Uluslararası Boğazlarda Egemenlik ve Haklar Üzerine Bir Anlaşmazlık: Korfu Boğazı Davası

Özet

Soğuk Savaş döneminde Arnavutluk ve Birleşik Krallık arasında geçen Korfu Boğazı Davası, iki ülkenin bu boğaz üzerinde sahip olduğu haklarla ilgili anlaşmazlıklardan doğmuş ve iki ülke bu anlaşmazlığı kendi aralarında çözüme ulaştıramayınca bu dava Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) taşınmıştır. Bu dava UAD’nin ilk itirazı olarak tarihe geçmiştir. Dava öncesi süreç ve iki ülke arasındaki bu anlaşmazlığın çözümü oldukça uzun bir döneme yayılmıştır. Dava kararları ise uluslararası boğazların tanımı ve bu boğazlardan geçiş rejiminin düzenlenmesi konusunda önemli bir zemin hazırlamıştır. Bunun yanında, kararlar devletlerin uluslararası sorumluluklarının altını tekrar çizmiştir. Davanın gelişiminde Soğuk Savaş döneminin politik koşulları da etkileyici bir faktör olmuştur. İkinci Dünya Savaşı sonrasında farklı saflarda yer alan Birleşik Krallık ve Arnavutluk arasında halihazırda var olan ideolojik farklar ve tanınma problemi, Arnavutluk’un boğazlardaki egemenlik konusundaki hassasiyetini artırmıştır. Anlaşmazlık süresince Arnavutluk Birleşik Krallık gemilerinin Korfu Boğazı’ndan geçişini bir tehdit olarak algılamış, Birleşik Krallık ise bu boğazdan geçiş hakkı olduğunu belirtmiştir. Süreç içerisinde Birleşik Krallık’ın da Arnavutluk’un egemenliğini ihlal eden eylemleri gerçekleştirmiştir ancak genel anlamda Arnavutluk yasal sorumluluklarını yerine getirmediğinden UAD tarafından haksız görülmüş ve maddi cezaya tabi tutulmuştur. Bu araştırmada Korfu Boğazı Davası’nın gelişimi, uluslararası deniz hukukuna etkisi ve tarafların anlaşmazlık boyunca sergilediği tutumların hukuki boyutu incelenmiştir. 

Anahtar Kelimeler: Uluslararası Boğazlar, zararsız geçiş hakkı, uluslararası sorumluluk, egemenlik, boğaz geçiş rejimleri. 

Abstract

The Corfu Channel Case, which took place between Albania and the United Kingdom during the Cold War, arose from disputes regarding the rights of the two countries over this channel. After a long-term dispute which could not come to be solved between these two countries, the issue was brought to the International Court of Justice (ICJ). Court decisions have provided a significant basis for the definition of international straits and the regulation of the transit regime through these straits. In addition, the resolution has emphasized the international responsibilities of states. In the background of these disputes, the political conditions of the Cold War era have existed as an influential factor. Albania and the United Kingdom have been on two conflicting sides since the Second World War. Therefore, the existing ideological differences and the recognition problem between these two countries have increased the sensitivity of Albania to the sovereignty in the straits. During these conflicts, Albania evaluated the navigation of British ships through the Corfu Channel as a threat. On the other hand, the United Kingdom has emphasized the right of innocent passage that is applied when the ships are navigating in the international straits. During the process of dispute, the United Kingdom also carried out actions that violated Albania’s sovereignty; however, in general, Albania was deemed unfair by the ICJ and was subject to financial penalties due to its unfulfilled international responsibilities. In this research, the development of the Corfu Channel Case, its impact on the international law of the sea, and the legal dimension of the parties’ attitudes throughout the dispute were examined.

Keywords: International Straits, the right of innocent passage, international responsibility, sovereignty, the regime of the straits.

