Türkiye’ye Göç Eden Suriyeli Sığınmacılara Yönelik İnsani Yardım ve Entegrasyon Sürecinde STK’ların Rolü

Özet

Göç olgusu insanoğlunun yüzyıllardır gerçekleştirdiği bir faaliyettir. Bu göçler kimi zaman gönüllü kimi zaman zorunlu olarak meydana gelir. Gönüllü göçlerde insanın hayat kalitesinin artması amaçlanırken zorunlu göçler savaş veya doğal afetler gibi nedenlerle can ve mal güvenliğinin olmadığı zaruri durumlardan kaynaklanır. Son on yılda coğrafyamızdaki en önemli zorunlu göç Suriye’den diğer ülkelere yapılan göçtür. 2011’de Suriye’de iç savaş patlak vermiş, milyonlarca insan bölgedeki diğer ülkelere sığınmak zorunda kalmışlardır. Bu süreçte Türkiye en çok göç alan ülke olmuştur. ‘Açık kapı’ politikasıyla birlikte milyonlarca insan ülkeye girmiş, bu da beraberinde bazı sorunlara neden olmuştur. Gerek bu sorunları çözmede gerekse göç sonrası entegrasyon sürecinde STK’lar çok önemli görevler üstlenmişlerdir. Araştırma yazısı sonucunda elde ettiğimiz çıkarım ise devletin bu süreçte birçok ulusal ya da uluslararası STK ile iş birliği içinde olup ortak projeler gerçekleştirdiği gerek göç sırasında gerekse göç sonrası sorunların tespit ve çözümünde beraber yol aldığıdır.

Anahtar kelimeler: Savaş, göç, STK, insani yardım, entegrasyon.

Abstract

Migration has been a part of human life for centuries. Migration sometimes happens either voluntarily or compulsorily. Voluntary migration aims to increase the quality of life. In contrast, compulsory migration happens from necessities based on factors such as war and natural disasters that put people’s lives and properties at risk. In the last decade, the most crucial compulsory migration event in the vicinity of our borders was the migration of Syrian people. In 2011, a civil war broke out in Syria and millions of Syrians were forced to take refuge in other bordering states. In the meantime, Turkey took in refugees more than any other country. Turkey, with its open borders policy, allowed millions of people came into the country, which in turn caused some problems. NGOs (non-governmental organizations) played a crucial role both in solving such issues and also in the integration process afterwards. The conclusion we have obtained as a result of the research article is that the state cooperated with many national or international NGOs in this process and carried out joint projects, and proceeded together in identifying and solving problems both during and after migration.

Keywords: War, migration, NGO, humanitarian aid, integration.

Giriş

Sivil toplum olgusu 18. yüzyılın ortalarına kadar devlet ile özdeşleştirilerek kullanılmaktadır. Zaman içerisinde bu kavram farklı tasnifler ile karşımıza sunulmuştur. 1980 yılının başları itibari ile Türkiye’de sivil toplum olgusu batı kültürü ile paralel olarak gelişmeye başlamıştır. Bunun sebebi Türkiye’nin merkeziyetçi bir yapıya sahip olması ve siyasi bir devrim süreci yaşamadır. 2000 yılında özellikle Avrupa Birliği (AB) sürecinin olumlu etkileri STK’ların çevre, kadın ve insan hakları konularında faaliyetler yürütmesini artırmış ayrıca yeni birçok STK kurulmasına da yol açmıştır. Türkiye’deki STK’lar çoğu zaman yerel sorunların çözümüne odaklansalar da oluşan yeni ve ani çevresel problemlerin giderilmesinde de hayli faydalı olmakta ve önemli görevler üstlenmektedirler.

