Karanfil Devrimi ve İşçi Hareketlerinin Etkisi

0
48

ÖZET

Bu çalışmada ele alınan konu, 25 Nisan 1974 tarihinde Portekiz’de gerçekleştirilen Karanfil Devrimi’nde işçi hareketlerinin etkisidir. 1930’lu yılların başında Estado Novo (Yeni Devlet) totaliter hükümet yapısıyla António de Oliveira Salazar’ın başbakanlık makamına gelişinin ardından Portekiz’de faşist ideoloji devlet rejimi haline gelmiştir. Salazar dönemindeki işçi hareketlerinin toplumsal ve siyasal etkileri değerlendirilmiştir. Salazar’ın vefatının ardından makamına gelen Marcelo Caetano dönemindeki işçilerin grev ve direniş eylemlerine değinilerek General Antonio Spinola’nın önderliğinde gerçekleşen Karanfil Devrimi ve sonrası yaşanan toplumsal ve siyasi olaylarda işçi hareketlerinin etkisi incelenmiştir. Bütüncül bir perspektifte Marksist ve Neo-Marksist kavramlarla işçi hareketlerinin sosyolojik tezahürleri merkez-çevre modeli (kent-kırsal) kapsamında değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Araştırma yöntemi literatür incelemesi olarak belirlenmiş; bu kapsamda dergi makaleleri, kitaplar, dergiler ve yüksek lisans tezlerinden yararlanılmıştır. Bu eksende ele alınan Karanfil Devrimi’nin ekonomik, siyasi ve toplumsal mahiyeti ele alınmıştır.

Anahtar Kelimeler: Karanfil Devrimi, İşçi Hareketleri, Portekiz, Sınıf Mücadeleleri, Komünizm, António de Oliveira Salazar 

ABSTRACT

The subject discussed in this study is the effect of the Workers’ Movements in the Carnation Revolution that took place in Portugal on April 25, 1974. In the early 1930s, with the Estado Novo (New State) totalitarian government structure, after António de Oliveira Salazar took the post of prime minister, the fascist ideology in Portugal became the state regime. In this paper, the social and political effects of the labor movements in the Salazar period are evaluated. By referring to the strikes and resistance actions of the workers during the Marcelo Caetano period who came to his office after Salazar’s death, the effect of the workers’ movements on the Carnation Revolution and the social and political events that took place after the leadership of General Antonio Spinola was examined. In a holistic perspective, the sociological manifestations of the labor movements with Marxist and Neo-Marxist concepts have been evaluated within the context of the center-periphery model (urban-rural). Research method based on literature that journal articles, books, journals and master theses have been used. In this respect, the economic, political and social nature of the Carnation Revolution is discussed.

Keywords: Carnation Revolution, Workers’ Movements, Portugal, Class Struggles, Communism, António de Oliveira Salazar

Sponsorlu

Giriş

Portekiz 14. yüzyılın sonlarında denizaşırı keşifleriyle sömürgecilik faaliyetlerine başlamıştır. 15. yüzyıldan itibaren ekonomik gücünün doruğuna ulaşan Portekiz, Ümit Burnu ve Hindistan’ın keşfedilmesiyle yeni sömürge alanları oluşturmuştur. Avrupa’da ticari merkez konumundaki Portekiz, Brezilya’yı kısa zamanda sömürgesi haline getirmiştir. 16. yüzyıldan itibaren İspanya hakimiyetinde özerk bir devlet olan Portekiz, 1640 yılında bağımsızlığını yeniden kazanmıştır. 18. yüzyılda Brezilya’da altının bulunmasıyla ciddi ekonomik yükselme yaşamış ancak 1750-1777 yılları arasında siyasi alanda reform değişikliğinin olmasıyla 19. yüzyılın başında Brezilya bağımsızlığını kazanarak sömürge halinden kurtulmuştur. 19. yüzyılda Portekiz’de yaşanan liberal-muhafazakâr çatışması 1820’de liberallerin kazanmasına rağmen 1850’li yıllara kadar etkisini korumuştur. Liberallerin Avrupa’da yükselen kapitalizmle uyumlu bir ekonomi kurmaya çalışmaları cumhuriyet rejiminin oluşturulmasını sağlamış ancak toplumsal tabanda işçi hareketlerinin varlığı anarşizm etkisiyle gücünü hissettirir bir vaziyet almıştır. 1891’de cumhuriyet rejiminin yıkılmasının ardından 20. yüzyıla gelindiğinde birçok girişime rağmen Portekiz bir tarım ülkesi konumunda kalarak istihdam alanının büyük bir bölümü kırsal kesimden oluşmuştur. I. Dünya Savaşı’nda İttifak grubunda yer alan Portekiz, içerisindeki toplumsal hareketleri bastıramamış ve en sonunda işçilerin ücret artışı ve çalışma saatlerinin sekiz saat olarak sınırlandırılması yönündeki taleplerini kabul etmiştir. İşçiler sayıca az olmalarına rağmen örgütlenmede oldukça başarılı olmuştur (Yaraşır, 2004).

