Kitap İncelemesi: Kimlik Meselesini Kutsal İnsan Üzerinden Düşünmek

0
169
Kaynak: Homo Sacer: The State of Exception as a Dominant Social Paradigm, 2019 https://bluelabyrinths.com/2019/10/04/homo-sacer-the-state-of-exception-as-a-dominant-social-paradigm/

Kimliğin çeşitli veçheleri vardır. Bu veçheler zamana, mekana ve tanımlayana göre değişiklik göstermektedir. Değişiklik tanımını yapanın kim olduğundan ziyade hangi toplumsal grubun yaptığına göre de değişmektedir. Zira tanımlama üstünlüğü, bir grupta, bir kişide ya da toplulukta da olabilir. Ancak bu tanımlama üstünlüğü, her şekilde kendisini egemen olarak göstermektedir. Bu metinde de, kimlik ve egemen arasındaki ilişki Agamben’in Kutsal İnsan tanımı üzerinden ele alınacak, daha sonra post-modern çağ ve sosyal medya gibi daha esnek gruplarda bir arada olmaklığın yorumu metin üzerinden denenecektir.

Bauman, Zygmunt, Kimlik, Çev: Mesut Hazır, Heretik Yayınları, İstanbul, 2017

 Bauman, kişisel tecrübesinden yola çıkarak, dışlandığı Polonyalı olmaklığından ve bu dışlanmanın yarattığı belirsizlik bölgesinden bahsetmektedir. Polonya Bauman’ı dışlayabildi çünkü kişide dışlanacak ya da olumsuzlanacak yargısal değerleri yaratan da kendisiydi. Ancak devamında Bauman İngiltere’yi seçtiğini belirtir. Yine de bu seçim iradeye bağlı değildir. Çünkü kendisinin de belirttiği gibi önce İngiltere’den kendisine bir teklif gelmiştir (Bauman, 2017:17). Bauman ancak bu teklife iştirak etmek zorunda kalmış ve en iyi ihtimalle kendi iradesinin de bulunduğu bir sözleşmeye dâhil olmuştur. Agamben (2017:20) Batı siyasetinin çıplak hayatın içlenerek dışlanması üzerine kurulu olduğunu belirtir. Dışlanmak, egemen tarafından kurgulanan sınırlarla çevrili bir kimliğin, yine egemen tarafından nesnesinden alınmasıdır. Ancak nesneden alınan kimlik, onu tamamen egemenin dışında bırakmamaktadır. Çünkü “ben kimim” sorusu aynı zamanda egemen ve iktidardan türeyen bir ilişkiler ağını da temsil etmektedir. Başka bir deyişle kimlik, güç ilişkilerinden doğan, etkilenen bir yapıdır (Weir, 2014: 109).