Arap Baharı bölgedeki birçok ülkeye yayıldığı gibi Suriye’de de 2011 yılında etkilerini hissettirmiştir. Halk hükümete isteklerini ya da karşı oldukları durumları iletmek için artık meydanlara çıkmıştır. Buna karşılık Esad Hükümeti şiddetini artırmış daha sonra ise ülkede iç savaş başlamıştır. Öte yandan savaştan doğan boşluğu fırsat bilen terör örgütleri (IŞİD, DAEŞ) o bölgede hakimiyet sağlayarak zaten can ve mal güvenliği olmayan insanları daha da zor duruma sokmuştur. Bu nedenlerden dolayı milyonlarca insan başka ülkelere sığınmak zorunda kalmıştır.

Türkiye jeopolitik konumu nedeniyle çok önemli bir statüye sahiptir. Avrupa ile Orta Doğu arasında köprü olması sebebiyle hem savaş döneminde hem de göç sürecinde önemli bir misyon üstlenmiştir. O dönemde Türkiye’nin Açık Kapı Politikası uygulaması milyonlarca insanı sorunlarıyla birlikte ülkeye çekmiştir. Ortaya çıkan sorunlara hükümet gerek mevzuat düzenlemeleriyle gerekse sınır kapılarında aldığı önlemlerle çözüm bulmaya çalışmıştır. Öte yandan bu süreçte en az hükümet kadar önemli görevler üstlenen STK’lar da karşımıza çıkmaktadır. Hem göç sürecinde insani yardımlarla hem de göç sonrası entegrasyon sürecinde yaptıkları faaliyetler ile milyonlarca sığınmacının adaptasyonunu sağlanmıştır. Genel olarak tüm STK’ lar barınma, gıda eğitim, sosyo- psikolojik destek ve insani yardım desteği sağlamaktadır. Bu çalışmada da özellikle İHH, Kızılay ve SGDD faaliyetlerine bakılacaktır.

1. Göç ve SIğınmacılar

Göç, en genel tanımlama ile bireylerin ya da toplumların daha iyi yaşam koşullarına ulaşmak için bir yerden başka bir yere yapmış olduğu harekettir (Akman, 2018: 453). Bazen bu göçler eğitim ya da iş amacıyla gönüllü yapılırken bazen doğal afet ve savaş gibi nedenlerle can ve mal güvenliği bulunmadığından ötürü zorunlu olarak yapılmaktadır.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi 2011 yılında Suriye’de savaşın başlaması ve kolay kolay bitmeyeceğinin anlaşılması üzerine yoğun göç hareketi başlamıştır. Bölgedeki jeopolitik konumu ve din, kültür, siyasi benzerlikleri sebebiyle en çok göç alan Türkiye’ye sığınan mülteci sayısının 100.000’i geçmeyeceği beklentisi varken (Yıldız, 2019: 31) Açık Kapı Politikasından dolayı milyonlarca insan ülkeye akın etmiştir. Alınan önlemlerin yetersiz kalması beraberinde birçok sorunu da getirmiştir. İlk sorun barınma ihtiyacının gidermek için devletin sınır kapılarında kurduğu kampların ve çadır kentlerin yetersiz kalmasıdır. Bunun sonucunda kamplardaki yüzbinlerce insan Türkiye’nin diğer bölgelerine dağılarak ikinci göç dalgasını başlatmışlardır.

İkinci sorun ise dil yetersizliğinden doğan anlaşmazlıklardır. Her ne kadar kültürel ve dinsel benzerlikler olsa da Türkiye’ de Arapça bilenlerin az olması ve Suriyelilerin de Türkçe bilmemesi var olan kargaşaya bir yenisini daha eklemiştir. Birbirini anlamamaktan dolayı oluşan aksama insani yardımların da tam ulaşmasında bir engel oluşturmaktadır. Öte yandan bu sorun aynı zamanda sosyal hayattan dışlanmayı doğurmuştur. Okullarda öğrencilerin dil bilmemesinden dolayı uyum sorunu yine aynı şekilde hastanelerde yaşanan anlaşmazlıklar sadece birkaç örnek teşkil ediyor.

