemsizliğine ve kadınlara bu yönde yapılan baskıdan şöyle bahsedilmiştir:

“Günlerden bir gün Buyan-Han haremine geliyor ve bakıyor ki karılarından birinin karnı çok şişkin… Kadına karnının niçin bu kadar şişkin olduğunu soruyor, O da Karnında bir oğlan çocuğu olduğu için karnının böyle kabarık olduğunu söylüyor… Buyan-Han da ona, ‘eğer sen bana bir oğlan çocuğu doğurursan, seni Baş-Hatun (Bûnû-yı Bânûvûn) yaparım… Yok bir kız doğurursan, seni de kızını da öldürürüm’ diyor” (akt. Ögel, 2015).

Buğra Han’ın oluşu efsanesinde ise, yine kadının rızası ve beyanının önemsizleştirildiği gözlemlenebilmektedir. Hakas Destanı ele alındığında ise, kadınların evlenmek istemedikleri talipleriyle girdikleri mücadeleler ele alınmaktadır. Farklı bir açıdan bakıldığında ise, kadınların savaşa girdiklerinde kazanmaları, Üç Kulaktu Ay Kara At destanında da görülebileceği gibi, Alp yani adam kıyafetlerini giydiklerinde görülebilmektedir:

“Evlendiği eşi Altın Sabar

Kadın elbiselerini çıkardı.

Alp elbiselerini giyindi.

Kara-Tas’ı ayırıp,

Sol yanında

Onu sağlama alıp,

Altın-Çarka ve Gümüş-Çarka alplarla

Kendisi kapıştı.

O güreşirken,

Altmış bin askeri

Kırıp geçirdi.

İki boynuza ildi,

Han göğe çıkardı” (İbrahim, 2007, s. 413).

Kıyafetlere yüklenen cinsiyet kimlikleri ve onlarla özdeştirilen güç dengesi bu kısımda dikkat çekmektedir. Mete Han’ın olduğu bir efsanede ise, kadının yine atlarla beraber başka bir ülkeye ‘bir eşya’ misali teslim edilmesi ve bunun efsane içerisinde de bu şekilde gösterilmesi, yine efsaneler içerisinde kadınlarının rızalarının alınmadığı ve kadınların insandan aşağı görüldüklerinin bir göstergesi olarak sayılabilir. Bir farklı bakışta ise, Türk mitolojisi boyunca kadınların kartal ve ışık kümelerinden, metinde geçtiği şekilde, ‘nasıl olduysa’ gebe kalmaları ise genel tablodaki kadının betimlenme şeklinden ötürü, tecavüz şüphelerini uyandırmaktadır. Yine Manas Destanı içerisinde, Manas’ın karısının uyanıp bakireliğinin bitmiş olduğunu görüp girdiği şok ve öfkenin tasvir edilmesinden de aslında bu şüphenin temelsiz olmadığını göstermektedir. Fakat, Bars (2014), kadınların Türk mitolojisinde kahraman mitlerinde başrol olarak erkeklerin yanında savaştığına ve kadınlara genel olarak bahşedilen görevlerinin yanı sıra asker ve mücadeleci tipte de karşımıza çıktığını söylerken Toprak ve Kılıçarslan (2017) da kadının Türk mitolojisi içerisinde ‘gerçeklikten uzak bir üstünlüğe’ sahip olduklarını vurgulamaktadır. İran mitolojisine dönüldüğüne ise, kadının, kutsal kişiliğe karşılık şeytani kişilik olarak tasvir edildiği görülmektedir (Sajadpour ve Ebrahim, 2011). Türk mitolojisinin aksine İran mitolojisinde kadın, bazen erkek kılığında da olsa, başrol olarak daha fazla görülebilmektedir. Fakat İran mitolojisinde kadın, yardımcı, anaç ve ancak erkeğe benzediklerinde güçlü olarak görülen Türk mitolojisinin aksine erkeğin karşısında, ona zorluk çıkaran karakter olarak betimlenmiştir (Sajadpour ve Ebrahim, 2011; Kayabaşı ve Bal, 2019; Bars, 2014). Erkeklik çalışmaları içinde yer alan üretim ilişkileri bölümünde de işlenen, kadının evin iç erkeğin dış bölgesinde verimli olduğu anlayışı, İran mitolojisinde çokça görülmektedir (Connell, 2018; Sajadpour ve Ebrahim, 2011). Yine kadınların, erkeğe itaat etmesinin bir zorunluluk olarak anlatılması yaygın olarak görülmektedir. Mitler içerisinde kadınlar hep sessiz ve söz dinleyen olarak tasvir edilirken İran mitolojisi içerisinde iyi olarak gösterilen kadın figürlerinin bu özelliklere sahip olması dikkat çekmektedir (Hinnells, 1985; Sajadpour ve Ebrahim, 2011). Türk mitlerinde öne çıkan kadın figürleri bilgelikle bağdaştırılırken İran mitlerinde kadınların bilgisizlik ve yeteneksizlikle ilişkilendirilmesi ise farklı bir pencere sunmaktadır. Bunun yanı sıra, İran mitolojisinde kadın, kötülükle de öne çıkabilmektedir. İran’da günlük dilde kullanılan ‘feminen sahtekârlık’ (feminine deceitfulness) kalıbının buradan gelmiş olması da muhtemeldir (Sajadpour ve Ebrahim, 2011).

