Sivil İtaatsizliğin Demokrasileri Etkisi: Gandhi Örneği

0
224

ÖZET:

Bireylerin haksızlıklara, yanlış buldukları hükümet politikaları ve eylemlerine karşı çıkması sonucunda “sivil itaatsizlik” kavramı ortaya çıkmıştır. Kavramın temelini atan Thoreau, iktidarın adaletsiz karar vermesinin olası olduğundan ve toplumun sorumluluk almasından bahsederek dolaylı yoldan “demokrasi” kavramına katkı sağlamıştır. Thoreau’nun kavrama daha çok bireyci bakışından Gandhi’nin toplumcu bakışına geçişle birlikte ortaya çıkan “satyagraha” kavramı zaman içerisinde bütün dünyadaki toplulukları etkileyerek barışçıl bir devrime dönüşmüştür, Gandhi’nin Satyagraha’sına giden süreçle birlikte eylemler örgütsel bir hareket kazanmıştır. Gandhi’nin Satyagraha şiddet içermeyen “pasif direniş“ temeline dayanmaktadır, Satragarya felsefesinin içeriği Gandhi’nin İngilizlere karşı mücadelesine giden yolda başarısını sağlamıştır, genelde silahlı milis gruplarıyla mücadele eden İngilizler silahsız, sessiz bir direnişle karşı karşıya kalınca başarısız bir politika izleyerek demokratik hak taleplerinde bulunan Hintlileri katletmişlerdir, bu durum Gandhi’nin Satyagraha felsefesini daha da güçlendirerek bütün dünyaya yaymasını sağlamıştır, Gandhi 1948 yılında radikal görüşlere sahip Hintli birisi tarafından öldürülmesine rağmen fikirleri bütün dünyaya örnek olmaya devam etmiştir.

Anahtar kelimeler: Sivil itaatsizlik, satyagraha, demokrasi, Mahatma K. Gandhi, Henry D. Thoreau

ABSTRACT:

Sponsorlu

The concept of “Civil Disobedience” has emerged as a result of individuals’ opposition to injustices and government policies and actions they find wrong. Thoreau, who laid the foundation of the concept, contributed to the concept of “democracy” indirectly by mentioning the possibility of the power to make unjust decisions and the society taking responsibility. The concept of satyagraha“, which emerged with the transition from Thoreau’s more individualistic view to the socialist view of Gandhi, has transformed into a peaceful revolution by affecting communities all over the world in time. With the process leading to Gandhi’s Satragarian, the actions have gained an organizational movement. Gandhi’s satyagraha is based on the nonviolent “passive resistance”, the content of the satyagraha philosophy has ensured Gandhi’s success on the road to his struggle against the British, when the British, who generally struggle with armed militia groups, faced an unarmed, silent resistance, followed an unsuccessful policy and demanded democratic rights They massacred the Indians, which enabled Gandhi to further strengthen his Satyagraha philosophy and spread it all over the world.Although Gandhi was killed by a radical-minded Indian in 1948, his ideas continued to set an example to the whole world.

Keywords: Civil disobedience, satragarian, democracy, Mahatma K. Gandhi, Henry D. Thoreau

1. Giriş 

Tarihsel süreç içerisinde iktidarlar, iktidarların kararları, iktidarların meşruiyeti hakkında sürekli kafa yorulmuştur. Günümüzde modern devlet iktidarının meşruluğu yasalar kadar diyalog ve iletişime de bağlıdır. Bu diyaloglardan bir tanesi de sivil itaatsizliktir.  Yasal yollar tükendiğinde ve hala hükümetin adil olmayan tavrı veya kararı söz konusuysa bireyler sivil itaatsizlik yoluyla iktidarın dikkatini çekmeyi hedeflerler. Sivil itaatsizlik kavramının kurucusu olan Henry David Thoreau’nun siyahilerin köleliğini destekleyen bir hükümete vergi vermeyi reddetmesiyle kuram yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştır. Daha sonra farklı zamanlarda, farklı ülkelerde, farklı nedenlerle sivil itaatsizliğe başvuranlar olmuştur. Sivil itaatsizlik eyleminin demokrasiye olumlu etkileri olsa da her haksızlıkta başvurulabilecek bir eylem türü değildir. Sivil itaatsizlik, pasif direniş türü olmakla birlikte büyük ölçüde şiddeti reddetmesine rağmen yasa dışıdır. Sivil itaatsizlik eyleminin diğer yasa dışı faaliyetlerden farkını Gandhi örneği özelinden anlaşılabilir. Gandhi, kendi yorumladığı sivil itaatsizlik felsefesi olan Satragarya’sını gerçekleştirirken birçok kez bu eylemin sorumluklarını üstlenerek hapse bile girmiştir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken husus: Eylemcilerin karşı geldikleri yasaların sorumluluğundan kaçmadıklarıdır. Bu hareket de eylemlerini diğer yasa dışı faaliyetlerden ayırır.

Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sivil itaatsizlik kavramı sahip olduğu farklı tanımlar ve unsurlar çerçevesinde incelenerek kavram somutlaştırılırken sivil itaatsizliğin meşruiyet sorunsalı ve direniş kavramı ile ilişkisi çerçevesinde de kavramın farklı boyutlarca anlam kazanması amaçlanmıştır. İkinci bölümde sivil itaatsizlik kavramına teorik veya pratik anlamda katkı sağlamış Henry David Thoreau, Mohandas K. Gandhi ve Martin Luther King’in fikirlerine veya önderliklerinde yapılan eylemlere kısaca değinilmiştir. Üçüncü bölümde çalışmanın asıl sivil itaatsizlik eylemi örneği olan Gandhi’nin Satragarya’sı incelenmiştir.

2. Sivil İtaatsizlik Kavramı 

Fransızca kökene dayanan sivil kelimesi sözlük anlamı itibariyle askerliğe ait olmayan şeklinde tanımlanırken aynı zamanda etimolojik olarak medeni/ medeniyet kavramlarının karşılığı olarak silahlı güçlere karşıt milli bir topluluğun üyesi ifadesini de taşır. “Söz konusu anlamlar haricinde sivil kelimesi çoğu zaman her şeyi devletten beklemek yerine inisiyatif sahibi olma, vatandaşlık şuuru kazanma, siyasi ve sosyal sorumluluk taşıma, katılımcı demokrasiyi savunma, resmî kurumlardan farklı ve özgür düşünebilme, örgütlenme gibi kavramlar için veya bunlarla birlikte kullanılmaktadır” (Ayverdi, 2008; Candan & Bilgin, 2011).

Sivil itaatsizlik ise genel hatlarıyla demokratik bir sistemde ciddi haksızlıklara karşı yasal imkânların tükendiği noktada ortak adalet anlayışını temel alan, şiddeti reddeden, yasa dışı politik bir eylemdir.

2.1. Sivil İtaatsizlik Tanımları

Bu çalışmada sivil itaatsizlik kavramı baskın, dar ve geniş olmak üzere üç tanım çerçevesinde incelenmiştir.

2.1.1. Baskın (Yaygın) Tanım

Bu tanımlamanın öncüleri Hugo Adam Bedau ve John Rawls’ a göre “sivil itaatsizlik eylemi, yasaya aykırı, kamuya açık, şiddetsiz ve vicdani olarak bir yasanın ya da hükümet politikasının değiştirilmesini amaçlayan bir edimdir” (Bilgin & Candan, 2011: 19).

2.1.2. Dar Tanım

Sivil itaatsizlik eyleminin dar tanımı için baskın tanımın bileşenlerine eylemin sonuçlarına katlanmaya hazır bulunma tutumu eklenmelidir.

“Ceza hukuku profesörü Horst Schüler-Springorum’un maddelerle sınırlandırdığı dar tanım ise şu şekildedir:

1) Amaca ulaşmak için bilinçli bir norm ihlali,

2) Kamuya duyurulmuş,

3) Etik-normatif olarak temellendirilmiş,

4) Şiddetsiz,

5) Sembolik bir protesto,

6) Protestocunun sonuçların sorumluluğunu taşımaya hazır oluşu” (Ökçesiz, 1994; Candan & Bilgin, 2011).

2.1.3.  Geniş Tanım

Hukuk normunun bilinçli olarak çiğnenmesi, eylemcinin özel türde bir motivasyonu, edimin kamuya açık olması ve itaatsizliğin devrimsel olmayıp, aksine sisteme içkin bulunması gibi tanımlama öğeleri sınırlı tutularak pek çok eyleme sivillik niteliği kazandırılıyor.

2.2. Sivil İtaatsizliğin Unsurları

Sivil itaatsizliğe diğer yasa ihlallerinden ayrılma ya da diğer yasa ihlallerinden bir farklılık söz konusu olmama açısından bakıldığında, giderek çoğalan yasal ve ahlaki sorunların aşılması için sivil itaatsizliğin savunulabilirliği farklı düşüncelerin temsilcileri için sorunsaldır.

Bu çalışmada sivil itaatsizliğin unsurları incelenerek onun diğer yasa dışı eylemlerden farkına odaklanılacaktır.

2.2.1. Yasaya Aykırılık

Kişinin kendi ahlak görüşüne karşı olsa da yasalara uyma yükümlülüğü altında bulunmasını temel kural olarak alan pozitif hukuka rağmen bazı hukukçular temel anlayış ilkelerine veya insanlık idealine aykırı normlara uyulmasının kişiyi suçlu sayacağını belirtir. “Örneğin, 2. Dünya Savaşı sonrasında Federal Almanya’da Yahudi soykırımı fiilini işleyenlere, bu fiilleri yürürlükteki yasalara uygun olarak gerçekleştirmelerine rağmen, hukuken savunulamayacağı gerekçesiyle mahkûmiyet kararı verilmiştir” (Güriz, 2003; Anbarlı, 2007). Bu bağlamda filizlenen sivil itaatsizlik, adaletsiz olduğunu düşündüğü pozitif hukuk kuralına yine bir pozitif yasaya aykırı davranarak karşı çıkmaktadır. Sivil itaatsiz genel strateji olarak gerçekleştirdiği yasa ihlalini gizlemeye kalkışmaz ki bu bakımdan da diğer yasa dışı eylemlerden ayrılır.

