John Locke

17. yy önemli düşünürlerinden biri olan John Locke 26 Ağustos 1632’de Wrigton’da doğmuş ve 28 Ekim 1704’te Oatesta ölmüştür. Püritan bir hukukçunun oğludur. Önce Westminster  sonra da Oxford’da eğitim gören Locke  bu üniversitede master derecesi almıştır. John Locke’un yaşamı; iç savaş, kansız devrim, restorasyon ve whig settelement’in erken yıllarını kapsar. Locke hayatı boyunca toplum bilimleriyle, pekin bilimlerle, din bilimleriyle ve felsefeyle ilgilenmiştir. Deneysel kimya araştırmalarıyla da uğraşıp kısa bir süre hakimlik etmiştir. Lord Ashley’in özel yazmanlığını yapması Locke’un özgürlükçü eğilimlerini etkilemiştir. Locke politikada ılımlıklıktan ve anayasal yönetimden yanadır. Stuart hanedanının bağnaz ve karanlık mutlakçılığına karşı koyan Locke hoşgörüye demokrasiye, temsil sistemine ve parlamentoya inanmış ve kansız devrimini desteklemiştir.

Locke orta sınıf çıkarlarının, tüccarların ve toprak sahiplerinin mülkiyet haklarının savunucusudur. Liberalizmin entelektüel bir lideri olarak görülür. Siyasal yönetimin ve ekonominin problemlerini bilen, bunları düşünerek yansıtan, pratik deneyimli birisidir. Eşitlik ve özgürlük anlayışı siyasal ve biçimsel düzeydedir. Psikoloji ve felsefede deneycidir. İnsan aklına inanır fakat bütün bilgilerin sonradan edinilmiş olduğunu, doğuştan gelmediğini vurgular. John Locke’un iktisat, eğitim ve din bilim konularında çeşitli eserleri olmakla birlikte ona asıl ününü kazandıran  eseri ‘Two Treaties Of Government’ olmuştur. Kitap iki bölümden oluşur. Birinci bölümde Adem peygamberin iktidarı doğrudan tanrıdan aldığını ve bu iktidarın babadan oğula geçerek Yeni Çağdaki krallara kadar geldiğini göstermek istemiştir. ikinci incelemesinde ise siyasal kurama kendi katkısını yaparak yönetimin kaynağı, niteliği ve alanıyla ilgili kendi görüşlerini açıklamıştır. Bu hem liberal siyaset felsefesinin en iyi işlenmiş hem de siyaset teorisinin en önemli eserlerinden biri olmuştur. Bu eserinde siyaset öncesi bir doğa durumu incelemesinden başlamıştır. Locke insan özgürlüğüne çok önem verir ve bu özgürlüğü sınırlayıcı nitelikte karşımıza çıkan kurumların meşruluğunu sorgular. Locke ilk incelemesinde Adem’den çağın krallarına kadar gelen metafizik anlayışını çürütüp siyasal gücü tanımlamıştır. Locke’a göre siyasal güç; mülkiyet alanını düzenlemek ve korumak için ölüm cezası veya daha az şiddetli cezalar koymak, bu cezaları uygulamak ve yabancıların vereceği zararlardan devleti korumak için yasa yapma hakkıdır. Siyasal gücü tanımlamak için Locke doğa durumundan hareketle kuramını ortaya koymuştur. John Locke’a göre doğa durumu doğal hukuk okuluyla iç içe bulunan doğal haklar okuludur. Doğal hukuk genellikle doğa durumu ve insan teorisi varsayımından hareketle işe başlar. Hareket noktası insan doğasıdır ve burada önemli olan insanını iyi, kötü, barışsever veya savaş sever olması durumudur. John Locke insan doğasını olumlu şekliyle ele almıştır. Locke’a göre siyasal gücü doğru anlamak için bütün insanların doğadaki durumuna bakmak gerekir ve doğadaki durumda insan özgürlüğü tamdır. Bu aynı zamanda eşitlik durumudur. İnsanlar özgürdür ve doğa yasasının içinde başkasının iradesine bağlı kalmadan eylemlerini düzenlerler. Mallarını ve kişiliklerini diledikleri gibi kullanabilirler. Bu aynı zamanda her türlü erk ve yargı haklarının eşitlik durumudur. Fakat bu özgürlük durumu başıboşluk durumu değildir. Eğer açacak olursak insanın kendi kişiliğini ve mallarını kullanması denetlenemez ancak insan kendi kişiliğini ve mallarını ortadan kaldırma özgürlüğüne de sahip değildir. Doğa durumunu yöneten ve herkesi bağlayan bir doğa yasası vardır. Bu yasa herkesin eşit ve özgür olduğunu savunduğu için kimsenin birbirinin sağlığına, özgürlüğüne ve mallarına zarar vermemesi gerektiğini öğretir. Locke’a göre bütün insanlar eşittir ve eşit kabul edilir. Locke’un bunu vurgulaması