Modern devlet, egemenliğini vatandaşlık bağıyla kendisine bağlı tüm vatandaşlara yaydığını ilan eder. Bu kurucu iktidarı birey-vatandaşın iradesine bıraktığı söylemine otursa da, temsil iradelerin devredilmesi ve bir noktada birleşmesi bağlamında yeniden tek egemen-iradeye yönelir gözükmektedir. Bauman (2017: 18) Avrupalı olma kimliğini bir kurtuluş olarak görmektedir. Çünkü bu kimliği onaylayacak ya da reddedecek bir mercii yoktur. Dolayısıyla bir merkez iktidardan doğacak olan kimlik ya da bu kimliği dışlayacak bir egemenden söz edilmesi de mümkün değildir.  Bauman Avrupalılık fikrini bir çıkış noktası gibi görse de, bu kimlik düşüncesinin bir kutsal insan formunu yarattığını göz ardı ediyor gözükmektedir. Öncelikle Avrupalılık fikri bölgesel bir dengi olduğunda karşılaştırma yapılacaktır. Asyalı olmak, Avrupalı olmak, Afrikalı olmak gibi. Ulus-devletlere bölünmüş bir dünyada, Avrupalı olmak kıyaslanmadığında bir tercih unsuru değil ancak mecbur bırakılarak yönlendirilen bir erişim noktası olabilir. Çünkü Avrupalılık içinde bir tercih bırakılırsa, kimlerin Fransız, İngiliz, Alman, Yunan ya da Sırp kimliğini bırakıp kendisini doğrudan Avrupalı olarak tanımlayacağı belirsizdir. Diğer yandan bu belirsizlik kutsal insan formatıyla birleşmektedir. Agamben’in (2017: 90) ifadesine göre kutsal insan bir suçtan dolayı halk tarafından yargılanan kişidir. Bu yargılama sonucu dışlanan kişilik, belirsiz bir alana; içerisi ile dışarısının net olmadığı bir eşiğe hapsedilmektedir. Burada hukuk normları ya da belirli içtihatlar işlemez durumdadır. Avrupalılık fikri de tam bu noktada işlevsizliğini göstermektedir. Eğer doğrudan bu kimliği sahiplenen devlet benzeri siyasal yapılar yoksa, doğrudan bir mercii alınamıyorsa, tanınma hangi dolayım ile yapılacaktır bilinmemektedir. Modern vatandaş kimliği modern devlet dolayımı üzerinden yapılabilmektedir. Ancak bir üst kimlik söylemine gönderme yapan Avrupalılık fikri daha soyut bir ifadeye bürünmektedir. Soyuttur çünkü kendisini ulus fikrine dayayan modern devletin temelini doğum olgusu oluşturmaktadır (Agamben, 2017: 154). Biyolojik bedenin içine doğduğu yere ait olduğumuz iddiası insan hayatının başından beri karşısına çıkarılan bir hakikat ifadesidir. Bu sebeple Bauman’ın (2017: 29) onayladığı Agamben’in (2017: 154) de ifade ettiği gibi ulus (nation) kavramı ile doğum (nascere) kavramı birbirini iki uçtan kapatan bir çembere benzetilmektedir. Ancak Avrupalılık fikrinin bir dayandığı bir biyolojik beden ya da zoe bulunmadığı için temelsiz kalmaktadır.

Modern devlet vatandaşı bir tür yaşama sahip olmanın getirdiği davranışla, zoeye sahiptir. Çünkü ona atanmış belirli bir yaşam formu ve şekli bulunmaktadır. Bu yaşam formu ve ulus devletin vaadi güvenliği de oluşturmaktadır. Bauman’ın (2017: 59) ifade ettiği gibi alternatif olarak sunulan kimlikler (Avrupalılığın da buna dahil olduğunu düşünüyorum) ulus devletin sunduğu doğallığı ve güvenlik ihtiyacını karşılayamamıştır. Güvenlik ihtiyacı vatandaş ile devlet arasında bir karşılıklılığı oluşturmaktadır. Aslında bu karşılılıktan çok Hobbes’un sıkça vurguladığı ahde vefayı oluşturmaktadır. İnsanın yalın zoesini biosa çeviren polis, kent ya da devlet apolisliğinde karşılaşacağı diğer kurtadamların (lupus) saldırısından insanı koruyarak ona bir güvence sağlamıştır. Bu sebeple Antik Yunan’dan[1] modern dünyaya kadar vatandaşlık kimliği bir borç üzerine kurulmuştur.