2.2. Açıklık ve Kamuoyuna Çağrı

Sivil itaatsizlik, kamuya açık olarak gerçekleştirilmeli ve çağrı işlevi görmelidir. Bunun aksi sivil itaatsizlik kapsamında değerlendirilmez. Açıklık konusunda, eylemin hesaplanabilir olması da önemlidir. Hesaplanabilirlik, eylemin seyri ve sonuçlarının eylem başında duyurulanla tutarlı olmasıdır. Bu da eylemcinin samimiyeti açısından değerlendirilir.

2.2.3. Şiddet Dışılık

“Sivil itaatsizlik eylemindeki ihlal sembolik olup, protestonun şiddet dışı araçlarla sınırlandırılarak gerçekleştirilmesi esastır” (Anbarlı, 2007). Eylemde öfkeyle hareket etmeyip şiddete yönelmemek müzakere için önemli bir adımdır. Öfke ve şiddeti kontrol altına almayı büyük ölçüde başaran Gandhi’nin Hint siyasal bağımsızlığı hareketi kamuoyu oluşturarak ve tüm dünyanın hoşgörüsünü toplayarak müzakere ile Hindistan’ın bağımsızlığını elde etmiştir.

2.2.4. Ahlakilik

Bir eylemin yasallığı ölçüsünde ahlaki sayılabileceği yönünde görüşler mevcuttur. Öte yandan yasal sorumlulukların yanında vicdanı yükümlülüklerin var olduğuna da dikkat çekerek sivil itaatsizlik yeni ahlak anlayışı sunar. Diğer bir deyişle sivil itaatsizlik çerçevesinden konuya bakıldığında sivil itaatsiz, sezgisel vicdanına göre otoriteye karşı gelerek, mevcut ahlak yasasını reddetmektedir.

2.2.5. Eylem Sonrası Sorumluluğu Üstlenmekten Kaçınmama

Adaletsiz mahkeme kararlarına ve ahlak dışı yasalara rağmen eylemcinin eylem sonrasındaki sorumluluğu üstlenmekten kaçınmaması cezadan kaçan ihlalci olmak yerine adaletin yerini bulmasını sağlamaya çalışan bir eylemci olmayı hedeflediğini gösterir.

2.2.6. Ortak Eylem

İdeolojik birliktelik gerektirmeyen sivil itaatsizlik eylemleri, sistemin geneline değil tekil haksızlıklara tepki koymak için yapılır. Hanna Arendt’in de bahsettiği gibi “Bir sivil itaatsizlik eylemi ne kadar çok birbirinden farklı eğilimi ortak bir hedefte toplarsa o eylem o kadar başarılı olur” (Candan & Bilgin, 2011: 19). Bu ilkeden hem eylemin süresinin ortak hedef gerçekleştikten sonra dolduğu hem de eylemin demokratik bir örgütlenmeyi temsil ettiği anlaşılabilir.

2.2.7. Eylemin Haksızlıklarla ilişkisi

Sivil itaatsizliğe karşı yapılan iki tane eleştiri göze çarpar. Bunlardan ilki: “Eğer herkes yasaya uymazsa sonuç felaket olur. Yukarıda da belirtildiği gibi sivil itaatsizlikte bulunan kişi tüm yasalara veya sisteme değil tekil haksızlıklara tepki göstermeyi hedefler” (Gandhi & Thoreau). Ayrıca haksızlıkların çerçevesi bazı teorisyenlerce sınırlandırılmıştır. Mesela Rawls’un kurduğu adalet teorisine göre, “eşit özgürlükler ve eşit şans ilkelerinin ihlal edilmiş olmasının ve haksızlığın politik muhalefete rağmen uzun süredir devam etmesinin gerekliliğini şart koşmaktadır” (Candan & Bilgin, 2011: 19). Diğer eleştiri ise, “demokrasinin nimetlerinden faydalanan toplumun külfetlerine de katlanması gerekmesine rağmen itaatsizlik ederek kaos ortamı yaratabilir nitelikte olmasıdır” (Gandhi & Thoreau). Bu yine Rawls’ un kurduğu adalet teorisine çıkıyor bir bakıma: “Karar alma sürecinde olmadığım bir yerde, bana ekmek vermeyen bir sistemi korumamı, bana hiç hak vermeyen yasal sisteme saygı göstermemi istiyorlar. Bu iki yönlü bir alışveriştir. Siz hiç hak vermeden görevleri yerine getirmemi bekliyorsunuz, ben haklarımı istiyorum ve sadece kabul ettiğim görevleri yaparım” (Gandhi & Thoreau).

2.2.8. Haksızlık Ayrımı Gözetmeksizin

Sivil itaatsiz eylemcisi tarafından haksızlıklara çifte standart uygulanmamalıdır. Mesela eylemcinin haksızlığı kimin veya nasıl yaptığına odaklanıp ona göre tavır takınması sivil itaatsizlik eylemi açısından doğru değildir.

2.3. Sivil İtaatsizlik ve Direnme Hakkı

Direnme hakkı, sivil itaatsizlik kavramını tam anlamıyla anlamak açısından önemli bir noktadır. Zalime karşı direnme hakkı sivil itaatsizlik doktrininden hariç pozitif hukukta da yer alır: “Zalime karşı direnme hakkı, resmi olarak ilk kez 4 Temmuz 1776 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirisi ile kabul edilmiş ve açıklanmıştır. Direnme hakkı en geniş ifadesini ise Fransız İhtilali metinlerinde bulmaktadır” (Altunel, 2011).