Önemli bir diğer sorun ise göç eden insanların hangi statüye sahip olacakları konusundaki belirsizliktir. Türkiye her ne kadar göç alan bir ülke olsa da daha önce bu kadar yoğun ve ani göç ile karşılaşmadığından bu konuda yeterli düzeyde bir hukuki düzenleme mevcut değildi. Açık kapı politikasının ardından oluşan problemleri önlemek için sınırlarda kontroller yapılmaya başlanmış ve geçici kimlikler verilmiştir. Öte yandan 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu çıkarılarak Suriyelilerin statüsü belirlenmeye çalışılmıştır. Fakat bu durumda da karşımıza yeni sorunlar çıkıyor. Çünkü geçici koruma statüsüyle sığınmacılar mülteciler gibi geniş haklar sahip olamıyor, sadece temel haklardan yararlanabiliyorlar. Özetle beklenenden fazla sığınmacının gelmesi, yasal prosedürlerin yavaş ve geç olması, hukuki düzenlemelerin tam oturtulamamış olması ve dil eksikliği sığınmacıların entegrasyon sürecinde istenilen sonuca ulaşmayı engellemiştir diyebiliriz.

2. Türkiye’ de Suriyeli Sığınmacıların Entegrasyonu: Eğitim ve Ekonomi Ekseninde Roller

2016 yılında Suriyeli sığınmacıların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olma imkânı sağlanacağı açıklanmış ve entegrasyon süreçleri için önemli bir adım atılmıştır. İlk etapta vatandaşlığa alınması planlanan Suriyeli sığınmacıların yüksek öğretim mezunu, Türkiye’ye sanayi, bilimsel, ekonomik, teknolojik alanda hizmeti geçen ya da geçeceği düşünülen kişiler olması ve Türkiye’ de çalışma izinlerinin bulunması kriterleri öne çıkmıştır. Suriyelilerin toplum nüfusu 3 milyon 754 bin 591 kişidir. Bunlardan %70,9’ u kadın ve çocuk, %53,8 erkek ve %28.7 genç nüfustan oluşmaktadır. Sığınmacıların %40’tan fazlası başta İstanbul, İzmir, Konya, Kocaeli, Bursa ve Ankara olmak üzere batı illerine yerleşmiş durumdadır (Mülteciler Derneği, 2022).

31 bin 185 Suriyeli sığınmacıya çalışma izni verilmiştir. Bu durumun Türkiye ekonomisi üzerindeki olumsuz etkilerinin temel nedenleri fazla nüfus artışından kaynaklanan kira fiyatlarının yükselmesi ve enflasyon artışıdır. Bu durum Türk halkı içerisinde rahatsızlığa sebep olmuştur. Olumlu etkileri ise uzun vadede elde edilebilecek yatırım ve girişimlerdir. Suriyeli işçiler ile üretimde oluşan eksik eleman açığı kapatılmış ve belirli illerin kalkınmasında (Mersin ve Gaziantep) Suriyeli yatırımcılar etkili olmuştur. Ancak hala tüm bu faktörlerin dışında Türkiye’nin hemen hemen her yerinde birçok Suriyeli kayıt dışı çalışmaktadır. Türk işveren için bu durum ucuz iş gücü bakımından iyi görünse de istihdam hususunda büyük bir sorun yaratır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı (ÇSGB) tarafından hazırlanan Yabancı İstihdam Kanun Tasarısı ile bu durumun önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Herhangi bir sosyal güvenlik altında çalışmayan Suriyeliler hem toplum iç bütünlüğü bakımından rahatsızlık uyandırmaya devam edecek hem de insani olarak sömürülmeye maruz kalacaklardır.

