Baskı Grupları ve Lobicilik: ABD ve Türkiye Üzerine Bir İnceleme

0
60

Özet

Baskı grupları ve lobicilik kavramları, demokrasi kültürünün geliştiği ülkelerde yaygın hale gelmiş en önemli kavramlardandır. Çoğu zaman, her iki kavram aynı anlamda kullanılmasına rağmen, aralarında farklılıklar bulunmaktadır. Her ikisi de tanım itibariyle, belirli amaçlar doğrultusunda yasama ve yürütme organları üzerinde baskı kurarak, siyasi elitleri etkilemek amacıyla yapılan faaliyetler olarak ifade edilir. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda büyük bir zafer kazanan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), dünya siyasetinde önemli bir konuma gelmiştir. Birçok ülke, ABD’de lobicilik faaliyetlerine başlamasına rağmen, Türkiye ulusal ve uluslararası meseleler nedeniyle bu sürece dahil olmakta geç kalmıştır. Çalışmada bu kapsamda ABD ve Türkiye’de bulunan baskı grupları ve lobicilik faaliyetleri incelenmiş ve Türkiye’nin lobicilik alanındaki eksikleri tartışılmıştır. 

Anahtar Kelimeler: Türkiye, ABD, Lobicilik, Baskı Grupları, TÜSİAD.

Abstract

The concept of pressure groups and lobbying is the most essential perception widespread in countries where democracy has developed. Most of the time, both of the ideas are used with almost the same meaning, but there are differences between them. Both, by definition, are activities to influence the political elite by putting pressure on the legislative and executive bodies for specific purposes. After the Second World War, the United States of America (USA) gained an important role in world politics. Although many countries started lobbying activities in the USA, Turkey was late involved in this process due to national and international issues. This study examined pressure groups and lobbying activities in the USA and Turkey. Also, Turkey’s deficiencies in lobbying activities were discussed. 

Keywords: Turkey, USA, Lobbying, Pressure Groups, TÜSİAD.

Sponsorlu

Giriş

Lobi faaliyetleri ve baskı grupları, bir devletin iç ve dış siyasetini, siyasetçilerini, bakanlarını hatta başkanlarını etkileyebilecek güce sahiplerdir. Özellikle Amerikan siyasetinde yoğun şekilde görebileceğimiz lobi faaliyetleri, üzerine bol sayıda araştırma yapılan ve yapılmaya devam edilen bir konudur. Lobiciliğin bu kadar çok araştırmaya konu olmasında ve önemli bir nitelik taşımasında kuşkusuz siyaseti etkileyebilmesindeki başarı yatmaktadır. Baskı grupları ve lobicilik birbirine karıştırılabilecek kavramlardır. Hem lobiciliğin önemini kavramak hem de baskı grupları ile arasındaki farkı anlamak için birçok çalışma yapılmıştır. Bu araştırmanın amacı ise yapılan bu çalışmaların yardımı ile başlangıç olarak lobicilik ve baskı grupları arasındaki farkı belirterek lobiciliğin tarihine değinmek, sonrasında ise lobiciliğin ABD’de ve Türkiye’de nasıl bir önemi olduğunu anlamaktır. Bu çalışma esnasında, bahsedildiği gibi, lobicilik ile ilgili yapılan araştırmalardan yola çıkılarak öncelikle okuyucuya lobicilik ve baskı grupları kavramları tanımlanacaktır. Ardından ABD’deki lobiciliğin önemi ve ABD siyasetinde etkili olan etnik lobilere değinilecektir. Sonrasında ise Türkiye’deki baskı grupları ve lobi faaliyetleri ile bunların hangi sebeplerden dolayı ABD’deki gibi gelişemediğine değinilecektir. Sonuç bölümünde ise ABD ve Türkiye üzerine yapılan değerlendirmeler ışığında lobiciliğin Türkiye ve ABD’deki potansiyel konumu analiz edilecektir.

1. Baskı Grupları

Toplum içerisinde bir grup insanın kendi çıkarları doğrultusunda siyaseti, siyasetçileri ve yöneticileri etkilemek veya baskılamak amacıyla kurdukları gruplara baskı grubu denmektedir. Bakıldığı zaman baskı gruplarının yaptığı faaliyetlere lobicilik demek de yanlış olmayacaktır. Baskı gruplarının literatürdeki tanımına baktığımızda: 

“Bir toplum içinde, birtakım insanlar aralarında ortaklaşa menfaatler olduğunu hissedip, bunun şuuruna ererler ve kamu görevlileri üzerine etki yaparak amaçlarını gerçekleştirmek için teşkilatlı bir biçimde çalışırlarsa bir baskı grubu meydana getirmiş olurlar” (Aybay, 2011).