Giriş

UAD’nin ilk itirazı olan Korfu Boğazı Davası Soğuk Savaş döneminde gerçekleşmiş, bu davanın tarafları Birleşik Krallık ve Arnavutluk olmuştur (İnaç ve Yazıcı, 2018: 149). İki ülke arasında Korfu Boğazı’ndaki egemenlik tartışmalarıyla başlayan bu süreç, UAD’nin uluslararası boğazlardan geçiş rejimi konusunda deniz hukukuna katkı sağlayan bir kararla sonuçlanmıştır. Korfu Boğazı Davası’nın gelişim sürecine bakıldığında, Arnavutluk’un Korfu Boğazı’ndaki egemenlik hassasiyetinin önemli rol oynadığını söylemek mümkündür. İki ülke arasındaki anlaşmazlık Arnavutluk’un Korfu Boğazı’ndan geçen iki kraliyet donanması savaş gemisine ateş açmasıyla başlamıştır. Bu olaydan sonra Birleşik Krallık Arnavutluk’tan geri adım beklese de Arnavutluk egemenlik iddiasından vazgeçmemiştir. Bunun üzerine Birleşik Krallık Korfu Boğazı’ndan tekrar geçiş yapıp Arnavutluk’un tepkisini ölçmek istediğinde gemileri ve mürettebatı bu boğaz sınırlarına yerleştirilen mayınlar sebebiyle ağır hasar görmüştür. Nihayetinde Arnavutluk tarafından haksız bir zarara uğratıldığını düşünen Birleşik Krallık, Arnavutluk’un rıza göstermediği bir tetkik operasyonu ile bu mayınları araştırıp incelemiştir. İki ülke arasındaki olaylar Birleşik Krallık tarafından zararsız geçiş hakkının ihlali, Arnavutluk tarafından ise boğazlardaki egemenlik hakkının ihlali olarak görülmüştür. UAD kararında Birleşik Krallık’ın Korfu Boğazı’ndan geçişinin zararsız olduğu ve Arnavutluk’un bu boğazın sınırlarında gerçekleşen olaylardan sorumlu tutulması gerektiği belirtilmiştir. Bunun yanında, Birleşik Krallık’ın mayın operasyonunun ise Arnavutluk’un kara sularındaki egemenliğini ihlal ettiği karara bağlanmıştır. Tüm bu sürecin daha iyi kavranması adına, iki ülke arasında geçen bu anlaşmazlığın gerçekleştiği dönemin politik yapısına değinilmesinde fayda vardır. Anlaşmazlığın ve dava sürecinin Soğuk Savaş döneminde gerçekleştiği göz önünde bulundurulduğunda, Arnavutluk’un ve Birleşik Krallık’ın Soğuk Savaş’ın iki farklı safında yer aldığını unutmamak gerekir. Henüz Korfu Boğazı’ndaki anlaşmazlık başlamadan önce, ülkede artan Sovyet etkisinden dolayı Arnavutluk’un Birleşmiş Milletler’e (BM) üyeliğine Güvenlik Konseyi’nde Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından veto verilmiştir. “Ayrıca Arnavutluk ve Yunanistan arasındaki sınır anlaşmazlığında Arnavutluk’un desteklediği komünist partizanlara karşılık, ABD ve Birleşik Krallık Yunanistan ordusunu desteklemiştir”. İki ülke arasındaki politik farklılıklar ve dengeler incelendiğinde, Birleşik Krallık tarafından resmi olarak tanınmamış Arnavutluk’un egemenliğinin korunması konusunda oldukça duyarlı davranması daha iyi anlaşılmaktadır (Geiger, 2019: 02.38). Bu hassasiyet doğrultusunda Arnavutluk, Korfu Boğazı’ndan geçen iki Kraliyet Donanması savaş gemisine karşı sert bir tutum benimseyip, bu gemileri tehdit olarak algılamıştır. Birleşik Krallık’ın hak arayışı ve ısrarı ise iki ülke arasındaki anlaşmazlığı UAD’ye taşımıştır. Bu araştırmanın amacı, Korfu Boğazı Davası’na neden olan anlaşmazlığın gelişim sürecini, anlaşmazlığın UAD’ye nasıl taşındığını ve UAD’nin bu dava hakkında verdiği kararları incelemektir. Bu incelemeler yapılırken Korfu Boğazı’nda yaşanan gelişmelerin gerçekleştiği dönemin politik durumunun olayların gelişimine nasıl etki ettiğine, iki ülkenin anlaşmazlık süresince benimsediği tutumların hukuki ve siyasi niteliğine de değinilerek dava hakkında bütüncül bir açıklama yapmak hedeflenmiştir. Araştırma yapılırken dava öncesi süreç, dava süreci ve dava sonucu ayrı başlıklar altında incelenmiş, Korfu Boğazı Davası hakkındaki literatürden yararlanılarak kapsamlı bir kronolojik açıklama okura sunulmuştur.