Türkiye uyum sürecinin en önemli basamağı eğitimdir. Nitekim Suriyelilere bu husus doğrultusunda sosyal entegrasyonun önündeki dil bariyerinin kaldırılması, gençlerin eğitimde devamlılığının sağlanması ve yetişkinlere sunulan mesleki eğitim kursları ile yeni yetenekler kazandırılması hedeflenmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) verilerine göre üniversitelerde okuyan Suriyeli öğrenci sayısı 48 bin 192, anaokulunda 35 bin 707, ilkokulda 442 bin 817, ortaokulda 348 bin 638 ve lisede 110 bin 976 kişinin eğitim gördüğü açıklanmıştır (Mülteciler Derneği, 2022). 2013 yılına kadar eğitim AFAD tarafından kamplarda gönüllülük esasına bağlı olarak verilmiştir. AFAD tarafından yayınlanan verilere göre kamplardaki çocukların %83’ ü okula giderken bu orankamp dışındaki mülteci çocuklar için %15’tir. 2013 yılında Türkiye “Ülkemizde Geçici Koruma Altında Bulunan Suriye Vatandaşlarına Yönelik Eğitim Öğretim Hizmetleri” genelgesi kabul edilmiştir. Buna ek olarak Birleşmiş Milletler Uluslararası Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) ortak girişimleri ile öğretmenlere para-kart dağıtılmış ve aylık 150- 220 dolarlık sembolik bir ücret verilmeye başlanmıştır. Kamp içi ve dışı kurulmuş olan eğitim merkezlerinde toplam 2,800 civarında öğretmen (Türk ve Suriyeli) görev yapmaktadır. Böylece Türkiye uyum politikasının eğitim ve istihdam hususları birlikte yürütülmeye başlamıştır. Ayrıca kamp dışında eğitim gören çocuklar Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı devlet okullarında Türk vatandaşları ile eğitim alabilir.

Sonuç olarak Entegrasyon her iki taraf açısından da zorlu bir süreçtir. Fakat entegrasyondan kaçınıldığı ya da süreç doğru yönetilmediği takdirde iki tarafı da bekleyen farklı temel sorunlar vardır. Devlet açısından bakıldığında göz önünde bulundurulması gereken hususlardan ilki kontrolsüz kentleşme ve iç göçtür. Suriyelilerin yarıya yakını batı illerine yerleşmiş durumdadır. Suriyelileri iş imkânının daha fazla, mülteci nüfusun daha az olduğu illere yönlendirmek sağlıklı bir yaklaşım olacaktır. Diğer husus ise sığınmacıların hizmetlere olan ulaşımıdır. Tüm bu tehdit unsurlarına rağmen Türkiye’nin oldukça kararlı ve istikrarlı bir şekilde entegrasyon politikasını yürüttüğünü söylemek mümkündür.

3. Türkiye’de Sığınmacılara Yönelik Faaliyet Gösteren STK’lar: İHH, KIZILAY, SGDD

Savaş sonrası göç bekleyen hükümet her ne kadar önlemler alsa da süreç içerisinde göçün beklenenden daha yoğun olmasından dolayı bazı durumlarda yetersiz kalmıştır. Bu noktada karşımıza STK’lar çıkmaktadır. Gelenlerin sayısının artmasıyla özellikle 2013 yılından itibaren Güneydoğu Anadolu bölgesinde yerel ve uluslararası yardım kuruluşlarının oldukça işlevsel oldukları bir dönem başlamıştı (Üstün, 2021: 1). Savaş öncesinde insani yardımda bulunan STK’ların bölgeye hâkim olması ve daha kolay ulaşabilmeleri ayriyeten resmi işlemlere göre daha hızlı hareket etmeleri en temel etkenlerden biridir. Richmond’ un işaret ettiği gibi “STK’lar yerel ortamlarda temel hizmetleri sağlamak için gerekli esnekliği, uzmanlığı, hızlı yanıtları ve bağlılığı sunarlar ve fikirleri bilgilendirme ve harekete geçirme kapasitesine sahiptirler” (Üstün, 2021: 2).