1917’de gerçekleşen Ekim Devrimi’nin ardından Avrupa’yı etkileyen komünizm, Portekiz’de de anarşist akımların güçlenmesine sebep olmuştur. 1920 yılında Portekiz Komünist Partisi’nin kurulmasıyla işçi hareketlerinin devrim mücadelesi yasal olmayan yollardan başlamıştır. Portekiz Cumhuriyeti’nin köklü reformlar gerçekleştiremeyerek istikrarın sağlanamamasından dolayı 1926 yılında General Gomes de Costa liderliğinde askeri darbe gerçekleştirilmiştir (Yaraşır, 2004). Darbenin yapılması sonrasında Portekiz’de faşizmin bir devlet rejimi haline gelmesine olanak sağlayan askeri yönetim Mussolini İtalyası ve Primo İspanyası’ndan ilham alarak 1928’den 1970 yılına kadar sürecek yeni bir ekonomik plan oluşturmak adına Coimbra Üniversitesi’nde iktisat profesörü olan António de Oliveira Salazar’a maliye bakanı olma teklifi götürüldü. Salazar başbakanlık yetkilerini de elinde bulundurmak şartıyla teklifi kabul etmiştir (Cunhal, 1975). 

1. Kavramların Açıklanması

Korporatizm: Genellikle tarım toplumundan sanayi toplumuna geçildiği zaman kullanılan ekonomik bir terimdir. İdeolojik bir yaklaşım olarak toplumda yer alan tüm kısımların ortak çıkarlar bağlamında dayanışma içinde hareket etmesidir (Eser & Yüksel, 2012). Anti-liberal olan bu görüş anti-kapitalist bir anlayışı oluşturmamaktadır. Parla’ya göre “Korporatizm kapitalizmin bir türevidir.” (Parla, 1989). Devletin merkezde yer aldığı bu anlayışa göre toplumun her kesiminin politikalar üzerinde etkisinin hissedildiği ancak kontrol mekanizmasının devlette olduğu görülmektedir (Eser & Yüksel, 2012).

Faşizm: Üniter devlet anlayışının hâkim olduğu sosyal kimlikler üzerinden bireylerin ayrıma maruz kalarak ırkçı yaklaşımın hâkim olduğu siyasi bir doktrindir. Faşizm ilkelerini bir devlet ideolojisi haline getirip uygulayan ilk siyasi lider Benito Mussolini, İtalya’da bu görüşe dayalı olarak Ulusal Faşist Parti’yi kurmuştur. Faşizm, iki temel kol olarak Nazi Almanya’sında ve Mussolini İtalya’sında görülmüştür. Totaliter ve şiddet içeren bir ideolojidir. Genelde sağ kanat ideolojileri arasındadır. 20. yüzyılda mutlak ve meşruti monarşilerin yerini almıştır. Sol kanat ideolojileri tarafından diktatörlük olarak nitelendirilerek homojen toplum yapısı oluşturma hedefindedir (Eser & Yüksel, 2012).

Anarko Sendikal: Temeli anarşizme dayanan kavram 19. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkmıştır. 1906 yılında kabul edilen “Amiens Şartı” Fransız sendikalarının hedef ve ilkelerini belirleyerek Anarko Sendikalizmi oluşturmuştur. Kapitalizmin yıkılmasını hedef alan bu akım, işçi hareketlerinin doğrudan eylem yani “grev” yoluyla mücadelesini içermektedir (Güler, 2014). Örgütlenmenin tek yolunu sendikalar olarak görüp Marksizm’in temel ilkeleri olan proletaryanın hakimiyeti ve siyasi örgütlülüğün reddeder. Her türlü devlet mekanizmasına karşı çıkmaktadır (Kota, 1977).

Komünizm: Alman Filozof Friedrich Engels’in ifadesiyle “Proletarya’nın kurtuluş koşullarının öğretisidir” (Engels, 2002). Üretim araçları üzerinde ortak mülkiyet hakkının bulunmasıyla, sınıfsız, devletsiz bir toplum düzenidir. Karl Marx komünizmi tarihsel materyalist kuramı temelinde açıklamaktadır. İnsanın kendisini ve toplumsal hayatı anlaması için öncelikli olarak temel ihtiyaçlarını karşılaması gerekmektedir. Toplumların tarihsel süreç içerisinde nicelik ve nitelik olarak evrim geçirdiğini; değişimin itici gücünün teknoloji olduğunu dile getirmektedir. Toplum modellerinden bahsederken üretim araçlarına sahip ve sahip olmayan kesim ayrımı yaparak sınıf çatışmalarından söz etmektedir. Her aşamanın gerekliliğini ve komünizm için kapitalizm zorunlu olduğunu belirtmektedir. Meta üretiminin son bulmasıyla kapitalizmin yok olacağını açıklamaktadır (Ritzer & Stepnisky, 2014).