21. Yüzyılda Türkiye ve İran’da Kadına Bakış ve Mitlerle Bağlantıları 

İran ve Türkiye’deki kadın anlayışına bakıldığında ise, durum mitolojilerdeki anlatılarla benzerlik göstermektedir. İran’da kadınlar hala erkeklerin izinleriyle hareket etmekte, birçok alanda kısıtlanmakta ve erkeklerle eşit olarak görülmemektedir. Guardian Council’in sözcüsü, İran’da kadınların başkan olmamasıyla ilgili yasal bir yasak olmadığından bahsederken, toplum içerisinde kadınların yönetici rolünde olmasının önünde sosyal bir tabu olduğuna dikkat çekmektedir (Greenblatt, 2020). Hukuk çerçevesinde ise, kadın yine erkeğin ‘yarısı’ olarak görülmekte ve söz sahipliğinde sadece yüzde elli haklarının olduğu belirtilmektedir. Kadına karşı cinsel taciz ve şiddet vakaları, İran’da azımsanamayacak kadar yüksek olmakla beraber bu toplum içerisinde normal olarak karşılanmaktadır. Mitoloji içerisinde adamın karşısında olarak gösterilen kadın modelinin, adamın kadını kendine ‘rakip ve düşman’ olarak görmesi ve bunun sonucunda hegemonik sistemin oluşmasına katkısının olması muhtemeldir. İran’ın uzak tarihine de bakıldığında ise, şu anki durumlarından daha kötü olduğu görülebilmektedir. Ahameniş İmparatorluğu yükseliş zamanlarından önce, kadınların kapanmalarına ‘sosyal statüleri’ düşükse izin verilmemekteydi (Jomepour, 2015). Yine aynı dönemlerde harem sistemi, kadınların çocuk sahibi olmaya zorlanmaları ve kadınların köle olarak verilip alınması da yaygın olarak görülmekteydi. Bu anlayışın temellerinin, İran mitolojisinde kadın üzerinden yaratılan korku ve kadınların genel işlevlerinin doğum üzerinden gösterilmesinden oluşma olasılığı değerlendirilmeye alınabilir. İran’da Sasani dönemi sırasında evden ayrılan kadınlara ölüm cezasıyla hüküm giydirilmesi, İran mitolojisi içerisinde yer alan ‘sadakat’ ve ‘eşe bağlılık’ temalarının etkisi olarak sayılabileceği gibi, bu anlayışın ileride yarattığı sıkıntılara da örnek teşkil etmektedir. Türkiye’de portre daha ılımlı görünse de; kadın ve erkeğin kanunlar önünde eşit görülmelerine rağmen, toplum ve hukuki işlemlerin yürütülmesinde özellikle kadın cinayetleri ve kadına şiddet konularında alınan önlemlerin zayıf olduğu görülmektedir (Demir, 2011). İstanbul Sözleşmesi’nden çekinilmesiyle beraber, Türkiye’de kadınları koruyan yasaların azalması ve değersizleştirilmesi, kadınların eşitliklerini kazanmalarındaki bu mücadelede yavaşlamalarına neden olmuştur (Yazıcıoğlu, 2019). Kadınlara iş hayatında zorluklar çıkarılması ve aile kurumunun korunması adına yapılan çocuk bakmanın kadınların özel görevi olarak bahşedilmesi de Türkiye’de kadın hakları özelinde yaşanan sıkıntılardan biri olarak görülmektedir (Yılmaz, 2018). Türk mitolojisi içerisinde kadınların kutsal ve önemli sayılma sebeplerinden biri olan ‘anaçlık’ ve ‘doğurganlığın’ sonuçlarından birinin bu olduğu varsayılabilir. Yine Türk toplumlarında eski zamanlardan beri ‘evin direği kadındır’ anlayışı da aslında ‘ev işlerini halleden ve düzenden sorumlu’ şeklinde betimlendiğinden ve bunun örnekleri yine Türk mitleri içerisinde görülebildiğinden, eskiden Türklerin matriarkal sisteme sahip olduğu kanısının temelinin eksik olduğunu göstermektedir.