Sivil itaatsizlik kuramının kurucusu olan Thoreau, iktidar sahiplerinin kutsal olmadığını ve onların bazen adaletsizliklere sebep olabileceklerini eserlerinde sürekli vurgulayarak bireylerin vicdani seslerini dinlemesinin önemine ve sorumluluk almalarının gerekliliğine dikkat çekmiştir. Buna ek olarak da tekil yasaları çiğneyerek bile olsa hükümetin adaletsiz yasalarına veya politikalarına direnip değişim talep edilerek sivil itaatsizlik kavramı ortaya çıkmıştır. Ayrıca demokrasi bilinci açısından sivil itaatsizliğin önemi şu yöndedir: “Kötü ve ahlak dışı yasalar ortaya çıkarıldığında her azınlık görüş bu kanunların tekrar gözden geçirilmesini sağlamak için özgür ifade hakkına sahiptir. Sivil itaatsizliğin meşru olmaması ahlaki ve demokratik hassasiyeti zedeler ve yasaların gelişimini engeller” (Gandhi & Thoreau).

Günümüzde iki çeşit direnme vardır: Aktif direnme ve pasif direnme. Sivil itaatsizliğin temelinde şiddetsizlik olması onu pasif direnişe yaklaştırmaktadır.

2. 4. Otoriteye Pasif Direnme Biçimi Olarak Sivil İtaatsizlik

Yönetilenlerin, yönetenlerin kararlarına veya politikalarına karşı direnişleri bir sınıflandırmaya tabi tutulup incelendiğinde: 15. ve 16. Yüzyıllarda Katolik ilahiyatçılar tarafından geliştirilen pasif direnme, savunucu direnme ve saldırgan direnme günümüzde pasif ve aktif direnme olarak literatürde yerini alır. Günümüzde sivil itaatsizlik, pasif direniş türüdür. Sivil itaatsizliğin kurucusu kabul edilen Henry David Thoreau’nun sivil itaatsizliği vergilerini ödememesiyle sınırlıdır. Daha sonra 1919’da kullanılan sivil itaatsizlik kavramı eylemlerin hem ilkesel olarak şiddet dışı hem de daha örgütsel bir tavrının olmasına işaret eder.

Sivil itaatsizlik, pasif direniş ve aktif direniş perspektifleri incelenerek daha iyi anlaşılacağından pasif direnişin yanında aktif direnişin de incelenmesi uygundur. “Münci Kapani’ye göre aktif direnme, baskı idaresini kuvvet ve gerekirse şiddet yoluna başvurmak suretiyle devirme hedefi güden bir direnme şeklidir. Kapani, bu ayrıma isyan ya da ihtilal gibi kavramları yerleştirir” (Kapani, 1981; Candan & Bilgin, 2011).

Demokrasinin pasif direnişe etkisini incelemek açısından; Münci Kapani’ye göre “Asgari düzeyde düşünce ve hareket serbestliği olan rejimlerde pasif direniş uygulamaya koyulabilirken, totaliter rejimlerde bu pek mümkün değildir” (Kapani, 1981; Candan & Bilgin, 2011: 19). Demokrasi- sivil itaatsizlik/ pasif direniş etkileşimi açısından bir de sivil itaatsizliğin demokrasiye etkisine bakıldığında: Modern devlet iktidarının meşruluğu yalnızca yasalarla değil aynı zamanda diyalog ve iletişime dayalıdır ve toplum sivil itaatsizlik eylemini gerçekleştirirken seslerini devlete / iktidara ulaştırmayı hedefleyerek karşılıklı iletişim yollarıyla demokrasiye katkı sunar. Çünkü demokrasi en basit tanımıyla herkesin fikir beyan edebilmesidir. Diğer yandan sivil itaatsizlik eylemi yalnızca iktidara ya da devlete ulaşarak demokrasiye aktif katılmayı hedeflemez aynı zamanda kamuoyu da oluşturma hedefi de vardır. Çünkü kamuoyu oluşturarak kolektif tavrın büyümesi eyleme katılım sağlanması ve eylemin meşruiyeti için önemlidir.

2.5. Sivil İtaatsizliğin Meşruiyeti

Sivil itaatsizlik eylemcileri, uygulamalarını sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini düzenleyenlerin aksine profesyonel kurumsallaşmaya odaklanmadan uzak olup daha çok hareket tarzında örgütlenmişlerdir. Tüm yasal yollar tüketildikten sonra adil bir yaşam beklentisi olan gruplar, demokratik hukuk kurallarının uygulanması taleplerinin karşılanması için mevcut yasa kuralına veya kurallarına aykırı davranarak dikkat çekmek isterler. Yasanın veya yasaların çiğnenmesinin sorumluluklarını almasıyla diğer yasa dışı faaliyetlerden farklı olmasına rağmen sivil itaatsizlik eyleminin meşruluk sorunu vardır. Sivil itaatsizlik, demokratik hukuk devleti idealindeki değerlerin gerçekleştirilmesi amacını taşıdığından kendi içinde meşruluk sorununu da çözmüş olur.