2. Karanfil Devrimi Öncesi Portekiz

2.1. Salazar Döneminde Portekiz

Tüm yetkileri elinde toplamasının ardından ülkede var olan tüm siyasi partilerin çalışmalarını durduran Salazar, bütçe açığını kapatmak adına harcamaları en alt seviyede tutmayı hedefleyen politikası doğrultusunda “Milli İttifak” manifestosunu yürürlüğe koydu. Faşizmin toplumda düşünce kuruluşlarını oluşturmasını hedefleyen Salazar’a ilk tepki 1931 yılında Alverca üssündeki hava kuvvetleri öncülüğünde gerçekleşen çatışma olmuştur. Salazar bu çatışmanın güçlükle bastırılmasının ardından ülke içinde ve sömürgelerdeki düzeni sıkı bir şekilde yeniden sağlamak için 1933’te Geçici Anayasa’da faşizm hukuksal bir nitelik kazandı (Yaraşır, 2004). Toplumsal yaşamda ortak çıkarlar adına bir dayanışmayı temsil eden korporatif düzenin temeli aile oluşturmuştur. Dolayısıyla toplumun en küçük birimi olan aileden başlayarak aşamalar halinde yeni kurulan sistemin benimsenmesi hedeflenmiştir. Portekiz korporatizminde, saldırgan olmayan bir milliyetçilik anlayışıyla devlet ve milletin bir bütün halinde hareket ettiği “sessiz devrim” gerçekleştirmiştir (1988).

Milli İş Kanunu’nun çıkarılmasıyla işçilerin sendikal olarak örgütlenmesini devletin çıkarlarına göre düzenleyerek tek bir kaynaktan hareket etmelerini sağlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte Salazar savaşa girmeden ticareti etkin kılmayı amaçlayarak İngiltere gibi ülkelerle yakın temas halinde bulunmuş ancak bu, ülkenin zor durumda kalmasına sebep olmuştur. Azor adalarına askeri çıkarmaların yapılmasına izin vermesi savaşın sonunda Portekiz’i ekonomik sıkıntıya sokmuştur. Portekiz’in Soğuk Savaş’ın başlamasıyla NATO’nun kurucu ülkelerinden olması Avrupa Ekonomik İş birliği Teşkilatı’na dahil olmasını kolaylaştırmıştır. Ancak Portekiz Avrupa’nın en yoksul ülkesi konumunda yer almıştır. 1953’ten 1964 yılına kadar ikişer Beş Yıllık Kalkınma Planı uygulamalarında Salazar, yabancı sermaye girişine izin vermiştir. İkinci Dünya Savaşı öncesi İngiltere, Fransa ve Almanya’nın hegemonyası içerisinde yer alan Portekiz sanayinin dışa bağımlı olarak gelişen pre-kapitalist evresine geçiş yapmıştır (Yaraşır, 2004). Poulantsaz, yeni kalkınma planına ilişkin üretim faaliyetleri kontrolünün çokuluslu şirketler tarafından yapıldığını beyan etmiştir. İthal edilenlerin değerinin ihraç edilen ürünlere göre değerlerinin yüksek olmasını bu beyanına dayandırmıştır (Poulantzas, 1981).

Zorunlu gereksinimlerini karşılamakta zorlanan işçiler ve sömürgelerinde meydana gelen ulusal kurtuluş mücadeleleri Portekiz’de ekonomik yapının gittikçe bozulmasına sebep olmuştur. Salazar’ın beyin kanaması sonucu 1968’de gerçekleşen ölümüyle yerine Marcello Caetano başbakanlığa tayin edilmiştir. Caetona, Salazar’ın kurduğu düzeni devam ettirmeye çalışmış bunun yanında kısmen de olsa demokratik bir siyasi yapı meydana getirmiştir. Bazı sömürgeler bağımsızlığını ilan etmiş, muhalefet kanatları oluşarak 1971-1973 yıllarında anti-faşist oluşumlar gittikçe güç kazanmıştır. Portekiz Komünist Partisi’ne bağlı işçi sendikaları, faşist sendikaların etkisi ortadan kaldırılmıştır. Sömürgelerin bağımsızlık hakkını elde etmesinde ordunun tavrı bir devrimin gerçekleşmesi adına olumlu bir tablo çizmiştir (Yaraşır, 2004).

Sömürgelerde 1960’lı yılların başında yaşanan bağımsızlık savaşları faşizmin yıkılmasında etkili olmuştur. Salazar’ın oluşturduğu kapalı ekonomi sistemiyle sömürge topraklarına herhangi bir yatırım yapılmaması, aksine yağmacılık faaliyetlerinde bulunulması durumu birçok açıdan ulusal bağımsızlık anlayışını güçlendirdi. 1950’de uygulanan asimilasyon ve şiddet içeren eylemler sömürge halklarının rejime karşı ayaklanmasındaki en büyük nedenleri oluşturmaktadır. 1960’lı yıllardan sonra Portekiz sömürgelerine gelen yabancı sermayeler, bazı sömürgelerin ekonomisinin Portekiz ile rekabet edecek düzeye ulaşmasına katkı sağlamıştır. Önceki dönemlerde sömürgelerden Portekiz’e göç yaşanırken 1960’lı yıllarda Portekiz’den sömürge bölgelerine yoğun bir göç dalgası gerçekleşmiştir. Portekiz, ulusal sermaye güçlerinin sömürge bölgelerine girmesine izin vermiştir. Doğal kaynakların tasarrufu konusunda farklı ülkelerin söz sahibi olmasına neden olmuştur. Portekiz’deki bazı aile şirketleri ulusal sermayeyle birleşerek bu yağmalardan yararlanmıştır. Sömürge savaşlarının ekonomik yükü Portekiz içerisinde yer alan halktan çıkarılıyordu. Yaşam standartlarının oldukça bozulmuş olması ve halkın yarı yarıya hem savaş giderlerini karşılamak hem de savaşmak zorunda olması devrim ateşini iyice körüklemişti (Yaraşır, 2004).