Sonuç

Sonuç olarak, iki ülkenin de mitolojileri incelendiğinde, kendi içlerinde kadın hakları ve kadınların gösterimi konusunda sıkıntıları olduğu gözlenebilmektedir. Kadınların anaçlık, doğurganlık, çocuk ve ev bakımı, erkeklerin bir yardımcısı olarak görülmesi; kadınların mevcutta kazanmaya çalıştıkları ‘iş yaşamına katılma hakları’ ve aslında bir birey olarak birine bağlı olmadan sürdürebilecekleri bir hayat için yaşam hakkını almalarını zorlaştırmakla beraber mevcut bulunan ataerkil sistemin devam etmesine katkıda bulunmaktadır. Kadınlardan rıza alınmadan ‘birilerine alınıp verilmeleri’ ve kendi rızaları bulunmadan evlendirilmeye çalışılmaları, günümüzde de görülebilen ‘görücü usulü’ evliliklerin ve ‘tecavüz vakalarının’ olma sebeplerinin temelini oluşturabilmektedir. Türk topluluklarının eskiden anaerkil olması anlayışının ise altının Türk mitolojisindeki hikâyelerin içindeki ‘evin direği’ olan kadının aslında yine erkeklik çalışmaları içerisinde yer alan ‘verimlilik bağlantıları’ içerisinden bir değerlendirilmeye yoluyla söylendiği ve kadının her seferinde ev içindeki ve çocuk bakımıyla ilgili davranışlarının öne çıkarıldığı görülebilmektedir. İki milletin mitlerinin de toplum üzerine olan etkilerinin yansımaları, günümüze kadar ulaşmaktadır. Mitolojilerin bu alanda incelenip feminist teoriler üzerinden değerlendirilmesinin, toplum sorunlarının sebebinin daha net bir şekilde tespit edilip çözüm yoluna ulaşılmasına yardımcı olabileceği aşikârdır.

Ceren KALINBACAK

Gender Studies Staj Programı

Kaynakça:

Azar, B. (2019). Ulu Ana’dan Albastı’ya değişim/dönüşüm sürecinde: Umay. Külliyat Osmanlı Araştırmaları Dergisi, (7), 1-7.

Bal, G. ve Kayabasi, O. (2019). Sibirya sahası Türk destanlarında kadının yeri ve bu bağlamda eski Türklerin kadına bakışı. Türkiyat Mecmuası-Journal of Turkology, 29(2), 419-434.

Bars, M. (2014). Türk kahramanlık destanlarında kadın tipleri. International Journal of Language Academy, 3, 337-350. https://doi.org/10.26650/iuturkiyat.646171

Connell, R. (1995). Masculinities. University of California Press.

Demir, A. (2011). Yasal düzenlemede kadın hakları. Hukuk Gündemi. Ankara Barosu. http://www.ankarabarosu.org.tr/siteler/ankarabarosu/hgdmakale/2011-1/7.pdf

Ferrara, M. (2013). Book Review: Bruce Lincoln, gods and demons. Priest and scholars. Critical exploration in the history of religions, Studi e Materiali di Storia delle Religioni, 79, 672-678.

Greenblatt, M. (2020, Ekim 29). Women in Iran: Political representation without rights. Erişim Adresi: https://www.mei.edu/publications/women-iran-political-representation-without-rights

Hinnells, J. (1973). Persian mythology. London: Chancellor Press.

Işık T., Kılıçaslan E., Kılıçaslan S. (2017). Conference Proceedings of the 2nd Academic International Conference on Social Sciences and Humanities, (pp. 83-90). Cambridge, May 22nd -24th.

İbrahim, D. (2007). Altay destanları 3. Türk Dil Kurumu Yayınları.

Jomepour, R. (2015). Women in Iran: ancient history to modern times, and back. Graduate Theses and Dissertations. 14396. https://doi.org/10.31274/etd-180810-3948

Kitabi-Dede Korkud ensiklopediası. (2000). I cild. Yeni Neşrler Evi.

Ögel, B. (2010). Türk Mitolojisi I ve Türk Mitolojisi II. Türk Tarih Kurumu Yayınları. 

Sajadpour, F & Ebrahim, J. (2011). Feminine sexual identity in Persian legends and myths. International Journal of Social Science and Humanity, 251-255. 10.7763/IJSSH.2011.V1.45.

Tuttle, L. (1986). Encyclopedia of feminism. Longman.

Yanar, G. (2020). Yaratılış mitolojileri. Ötüken Yayıncılık.

Yazıcıoğlu, Y. (2019, Kasım 25). Türkiye’de kadın hakları geriye gidiyor. Erişim Adresi: https://www.amerikaninsesi.com/a/uzmanlar-turkiye-de-kadin-haklari-konusunda-geri-adimlar-atiliyor/5179891.html

Yılmaz, S. (2018). Türkiye’de kadınların çalışma hayatındaki yeri ve sosyal güvenlik hukuku düzenlemeleri. Sosyal Çalışma Dergisi, 2(2), 63-80.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here