Demokrasi, bireye/topluma iktidar sahiplerinin keyfiliğini önleyebilmesi ve bireyin kendi haklarını koruyabilmesi için çeşitli yollar sunar. Bu yollardan biri, siyasi bir ifade biçimi olan sivil itaatsizliktir. Bu bağlamda sivil itaatsizlik yasa dışı fakat meşrudur.

3. Sivil İtaatsizlik Kavramına Teorik ve Pratik Katkıda Bulunan Önemli Kişiler

Henry David Thoreau, Martin Luther King ve Mahatma Gandhi eylemleriyle ve ortaya koydukları görüşleriyle sivil itaatsizlik kavramına önemli katkılar sunmuşlardır. Bu çalışmanın odak noktası sivil itaatsizlik örneği olarak Gandhi’nin eylemleridir. Bu yüzden bu bölümde yalnızca sivil itaatsizliğin teori gelişimine ve nasıl uygulandığına değinilecektir.

3.1. Henry David Thoreau

İlk kez Henry David Thoreau tarafından kullanılan sivil itaatsizlik kavramı; eylem tarzı ve hedefleri bakımından terörizmden farklıdır. Thoreau, hükümetinin Meksika ile olan savaşının amacının zenci köleliğini yeni bölgelere yaymak olduğunu düşündüğü için böyle adaletsizlikler yapan bir hükümeti mali olarak desteklemek istememiştir. Bu sebeple Thoreau hapse girmeyi göze alarak kelle vergisini ödemeyi reddetmiştir ve sonuç olarak bir gün hapiste kalarak halasının –büyük ihtimalle- onun yerine vergi borcunu ödemesi nedeniyle dışarı çıkmıştır. Dışarı çıkmasından sonra şehir halkı Thoreau’nun hapse girmesine neden olan düşüncelerini merak etmelerinden dolayı Thoreau “Bireyin Devletle İlişkisi” adında bir açıklama yazıp bunu bir toplantı salonunda okumuştur. Daha sonra bu açıklama “Ülke Yönetimine Direniş” başlığıyla bir dergide yayımlandı. Bu yazının herkesçe bilinen adı “Sivil İtaatsizlik”, ölümünden dört yıl sonra “Kanada’da bir Yanki, Kölelik Karşıtı ve Reform Yazılarıyla Birlikte” adıyla derlenen kitabında kullanılmıştır.

Thoreau’nun denemesinin içerdiği temel düşünceler şunlardır:

  1. “Bir kimsenin ülkesinin yasasından daha “yüce bir yasa” vardır. Bu vicdanın yasasıdır, “içten gelen ses”in, “kozmosu kuşatan, birleştirici ruh”un yasası-artık ne demeyi yeğlerseniz!
  2. Kimileyin bu “yüce yasa”yla ülkenin yasası birbirleriyle çatışır duruma geldiğinde kişinin ödevi “yüce yasa”ya uymak, ülkenin yasasına bile bile karşı gelmektir.
  3. Kişi ülkenin yasasına bile bile karşı geliyorsa, bu eylemin bütün sonuçlarını göze almayı istiyor olmalıdır, hapishaneye kapatılmayı bile!
  4. Oysa hapishaneye girmek sanıldığı kadar olumsuz bir edim değildir; bu durum iyi niyetli kişilerin dikkatini kötü yasaya çekmeye yarayacak, bu yasanın kaldırılması sonucuna katkıda bulunacaktır. Ya da yeterince kişi hapishaneye kapatılırsa, edimleri devlet mekanizmasını işlemez kılmayı, dolayısıyla kötü yasayı uygulanamaz duruma getirmeyi sağlayacaktır” (Thoreau & Gandhi).

3.2. Mahatma Gandhi

Gandhi, adil olmayan yasalara karşı sivil itaatsizliği önerirken kendi sivil itaatsizliklerinin pasif direniş türü olarak değerlendirmenin dar bir anlam taşıyacağını ileri sürer. Bunun üzerine direnişlerine yeni bir anlayış geliştirir, adı da “satyagraha”dır. Gandhi’ye göre “satyagraha”, insanın önce tüm toplumsal kurallara uymaları ve daha sonra kötü toplumsal kuralları tecrübelerinden dolayı kolayca tespit edip tepki koymaları üzerine kuruludur” (Gandhi & Thoreau). Ayrıca Gandhi’nin kendi sivil itaatsizliklerini pasif direniş olarak görmeyip yeni bir anlayış geliştirmelerinin önemli nedeni pasif direnişin zayıfların silahıymış gibi görünmesidir. “Satyagraha, aktif direnişin aksine şiddeti ilkesel olarak reddeder, şiddetsizlik onun en güçlü silahıdır” (Gandhi& Thoreau).

3.3. Martin Luther King

Zamanla siyahi gettosunun hareket lideri olan King, Thoreau ve Gandhi’den etkilenip fikirlerini ve hareketlerini bu doğrultuda şekillendirmiştir. Eşitlik mücadelesini şiddeti reddeden bir anlayış üzerine kurup düzenlediği kampanyanın dört basamağı olduğunu ileri sürmüştür:

“1. Adaletsizliğin varlığının tespiti için gerekli materyali toplamak,

  1. Adaletsizliğin durdurulması için gerekli görüşmeleri (müzakereleri) yapmak,
  2. Kendini eğitmek,
  3. Doğrudan eyleme geçmek” (Candan & Bilgin, 2011).