2.2. Salazar Döneminde İşçi Hareketleri

Portekiz İşçi Komisyonları, örgütsel manada işçi sınıfının bağımsızlık arayışı neticesinde doğmuştur. Birçok eğilimden (anarşist, komünist, Katolik, cumhuriyetçi) işçiyi barındıran bu yapılar herhangi bir siyasi parti bünyesinde yer almadan ülke çapında eylemlerini gerçekleştirmiştir. Faşist rejimle mücadelenin içinden çıkan bu örgütsel yapılanma, kapitalist sömürü faaliyetlerine son verme ümidiyle işçi sınıfı üzerindeki tahakküm araçlarının kaldırılması hususunda faaliyet göstermiştir. İşçi sınıfı kendisine atfedilen üretim ilişkileri bazında toplumsal alanda denge unsurunun sağlanması yanında örgütsel faaliyetlerini ekonomi düzeyinde sınırlamamıştır. Kolektif pratiklerin oluşması adına toplumda yer alan tüm kesimleri kültürel manada bilinçlendirmeyi hedef almıştır. Örgütlenmeyi üst ve alt seviyelerde sağlayarak geniş çaplı bir ayaklanma meydana getirmeyi amaçlamışlardır (Yaraşır, 2004).

Faşizmin devlet rejimi olmasının ardından hükümetin anti-sendikal bir tavırla korporatif devlet biçiminden kaynaklı olarak işçi sınıfının talepleri geri çevrildi. İşçilere uygulanan baskı ve şiddetle işçi sınıfı pasifize edilmiştir. Bütün hegemonik güçlere rağmen faşist rejime karşı 1932 yılında tersane ve cam işçileri grevler gerçekleştirdi. Komünist ve anarko sendikalist işçiler, 18 Ocak 1934’te Marinha Grande şehrinde ayaklanarak şehri kontrol altına almışlardır. Ancak şiddetle baskılanan bu eylem sonucunda sendika yöneticileri ve işçiler ya katledilmiş ya da sürgün edilmişlerdir. Bu tarihten sonra işçi sınıfına yönelik baskılar artmıştır. Terör politikası gereğince bir süre sessizliğini koruyan işçi sınıfı II. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle yükseliş göstermiştir. 1942 yılının ekim ve kasım aylarında gerçekleşen büyük grevler, ülkedeki farklı görüşe sahip birçok işçinin katılmasıyla gerçekleştirilmiştir. Yabancı sermaye akımlarının Portekiz’de çoğalması kapitalist ilişki dengelerini değiştirerek bağımlı ilişkilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İşçilerin sayıca çoğalması durumu ülke çapında gerçekleşen eylemlerin gelişmesine olanak sağlamıştır. Ekonominin gerilemesinin önüne geçmek adına grevlerde talep edilen tüm istekler zorunluluktan dolayı kabul edilmiştir. Sınıflar arası mücadelede doğru bilincin yaygınlaşması önem arz etmektedir. Bu nedenle proletaryanın kendi kaderinin etkin bir yaratıcısı olma durumu toplumsal ve siyasal alanda konumunu fark ederek gerçekleştirdiği her eylem sınıf bilincinin bir göstergesidir. Ancak içlerindeki iletişimin yetersiz oluşu birçok eylemin ve işçi hareketinin örgütsel manada toplumun her kesimine aynı düzeyde etki edemeyerek mücadelenin daha merkezi konumda kalmasına neden olmuştur. Bunun temel nedeni ise faşist politika uygulamalarının işçi sınıfına yönelik baskısıdır. 1952-1954 yılları arasında kırsal alanda gerçekleşen eylemlerin ülke çapındaki gençlik hareketlerine etkisi oldukça büyüktür. Siyasal ve sendikal gelişmeler, 1962 yılından sonra gerileme döneminin yaşanmasına neden olmuştur. 1970’li yıllara kadar işçi hareketi yeniden yükselmiştir. Çünkü faşist rejime karşı mücadelede işçilerin örgütlenmesine destek olan Portekiz Komünist Partisi yasal olmayan yollardan sendikal yapılar ortaya çıkarmıştır. 1974 sonrasında yasal yolda mücadele veren kurumlar haline gelmelerine ön ayak olmuştur (Yaraşır, 2004).