Sponsorlu

Bauman (2017: 36 ve 42) her ne kadar yeni cemaatlerin daha esnek ve birbirinden kopabilen hatta yalancı cemaatler olduğunu aktarsa da yeni vatandaşlık kavramları da bu borç üzerine yükselmektedir. İnternet ve sosyal medya kullanıcılığının yükselmesiyle insanların ayrı bir aidiyeti de gelişmektedir. Bu aidiyet nettaş (netizen) olarak tanımlanmaktadır. Nettaşlık, dijital sistem üzerinde birleşen insanları bir araya getiren siber platformların bir çıktısı olarak görülebilir. Bauman burada fiziksellikten yoksunluktan doğan bir aidiyet eksikliğini ileri sürmektedir. Ancak nettaşlık yeni tip bir vatandaşlıkla duygu birliğini hedeflemektedir. Yine de nettaşlığın bir borç üzerine kurulu olduğu görülmektedir. Örneğin, nettaşlığın ilk tanımlarında, interneti daha iyi bir yer haline getirme amacı güttüklerini görürüz (What Is a Netizen?). Bu siber topluluğun biosunun yeni telosudur. Ayrıca üyelik sözleşmesiyle birlikte, katılımcıya yüklenen görevler bir tür anayasal toplum sözleşmesi olarak okunabilir ki burada kimlikten çıkarılmak çok daha kolaydır. Topluluğun kurucuları, kural ihlali olarak gördükleri eylemleri cezalandırmada, kişiyi kutsal insan ilan etmekte; onu belirsiz alana taşımakta daha keyfi olabilirler. Çünkü bu alanı tanımlayan sistemli kurallara henüz sahip değiliz. Bu sebeple bu ilişki türünün, fiziksel vatandaşlığın yerini dolduramayacağını ilan etmek için erkendir. Ancak egemenin katılığını ve keyfiliğini; kişiyi her an dışarı atabilme yetkisini ulus-devletle karşılaştırdığımızda çok daha büyük bir gücün olduğunu belirtebiliriz.

Nettaşlığın ya da vatandaşlığın bir vefaya dayandığı iddiasının geçerli olduğu düşünülmektedir. Her ne kadar geri ödenmeme ihtimali bulunan sadakat irrasyonel görünse de (Bauman, 2017: 42), insanları güvende tutma vaadi birlikte yaşama imkânı ve kimliğe dâhil olma isteği yaratmaktadır. Bauman’ın (2017:95) da belirttiği gibi: “Savaş meydanı kimliğin özyurdudur.” Birbirlerinin kurdu olan insanlar doğada tanımlanamayacak bir kimlikten, ortak çatıda tanımlanan bir kimliğe geçerek kendilerini bir nebze olsun ehlileştirmişlerdir. Ancak bu ehlileşme son değildir. Söz söyleme hakkı, tanım yapma hakkı bulunanlar olduğu sürece bulunmayanlar da olacaktır. Çatışma belirlenen kimlik alanına (devlet) taşınacak ama yine de varlığını sürdürecektir. İnsanın buradaki konumu yalnızca egemen-devlet için değil, bir diğeri (lupus) için de kutsal insan olmaya devam edecektir. Zira biri ya da bir grup üzerine söz söylemek onu kendi sınırları içine dahil etmek anlamı taşımaktadır. O sınırlar alınan ve almak isteyen arasındaki mücadeleye göre değişecektir. Bu sebeple ister fiziksel dünya olsun ister siber dünya, söz söyleme hakkını ilan edenler ile etmeyen/edemeyenler arasında bir tanım savaşı; dolayısıyla kimlik mücadelesi varlığını sürdürecektir.

Hakan KARADİKEN*

TUİÇ Akademi o-Staj Koordinatörü

 

Notlar

* Hakan Karadiken, Uludağ Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Anabilim Dalı Doktora Programı Öğrencisi.

[1] Antik Yunan dünyasında polisle ilgilenmeyen insana, varlığı amaç taşımayan; kamusal işlere katılmayan, yalıtık insan anlamında idiotes denirdi ki bugünkü idiot kelimesinin atasıdır.

 

KAYNAKÇA

Bauman, Zygmunt, Kimlik, Çev: Mesut Hazır, Heretik Yayınları, İstanbul, 2017.

Agamben, Giorgio, Kutsal İnsan Egemen İktidar ve Çıplak Hayat, Çev: İsmail Türkmen, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 2017.

Weir, Allison, “Taylor ve Foucault Arasında Modern Kimlikler”, Kimlik Politikaları Tanınma, Özdeşlik ve Farklılık içinde, Ed. Fırat Mollaer, DoğuBatı Yayınları, Ankara, 2014, 105-131.

https://firstmonday.org/ojs/index.php/fm/article/view/606/527, Erişim Tarihi: 13.06.2021.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here