1. Dava Öncesi Süreç 

Korfu Boğazı’nda Birleşik Krallık ve Arnavutluk arasında yaşanan anlaşmazlıkların UAD’ye taşınması uzun soluklu bir süreç olmuştur. İki ülke arasındaki krizi başlatan olay 15 Mayıs 1946 tarihinde gerçekleşmiştir. Korfu Boğazı’ndan geçen iki Kraliyet Donanması savaş gemisine Arnavutluk tarafından ateş açılmıştır. Birleşik Krallık Arnavutluk’un gerilime yol açan bu hamlesini kınamıştır. Boğazlardan barışçıl bir şekilde geçmenin uluslararası hukuk tarafından tanınmış bir hak olduğunu bildiren Birleşik Krallık karşısında Arnavutluk hükümeti yabancı savaş ve ticari gemilerin Arnavutluk kara suları sınırlarından geçmesinin tek koşulunun Arnavutluk’un önceden verilmiş yetkisi olduğunu ifade etmiştir. 2 Ağustos 1946 tarihinde ise, Birleşik Krallık benzer bir olayın tekrar yaşanması durumunda misilleme yapılacağını belirtmiştir. 24 Eylül’de Londra Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın İngiltere Akdeniz Başkomutanı’na iletisi de Arnavutluk ile yeniden diplomatik ilişkilerin kurulmasının tekrar hükümetin gündemde olduğunu ve majestelerinin Arnavutluk’un davranışlarını düzeltip düzeltmeyeceğini bilmek istediğini içeren bir metin olmuştur (Corfu Chanel Case Merits, 1949: 5). Birleşik Krallık’ın Arnavutluk’un geri adım atacağını düşünmesi diplomatik ilişkilerin tekrar kurulabileceği yönünde tasarılara sebep olsa da, iki ülke arasındaki gerginlik daha da tırmanıp yasal bir süreci başlatacaktır. Zira 22 Ekim 1946 tarihinde, Birleşik Krallık sahip olduğu zararsız geçiş hakkına Arnavutluk’un nasıl bir tepki göstereceğini ölçme amacıyla üç gemisine Korfu Boğazı’ndan geçme emri verdiğinde yerleştirilen mayınlar sebebiyle gemiler ağır hasar almış ve can kayıpları meydana gelmiştir. “13 Kasım’da ise maden tetkiki ve kanıt toplama amacıyla Arnavutluk kara suları sınırlarında tek taraflı bir operasyon gerçekleşmiştir. Her ne kadar Birleşik Krallık bu operasyonu yapacağını Arnavutluk’a önceden bildirmiş olsa da, Arnavutluk bu konuda Birleşik Krallık’a herhangi bir yetki vermemiş ve bu operasyonu protesto etmiştir” (Waibel, 2010). 

