Sırbistan Kosova Sorununda Avrupa Birliği’nin Arabuluculuğu

0
365

 

Murat Necip Arman ve Gönül Tezcan ile “Sırbistan Kosova Sorununda Avrupa Birliği’nin Arabuluculuğu” Üzerine Röportaj

 

 

Sponsorlu

1- Merhaba, benimle röportaj yapmayı kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederim. Öncelikle kendinizden kısaca bahsedebilir misiniz?

Gönül Tezcan: Merhaba, ismim Gönül Tezcan. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Nazilli İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde Dr. Öğretim Üyesi olarak görev yapmaktayım. Balkanlar ve Avrupa Birliği konulu dersler veriyorum.

Murat Necip Arman: Röportaj teklifiniz için asıl ben teşekkür ederim. Adım Murat Necip Arman. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi, Aydın İktisat Fakültesi Uluslararası İlişkiler bölümünde öğretim üyesiyim.

 

2- Sırbistan ve Kosova’nın Avrupa Birliği entegrasyon süreçlerini zorlayan temel mesele nedir? Avrupa birliği bu konuda nasıl bir arabuluculuk rolü oynamıştır ve etkili olabilmiş midir?

Gönül Tezcan: Nüfusun çok büyük çoğunluğunu Arnavutların oluşturduğu Kosova, Yugoslavya döneminde Sırbistan içerisinde yer alan özerk bir bölgeydi. 1974 anayasası ile hakları oldukça genişletilmişti. Zaman zaman Kosova’da cumhuriyet olma yönünde talepler yükselmekteydi. Tito’nun ölümü sonrası Yugoslavya’da milliyetçilik yükselişe geçmiş, Miloseviç yönetimi ise sert politikalar uygulamaya başlamıştı. 1989 yılında Belgrad’ın Kosova’nın özerkliğini kaldırması, Yugoslavya dağılırken Kosova’nın bağımsızlık ilan ederek -uluslararası toplumca tanınmamıştır- İbrahim Rugova önderliğinde pasif direniş sergileyip paralel devlet yapıları oluşturmaya başlaması sorunu ciddileştirmişti. Ancak Bosna Savaşı ile uğraşmakta olan Belgrad yönetimi ve Batılı devletler, şiddetin olmayışının da etkisiyle Kosova sorununu görmezden gelmişti. Bosna Savaşı’nı bitiren Dayton Barış Anlaşması’nda Arnavut sorununa değinilmemesi, Arnavutların şiddet olmayınca uluslararası toplumun dikkatini çekemedikleri şeklinde bir algı yaratmış ve UÇK (Kosova Kurtuluş Ordusu) Sırplara yönelik ayrılıkçı eylemlere başlamıştır. 1998 yılından itibaren çatışmalar şiddetlenmiş, 1999 yılının Mart ayında NATO müdahalesi ile savaş sona ermiş ve Kosova’da UNMİK (Birleşmiş Milletler Kosova Geçici Yönetimi) kurulmuştur. Ancak Sırplar ile Kosovalı Arnavutların aralarındaki sorunlar çözülmemiş ve Kosova 17 Şubat 2008 tarihinde Sırbistan’dan bağımsızlık ilan etmiştir. Halihazırda 117 devlet tarafından tanınan Kosova Sırbistan tarafından tanınmamakta ve Kosova içerisindeki Sırp azınlık ise Kosova’daki Priştine yönetimine entegre olmayarak Kuzey Kosova gibi yoğun yaşadıkları yerlerde kendi paralel yapılanmalarını oluşturmaktadır.