Baskı gruplarının amaçları dini, etnik ve ekonomik de olabilmektedir (Aybay, 2011). Özet olarak, baskı grupları bir grup aynı amaca sahip insanın bir araya gelerek yöneticiler üzerinde kendi amaçları doğrultusunda baskı kurmaya, onların politikalarını etkilemeye çalışmasıdır. Bu süreçte baskı grupları yöneticilerin veya siyasetçilerin kararlarını etkileyebilmek adına lobicilik faaliyetleri de gerçekleştirmektelerdir.

2. Lobicilik

Lobiciliği en temel şekliyle, bir ülkenin siyasetini, siyasetçilerini, yöneticilerini veya başkanını çıkarlar doğrultusunda etkilemeye çalışmak olarak tanımlamak mümkündür. Lobiciliğin tanımı olarak literatüre baktığımız zaman da benzer bir tanımla karşılaşmaktayız:

“Kendi namına (lehine) hareket eden bir vatandaştan (bireyden) başka biri tarafından devlet yönetimine ait karar vericiye/vericilere yönelmiş, onun/onların kararlarını etkileme amacıyla bir mesajın tahriki, teşviki ve iletilmesidir” (Kaya, 1990).

Burada verilen tanımda lobicilik faaliyetlerini gerçekleştiren “kişi” olarak geçmektedir ancak lobicilik faaliyetleri baskı grupları ve bazı kuruluşlar tarafından da gerçekleştirilmektedir. Başka bir deyişle lobicilik faaliyeti bir grubun veya kişinin kendi çıkarları doğrultusunda (etnik gruplar da olabilir) bir ülkedeki siyaseti etkileme çabasıdır. Lobicilik faaliyetlerine verilebilecek en iyi örneklerden biri de ABD’deki Yahudi lobisidir.

Bu araştırmanın amacı doğrultusunda lobicilik tarihine de kısaca değinilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda lobicilik tarihine bakıldığında, ABD’nin lobicilik tarihinin merkezde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu kavram 1960’lı yıllardan itibaren yoğun şekilde kullanılmaya başlanmıştır (Babaoğlu, 2016). “Lobi” kavramının ortaya çıkması, 1870’lerde ABD Başkanı Grant’ın kaldığı otel lobisinde belirli kişiler tarafından etkilenmeye çalışılması ile olmuştur (Babaoğlu, 2016). 1960’lı yıllardan 2000’lere gelindikçe lobicilik faaliyetleri doğrultusunda harcanan para miktarı artmıştır (Babaoğlu, 2016). Harcanan paraların artmasını lobicilik faaliyetlerinin ve lobiciliğin etkisinin de artması olarak yorumlamak yanlış olmayacaktır.

ABD’de lobicilik faaliyetlerinin büyük çoğunluğu yabancılar tarafından gerçekleştirilmektedir (Aslan, 2009). Bu yabancı lobilerin en güçlüleri olarak da Yunan lobisi ve İsrail lobisini örnek vermek mümkündür (Aslan, 2009). ABD’de lobiciliğin organize edilmesi adına birçok düzenleme yapılmıştır. Yapılan bu düzenlemeler lobiciliğin önünü tıkamak amacıyla yapılmamaktadır: 

“Lobi faaliyetlerinin düzenlenip denetlenmesindeki amaç, faaliyetlerine sansür koymak değil hem kamusal çıkarları korumak hem de bu tür grupların faaliyetlerinin daha açık yürütülmesi ve denetim altında tutulmasını sağlamaktır” (Aslan, 2009).

Bu doğrultuda çıkarılan kanunlardan birine örnek olarak, 1946 yılında yürürlüğe konan Ulusal Lobiciliği Düzenleme Kanunu verilebilir (Aslan, 2009). Günümüzdeki lobicilik faaliyetleri ise Washington D.C.’de 120 binden fazla lobici ve 8 binden fazla şirket tarafından yürütülmektedir (Yılmaz, 2020). Kısaca lobiciliğin tarihine bakıldığı zaman, lobiciliğin ABD’de ortaya çıkan ve yukarıda tanımlandığı üzere siyasetçileri veya başkanları etkilemek üzere yapılan faaliyetlerden oluştuğu söylenebilir.

3. ABD’de Lobicilik

Bir önceki bölümde de belirtildiği üzere, lobicilik ABD’de ortaya çıkan ve günümüz siyasetini de etkilemeye devam eden bir faaliyettir. Amerika’da özellikle etnik lobilerin (Ermeni lobisi, Yahudi lobisi…) etkisinin büyük olduğunu görmek mümkündür. 