Öte yandan STK’ lar yaptıkları faaliyetlerle aslında arabuluculuk görevi de üstlenmektedirler. Sığınmacıların sorunlarıyla bizzat yüz yüze geldikleri için resmi kurum ve kuruluşlara ulaşmada ve bunları dile getirmede önemli konuma sahiptirler. Önemle belirtmek gerekir ki göçün ilk zamanlardaki süreç yönetimi AFAD Başkanlığı tarafından yürütülmekteydi. Daha sonra yapılan düzenleme ile Göç İdaresi Genel Müdürlüğü kurularak bu görevi üstlenmiştir. Buradan da STK’ ların göç konusunda ne kadar söz sahibi olduğunu anlayabiliriz. Ayrıca STK’lar sadece resmi kuruluşlara değil halka da rapor, belgesel ya da kısa film gibi araçlarla ulaşarak hem yapılan faaliyetler hem de ihtiyaç duyulan birçok şey duyurulmaktadır. Böylece göç sürecindeki yük sadece devlete yüklenmiyor hem STK’lar hem de toplum bu entegrasyon sürecine dahil ediliyor. Bu noktada AFAD başkanı Fuat Oktay şunları söylemektedir: “Burada zaten kamp dışındaki hizmetlerin tamamını devletin götürmesini istemiyoruz; bütün çalışmalarımızı sivil toplum kuruluşlarımızla birlikte yürütmek istiyoruz” (Çınar, 2017: 54).

Bir diğer nokta ise STK’lar hak temelli bir yaklaşımla göçmenlerin ihtiyaçlarına odaklanırlar ve hukuki destek, eğitim, konut, dil eğitimi sağlama, mesleki eğitim gibi pratik meselelerde göçmenlere yararlı olurlar. Göçmenler ve ev sahibi topluluk arasında etkileşimleri arttırmak, kaynaşmalarını sağlamak ve çatışmaları azaltmak için düzenlenen programlar büyük oranda STK’ların inisiyatifleri ile gerçekleşmektedir (Üstün, 2021: 33). Daha önce de değindiğimiz gibi hukuki mevzuatların tam oturmamış olması sebebiyle sığınmacıların hak kaybı yaşamamaları ve sığınmacı statüsünde olduklarından dolayı hangi haklardan yararlanacakları konusunda bilgilendirme ve danışmanlık yapan hak temelli STK’lar da mevcuttur.

3.1. Türkiye Kızılay Derneği

Kızılay tarafından göç hizmetleri kapsamında dil, din, ırk ayrımı yapmaksızın ülkemiz sınırları içerisinde kayıt altında bulunan tüm yabancılara yönelik insani yardım faaliyetleri yürütülmektedir. (Kızılay, t.y.). Bu yardımlar yerine getirilirken hem ulusal STK’larla (AFAD gibi) hem de uluslararası STK’larla (Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu, BM) iş birliği yapılmaktadır.

Türk Kızılayı, Türkiye-Suriye sınırı boyunca Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa ve Mardin illerinde oluşturduğu 14 sınır yardım noktasında ulusal ve uluslararası kurum, kuruluş ve şahısların insani yardım malzemesi bağışlarını kabul ederek Suriyeli ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaktadır. Bunun yanı sıra yurtdışından hava, deniz ve karayoluyla gelen ihtiyaç malzemelerini gümrük, liman ve hava alanlarında kabul 

ederek sınır yardım noktalarından Suriyeli ihtiyaç sahiplerine ulaştırmaktadır (Yıldız, 2019: 53). Yapılan yardımların büyük bir kısmı gıda olmakla birlikte kıyafet, kış için battaniye gibi yardımlar da yapılmaktadır.

Öte yandan Kızılay kart projesi ile kamplarda yaşayan binlerce insana nakdi yardım yapılmıştır. UNICEF ile iş birliği yapılarak hayata sokulan Suriye acil durum müdahalesi kapsamında çocuk programları projesi ile çocuk ve gençlerin üzerindeki savaş izleri biraz olsun azaltılmak istenmiştir. Ayrıca koruma ve psikososyal destek programlarıyla savaşta mağdur olmuş insanlara psikolojik destek sağlanmaktadır. Sağlık alanında da IFRC’nin desteği ile Şanlıurfa ve Konya’da Sağlık Eğitim Merkezleri oluşturulmuştur. Temel sağlık ve hijyen konularındaki bilgilere ve sağlık hizmetlerine ulaşabilmeleri için Arapça materyal ve eğitimler gerçekleştirilmişti (Yıldız, 2019:59).