Belgrad ve Priştine arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi amacıyla Avrupa Birliği (AB) 2011 yılından beri arabuluculuk faaliyeti yürüterek ilişkileri normalleştirmeye çalışmaktadır. Bu çerçevede 2013 yılında Normalleşme Anlaşması (Brüksel Anlaşması) imzalanmış ve bu çerçevede çok sayıda ikili anlaşma yapılmıştır. Anlaşma ile, 1999’dan bu yana Kosova’da var olan yasadışı Sırp paralel yapıların dağıtılması, Sırpların devlet kurumlarına entegrasyonu ve tarafların birbirlerinin AB entegrasyon süreçlerine zarar vermemesi hedeflenmiş, Kosova tarihinde ilk kez, ülkenin kuzeyindeki Sırpların çoğunlukla yaşadığı belediyeler de dahil olmak üzere yerel seçimler yapılmıştır. Ancak gerek Kosova içerisindeki Sırplarla Arnavutlar arasında, gerekse Belgrad ve Priştine arasında gerginlikler ve provokatif olaylar sürmüştür. 2018 yılında diyalog süreci kesintiye uğramıştır. Son olarak 2020 yılı temmuz ayında AB, özel temsilci Miroslav Lajcak’ın da dahil olmasıyla tarafları yeniden bir araya getirmiştir. AB entegrasyon sürecini taraflar arasındaki uzlaşı için bir koz olarak kullanarak tarafları masaya oturtmakta başarılı olmuşsa da çözüme yönelik yüksek düzeyli etki gösterdiğini söylemek zordur. Taraflar arasında hala çözülemeyen çok sayıda sorun bulunmaktadır.

Murat Necip Arman: En önemli mesele tanıma meselesidir. Kosova hem Sırbistan hem de 5 AB üyesi devlet tarafından tanınmıyor. Üstelik BM üyesi de değil. Bu nedenle tüm üyelerin oy birliğine bağlı olan resmi adaylık ilanı, Kosova’yı tanımayan AB üyesi devletlerin bu karara olumlu oy vermeleri ile bir çeşit de facto tanıma anlamına gelecektir. Üstelik Sırbistan ile tam müzakereleri olumlu bir seyirde devam ederken, AB’nin müzakere sürecini zora sokacak bir girişimde bulunması beklenemez.

 

3- Sırbistan ve Kosova’nın Avrupa Birliği’ne entegrasyonu yolunda Avrupa Birliği’nin öncelikleri ve beklentileri nelerdir?

Gönül Tezcan: Avrupa Birliği genel olarak Batı Balkanlar’da bölgesel istikrar ve bölgesel iş birliğini desteklemekte ve sorunların barışçıl yollarla çözümünü savunmaktadır. Bu çerçevede Sırbistan ve Kosova arasındaki ilişkilerin normalleşmesi, Kosova içerisindeki Sırpların devlete entegrasyonu öncelikli hedeflerdendir. Ayrıca genel olarak bölgede hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, yolsuzluk, organize suçlarla mücadele gibi konularda sorunlar bulunmaktadır.

Murat Necip Arman: Avrupa Birliği açısından öncelik, Rusya Federasyonu ile Sırbistan arasında bir gerilim yaratmaya fırsat vermeden tam üyelik müzakerelerini başarıyla tamamlayabilmektir. Bu nedenle Sırbistan’ın NATO üyeliği de gündemden düşürülerek tansiyonun artmasına izin verilmemektedir. 2025 yılı Sırbistan’ın tam üyelik tarihi olarak zikredilmişti. Ancak Kosova ve Rusya Federasyonu meselelerinde ortaya çıkacak bir gerilim her an müzakerelerde kırılganlığa yol açabilir. Bu nedenle AB, son derece popülist bir lider olan Vucic’le çalışmaya devam etmek isteyecektir. Vucic popülizmi ülkedeki AB taraftarlarını hem milliyetçileri hem de Rusya yanlılarını (örneğin Kilise’yi) tatmin edebiliyor.

 

4- Avrupa Birliği’nin konuyla alakalı gidişatını ele alacak olursak, Amerika Birleşik Devletleri’nin Avrupa birliğinin arabulucu rolünü eline aldığı tartışmaları hakkında neler düşünüyorsunuz?

Gönül Tezcan: Amerika Birleşik Devletleri, içerisinde Arnavutların yer aldığı denklemlerde hep Arnavutları desteklemiştir. Kosova krizinin sonlanmasında ve Kosova’nın bağımsızlık sürecinde de ABD başlıca destekçi olmuştur. Bu nedenle Kosova’nın ABD’ye güveninin tam olduğunu söyleyebiliriz. 2020 yılı Eylül ayında ABD arabuluculuğunda Kosova ve Sırbistan arasında ekonomik normalleşme anlaşması imzalanması ve ABD’nin de talebiyle İsrail’in Kosova’yı tanıması bu çerçeveden bakıldığında gayet anlaşılabilir bir durum. Ancak bunu ABD bölgede AB’nin yerine geçiyor gibi yorumlamak yerine süreci destekliyor olarak yorumlamak daha uygun olacaktır. Genel olarak Balkanlar’da hem ABD hem AB’nin ortak çıkarı bölgenin istikrarıdır. Bu hedefle ABD, AB’nin etkisiz kaldığı durumlarda hep destekleyici aktör olmuştur. Ayrıca ABD’nin elinde AB’nin sunduğu gibi bir “gelecek ideali” (üyelik) olmaması AB’yi süreçte daha avantajlı hale getirmektedir. Bu nedenle AB söz konusu avantajını daha iyi kullanabilmelidir. Ancak bu noktada bazı AB ülkelerinin Kosova’yı tanımıyor oluşu AB’nin elini zayıflatmaktadır.