Altı ay süren bu kriz sürecinden de görüldüğü üzere Birleşik Krallık zararsız geçiş hakkını aramakta ısrarcı olsa da Arnavutluk Korfu Boğazı’ndan yapılacak geçişlerin bir egemenlik ihlali olduğu görüşünden vazgeçmemiştir. Birleşik Krallık’ın yaptığı son operasyon her iki taraf açısından yaşanan problemi daha da derin bir sürece sürüklemiştir. Bu noktada, iki ülke arasında yaşanan krizin hukuki boyutunu incelemek yerinde olacaktır. Olaya konu olan “zararsız geçiş” kavramı BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, “Geçiş sahildar devletin barışına, güvenine veya düzenine zarar vermedikçe zararsızdır”. Bu noktada, Birleşik Krallık gemilerinin Korfu Boğazı’ndan 15 Mayıs’taki geçişi zararsız niteliktedir ancak Arnavutluk Cumhuriyeti bu geçişi tehdit olarak algılayıp ateş açmıştır. 13 Kasım’da Birleşik Krallık tarafından Arnavutluk kara sularında başlatılan mayın tetkik operasyonu ise BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin zararsız geçiş durumunu bozacak istisnai durumlardan biridir. Sözleşmede belirtilen bu istisnai durum “geçişle doğrudan bir ilgisi bulunmayan diğer her türlü faaliyette bulunulmasıdır” (Vank, 1998: 88, akt. İnaç vd., 2018: 156-157). Birleşik Krallık tarafından yapılan operasyon Arnavutluk’un karşı çıktığı bir operasyon olmakla beraber, Arnavutluk kara sularında yapılmıştır. Bu değerlendirmelerden yola çıkılarak her iki ülkenin de uluslararası hukuka aykırı hamleleri olduğu söylenebilir ancak genel duruma bakıldığında hangi ülkenin hukuki olarak haklı konumda olduğu ancak UAD’nin verdiği karardan sonra kesinleşecektir.

2. Dava Süreci

Yukarıda aktarılan olaylardan sonra iki ülke arasında yaşanan krizi uluslararası mercilere ilk taşıyan taraf Birleşik Krallık olmuştur. Gerçekleşen mayın patlamaları sonucu ortaya çıkan maddi ve manevi zarardan Arnavutluk’un sorumlu tutulmasını isteyen Birleşik Krallık, 1947’nin Ocak ayında BM Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) başvuruda bulunmuştur. BMGK ise 9 Nisan tarihinde iki ülkenin hak arayışına acilen UAD’ye başvurarak devam etmeleri gerektiğini dile getiren bir önerge yayınlamıştır. BMGK’nin bu önergesi üzerine BM Arnavutluk ile görüşme yapmaksızın UAD’ye tek taraflı bir başvuruda bulunmuştur (Harding, Bancroft ve Stein, 1949: 646). Konsey ise 9 Nisan tarihinde iki ülkenin hak arayışına acilen UAD’ye başvurarak devam etmeleri gerektiğini dile getiren bir önerge yayınlamıştır. BMGK’nin bu önergesi üzerine BM Arnavutluk ile görüşme yapmaksızın UAD’ye tek taraflı bir başvuruda bulunmuştur. Başta BMGK’nin önergesinin bağlayıcı olduğunu öne süren İngiltere’ye itiraz eden Arnavutluk, sonrasında UAD’nin kararına uymak durumunda kalıp İngiltere ile ortak düzenledikleri Özel Anlaşma’da çözülmesini istediği noktaları belirtmiş ve Divan’a 25 Mart 1948 tarihinde başvuruda bulunmuştur (Wright, 2017: 491; Güneş, 2007: 221). Resmi olarak dava sürecine giren iki ülkeden Birleşik Krallık Arnavutluk kara sularında bulunan mayınlardan gördüğü zararın telafi edilmesini beklerken, Arnavutluk ise Birleşik Krallık’ın yaptığı teknik araştırmaların ülke egemenliğini ihlal ettiğini öne sürerek gereğinin yapılmasını istemiştir. Her iki ülkenin talebi doğrultusunda Divan tarafından değerlendirilen hususlar aşağıda detaylarıyla açıklanacaktır. 