3.2. İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH)

İHH faaliyetlerini başta Hatay ve Kilis olmak üzere birçok sınır ilde gerçekleştirdi. Bu şehirlere en temel ihtiyaç olan barınma için konteyner kentler inşa etmiştir. Başlangıçta gıda, giyim ve temizlik malzemeleri, battaniye ve yakacak gibi temel ihtiyaçları karşılarken zaman içerisinde artan ihtiyaçlar doğrultusunda eğitim, sağlık ve psikolojik destek gibi alanlarda da faaliyetler göstermiştir. Aynı zamanda seyyar aşevleri ve fırınlar kurarak temel ihtiyaçlar azami sürede karşılanmaya çalışılmıştır.

Vakıf eğitim kapsamında 700 öğrencinin kayıtlı bulunduğu 1 üniversite ve 35 okul inşa etmiş, 71 okul onarılmıştır. Ayrıca 1 sağır-dilsiz-görme engelli okulu ve 1 ebelik okulu kurulmuştur (Demirdağ, 2018: 67). Öte yandan vakıf sadece Türkiye’ de değil Suriye’de de faaliyetlerini sürdürmekte yaklaşık on bin yetimin barınma ve eğitim gibi ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Aslında bu durum bir nevi Suriye’den Türkiye’ye göçü bir nebze de olsa azaltmaktadır.

Sağlık alanında ise kamplara tırlarla ilaç gönderilmiş, mobil kliniklerle yaralılar ve hastalar tedavi edilmiştir. Yine sağlık alanında Ortez Protez Merkezi Projesi geliştirilmiştir. Hatay, Şanlıurfa ve İstanbul’ da açılan bu merkezler ile savaşta uzuvlarını kaybeden insanlar için açılan bu merkezde 4- 6 saat içinde hastaya uygun protez sağlamak hedeflenmiştir (Demirdağ, 2018: 67).

Sosyal hayata uyum sürecinde kadınları da unutmayan İHH, savaş yüzünden eşi vefat etmiş olanlara gelir sağlamak amacıyla terzihaneler açarak onları ekonomik açıdan rahatlatmak için çalışmıştır. Öte yandan hak temelli bir STK da olan İHH yürüttüğü çalışmalar neticesinde Suriye’ de haksız yere hapiste tutulan yüzlerce mahkûmun serbest kalmasını da sağlamıştır. Birleşmiş Milletler ve diğer paydaşların insani diplomasi görüşmeleri ile Türkiye’nin girişimleri sonucu 45 bin kişi güvenli bölgelere aktarılmıştır (Yıldız, 2019: 52). İHH’nin bir diğer önemli faaliyeti ise toplumda bilinç uyandırmak adına raporlar, belgeseller, seminerler ve kısa film çalışmalarıyla hem insani krizin boyutunu hem halkın da desteğiyle gerçekleştirilen yardımların yerine ulaştığını gösteriyor. Ayrıca bazı üniversite ve liselerde göç konusunda akademik dersler verilerek bu konuda daha bilinçli hareket edilmesi sağlanıyor.

3.3. Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği (SGDD)

Derneğin temel amacı Türkiye’de yaşayan mülteci ve sığınmacıların karşılaştıkları sorunlara çözüm üretmek, temel ihtiyaçlarını karşılamada yardımcı olmak ve temel hak ve hizmetler erişimlerinde destek olmaktır (Çınar, 2017: 47). İnsani yardım, eğitim, sağlık, hukuk ve sosyal uyum alanlarında faaliyet gösteren dernek aynı zamanda BMMYK Türkiye Ofisi’nin uygulama ortağı olduğu için bu hizmetleri gerçekleştirirken oradan da yardım almaktadır.