Murat Necip Arman: Bu durumu dönemsel olarak sınıflandırmalıyız. 2003 (Selanik Zirvesi) – 2008 (Küresel Finansal Kriz) arasındaki dönemde AB, tüm Batı Balkanlardaki sorunların çözümünde başarılı bir aktördü. Ancak ekonomik sorunlar ve üye devletlerinde yükselen sağ nedeniyle AB, 2008-2014 arasında bölge sorunlarında oldukça etkisiz kaldı ve bu güç boşluğunu büyük ölçüde Rusya Federasyonu, kısmen Çin ve Körfez Ülkeleri doldurdu. 2014’te resmen ilan edilen Berlin Süreci, Suriyeli mülteci krizi nedeniyle 2017’ye kadar çok somut sonuçlar doğurmadı. Ancak Merkel’in bölge sorunlarında inisiyatifi tam olarak ele aldığı 2017 sonrasında AB’nin sorun çözücü rolü oldukça güçlendi.

 

5-Avrupa Birliği’nin Sırbistan-Kosova ile alakalı krizde bir ortak kararı var mıdır, yoksa üye ülkeler birbirlerinden farklı şekilde mi bu olaya bakıyordur?

Gönül Tezcan: Avrupa Birliği elbette ki Dışişleri ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ve Özel Temsilci Lajcak liderliğinde sorunun çözümü için çaba harcamaktadır. Ancak beş AB üyesi ülke (Yunanistan, Güney Kıbrıs, Slovakya, İspanya ve Romanya) Kosova’yı tanımamaktadır. Yani Sırbistan-Kosova arasındaki ilişkiler normalleşse bile söz konusu ülkeler Kosova’yı tanımadıkça Kosova’nın AB entegrasyon süreci son tahlilde tıkanacaktır.

Murat Necip Arman: Sırbistan’ın önce AB daha sonra NATO üyesi olması konusunda kimsenin itirazı olduğunu sanmıyorum. Kosova meselesi büyük ihtimalle Sırbistan’ın AB içine girmesinden sonraya bırakılmış gibi görünüyor. Analiz düzeyleri üzerinden okursak küresel analiz düzeyi açısından bu rasyonel bir tercih olarak görünüyor. Ancak devlet düzeyinde bir analiz yaparsak, benzer bir sorun Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) konusunda da yaşanmıştı. AB ülkeleri sorunu çözmeden GKRY’yi tam üyeliğe kabul edip, ada sorununu çözmeyi üyelik sonrasına bırakmıştı. Bu belki de son 20 yıldır AB’nin yaptığı en büyük dış politika hatasıdır. Bu hatanın Kosova meselesinde de tekrarlanma riski var.

 

6- Kosova ve Sırbistan arasındaki sorunun, Avrupa’daki yaratacağı istikrarsızlık konusunda neler düşünüyorsunuz?

Gönül Tezcan: Balkanların yerli/otokton halklarından oldukları kabul edilen Arnavutlar bugün altı Balkan ülkesinde dağılmış halde yaşamaktalar. Bu nedenle Kosova-Sırbistan sorununun çatışmaya dönüşme ihtimali bölgesel çaplı bir krize yol açabilir. Balkanlar’daki bir istikrarsızlık ve güvenlik krizinden Avrupa’nın etkilenmemesi mümkün değildir. Avrupa Birliği 1990’lardan itibaren bölgesel işbirliği mekanizmaları, askeri ve sivil misyonlar, ekonomik ve finansal destek programları ve İstikrar ve Ortaklık Anlaşmaları ile bölgede ekonomik ve siyasi istikrarı sağlama çabasındadır. AB arabuluculuğunda normalleştirilmeye çalışılan Kosova ve Sırbistan ilişkilerinin yeniden ciddi biçimde gerginleşmesi Avrupa Birliği’nin yıllardır süren çabalarına zarar verecek ve bölgesel işbirliğini de büyük ölçüde zedeleyecektir.