Arnavutluk kara sularındaki mayınların varlığı sorunu hakkında Birleşik Krallık’ın iddiası bu mayınların Arnavutluk’un teklifi üzerine iki Yugoslav savaş gemisi tarafından yerleştirdiği olmuştur. Divan bunun üzerine, bu gizli ortaklığın kanıtlanmadığını ve mayınların kim tarafından yerleştirildiğinin hala kesin olmadığını vurgulamıştır. Divanın asıl değindiği nokta Arnavutluk’un sözü edilen mayınlar konusundaki yasal sorumluluğudur. Zira mayınların bizzat Arnavutluk tarafından yerleştirildiğine dair de ciddi bir delil söz konusu değildir. Buna karşılık Birleşik Krallık mayınları yerleştiren taraf her kim olursa olsun bu olayın gerçekleşmesinin Arnavutluk’un bilgisi olmadan mümkün olamayacağını öne sürmüştür. Öte yandan, bir uluslararası hukuk ihlalinde bir devlet sıkı kontrollerle bu ihlal hakkında doğrudan kanıt sağlayacak bulguları yok edebilecek durumdadır. Son olarak Birleşik Krallık Arnavutluk’un mayınların varlığını öğrendiğinde yalnızca Birleşik Krallık’ın tetkik operasyonuna tepki gösterdiğini, ancak kara sularına kendisinden habersiz mayın yerleştirilmesinin ciddi bir egemenlik ihlali olmasına karşın bu olaya tepki göstermediğini belirtmiştir. Bununla birlikte Birleşik Krallık, madenlerin varlığı ortaya çıktıktan sonra Arnavutluk tarafından herhangi bir yasal araştırma sürecinin başlatılmamış olmasının tek açıklamasının Arnavutluk hükümetinin mayınların yerleştirme sürecinden haberdar olması ve gizli kalmasını tercih etmesi olduğunu ifade etmiştir (Corfu Chanel Case Merits, 1949 :6). Birleşik Krallık’ın bu iddialarının yerinde ve kuvvetli iddialar olduğunu söylemek mümkündür.

Arnavutluk’un dava süresince bulunduğu iddialar incelendiğinde ise, iki devlet arasında uzun bir dönem boyunca süren anlaşmazlıktaki tutumunun hiç değişmediğini söylemek mümkündür. Zira Arnavutluk yine Birleşik Krallık’ın Korfu Boğazı’ndan geçişinin ülke egemenliğine zarar verdiğini öne sürmüştür. Bununla birlikte, Korfu Boğazı’nın uluslararası sular kapsamındaki konumuyla ilgili görüşü de bu boğazın uluslararası deniz seferlerinde birincil öneme sahip olmadığı ve açık denizin iki bölümünün bağlanması açısından gerekli bir rota olmadığıdır (Waibel,2010). Arnavutluk Birleşik Krallık’ın kara suları sınırlarında yetkisiz araştırma yapması konusunda da itirazlarını sürdürmüştür. Bu noktada UAD Arnavutluk’a hak verecektir. Arnavutluk’un Korfu Boğazı hakkındaki tutumuna bakıldığında, boğazlar konusunda ciddi bir hassasiyete sahip olduğu görülmektedir. Uluslararası hukuka aykırı davrandığı UAD tarafından açıklanacak Arnavutluk’un bu hassasiyetine olayın yaşandığı dönem olan 1946’lı yılların politik durumunun da etki ettiği söylenebilir.