Dernek Suriyeli çocukların sağlık kontroller için çok yönlü destek merkezlerinde bilir kişilerle çalışmış aynı zamanda hamile kadınlara da hamilelik ve sağlık konularında destek vermiştir. Ayrıca kamp dışındaki sığınmacılara da hastane ve psikolojik destek noktasında yardımlarda bulunmuştur. Öte yandan dernek, yasal düzenlemelerden dolayı yeni statüler alan sığınmacılara da hukuksal alanda yardımcı olmuştur.

Bir diğer önemli etkinlik ise Suriyeli ve Türk çocuklarını bir araya getirdiği bir çocuk şenliğini 2017’de gerçekleştiren dernek, filmler ve belgeseller aracılığıyla göçmenler konusunda toplumda oluşan olumsuz yargıları kırmaya ve farkındalık oluşturmaya çalışmakta ve kadınlar için buluşmalar düzenlenmektedir (Çelik ve Pekküçükşen, 2018: 1280).

Sonuç ve Öneriler

İnsanoğlunun var olduğu tarihten beri yapılan göçler ne yazık ki her zaman gönüllü olarak gerçekleşmiyor. Savaş gibi ağır ve yıkıcı etkiler sonucu ülkemize gelen Suriyeli sığınmacılar devletin aldığı önlemlerle her ne kadar topluma entegre edilmeye çalışılsa da bazen sürecin yavaş işlemesinden dolayı duruma STK’lar da el atmak zorunda kalmıştır. STK’ ların yadsınamaz rollerini göz önüne alırsak gerek insani yardım ihtiyaçlarını gidermede gerekse insani diplomasi çalışmaları yürüterek birçok sorunu çözmeye çalışmışlardır. Bu süreçte STK’lar en az devlet kadar faaliyette bulunmuş bazen devletin eksik ya da yavaş olduğu noktada öncü olmuşlardır. Hatta diyebiliriz ki ulusal ya da uluslararası bu STK’ların Suriye’de yapmış oldukları faaliyetler gelecek yeni göçleri az da olsa engellemiştir. Yine de tüm bu çalışmalar tam anlamıyla başarıya ulaştı diyemeyiz. Çünkü milyonlarca insanın birçok ihtiyacını karşılamak ve kısa sürede topluma entegre etmek mümkün değildir. Burada STK’lar için vurgulayacağımız en önemli şey devletin almış olduğu bu ağır yükü bir nebze de olsa hafifletmişlerdir. Öte yandan bu süreçte yapılması gereken en başta açık kapı politikası uygulamak yerine ülkenin ne kadar sığınmacı kabul edebileceğini her yönden tartışıp o ölçüde insan kabul etmek olmalıydı. Düzenlenen mevzuatların ve vaad edilen ihtiyaçların daha net belirtilmesi gerekirdi. Ayrıca topluma entegre olmuş, işini kurmuş vatandaş gibi hayatına devam edenler dışında Suriyelilerin sınır ötesi operasyonlar sonucu oluşturulan güvenli bölgeye yerleştirilmesi gerekir. Böylece STK’lar da faaliyetlerini tek bölgede ve daha hızlı gerçekleştirir bu da olası yeni göçleri engeller.

Fatma Bayalan

Gökçe Peker

Sivil Toplum Çalışmaları Staj Programı

Kaynakça:

Açıkalın, Ş. N., Dağhan, G., & Olgun, Z. Türkiye’ deki Suriyeli Mültecilerin Entegrasyonunda Yaşam Boyu Eğitim. Avrasya Uluslararası Araştırmalar Dergisi, 9(28), 395- 412.

Akman, K. (2018). Göç Yönetiminde Yerel Yönetimler ve STK İşbirliği. Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi, 1(3), 452- 466.

Çelik, V., Pekküçükşen, Ş. (2018). Türkiye’deki Sivil Toplum Kuruluşlarının Göç karşısındaki Çalışmaları Üzeine Bir Değerlendirme. Üçüncü Sektör Sosyal Ekonomi, 53(3), 1273-1283.