2.3. Karanfil Devrimi

15 Nisan 1974 tarihinde Salazar diktatörlüğünün destekçilerinin katılmadığı askeri bir darbe ile hükümet ele geçirildi. MFA’nın1 etkisinin büyük olduğu bu darbe ile Policia Internacional e de Defesa da Estado (PIDE) ile dış istihbarat polisi olarak görev yapan birçok kişi ele geçirildi. Tarihler 25 Nisan 1974’ü gösterdiğinde Portekiz’in ulusal radyosunda Zeca Afonso’nun seslendirdiği “Grandola, Villa Morena” adlı parçanın çalmasıyla askeri cunta harekâtı başlamış ve halk sokaklara akın etmiştir. Meydanlara koşan insanlar tanklara ve silahlara ellerindeki karanfilleri takarak devrime adını verdiler. Halkın coşkuyla darbeye katılması Portekiz’de özgürlüğün ve eşitliğin yeniden kurulacağına dair bir işaret olarak nitelendirilmiştir (Yaraşır, 2004). General António de Spínola’nın önderliğinde gerçekleştirilen askeri cunta hareketi sonucunda Portekiz, faşist rejimden kurtulmuştur. Yeni bir siyasi program ile ülkedeki dengelerin yeniden kurulması hedeflenmiştir. Cumhurbaşkanı Americo Tomas ve Başbakan Marcelo Caetona görevlerinden azledilirken Caetona’nun boyun eğmesinden dolayı cumhurbaşkanlığı makamına gelecek olan kişiyi seçme hakkı verilmiştir (Kuntz, 1975).

Bunun sonucunda cumhurbaşkanlığı makamına yükselen Spinola’nın dış kaynaklardan gelen sermaye yardımları ve NATO ile ilişkilerinin kuvvetli olması sebebiyle MFA örgütünün hazırlamış olduğu birçok konuda belirsizlikler taşıyan programı kabul edildi (Yaraşır, 2004). General Spinola cumhurbaşkanlığı makamına geçtiğinde kapsamlı bir çalışmanın ardından Portekiz’i Avrupa’daki diğer kapitalist sistem ekonomisine bağlı ülkeler gibi çağdaşlaştırarak emperyalist bütünleşmeyi hedeflemiştir. Darbeden önceki sömürgelerdeki durumu lehine kullanan Ulusal Kurtuluş Cuntası’nın darbeden sonra sömürgelere karşı tavrında büyük bir değişiklik söz konusudur. Çünkü bağımsızlık vadetmek yerine yeni bir sömürgecilik anlayışı ortaya koymuştur (Green, 1978). Karanfil Devrimi’nin gerçekleşmesinin ardından Portekiz’in Afrika’da yer alan sömürge toprakları Angola, Mozambik, Sao Tome’de bağımsızlık mücadelesi devam etmiştir. 25 Haziran 1975 Mozambik, 11 Kasım 1975 tarihinde Angola Portekiz’den ayrılmış ancak iç savaşları devam etmiştir.

1Movimento das Forças Armadas” sol görüşlü subayların ordu içinde kurdukları birliğin adıdır.

2.3.1. Karanfil Devrimi Sonrası İşçi Hareketleri

25 Nisan 1974’te gerçekleşen darbenin ardından kutlanan 1 Mayıs gösterileri güçlü bir işçi hareketine dönüşmüştür. Bu tarihten itibaren demokratikleşme ve talep edilen hakların alınmasında örgütlü birlikler haline gelen işçi sınıfının hareketlerinden, darbeyi gerçekleştiren MFA ve burjuvazi sınıfı kaygılanmıştır. Taleplerin kısmi bir derecede kabul görerek sosyal hakların düzenlenmesi işçileri durduramamıştır. Askeri yönetimin işçiler karşısında güçsüz konumda bulunmasını bazı sendikalar onaylamayarak işçi hareketlerinin durdurulması yönünde yeni kurulan hükümete destek vermişlerdir. Siyasal güç otoritelerini sarsan işçi sınıfının gerçekleştirdiği eylemlerden rahatsızlık duyan birtakım burjuvalar sermayelerini farklı ülkelere göndermişlerdir. Devrim sonrası işçi sınıfında herhangi bir iyileşmenin görülmemesi durumun ciddiyetinin anlaşılması için yeterli bir nedendir. Portekiz Komünist Partisi’nin “Halk Cephesi” adında düzenlediği politikalar kapmasından dolayı işçi sınıfı içerisindeki gücü azalmıştır. Çünkü Komünist Parti burjuvaziyi “ulusal burjuvazi” olarak tanımlamıştır. İnter-sendikalin işçi komisyonlarının “anarko-sendikal” olanları bölücülük yapmakla suçlamıştır. Gelişen olaylar neticesinde işçi hareketleri kolektif bir anlayış içinde yeniden örgütlenmiştir. 11 Mart 1975 tarihinde General Spinola’ya bağlı askeri birliklerin işçilere karşı gerçekleştirdikleri eylem başarısızlıkla sonuçlanarak işçi hareketlerini yükseltmiştir (Yaraşır, 2004).

Yaşanan darbe sonrasında MFA içerisinde yapısal değişiklikler meydana geldi. Sol ve radikal eğilimlerin hakimiyetinde kurulan Yeni Devrim Konseyi kararları ile ülke çapında sanayinin millîleştirilmesi ve güney bölgelerdeki tarım alanlarının denetiminin işçilere verilmesi yasallaştırıldı. Bu yasaların sürdürülebilir olması adına “Kültürel Canlandırma” kampanyaları başlatıldı (1988).

