Rus Dış Politikası’nda Güvensizlik Unsuru ve Türkiye

0
159

Avrasya Coğrafyası’nın en önemli siyasal ve askeri gücü olarak bilinen Rusya, başta petrol ve doğalgaz olmak üzere, sahip olduğu enerji rezervleri ile de küresel ekonomi ve siyasetin en önemli aktörlerinden biri konumundadır. SSCB’nin dağılması sonrası yaşadığı siyasal ve sosyo-ekonomik krizi, Vladimir Putin’in otoriter yönetim kalıpları eliyle önemli ölçüde sonlandıran Rusya, dış politika anlamında SSCB dönemindeki etkinliğine henüz kavuşamamıştır. Buna karşın, BM Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi ve dünyanın siyasal geleceğinde çok önemli bir rol oynaması beklenen Avrasya Bölgesi’nin en önemli ülkesi olarak görülen Rusya’nın izlediği dış politika çok yakından izlenmelidir. Rusya, çeşitli coğrafyalara yayılmış devasa boyuttaki topraklarını kontrol edebilmek ve bu topraklar üzerinde yaşayan çeşitli milletlerden ve dinlerden halkların, küresel ve bölgesel aktörler eliyle kurgulanabilecek Rusya karşıtı stratejilerden etkilenmesini önleyebilmek için güç eksenli ve realist temeller üzerinden şekillendirilen bir dış politika izlemektedir. Bu dış politikanın en önemli özelliklerinden biri de güvensizlik unsurunun üzerine bina edilmiş olmasıdır.

Rusya’nın uyguladığı dış politikanın güven yoksunu bir seyir izlemesinin en önemli nedenlerinden biri de, bu ülkenin 1990’ların ikinci yarısından itibaren izlediği Avrasyacı Dış Politika Retoriği’dir. Rusya’nın kendi ulusal güvenliğini sağlayabilmesi için SSCB’nin hâkimiyet kurduğu toprakları siyasal, ekonomik ve askeri açından kontrolü altına alması gerektiğini kaydeden ve Rus milliyetçiliği ile Sovyet korporatizminin bir karışımı olarak addedilebilecek otoriter tabanlı bir dış politika stratejisi olan Avrasyacılık, Rusya’nın özellikle Kafkasya, Kuzey Karadeniz, Hazar ve Orta Asya Coğrafyaları’nı nüfuzu altına alması gerektiğini belirtmektedir. Yani Rusya’nın bugün itibarıyla izlediği dış politikanın genel anlamda Hazar ve Karadeniz Havzaları’nın siyasal anlamda kontrolüne yönelik bir mahiyet taşıdığı söylenebilir. Rusya’nın bu havzalarda yer alan ülkeler ile ilişkilerine hâkim olan boyutun siyasal ve ekonomik baskı, tırmandırma stratejisine dayalı çatışmacı yaklaşım ve enerji bağımlılığından oluşmasının en önemli nedeni de, bölgeyi kontrol altında tutma istekliliğidir.

Rusya’nın Türkiye’ye olan yaklaşımı ise tarihsel rekabet ve konjonktürel çıkarların kesişimi doğrultusunda şekillenmektedir. Türkiye ile Rusya, tarih boyunca Karadeniz hâkimiyeti ve Boğazların statüsü konusunda sürekli bir mücadele içerisinde olmuş olsalar da mevcut konjonktürde bu anlamda bir ortaklığa gitmiş durumdadırlar. Zira Montrö Sözleşmesi’nin değiştirilmesi ve Boğazlar ile Karadeniz’in başta ABD ve NATO olmak üzere, yabancı devletlerin ve aktörlerin savaş gemilerine açılmasının, küresel mücadeleyi Karadeniz’e taşıyacağının bilincindedirler. Karadeniz eksenindeki güvenlik endişeleri ve özellikle enerji rezervleri ve ulaştırması ile ticaret yollarının kontrolü noktasında Rusya ve Türkiye’nin birbirlerine belli seviyelerde bağımlı durumda olması, iki ülkenin ikili ilişkilerinin tarihin en iyi seviyesine yükselmesini de beraberinde getirmiştir. Karadeniz Havzası’nda bölgesel bir işbirliği inisiyatifi başlatarak, bölgesel liderlik rolünün altını çizmek isteyen Türkiye’nin, bu amaca uygun olarak Rusya ile siyasal ve ekonomik yakınlaşma stratejisine yönelmesi, iki ülke ilişkilerinin bugünkü konumuna yükselmesinin en önemli nedenlerinden birini oluşturmaktadır.