King, şiddete dayalı olmayan sivil itaatsizlik eyleminin iki amacı olduğundan bahsetmiştir:

Sorunu,

1) Tartışmaya zorlayacak bir gerginlik ortamı oluşturmak.

2) Görmezden gelinemeyecek raddeye dek dramatikleştirmektir.

4. Gandhi’nin Sivil İtaatsizliği

Gandhi 1869 yılında Hindistan’ın Porbandar kentinde doğmuştur, katı bir dini mezhep olan Vişnu mezhebine mensuptur. Vişnu mezhebi Hinduizme bağlı, et yemeyen, deniz aşırı seyahat etmeyi bile yasaklayan bir mezheptir. “Gandhi Vişnu mezhebinin deniz aşırı seyahat etmeyi kısıtlayan yasağını deldiği için kendi dini cemaatinden bile atılmıştır” (Özenç, 2009:15). Gandhi’nin fikir hayatını belirleyen en önemli devrelerden ilki Londra’ya gitmesiyle birlikte başlamıştır. Normalde muhafazakâr bir Hindu cemaatinde yer alan Gandhi Batı dünyasını kendi gözleriyle görme fırsatı bulmuştur, Gandhi İngiltere’deki ilk zamanlarında diğer gençler gibi batılı giyinip doğulu düşünmüştür. “Zaman içinde orada tanıştığı muhafazakâr bir avukatın ona bulunduğu “Hint tarihi dahi okumamışsınız” (Özenç, 2009:15) ithamıyla birlikte düşünceleri değişmeye başlayarak anavatanı olan Hindistan’a bakmaya başlamıştır. Gandhi İngiltere’de “sivil itaatsizlik” kavramını ortaya atan H. David Thoreau’ya dair okumalarını da yine üniversite öğrenimi sırasında yapmıştır, bu okumalar Gandhi’nin kafasındaki “pasif direniş” hareketinin ilk nüvelerini oluşturmasında önemli bir rol oynamıştır. Gandhi’nin sivil itaatsizlik kavramını hareket olarak uyguladığı ilk yer ise Güney Afrika’dır. Güney Afrika’ya ilk gittiği andan itibaren “ırkçılık” kavramıyla karşı karşıya kalmıştır. Gandhi’nin gittiği Güney Afrika’da 150 bin Hintli vardı ve bu Hintliler baskı altında yaşıyordu. Gandhi bu duruma dikkat çekerek Güney Afrika’daki hükümetin göçmen Hintlilere ve siyahilere karşı uyguladığı sınırlardan izinsiz geçenleri hapse atma uygulamasına karşı örgütsel bir hareket düzenlemiştir. Bu hareket Gandhi’nin düzenlemiş olduğu ilk sivil itaatsizlik hareketidir. “Hareket kapsamında siyahiler ve Hintliler Gandhi’nin örgütlemesiyle sınırlardan toplu olarak geçmiştir, Güney Afrika hükümeti de izinsiz bir şekilde sınırlardan geçen herkesi hapse atmıştır, zamanla hapishanelerde yer kalmayacak kadar insan hapse atıldığı için Güney Afrika hükümeti bu uygulamadan vazgeçmek zorunda kalmıştır” (Gandhi ve Throeau, 2015: 13).

Gandhi’nin hayatının en önemli ikinci devresi ve fikir hayatını oluşturan devre de böylelikle tam manasıyla başlamıştır, Gandhi bu dönemdeki eylemlerini “şiddetsizlik” ilkesine uygun bir biçimde hareket etmiştir. İlk eylemsel başarısını da yine Güney Afrika’da örgütlediği bu eylemler doğrultusunda elde etmiştir. İleride doktrin olarak sunduğu ve de uyguladığı “satyagraha”nın temelini de bu eylemde atmıştır. Gandhi’nin Satyagraha’sı en temelinde şiddetsizlik kavramını içerir. Gandhi’nin şiddetsizlik temelindeki ilk eylemindeki başarısı onun bu doktrini daha da geliştirmesine neden olmuştur. Gandhi 1915 yılında Hindistan’a giderek Satyagraha doktrinini oradaki takipçileriyle birlikte bütün Hindistan’a yaymıştır. Gandhi’nin Satyagraha doktrini kendi öz yaşamıyla iç içe geçerek şu ilkelere kavuşmuştur: “Şiddet karşıtlığı, sivil itaatsizlik, pasifizm, uzlaşmacılık, çilecilik, asya milliyetçiliği, Hinduizm akımının dinsel mistik öğeleri, dinlere saygı ve teknoloji karşıtlığı” (Çetin & Beceren, 2007) oluşturur. Gandhi ülkesine döndüğü ilk andan itibaren Satyagraha doktrinine sıkı sıkıya bağlı kalarak bu doktrini yaymıştır. Gandhi takındığı çileci tavır ve gösterdiği sabırdan dolayı kısa sürede bütün Hindistan’ı örgütleyecek duruma gelmiştir, Gandhi’nin takındığı çileci tavır ve düşünceleri sayesinde ona yüce ruh anlamına gelen “Mahatma” unvanı verilmiştir. Gandhi’nin Hindistan’a dönüşünde bir dizi ufak eylemlerinden sonra en bilineni ve de en çarpıcı olan eylemi ise tuz yürüyüşüdür.