Eski düzeni savunan patronların ve sermayenin yurtdışına çıkışını engellemek adına millileştirilme uygulamaları işçi hareketinin büyük bir başarısı olmuştur. İşçilerin denetimini gerçekleştiren işçi komisyonu içinde devletin de bir denetime ihtiyacı olduğu inancı yer almış ve yeni örgütsel arayışları beraberinde getirmiştir. Lisnave tersane işçilerinin arasındaki tartışma sonucunda oluşturulan yeni savunma, devrim ve askeri konseyler aracılığıyla örgütlenme süreci başlatılmıştır (Yaraşır, 2004). İşçi komisyonlarının merkezi bir örgütlenme gerçekleştirerek üretimin planlanması ve denetlenmesi hususunda önemli bir adım olan 1975 Ağustos’ta gerçekleşen Ulusal Kongre’de yer almışlardır. Kongredeki genel tartışmalar işçilerin iktidara gelerek denetim sağlaması hususunda yoğunlaşmıştır (1988).

İşçi hareketlerinin en büyük aksiyonu 1975 yılında mahalle komisyonlarının kurulmasıdır. Faşist rejim süresince yönetim ve yönetimin etki alanlarında söz sahibi olamamış olan halkta, işçilerin toplumsal olarak örgütlenmesinin etkileri görülmektedir. Toplumun hayatını kolaylaştıran alt ve üst yapı çalışmalarının gerçekleşmesi için kurulan Mahalle Komisyonları, kendi gelecekleri hakkında söz sahibi olma yetkilerini aktive etmişlerdir. Yapılacak olan faaliyetlerde aralarında anlaşmazlık olmaması ve daha iyi iletişimin sağlanabilmesi adına 1975’te Porto şehrinde Mahalle Komisyonları tarafından bir kongre düzenlenmiştir. Lizbon şehrinde de gerçekleşen kongrede İşçi Komisyonları ile birlikte hareket edilmesi kararı alınmış ve bu gelişmeler ışığında 4 Temmuz 1975 tarihinde Lizbon’da halkın katılımıyla Halk Kongresi yapılmıştır. Portekiz’de sosyalizm temellerinin atılarak bu çatı altında bir devlet oluşumunun gerçekleşmesi hedeflenmiştir (Hammond, 1988) .

25 Nisan 1975 tarihinde yapılan seçimlerde Sosyalist Parti en güçlü muhalefet konumunda yer almıştır. Komünist Parti, işçi ve mahalle komisyonlarının birleşiminden huzursuz olarak sendikaları hareketsiz kılmayı hedefleyen politikalar oluşturmaya çalışmıştır. Öte yandan Komünist Parti’nin MFA ile olan ilişkileri sonucunda 21 Haziran 1975’te konsey cumhuriyetinin kurulduğu halka duyurulmuştur. Sınıf mücadelesinin gittikçe artması MFA’nın da kendi içinde bölünmesine zemin hazırlamıştır. Birçok para-militer örgütlerin bulunduğu MFA, eylül ayında bünyesinde yer alan gruplar arasındaki iç çekişmeler sonucunda sol kanadın sözcülerinden Vasco Gonçalves başbakanlık görevinden istifa etmiştir. 25 Kasım 1975 tarihinde gerçekleşen darbe ile devrimci partiler ve liderleri tutuklanarak Devrimci Asker Konseyi dağıtılmış, işçi hareketlerinde büyük bir kırılma meydana gelmiştir. 25 Nisan 1976 tarihinde yapılan parlamento seçimleri sonrasında Portekiz’de Sosyalist Parti kazanmıştır. Mario Soares başkanlığında yeni hükümet 1974 yılından sonra alınan tüm işçi haklarını yok saymıştır. Sanayinin millîleştirilmesi durdurularak hükümet kontrolünde oluşturulan sendikalar aracılığıyla işçi sınıfının kendi arasındaki sendikalarının parçalanması hedeflenmiştir. İşçi hareketlerinin kurumsal alanda temsili olan komisyon organlarının işlevlerini kaybetmeleri sağlanmıştır (Yaraşır, 2004). “50’den daha az işçi çalıştıran işletmelerde işçi kontrolü yasaklandı. Portekiz’de işletmelerin %94.3’ü 50’den daha az işçi çalıştıran işletmelerden oluşmaktaydı. Yine aynı yasa 20’den daha az işçi çalıştıran işletmelerde işçi komisyonlarının kuruluşunu yasaklıyordu. 20’den daha az işçi çalıştıran işletmeler ise bütün işletmelerin %85.3’ünü oluşturmaktaydı.” (1989). Bu yasa doğrultusunda işçi komisyonlarının oluşumuna en başından büyük bir darbe indirilmiştir. Grev ve direniş yasakları ile sendikaların işlevlerini kaybetmesiyle Portekiz Komünist Partisi, Sosyalist Parti’ye destek vermiş böylece işçi komisyonlarının hareketlerinin engellenmesinde birlikte hareket etmişlerdir. 27 Haziran 1976 tarihinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde gelişen toplumsal ve siyasal olaylara karşı halkın en büyük tepkisi seçimlere küçük bir kısmının katılması olmuştur. Karanfil Devrimi’nin istenilen özgürlük ortamını sağlayamaması işçi sınıfının devrimci gücünün sorgulanmasına neden olmuştur. Sosyalist Parti’nin burjuva bünyesinde seçkin bir konuma gelerek bürokratik anlayışın getirdiği yeni kurumsal düzene kapitalizm entegre edilmiş, Avrupa ülkeleri çapında Portekiz, modernleşme yolunda önemli adımlar atmıştır (Yaraşır, 2004).