Sponsorlu

İkili ilişkiler noktasında alınan bunca mesafeye rağmen, Rusya’nın Türkiye’ye olan yaklaşımı şüphe ve vehimlerden kurtulamamaktadır. Türkiye’nin NATO üyesi ve AB’ye aday bir ülke olarak, Karadeniz Havzası’nda Rusya’nın izlediği dış politikaya karşıt tezler ileri sürebileceği endişesi ve gerçekleştirilebilecek bir bölgesel işbirliği girişimi esnasında liderlik rolünün Türkiye’ye kaptırılabileceği korkusu, Rusya’nın şüpheci yaklaşımının en önemli nedenlerinden birini oluşturmaktadır. Rusya’nın Türkiye’ye ilişkin en önemli çekincelerinden biri de, bu ülkenin kendisinin ortaya koyacağı ya da AB tarafından gerçekleştirilecek enerji projeleri eliyle Rusya’nın AB’ye yönelik petrol ve doğalgaz tekelini kırma düşüncesi içerisinde olmasıdır. Özellikle doğalgaz konusunda %65’lik bir oranda Rusya’ya bağımlı olan Türkiye’nin, Orta Asya-Hazar Bölgesi’nde yer alan doğalgaz ve petrol kaynaklarını kendisine çekerek, Rusya’ya olan bağımlılığını azaltmak ve Batı nezdinde önemini arttırmak istemesi kadar doğal bir durum da olamaz. Azerbaycan ve Gürcistan ile birlikte gerçekleştirilen Bakü-Tiflis-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı ve Bakü-Tiflis-Erzurum Doğalgaz Boru Hattı projeleri ve Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi, Rusya’nın Türkiye’ye ilişkin şüphelerini daha da arttırmıştır. Rusya’nın Türkiye’ye ilişkin yaklaşımı noktasında anlamamakta ısrarlı davrandığı bir gerçeklik vardır. Türkiye, bölgesel bir lider olabilmenin peşindedir ve bir ülkenin bölgesel lider olarak addedilebilmesi için farklı siyasal aktörler, bölgeler ve kurumlar ile karşılıklı ilişkilerini geliştirmesi gerekmektedir. Bu noktada Türkiye, özelde Karadeniz Havzası genelde de Avrasya ekseninde Rusya ve Avro-Atlantik Dünyası ile dengeli bir ilişki kurmak ve bölge ülkelerinin siyasal, ekonomik ve sosyo-kültürel istemlerine uygun hareket etmek istemektedir. Türkiye, Avro-Atlantik Dünyası’nın dolaylı olarak ya da doğrudan desteklediği Bakü merkezli enerji projeleri, NABUCCO Projesi ve Tarihi İpek Yolu’nun canlandırılması gibi girişimleri desteklerken, Rusya ile de ilişkilerini geliştirmeye çabalamaktadır. Türkiye-Rusya İlişkileri’nde ulaşılan ticaret hacminin 40 milyar dolar seviyesine yaklaşması ve 5 yıl içerisinde 100 milyar dolara ulaşılması hedefinin konması, Mavi Akım I-II Projeleri ve Rusya’ya yapılan yatırımların yanı sıra Türkiye’nin doğalgaz ihtiyacının karşılanması konusunda kendisini Rusya’ya bağlaması bu durumun bir kanıtıdır. Türkiye’nin kendi güvenliği açısından çok önemli gördüğü Akkuyu Nükleer Santrali yapımı işini dahi Rusya’ya vermiş olması, Türkiye’nin izlediği denge politikasının bir göstergesidir ve Türkiye’nin Rusya’ya vehimler ekseninde yaklaşmaktan uzak olduğunu kanıtlamaktadır.