4.1. Tuz Yürüyüşü:

1. Dünya Savaşı’ndan hemen sonra dünyada tam olarak gerçekleşmese bile belirli bir açıdan özgürlükçü ve sözde demokratik rejimler kurulmuştur. İngilizlerin başta Ortadoğu halkları ve Okyanusya halklarına verdiği sözleri kısmen de olsa yerine getirmesi Hint toplumunda ve Gandhi’de büyük beklentilere yol açmıştır. Bu beklentilerden en büyüğü ise Hintliler tarafından toplanmamasına rağmen Hintlilerden alınan Tuz vergisinin kaldırılmasıdır. Hindistan’ın kıyı şeridinde bolca bulunan tuzların Hintliler tarafından toplanmamasına rağmen “tuz” başlığı adı altında alınan vergiler Hint toplumunun hayatını yaşanmaz bir hale getirmiştir. Gandhi 1930 yılının Mart ayında Tuz yürüyüşünü başlatarak İngilizlerin yasal olan ancak demokratik olmayan vergilendirmelerine karşı bu eylemi başlatmıştır. “Gandhi Tuz yürüyüşü sayesinde Hindistan’daki popülaritesini daha da artırarak Karizmatik bir lidere dönüşmüştür” (Mencütekin, 2007:18). İngilizlerin yasal yollarla aldığı haksız vergilendirmelere karşı yapmış olduğu bu eylem sonucunda Gandhi ve birçok takipçisi tutuklanmıştır. Gandhi’nin örgütsel olarak yapmış olduğu bu eylemde binlerce takipçisiyle birlikte tutuklanmasına rağmen eylemi başarılı olmuştur, bu eylem amacına da ulaşarak Hintlilerinde kendi topraklarında üretme hakkı olduğunu göstermiştir. Gandhi’nin bu eylemi sivil itaatsizlik ilkelerinden ilki ve hepsini kuşatan “şiddetsizlik” ilkesini zedeleyen bazı eylemsel faaliyetlere de dönüşmüştür. “Müslümanlar ve Hindular eylemler sırasında ihtilafa düşerek birbirlerine saldırmışlardır, bu durum Gandhi’nin Satyagraha doktrinini belirli açılardan delmesine rağmen doktrinindeki ilkelerine daha sıkı sıkıya bağlanmasına neden olmuştur” (Gümrükçüoğlu, 2018: 5). Gandhi bu çatışmaların ortasında Müslüman ve Hindu liderlere çağrılarda bulunarak ölüm orucuna başlamıştır, çatışmaların durmasını isteyerek herkesin birbiriyle eşit olduğunu belirtmiştir. Gandhi Lord Hunter’ın sorgusunda da belirttiği “Şiddetsizlik” ilkesinden burada da taviz vermeyerek Satyagraha doktrinine bağlılığını bir kez daha göstermiştir” (Gandhi ve Throeau, 2015: 105). Çatışmalar kısa süreliğine dursa da bu ayrılıklar ilerleyen yıllarda savaşa dönüşmüştür.

4.2. Bağımsız Hindistan ve Gandhi’nin Ölümü:

1940’lı yıllara girerken dünyada büyük değişimler yaşanmaya başlamıştır, II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte demokrasi temelli rejimler ve diktatörlük rejimleri karşı karşıya gelmiştir, bu durum başta Birleşik Krallık olmak üzere dünyadaki birçok ulus devletini etkilemiştir. II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte Birleşik Krallığın sömürgesi altında bulunan birçok devlet bağımsızlık taleplerini dile getirmiştir, bunlardan birisi de Hindistan’dır. Gandhi “II. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte bağımsız bir Hindistan fikrini erkenden öne sürmüştür ancak onun bu fikri o dönemki siyasi topluluklar tarafından desteklenmemiştir” (Gümrükçüoğlu: 2018: 5). Gandhi’nin bağımsız Hindistan hedefi II. Dünya Savaşı’ndan sonra gerçekleşebilmiştir. Hindistan’la birlikte ağırlıklı olarak Müslümanların yaşadığı Pakistan’da bağımsız olmuştur. Eski bir deyişte de söylendiği gibi “Bir yerde iki balık kavga ediyorsa oradan uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir.” Sözüne uygun bir biçimde bağımsızlıklarından kısa bir süre sonra Pakistan-Hindistan savaşı başlamıştır, bu savaş sırasında Hindu ve Müslüman toplulukları ihtilafa düşerek iç savaş riskini ortaya çıkarmıştır. Hindistan’ın bağımsızlığına giden yoldaki pasif devrimci Lideri Mahatma Gandhi savaşın bitmesi için “satyagraha” doktrinine uyaraktan ölüm orucuna başlamıştır. Gandhi’nin ölüm orucuna girmesiyle birlikte Pakistan-Hindistan savaşı onun ilkelerine bağlılığı sayesinde büyümeden bitmiştir. Gandhi Bağımsız bir Hindistan’dan sonra, iki devleti de uzlaştırarak Satyagraha doktrinin etkisini bir kez daha göstermiştir. Gandhi’nin pasif direnişi dışlanmış bütün topluluklara örnek olmasına rağmen, kendi ülkesinde radikal görüşlü bir Hintli tarafından öldürülmesine yol açmıştır. 1948 yılının Ocak ayında Gandhi’nin beden ölümü gerçekleşmiştir, beden ölümü gerçekleşmesine rağmen fikirleri hâlâ yaşamaktadır.