3. Karanfil Devrimi Sonrası Yaşanan Sosyal Değişme

Tarihsel süreç boyunca ekonomi, toplumsal dönüşüm ve değişimin yaşanmasında başat konumda bulunmuştur. İnsanların temel gereksinimlerini karşılayacak miktarda gerçekleştirilen üretimin ardından ihtiyaçtan daha fazlasının üretimi birçok dengeyi değiştirmiştir. Toplumda üretici olan ve olmayan sınıf oluşumları geçmişten bugüne kadar etkisini sürdürmüştür. Tarımda başlayan bu sınıflar ayrımı, teknolojinin ilerlemesiyle birlikte sanayinin ortaya çıkmasının ardından farklı bir boyut kazanmış olsa da temelinde yatan nihai sebep üretim araçlarına sahiplik mevzusu olmuştur (Ritzer & Stepnisky, 2014).

Sınıf çatışmalarının ana nedenini ekonomi olarak nitelendiren Karl Marx, ilişkisel sınıf kuramından kaynaklı olarak toplumsal iş bölümünde sömüren ve sömürülen konumlara dikkat çekmektedir. Sınıf çatışmalarının tam bir açıklamasını yapmamakla birlikte insanların aralarındaki farklılıkları fark etmesi durumunda çatışmanın ortaya çıktığını dile getirmektedir. Burjuvazi olarak adlandırılan sınıf, üretim araçlarına sahip olanları içerirken ve proletarya ise üretimi gerçekleştirerek emeğini satan sınıf konumunu almıştır (Ritzer & Stepnisky, 2014). Portekiz’de devrim öncesi işçi hareketleri incelendiğinde faşist rejim karşısında yer alan işçilerin arasındaki örgütlenme Marx’ın tabiriyle kolektif bilinç tarafından meydana getirilmiştir. İşçilerin örgütlenmesi devrim öncesi koşulların oluşturulması açısından oldukça önemliydi. Salazar’ın diktatörlüğünde işçilere uygulanan baskı ve terör politikaları işçi hareketlerini yavaşlatmak yerine tersi bir etkiye sebep olarak özgürlük düşüncesinin halk tabanında yer edinmesine vesile olmuştur. Fakat merkez-çevre konumu açısından direniş hareketlerinin genelde merkezde kalması ve çevre konumlarda yeterli etkiyi yaratamaması devrim sonrası oluşan gerilimlerin ana sebeplerinden sayılabilmektedir. Çünkü her rejim ve anlayış öncelikli olarak halkın aktif kılınmasıyla mümkün olabilmektedir. Aksi takdirde kültürel gerilimler yaşanabileceği gibi devrim istenilen sonucu vermeyebilir. Salazar zamanında kırsal alanda yapılan dinsel içeriklere sahip faşist argümanları Portekiz’in kırsal kesimini kolayca etkisi altına almıştır. Kırsal alanda yer alan halkın hiçbir baskı aygıtı kullanılmadan tamamen rızaya dayalı olarak egemen faşist sınıfın kültürel değerlerini benimsemesi durumu Salazar’ın hegemonyasının başarılı bir örneğidir (Ritzer & Stepnisky, 2014).

Nitekim Salazar’ın kırsal alanda kurduğu tahakküm, işçi hareketlerinin kendi arasında doğru koordine edilemeyen iletişim ağları sonucunda Karanfil Devrimi beklenen etkiyi yaratamamıştır. Devrimin temel dayanak noktaları sorgulandığında karşımıza çıkan en büyük eksikliğin iletişim ağının ve işçilerin toplumsal hayatta yeterli etkiyi yaratacak donanıma sahip olamaması denilebilmektedir. Uygulanan terör politikalarının etkisi devrim sonrasında da devam ederek Karanfil Devrimi’nin istenilen sonucu verememesine sebep olmuştur. Fakat olumlu bir özellik olarak İşçi Hareketlerinin oluşturduğu komisyonların, halk arasında mahalle komisyonlarının kurulmasının önünü açması durumu modern devletlerin oluşumundaki örgütsel faaliyetlerin işlevselliğini kanıtlar niteliktedir. Yasal olmayan yollardan örgütsel faaliyetlerine devam eden Portekiz Komünist Partisi, işçilerin sendikalar çatısı altında toplanmasını sağlamıştır. Portekiz’de yaşanan sınıfsal çatışma ilk başlarda faşist rejime karşı iken sonrasında ise Karanfil Devrimi’nin gerçekleşmesinde etkisi olan askeri cuntaya karşı gerçekleştirilmiştir. Çatışma mahiyetinde diğer ülkelerden farklı bir konuma sahip olan Portekiz görkemli tarihine rağmen Avrupa devletleri arasında modern zamanlarının yoksul ülkesi konumuna gelmiştir (Yaraşır, 2004).