Rusya’nın Türkiye’ye şüphe ile yaklaştığını ve katıksız bir realizmin bu ülkenin dış politika girişimlerine hâkim olduğunu gösteren son örnek ise, Rusya’nın, Türkiye tarafından ortaya konan Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’na katılma yönünde gösterdiği ilgisizliktir. İlgisizliktir diyoruz, zira Rusya’nın proje çalışmalarını dondurmasına neden olan sebepler, bu çapta bir projenin gerçekleştirilmesi aşamasında pek de üzerinde durulacak gibi değildir. Rusya, Türkiye tarafından geliştirilen ve Türkiye’nin Ceyhan’ı bölgesel bir enerji merkezi yapmayı hedefleyen stratejisinin bir ürünü olan Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nın yapımına taşıma maliyetlerini arttıracağı ve Türkiye’nin Rus şirketlerine vergi avantajları sunmadığı gerekçesiyle karşı çıkmaktadır. Görüldüğü gibi, Rusya’nın ortaya koyduğu bu sebepler, iki ülke bakanları ve uzmanlarının katılacağı toplantılar neticesinde kolaylıkla çözülebilecek boyuttadır. Nitekim Türk Enerji Bakanı Taner Yıldız da, mevcut sorunların çözülemeyecek boyutta olmadığını yaptığı açıklamalar ile ortaya koymuştur. Fakat Rusya’nın bu stratejiyi izlemesinin arkasında farklı nedenler bulunmaktadır. Rusya, bahsetmiş olduğumuz aşırı realist ve şüpheci dış politika stratejisi ekseninde Samsun-Ceyhan Projesi’ne yaklaşmakta ve Türkiye’nin proje bazında kendisine yönelteceği eleştirileri ve eylemleri izlemektedir. Rusya, Bakü merkezli projeler eliyle bir önemi artan Ceyhan’ın enerji merkezi olmasını arzulamamakta ve Samsun-Ceyhan Projesi’ne destek vermesi halinde bu stratejinin aksine hareket edeceğini düşünmektedir. Türkiye’nin Rusya’nın enerji ulaştırması anlamında tekelini kırmaya yönelik bu projesi Rusya’yı ürkütmüştür. Rusya, Samsun-Ceyhan Projesi’nin gerçekleştirilmesi halinde petrol ve doğalgaz taşımacılığında kullanılan Karadeniz Filosu’nun işlevi olmayan bir unsur haline geleceğinden ve Akdeniz’e çıkış imkânlarının azalacağından endişelenmektedir. Rusya, Samsun-Ceyhan Projesi’ne katılmayı, kendisinin geliştirdiği ve NABUCCO’ya rakip bir proje olarak görülen Güney Akım Projesi’ne Türkiye’nin vereceği desteğe bağlı olarak kabul etmişti. Türkiye’nin, NABUCCO’da imzası olan bir ülke olarak, detayları netleşmeden bu projeye destek olamayacağını göstermesi, Rusya’nın Samsun-Ceyhan Projesi’ne soğuk yaklaşmasına neden olmaktadır.

Rusya, enerji ekseninde kontrolü her zaman elinde tutmaya çalıştığı için Türkiye’nin geliştirdiği Samsun-Ceyhan Projesi’ne katılmak istememektedir. Bu durum, Türkiye’nin, asimetrik bir görünüm arz eden ikili ticari ilişkilerin kendi lehinde yapılacak müdahalelerle değiştirilmesi isteğine, Rusya’nın bugüne kadar olumlu yaklaşmaması ile birlikte düşünüldüğünde durumun vahameti anlaşılabilecektir. Rusya’nın dış politika stratejisinin ayrılmaz bir parçası haline gelmiş bulunan aşırı şüphe artık yadsınamaz bir noktaya varmıştır. Türkiye, bölgesinde refah ve huzurun hakim olmasını isteyen ve bu yönde inisiyatif alan bir ülke olarak Rusya ile ikili ilişkilerini süreklilik ve müttefiklik çerçevesinde şekillendirmeye çalışmaktadır. Ne var ki, Rus dış politikasını yönlendirenler tutumlarını değiştirmedikleri ve güvensizlik şemsiyesinin arkasına sığınmaya devam ettikleri takdirde Rusya’nın yalnızlığı daha da artacaktır.

 

Göktürk TÜYSÜZOĞLU

Giresun Üniversitesi İİBF

Uluslararası İlişkiler Bölümü Araştırma Görevlisi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here