Yeni Osmanlıcılık- Hınç, Nostalji, Narsizm

0
142

Nagehan Tokdoğan, Yeni Osmanlıcılık: Hınç, Nostalji, Narsizm, 2020, İletişim Yayınları, Sayfa Sayısı: 285

 

“Sembolize edilmemiş her kayıp sonraki kuşaklara musallat olmak üzere daima  geri döner.”

Erdoğan Özmen’in bu sözüyle başlıyor kitap. Kitabın ilk cümlesi olarak kullanılan  bu söz aslında özü niteliyor. Tarih sahnesinde dönem dönem farklı biçimlerde  yerini almış ve dolaşıma sokulmuş bir kavramın yeniden üretilmesini izliyoruz.

Yeni Osmanlıcılık Hınç, Nostalji Narsizm; başlıktaki kavramlara belki de  bu kavramların tam olarak ifade edilegeldiği bir noktadan, duygulanım  üzerinden odaklanarak emsallerinden ayrılmaktadır. Duygular ve siyaset  arasındaki ilişkinin mahiyetini  (Tokdoğan,2018, s.261)  tartışan çalışma, aksi rasyonel varsayım eleştirileriyle tezini kuvvetlendiriyor.  Siyaset bilimi ve sosyoloji disiplinin yöntem ve kavramsallaştırmaları ile belli  kuramlara yaslanıyor. Tokdoğan, temel olarak Sara Ahmed’in Spinozacı felsefi yaklaşımı çerçevesinde çalışmasını ele alıyor. Ahmed kısaca, duyguların ortaya  saçılarak dolaştığı, kişi ya da gruplara yapıştığı kuramını sosyolojik ve siyasal  alana uyarlıyor. Kolektif duygu olarak isimlendirilen kavram tabiri caizse bir  kolektif bilinç halini imgeliyor. Kolektif duygular, içinde bulunduğumuz  kolektivitenin bir sonucu gibi görünürken aslında nedenini teşkil ediyor (Tokdoğan,2018,  s.32). Bu yönüyle çalışmanın devamında gördüğümüz semboller ve anlatıyla  bütünleşen bir kavrama yaslanılmış.

Kitabın giriş gelişme ve sonuç bölümünde tartışma temellendirilmiş,  örneklerle açıklanmış ve dönemsel ayrıntılarla sınıflandırılmıştır. Böylece hem  akademik hem de akademi dışı okuyuculara siyasal ve sosyolojik bir bakış açısı  sağlamıştır. Özellikle akademik anlamda sağladığı kaynakça ve çalışmanın  temel argümanları bu alanda yapılacak çalışmalar için temel bir bibliyografya  niteliğinde. Nagehan Tokdoğan’ın hem akademik hem siyasal bir merakının  tezahürü olan bu çalışma 2018 yılında İletişim Yayınlarından çıkıyor. Tokdoğan  bizatihi içinde bulunup tecrübe ettiği bir ulusun ruh halini duygulanımsal boyutu  üzerinden sunuyor. Önsözde Aksu Bora’nın da belirttiği gibi bu ruh hali  manipülasyondan ibaret olmayan aktif katılım talep eden bir ruh hali. Öyle ki  insanlar buna dahil olurken siyasal özne olmaya devam ediyorlar. (Tokdoğan,  2018, s.11). Tokdoğan bir sürecin neden ve nasıl ilerlediğini, hangi semboller ve  duygular üzerinden ilerlediğini ve nasıl başarılı olduğunu, değişen ve yerine eklenen kavramları tartışıyor ve bu sorulara cevap arıyor.