 Faşist rejimin yıkılmasında büyük payı olan askeri cuntanın başında yer alan Spinola’nın Portekiz burjuvazisi açısından olumlu yönde onaylandığı bilinmektedir. Ülkenin iktisadi politikalarında kapitalizmin ilkelerinin yer almasını sağlayarak sanayileşme doğrultusunda büyük bir güç oluşturmak isteyen burjuvanın önüne çıkan anarko-sendikal işçi hareketleri bu durumu engelleyememiştir. Nihayetinde gerçekleşen olaylar doğrultusunda ülke çapında sınıfsal çatışmalar burjuvazinin seçkin partisi Sosyalist Parti’nin yeni hükümeti oluşturmasıyla işçiler güçlükle kazandıkları haklarının büyük bir kısmını kaybetmek zorunda kalmıştır. Her şeye rağmen verdikleri mücadele dünyadaki diğer sömürge halklarına umut olmuştur (Yaraşır, 2004). 

4. Sonuç ve Tartışma

25 Nisan 1974 tarihinde gerçekleşen Karanfil Devrimi, faşist rejimin yorgun halkı tarafından gerçekleştirilmiş dünya tarihinde adını bir çiçekten alan diğer devrimlere nazaran en az kan dökülen mücadeledir. İşçi hareketlerinin katkısı oldukça büyük olmakla birlikte uzun yıllar süren mücadelelerinin ardından kısa süreli de olsa talepleri doğrultusunda bir devlet oluşturabilmişlerdir. Dünyanın en eski faşist rejiminin yıkılmasıyla diğer sömürge halklarına umut vadeden bu devrim, kendi içindeki çelişkileriyle istenilen sonuçların uzun ömürlü olamamasına neden olmuştur. Dolayısıyla devrimin temel dinamiklerinden olan işçi hareketi kısa süren millîleştirmenin ardından yönetici sınıfta yer alan burjuvazinin istekleri neticesinde kapitalizmin büyüsünden kurtulamamıştır. Sömürgelerinin bağımsızlığı ilan etmesiyle 15. yüzyıldan bu yana sömürge devleti konumunda olan Portekiz, yaşanan ekonomik gerililikle yoksul sayılabilecek bir duruma gelmiştir. Neden-sonuç bağlamında Karanfil Devrimi, olumlu ve olumsuz olayları bir arada yaşayarak yeni kurulan düzenin sağlanmasında büyük rolü olan işçi hareketlerinin 1976 sonrası edilgen bir yapı haline gelmesine neden olmuştur. 40 senelik grev ve direniş sonucunda elde edilen hak ve özgürlüklerin kısıtlanması sınıfsal mücadele için olumsuz bir sonuç olarak değerlendirilmektedir. Sömürge savaşları ayrı bir araştırma konusu olarak devrimin sömürgeler üzerindeki olumlu ve olumsuz etkileri tartışma konusudur.

Fransız devrimci Danton’un dediği “Her devrim kendi çocuklarını yer.” Sözünün anlamı Karanfil Devrimi sonrası işçi sınıfa uygulanan baskı politikalarının bir sonucu niteliğindedir. 

Sıla BAL

Siyasi Tarih Çalışmaları Staj Programı

 

Kaynakça

Cunhal, A. (1975). Portekiz’de Özgürlüğün Şafağı. Ankara: Bilim Yayınları.

Çağdaş Liderler Ansiklopedisi (Cilt 5). (1988). İstanbul: İletişim Yayınları.

Engels, F. (2002). Komünizmin İlkeleri. (S. Ege, Çev.) Ankara: Bilim ve Sosyalizm Yayınları.

Eser, B., & Yüksel, H. (2012). Korporatizm, Faşizm ve Solidarizm Kavramları Ekseninde Erken Dönem Cumhuriyet Siyasası Üzerine Bir İnceleme. Uluslararası Yönetim İktisat ve İşletme Dergisi, 8(16), 181-200.

Green, G. (1978). Portekiz Devrimi. Bilim ve Sosyalizm Yayınları.

Güler, C. (2014). Uluslararası sendikal hareket içinde yeni bir oluşum çabası: Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu ve Sendikal Stratejileri. Master’s thesis, Uludağ Üniversitesi

Hammond, J. L. (1988). Building Popular Power Worker’s and Neighborhood Movements in The Portuguese Revulution. New York: Monthly Review Press.

Kota, F. (1977). Dünya Sendikal Hareketinde İki Karşıt Çizgi. (M. Yurtcan, Çev.) Ankara: Günce Yayınları.

Kuntz, J. (1975). Portekiz Dün-Bugün. (A. Düz, Çev.) İstanbul: Payel Yayınları.

Parla, T. (1989). Ziya Gökalp, Kemalizm ve Türkiye’de Korporatizm. İstanbul: İletişim Yayınları.

Portekiz’de Karanfil Devrimi Sonrası İşçi Örgütlenmeleri. (1989, Mayıs). İşçiler ve Politika.

Poulantzas, N. (1981). Portekiz, İspanya ve Yunanistan’da Geçiş Süreci. İstanbul: Belge Yayınları.

Ritzer, G., & Stepnisky, J. (2014). Sosyoloji Kuramları. (H. Hülür, Çev.) Ankara: De Ki Basım Yayım.

Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi (Cilt 5). (1988). İstanbul: İletişim Yayınları.

Yaraşır, V. (2004). Uluslararası İşçi Hareketleri (2. b.). İstanbul: Akyüz Yayın Grubu.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here