Murat Necip Arman: Sırbistan, Rusya’ya rağmen müzakereleri başarıyla tamamlayıp tam üye olabilirse Kosova sorununda bir asimetri ortaya çıkar. AB’ye tam üye olan bir Sırbistan, sorunun çözülmemesi yönünde (GKRY’nin oynadığı) gibi bir oyun planı belirleyebilir. Bu da sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirir. Böyle bir durumda Kosova’da Arnavutluk’la birleşme taraftarları daha da güçlenecektir.

 

7-Avrupa Birliği’nin Kosova-Sırbistan arabuluculuğu rolünde karşılaştığı zorluklar sizce nelerdir ve bunları aşmak için ne yapmalıdır?

Gönül Tezcan: Kosova AB’ye potansiyel aday statüsündedir Sırbistan ise 2014 yılından bu yana AB ile üyelik müzakerelerini sürdürmektedir. Her iki ülkenin AB üyeliğini hedeflemesi, AB’nin iki ülke arasındaki ilişkileri düzeltmek adına sahip olduğu en büyük kozdur. Ancak AB 2000’li yılların ortalarından itibaren genişleme yorgunluğu, anayasal kriz, Euro bölgesindeki borç krizleri, mülteci krizi, Brexit süreci, yükselen milliyetçilik ve popülizm gibi çeşitli krizlerle karşı karşıya kalmış ve genişleme AB gündeminin alt sıralarına düşmüştür. Bu durum aynı zamanda bölgede Rusya ve Çin gibi aktörlerin nüfuzunu AB aleyhine genişletmiştir. AB arabuluculuk konusunda elini daha güçlü tutabilmek için genel olarak Batı Balkan ülkelerine sunduğu üyelik perspektifini netleştirmeli, bölge ülkelerinin üyelik umutlarını canlandırmalıdır. Böylece hem Kosova hem Sırbistan uzlaşma konusunda daha istekli olabilir. Ayrıca AB’nin ekonomik ve mali desteğini arttırması da etkili olabilir. Kosova’ya vize serbestisi sağlanması da Kosova’nın pozisyonunu olumlu anlamda etkileyebilir.

 Murat Necip Arman:

  1. Rusya Federasyonu ile ilişkileri dengeli bir seyirde sürdürmek,
  2. Arnavutluk ile gecikmiş müzakere safhasını hızlandırmak,
  3. Kosova’yı tanımayan üye ülkelerin Kosova ile ilişkileri geliştirecek formel angajmanlardan kaçınmasını engellemek…

Şu anda Sırbistan, Karadağ ile tek bir pakette üye olacak gibi görünüyor. AB’nin izleyeceği doğru strateji Arnavutluk’u da Sırbistan ve Karadağ paketine dâhil edip, asimetrik ilişkiyi bozmak olmalıdır. Arnavutluk hali hazırda koşulluluk ilkelerinin çok uzağında görünüyor fakat aynı zamanda küçük de bir ülke ve Edi Rama, AB politikalarıyla uyum içinde çalışan bir lider. Bu fırsat iyi değerlendirilmeli. Üstelik Biden dönemi ile Avrupa’da sağın güç kaybedeceği, daha liberal bir dönemin başlayacağına ilişkin güçlü bir beklenti var. Örneğin Macaristan’da Orban karşıtı muhalif cephe insan hakları ve özgürlüklerini ortak payda haline getirerek giderek güçleniyor. Ben benzer bir gelişmenin yakın zamanda Polonya’da da başlayacağını düşünüyorum. Elbette bunlar avantajlar… Önemli risk ise Merkel’in görevi bırakacak olması. Son on beş yıldır AB’nin yaşadığı her krizde Merkel çok başarılı bir akil liderlik sergiledi. Otokrasi eğilimli liderler döneminde Merkel sağduyunun simgesi haline geldi. Bu nedenle Merkel sonrasında Alman liderliği Batı Balkan siyaseti açısından da çok yaşamsal bir faktör olacak kanaatindeyim.

 

 

SAADETNUR PAMUKSUZ

Balkanlar Staj Programı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here