5. Sonuç

Sivil itaatsizlik kavramının Thoreau’dan başlayarak Gandhi’yle birlikte yavaş yavaş uluslararası düzlemde öne çıkışını, Thoreau nezdinde demokratik olmayan yollarla alınan baş vergisi, kilise vergisi ve köleliğe karşı bir direnişken Gandhi’ye göre sömürgeci düzene bir karşı çıkıştır. Thoreau’nun sivil itaatsizliğe en büyük katkısı anti demokratik kurallara, uygulamalara karşı çıkışın kavramsal bir biçimde açıklanmasıdır. Yazılarında sıklıkla vergi ve kölelik karşıtlığını dile getirse de örgütsel bir eylem biçiminden uzak hareket etmektedir, daha çok özel alanına müdahil olan devlete karşı bir itaatsizliği olduğunu söylemek mümkündür. Gandhi’nin sivil itaatsizliği ise örgütsel eylem bütünlüğünü içeren, yeri geldiğinde suç sayılan olayı bilfiil bir biçimde işleten ve de demokratik olmayan sömürgeci toplum düzenine bir karşı çıkıştır. Bu karşı çıkış sessiz bir devrim şeklinde gerçekleşmiştir. Uluslararası başat güç olan Birleşik Krallığın yavaş yavaş gücünü kaybederek elinde silah olmadan, kansız bir biçimde direnen Hint toplumuna ve Gandhi’ye karşı yürüttüğü eylemlerdeki başarısızlığına karşın Gandhi’nin örgütsel eylemlerdeki yürüttüğü başarısı sonucunda büyük bir değişim yaşanarak Hindistan bağımsız bir devlet olmuştur. Sivil İtaatsizlik kavramı ise Thoreau’nun bireysel eyleminden çıkarak toplumsal bir eyleme dönüşmüştür, Gandhi’nin kansız bir biçimde yürütmeye çalıştığı pasif direnişi dünyadaki dışlanan diğer topluluklara örnek olmuştur. ABD’deki siyahi topluluklar Gandhi’nin eylemlerinden etkilenerek belirli bir devreye kadar pasif direniş ilkelerine bağlı kalmışlardır. Thoreau’nun anarşizm kökenli sivil itaatsizlik düşüncelerinin yerini Gandhi’nin geleneksel yapıya bağlılık içeren Satyagraha’sına dönüşmüştür. Gandhi’nin gelenekçi tutumu da Thoreau’nun ortaya attığı düşüncesinden ayrılarak daha özgün olduğunun göstergesidir, Gandhi’nin tutumu başta Hintliler ve dışlanan dünya topluluklarına örnek olarak etkisini uzun vade de bütün dünyaya hissettirmiştir. Çalışmamızda sivil itaatsizliğin geçirmiş olduğu evrimi ve de en aktif bir biçimde Gandhi tarafından kullanılışını ele aldık, Gandhi hedeflerine giden yolda kendi kanından olan radikal görüşlere sahip Hintli birisi tarafından öldürülmesine rağmen düşünceleri hâlâ yaşamaktadır, Gandhi pasif ve sessiz başlayan davasını yine büyük bir sessizlik içinde bitirmiştir, fikirleri ve hayatıyla bütün dünya toplumlarına örnek olmuştur. Thoreau ve Gandhi’nin düşünceleri ışığında sivil itaatsizlik kavramı etkisini artırarak yasal dayanağı olmasına rağmen demokratik olmayan uygulamalara karşı çıkışı ifade etmektedir, onların bu düşünceleri yasal olan ancak demokratik olmayan her karara karşı çıkan toplumlara örnek olmaya devam edecektir.

Deniz Yaşrin

Yusuf Kavak

Sivil Toplum Çalışmaları Staj Programı

BİBLİYOGRAFYA

Altunel, M. (2011). Sivil İtaatsizlik ve Mohandas K. Gandhi. TBB Dergisi, (93), 443-458.

Anbarlı, Ş. (2007). Baskıya Karşı Direnme Biçimi Olarak Sivil İtaatsizlik ve Meşruluğu Sorunu. Yönetim Bilimleri Dergisi, 5 (2), 69-90.

Candan, K, & Bilgin, M. (2011). Sivil İtaatsizlik. Yasama Dergisi, (19), 57-94 .

Çetin, N, & Beceren, E. (2007). Lider Kişilik Gandhi. Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, (5), 111-132.

Gümrükçüoğlu, E. (2018). Mahatma Gandhi ve Sessiz Direnişi. Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 5(16), 378-392.

Mencütekin, M. (2007). Sinema Perdesinde Kırılan Karizma Işığı: Mahatma Gandhi. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (18), 362-392.

Özenç, N. (2006). Gandhi’nin İfadesiyle Ahimsa. Edebiyat Dergisi, (15), 167-172.

Thoreau, H. D. & Gandhi, M. K. (1999). Sivil itaatsizlik ve pasif direniş. Ankara: Vadi Yayınları.

 

 

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here