Kitapta, tıpkı Heaney gibi temel metinlerde oldukça önemli bir yeri olan  duyguların “duyguların körlüğü (emotion-proof)” olarak kavramsallaştırılan  modern dönem çalışmalarında yok sayılmasının karşıtlıklar üzerinden anlaşılır  eleştirisi yapılıyor ve sebepler uzun uzun temellendiriliyor.(Tokdoğan,2018, s.26,  s.45). Peki neden duygulanımsal boyut? Duyguların bireysellikten çıkıp kolektif  fenomenlere dönüştüğü bir süreç görüyoruz yakın Türkiye tarihinde. (Tokdoğan,  2018, s.11) Özellikle son 10 yılda tekrar tekrar gündeme gelen ve dolaşıma  sokulan bir kavram Yeni Osmanlıcılık. Tokdoğan’ın tanımıyla “Yeni  Osmanlıcılık, dünyayı bilmenin, anlamının ve anlamdırmanın, toplumsal ve  siyasal kimlikleri kurmanın aracı olan inşa edilmiş bir hikaye, insanların ve  kolektivitelerin kendilerini onun içine yerleştirdikleri bir politik anlatı olarak  varlık gösteriyor. (Tokdoğan,2018, s.15)” Bu hikaye sadece politik unsurlarla  değil aynı zamanda bu sürecin bir gereği olarak sembollerle inşa edilmiştir. Bu  anlamda semboller adeta bir duygusal yatırım aracı olarak kullanılmış ve milli  kimlik kavramı üzerinde kolektif etkilere sebep olmuştur. Modern ulus  devletlerinde semboller , ulusları kişileştirmeye ve kurumsal olanın gündelik olanla  bağını kurmaya yaramaktadır (Tokdoğan, 2018, s. 41). Bu anlamda semboller bir  topluluğun olduğu kadar bir ulusun da inşası ve kenetlenmesini mümkün kılacak  duygularla yüklenmeleri bakımından, soyut ulus tahayyülünün somutlaştığı ve  yayıldığı en güçlü araçlar olarak, gerek siyasal alanda gerekse toplumsal, kültürel  ve özel yaşantılarda kuvvetli bir varlık göstermektedirler (Tokdoğan,2018,s.42).  Örneğin Smith sembollerin miras ve kültürel yakınlıklar bağlamında bir tür dayanışma ve biraradalık yarattığından, aynı şekilde Hobsbawn bu kavramlar  aracılığıyla milli kimliğin kolektif aidiyet duygusu üzerindeki etkisinden,  Anderson ise hayali cemaatler kavramsallaştırmasında duygusal ihtiyaca yanıt  olarak çıkmış olmasından bahseder. Yeni Osmanlıcılık kavramı tıpkı Berezin’in  dediği gibi bir milli kimlik unsuru olarak sembolik pratikler aracılığıyla farklı  farklı dönemlerde mütemadiyen yeniden üretilmiş ve son 10 yıllık süreçte ise  başka bir boyut kazanmış olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda Tokdoğan,  alternatif bir kimlik anlatısı olarak ortaya çıkan ve 80’lerde ilk kez dile getirilen, 90’larda Türkçülük ve İslamcılık tartışmalarıyla birleşen, AKP döneminde ise yeni bir milli kimlik anlatısı olarak karşılaştığımız Yeni Osmanlıcılık kavramını, gündelik hayat pratikleri, özellikle Fetih kutlamaları başta olmak üzere törenler ve  biçimleri, medya ve sosyal medya, mitler ve tarih, siyasal ve toplumsal jargon, kamu politikaları, eğitim, kültürel faaliyet ve mekanların dönüşümü gibi sembolik araçlarla tartışmaya açmaktadır. Ve tabii ki neye alternatif olduğunu  ve Kemalizm’i de. Bu süreç sembolik unsurları içeren  toplumun yeniden tanımlanmasının bariz bir parçası değil, banal bir parçasıdır. Gücünü ve sürekliliğini toplumsal yaşamdaki etkin görünürlüğünden ve yeniden  üretilebilirliğinden alan milliyetçiliği banal milliyetçilik olarak tanımlayan  Michael Bilig’in kavramsallaştırması bu noktada oldukça açıklayıcı olacaktır  (Tokdoğan, 2018,s.74). Nitekim Tokdoğan AKP dönemi Yeni Osmanlıcılık  pratikleri üzerinden banal Osmanlıcılık kavramsallaştırmasıyla bugünü  tanımlamıştır.

Burada değinilmesi gereken önemli bir nokta bu anlatının kimi zaman  hesaplaşma arzusuyla karşılaştığımız bir rövanş biçiminde, kimi zaman da varlığının  ihtişamlı anlatısı ve bileşenleriyle yeniden ve yeniden üretilmesi ile ortaya çıkmasıdır.   Bugün bu anlatı siyasal seçkinlerin politikaları ve siyasal söylemin dışında  toplumsal tabakada da bir halet-i ruhiye olarak vuku bulmuştur. Başka bir deyişle  Yeni Osmanlıcılık siyasal söylem alanında doğmuş olsa da , banalleşerek sıradan  insanın milliyetçiliğinin yeni bir formu haline gelmiştir (Tokdoğan,2018, s.263).  Temelde sebep ne olursa olsun görüyoruz ki duygusal motivasyonlar ve sonuçlar  taşıyan bu semboller bir ulusun ruh halini değiştirecek ve yeniden üretecek kadar  güçlüdür. Bu ruh hali kolektif bir hafızayı yeniden canlandırmakla kalmayıp onu  yeniden üretecek ve bu sürece bir özne olarak dahil edecektir. Milli kimlik ve  milliyetçilik kavramının siyasal süreçle yeniden üretiliyor olması belki de kısa bir  dönem denilecek bir dönemde toplumsal dönüşümün nasıl dolaşıma  sokulduğunun biçimleridir. Öte yandan bugünün Türkiye politika atmosferine,  sosyolojik bir perspektifle bakacak olursak bu süreç Cumhuriyet tarihinin  geleneklerini ve politikalarını esnetmiş durumda. Ancak bu durumun böyle  devam edecek olduğu gibi bir öngörü çok da yerinde olmayabilir. Uzun süre belli  kalıplarla kimi zaman keskin-alternatif bir noktadan varlığını sürdüren bu kavram  birçok yönden etkileri ve sonuçları doğuracaktır. Gelecek zamanda göreceğiz.  Bütün bunlar Tokdoğan’ın anlatmaya çalıştığı bugünün çatışma ve gerilimlerinin  arka planında ekonomik ve stratejik etkenlerden ziyade kimlik sorunlarına ilişkin istemlerin yattığı fikrini nasıl başarılı bir biçimde akademiye sunduğunu  göstermektedir.

 

 

HASNA DURMUŞ

Milliyetçilik Staj Programı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.