Çınar, S., S. (2017). İsveç ve Türkiye’deki Farklı STK’ların Gözünden Suriyeli Mülteci Krizi. (Yüksek Lİsans Tezi). İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Demirdağ, S., Z. (2018). Suriyeli Mülteci Krizini Yönetmede Türkiye’deki Ulusal Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü. (Yüksek Lİsans Tezi), Marmara Üniversitesi. Orta Doğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Enstitüsü.

Doğan, G. (2018). Mültecilerin Göç Durumu ve STK’ların Bu Duruma Etkisi. (Yüksek Lİsans Tezi). İstanbul Arel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Kaynar, M. K. (2005). Sivil Toplumun Kavramsal Tarihi ve Sivil Toplumla İlgili Güncel Tartışmalar. Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 23(1), 339- 369.

Kızılay. (t.y.). Göç ve Mülteci Hizmetleri. Erişim Adresi: https://www.kizilay.org.tr/neler-yapiyoruz/goc-ve-multeci-hizmetleri Erişim Tarihi: 2022, 16 Nisan. 

Kutlu, M. (2019). Türkiye’ deki Suriyeli Mültecilerin Türkiye’ nin İş Gücü Piyasasına ve İstihdama Etkileri Üzerine Bir Değerlendirme. Dicle Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 9(17), 45-59.

Mülteciler Derneği. (2022). Türkiye’deki Suriyeli Sayısı Mart 2022. Erişim Adresi: https://multeciler.org.tr/turkiyedeki-suriyeli-sayisi/ Erişim Tarihi: 2022, 16 Nisan. 

Şimşek, D. (2018). Mülteci Entegrasyonu, Göç Politikaları ve Sosyal Sınıf: Türkiye’ deki Suriyeli Mülteciler Örneği. Sosyal Politika Çalışmaları Dergisi, 367- 392.

Şimşek, D. (2019). Türkiye’deki Suriyeli Çocukların Eğitime Erişimi: Engeller ve Öneriler. Eğitim Bilim Toplum, 17(65), 10- 32.

Türk, G., D. (2016). Türkiye’deki Suriyeli Mültecilere Yönelik Sivil Toplum Kuruluşlarının Faaliyetlerine İlişkin Bir DEğerlendirme. Marmara İletişim Dergisi, (25), 145-157.

Üstün, S.  (2021). Türkiye’deki Suriyeli Göçmenlerin Entegrasyonuna Ulusal ve Uluslararası STK’ların Katkısı: Mukayeseli Bir İnceleme. (Yüksek Lİsans Tezi). İstanbul Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü. 

Yıldırım, Ş., D. (2019). Suriyeli Göçü ve Sığınmacıların Entegrasyon Sürecinde STK’lar. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, 12(63), 726-735.

Yıldız, R., M. (2019). Türkiye’deki STK’ların Suriye’deki Savaşın Neden Olduğu Yoksulluğu Önleme Çalışmaları: İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı, Türkiye Kızılay Derneği ve Deniz Feneri Derneği Örneği. (Yüksek Lisans Tezi), Yalova Üniversitesi. Sosyal Bilimler Enstitüsü 

Sosyal Medyada Paylaş

48,001BeğenenlerBeğen
6,443TakipçilerTakip Et
8,620TakipçilerTakip Et
2,586AboneAbone Ol

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Sosyal Medya Yasası ve Dezenformasyonla Mücadele

Uzunca bir süredir gündemi meşgul eden sosyal medya düzenlemesi...

Çin’in Balkanlar Politikası

Balkanlarda gün geçtikçe nüfuz alanını artıran Çin, bu nüfuzu...

Son Zamanlarda Artan Mı? Yoksa Görünürlük Kazanan Mı?

Bu yazıda, irdelenecek konu herhangi bir olayın ardından o...

İkinci Dünya Savaşı’ndan Sonra ABD’nin Ortadoğu Politikasına Genel Bir Bakış

Özet Bu makale, İkinci Dünya Savaşı’ndan Obama yönetimine kadar geçen...