3. Dava Sonucu

25 Mart 1948’de başlayıp 9 Nisan 1949’da sonuçlanan Korfu Boğazı Davası kararları uluslararası deniz hukuku açısından önemli bir gelişme olmuş ve boğazların geçiş rejiminde bazı tanımların geliştirilmesine sebep olmuştur (Demir, 2018:335). UAD’nin kararında Arnavutluk’un öne sürdüğü egemenlik ihlali iddiası yalnızca Birleşik Krallık’ın yaptığı operasyon konusunda haklı görülmüş, Birleşik Krallık’ın Korfu Boğazı’ndan yaptığı diğer geçişlerinin Arnavutluk’un egemenliğine bir tehdit oluşturulmadığı belirtilmiştir. “Divan’a göre uluslararası bir andlaşma ile aksi yönde bir düzenleme söz konusu olmadıkça, kıyı devletinin barış zamanında bu türden geçişleri yasaklama yetkisi yoktur” (The Corfu Channel Case, Merits, 1949: 28, akt. Güneş, 2007:221).  Ayrıca, UAD uluslararası boğazların tanımını “Açık denizin iki parçasını birleştiren ve uluslararası deniz ulaşımında kullanılmakta olan” şeklinde geliştirerek bu konudaki tanım karmaşasına çözüm getirmiştir (İnaç vd., 2018:152). Bunun yanında, Korfu Boğazı’nın uluslararası seferlerde ikincil öneme sahip olmasının boğazın uluslararası geçişlerde kullanılmasına engel teşkil etmediğine karar verilmiştir. Son olarak, Arnavutluk kara suları sınırlarına yerleştirilen mayınların Arnavutluk’un bilgisi olmadan gerçekleşemeyeceğine kanaat getirilmiş, Arnavutluk’un Birleşik Krallık’ı bu konuda uyarma sorumluluğu olduğunu açıklamıştır.

Arnavutluk tazminat davasının son aşamasına katılmayı reddetse de UAD Arnavutluk’u sorumlu tuttuğu zararın tazminat bedelini 843,947 İngiliz sterlini olarak belirmiştir. Arnavutluk bu tazminatı ödemeyi reddedince, Birleşik Krallık Nazi Almanyası’nın Arnavutluk merkez bankasından yağmaladığı ve Üçlü Altın Komisyon adına İngiltere Bankası’nda tutulan 13 milyon dolara el koymuştur. 1991 yılında yeniden başlatılan diplomatik ilişkiler ve Arnavutluk’un Birleşik Krallık’a tazminat ödemeyi kabul etmesiyle birlikte, Birleşik Krallık el koyduğu altınları Arnavutluk’a iade etmeyi kabul etmiştir. Birleşik Krallık’ın Arnavutluk’un egemenliğini ihlal eden tetkik operasyonları hakkında ise hukuka aykırılık beyanı bildirilmiştir ve bu ihlal manevi zarar olarak değerlendirilmiştir (Waibel, 2010). 

Tartışma ve Sonuç

Birleşik Krallık ve Arnavutluk arasında geçen Korfu Boğazı Davası tarihsel süreç içerisinde bir bütün olarak incelendiğinde, Soğuk Savaş dönemi gerginliğinin bu anlaşmazlığın çıkmasında etkili bir faktör olduğu söylenebilir. Zira Arnavutluk’un Birleşik Krallık’a karşı egemenliğini muhafaza etmek konusunda ısrarcı ve önleyici tutumu, iki ülke arasında olaylar yaşanmadan önce var olan politik gelişmelerle yakından ilgilidir. Arnavutluk’un Birleşik Krallık Donanması gemilerinin egemenliğini ihlal ettiği görüşü uluslararası hukuka aykırı bir zemin üzerine inşa edilmiştir. Arnavutluk Korfu Boğazı’nın uluslararası geçişlerde geçilmesi şart olmayan bir rota olduğunu ileri sürerek bu boğazın uluslararası niteliği hakkında çekince yaratmış ve bu boğazda hukuka aykırı bir egemenlik inşa etme çabasına girmiştir. Birleşik Krallık’ın tüm diplomatik çabalarına rağmen Arnavutluk’un boğazlardaki egemenlik konusunu bir güvenlik sorunu haline getirme çabası devam etmiştir. Birleşik Krallık’ın hak arayışında ısrarcı olması ülke açısından olumlu bir tutum olsa da Arnavutluk’un Korfu Boğazı’ndan tekrar geçmesini planladığı iki Birleşik Krallık gemisine ateş açması karşılığında misilleme yapacağını bildirmesi diplomatik açıdan iki ülke arasında gerginlik yaratabilecek bir ültimatom niteliğindedir. Bunun yanında, Korfu Boğazı anlaşmazlığı uzun soluklu bir süreç olmuştur ve UAD’nin büyük bir savaştan sonra uluslararası bir anlaşmazlıkta aktif rol oynaması da uluslararası hukuk ve anlaşmazlıkların çözümü açısından önemli bir gelişmedir. UAD’nin Korfu Boğazı Davası kararları uluslararası boğazlardan geçiş rejimlerinin düzenlemesinde sonradan verilecek kararlar için bir zemin oluşturmuştur. Zararsız geçiş kavramı UAD’nin kararıyla gündeme gelmiş ve uluslararası boğazların tanımı çekincesiz hale getirilmiştir. Bunun yanında, dava kararı devletlerin uluslararası sorumlulukları konusunda hassas davranması gerektiğinin altını çizmiştir. Davaya taraf olan her iki ülkenin de egemenlik konusunda ihlalleri olmuş, Arnavutluk haksız bir egemenlik inşası gerçekleştirirken Birleşik Krallık Arnavutluk kara sularında ülkenin rızası dışında tetkik operasyonu yaparak Arnavutluk’un egemenliğini ihlal etmiştir. İki ülke arasındaki bu anlaşmazlığı çözümleyen UAD’nin kararı ise uluslararası boğazlar, uluslararası sorumluluk ve boğazlardaki egemenlik kavramlarıyla ilgili önemli kararları içeren ve deniz hukukunun gelişmesi açısından fayda sağlayacak niteliktedir. 