onun kutsal dinlerin ortak öğretisinden esinlendiğini gösterir. Mutlak güç sahibi Tanrıdır. Herkes benzer bir şekilde donatılmıştır ve tek bir doğa durumunu paylaşır. İnsanlar arasında birbirini yok edecek kademeler yoktur. Herkes birbirinin hakkına saygı göstermelidir ve doğa durumu bir hakkı ihlal eden bir kişi için onu cezalandırma hakkına sahiptir. Bu devletin vereceği bir ceza niteliğinde olabilir. Ancak herkesin cezalandırma hakkı ortaya karışıklık ve düzensizlik çıkarır. Bu da insanların siyasal toplum kurmalarına sebep olmuştur. Locke’un siyasal duruma geçiş nedeninde doğa durumunun yanında savaş durumu da yer alır. Savaş durumu bir düşmanlık ve yok etme durumudur. Savaş durumu suçsuzların güvenliğinin korunması ile ilgilidir. John Locke bunu ‘Beni yok etmekle tehdit edeni yok etme hakkımın olması akla ve adalete uygundur.’ sözleriyle açıklar. Kısacası insanların aralarında yargılama yetkisine sahip üstleri olmadan aklın kuralları ile yaşamaları doğa durumu iken buna karşılık ortak bir üst olmadan birisinin bir başkasını zorlaması veya böyle bir niyetinin olması savaş durumudur. Savaş durumunda bir kimse kendisine savaş açan veya kendi varlığına düşman olan bir kimseyi yok edebilir  bu nedenle insanlar savaş durumundan kurtulmak için doğa durumunu terk edip toplum haline girmiştir. Locke’un düşüncesinin temelini mülkiyet anlayışı oluşturur. Hoşgörü Üzerine Mektup adlı eserinde Locke mülkiyeti en geniş anlamıyla tanımlar. Locke mülkiyeti insanların canları, özgürlükleri ve malları olarak ifade eder. Ve mülkiyet hakları çalışmakla kazanılır. Mülkiyetin gerçek kaynağı insanlar olup mal edinmede çalışmanın dışında herhangi bir otoritenin sözü geçmez. Fakat Locke uygar toplumun kuruluşunu sözleşmeye dayandırır. Doğa toplumundan uygar topluma geçişin sebebini  Locke insanların mülkiyetlerini  koruması için devletlerde birleşmesi olarak açıklar. Ve bu yapının kurulmasında etkili olan sözleşme  devleti meydana getiren kişiler tarafından oy birliğiyle sağlanır. Locke toplum ile yönetimi aynı sözleşmeyle bağlamaz. John Locke bu yapılanmada kuvvetler ayrılığını savunarak yasama ve yürütme gücünü birbirinden ayırıp her iki gücün üzerlerine düşen görevleri kişi haklarına ve amaçlarına uygun bir şekilde yapılmasını sağlamıştır. Sonuç olarak John Locke teorisinin başından sonuna kadar yasa ve yasamaya verdiği değeri korumuş, insanlar ve mülkiyetleri doğa durumunda doğal yasanın korunmasının altında kalmıştır. Toplumun siyasal bir kimliğe bürünüp  devletlerde birleşmesi uygar yönetimi oluşturmuş ve bir üst gücün varlığını ortaya çıkarmıştır. Her şey dayanağını yasadan ve yasamadan alır, bunlara aykırı olanların tamamı ise meşruluğunu yitirir. John Locke bu düşünceleriyle seçkin bir yer kazanmış ve siyasal düşünceler tarihinde oldukça önemli bir yere sahip olmuştur.                                                                                         

 

Büşra Çapraz

TUİÇ Stajyeri

 

Kaynakça

1)Kishlansky,M., Batının Kaynakları, Batı Medeniyetleri Okumaları, 1.baskı, cilt 2, Kasım 2009

2)Tuncer, M. , Batıda Siyasal Düşünceler Tarihi, Yeniçağ, 2.baskı, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları, Nisan 2005

 

 

 

 

Sosyal Medyada Paylaş

Previous article
Next article

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Srebrenitsa Önergesi: Adalet ve Hafıza Yolunda Bir Adım

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yarın oylanacak olan Srebrenitsa önergesi,...

Güney Kore Kim Jong Un Şarkısını Yasakladı

Güney Kore, son dönemde Kuzey Kore'de üretilen ve TikTok'ta...

İran Cumhurbaşkanı Reisi’nin Helikopter Kazasında Ölümü ve Olası Senaryolar

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi'nin bir helikopter kazasında hayatını kaybetmesi,...

Seçim Otokrasisi: Meksika’nın Demokrasisi Tehlikede

Bu yazı 17 Mayıs 2024'te Foreign Affairs dergisinde ingilizce...