Zeynep Deniz Kumbaroğlu

Uluslararası Hukuk Staj Programı

Editör: Gizem GÜVEN

Kaynakça:

Bancroft, H. F., Stein, E. (1949). The Corfu Channel Case: Judgment on the Preliminary Objection. Stanford Law Review, 1(4): 646–657. https://doi.org/10.2307/1226351 

Corfu Channel Case Merits. (1949). https://icj-cij.org/public/files/case-related/1/1647.pdf, (12 Eylül 2022). 

Demir, İ. (2018). Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Feshi. Türkiye Barolar Birliği Dergisi, 136, 328-359. 

Geiger, L. (2019). The Corfu Channel Incident and beginnings of the Cold War [Video]. The History Guy [Youtube Kanalı].  

Güneş, Ş. (2007). Türk Boğazları. ODTÜ Geliştirme Dergisi, 34(2), 217-250.

İnaç, H., Yazıcı, B. (2018). Uluslararası Hukuk Açısından Korfu Boğazı Davası ve Sonuçları. Akademik Bakış Dergisi, 70, 148-165.  

Wright, Q. (2017). The Corfu Channel Case. American Journal of International Law, 43(3), 491-494.

Sosyal Medyada Paylaş

[td_block_social_counter open_in_new_window="y" social_rel="nofollow" facebook="tuicakademi" twitter="tuicakademi" youtube="c/TUİÇAkademi" manual_count_youtube="2586" instagram="tuicakademi"]

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Çeviri Röportaj: Kapitalizmin Üstesinden Nasıl Geliriz?

Tom Wetzel, planlı bir sosyalist ekonominin nasıl görüneceğini ve sosyalizmi gerçeğe dönüştürmek için ihtiyacımız olan stratejiyi açıklıyor.

Çeviri: Avrupa Kendi Çöküşüne Giden Yolda Birleşmiş Durumda

Bu yazı, Jan Krikke’nin ‘Asia Times’ için kaleme almış olduğu “Europe united on road to its own decline” başlıklı makaleden çevrilmiştir.

Uluslararası Hukuk Değerlendirmesi ve KKTC’nin Deniz Yetki Alanları

Deniz Çalışmaları stajyeri Halit Gür'ün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin deniz yetki alanlarını değerlendirdiği araştırma yazısı yayında!

TUİÇ Üniversite Elçileri Başvuruları Açıldı!

Siz de TUİÇ Üniversite Elçisi olmak istiyorsanız, linkte yer alan başvuru formunu doldurabilirsiniz.