“Amerika’da faaliyette olan milletlerin lobicilik faaliyetlerine baktığımızda Amerikan siyasi sistemini daha fazla etkilemiş olduklarını görüyoruz” (Yılmaz, 2020).

ABD’deki lobicilik faaliyetlerinin daha iyi anlaşılabilmesi adına etnik grupların yaptığı lobicilik faaliyetlerine daha detaylı bir şekilde değinmek gerekmektedir. 

ABD’de Ermeni lobisinin aktif bir şekilde çalıştığı görülmektedir. Bunun sebeplerine bakıldığında: Ermenilerin Amerikan toplumu ile kaynaşmış olmaları, Yunan lobisinden destek almaları, kamuoyunu etkileyecek faaliyetlerde bulunmaları, seçim kampanyalarına müdahale etmeleri gibi sebepler örnek olarak verilebilir (An, 2013). ABD’deki Ermeni lobilerinin asıl amacı sözde soykırıma yönelik bir yasa kabul ettirmektir. 

“Amerikan Ermeni lobisi 1980’li yılların ilk yarısında hemen her yıl girişimde bulunmasına karşılık Temsilciler Meclisi’nden bir soykırım kararı geçirtmekte başarılı olamamıştır” (Çelikkol, 2015).

Yahudi lobisi de ABD politikasını en çok etkileyen lobilerden biridir. 

“ABD’deki İsrail lobisi, İsrail konusunda aynı şekilde düşünen beyin takımlarını önemli noktalara taşıyabilmekte, akademik camiayı baskı altına tutabilmekte ve ‘anti-Semitizm’i bir silah olarak kullanarak İsrail’in politikalarına ilişkin haklı eleştirilerin önüne geçmektedir” (Şahin, 2010).

Yahudilerin ABD politikasına olan etkisine örnek vermek gerekirse, 1948 tarihinde İsrail devleti kurulduğunda bu devleti ilk tanıyan ülke ABD olmuştur ve dönemin başkanı Truman’a bu kararın bölgedeki Araplarla ilişkileri olumsuz etkileyebileceği söylendiğinde Truman, kendi seçim bölgesinde Arap olmadığını söyleyerek yanıt vermiştir (Oruç, 2014). 

ABD’de faaliyet gösteren en güçlü Yahudi lobisinin, Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (American Israel Public Affairs Committee) (AIPAC) olduğunu söylemek mümkündür (Gönülal, 2017).

“1986 yılında dönemin ABD Dışişleri Bakanı olan Shultz’un, İsrail’e ilişkin bir yasa tasarısı hazırlanırken bizzat AIPAC’dan ne tür bir yardım paketi ve silah istediklerini yazılı olarak bildirmelerini istemesi bu düşünce kuruluşunun karar alma sürecindeki etkisinin görülmesi açısından oldukça önemlidir” (Oruç, 2014).

Yahudi lobisinin faaliyetlerine bakıldığında, lobinin İsrail’in çıkarları doğrultusunda ABD siyasetini ve siyasetçilerini etkileme çabaları olduğunu görmek mümkündür. 

4. Türkiye’de Baskı Grupları ve Lobicilik

4.1. Baskı Grupları

Türkiye’de baskı gruplarının tarihi yakın zamana uzanmamaktadır. Osmanlı İmparatorluğu’nda da baskı grupları var olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki baskı gruplarını Meşrutiyet öncesi ve Meşrutiyet sonrası olmak üzere iki döneme ayırmak mümkündür. Meşrutiyet öncesi, daha dolaylı nitelik baskı gruplarının olduğunu görmekteyiz. Bu gruplara örnek olarak Yeniçeri ocağı ve ilmiye sınıfı verilebilir. Osmanlı’da en başta yaygın olan baskı grupları ise dini niteliktedir. Bunlar, Lonca teşkilatı, Ahiler, Alevilik ve Bektaşiliktir. Bu baskı gruplarının, o dönemde devletin içinde ayrı bir devlet gücünde oldukları birçok tarihçi tarafından dile getirilmektedir. Meşrutiyet sonrasında ise; sosyal temelli baskı grubu olarak faaliyet gösteren akım ve dernekler kurulmuştur. İlk oluşum; Nesli Cedid Kulübü’dür. Bu dernek üyeleri, İttihat ve Terakki’nin karşısında yer almışlar ve adem-i merkeziyetçiliği savunmuşlardır. Bu dönemde, Milliyetçilik ve Türkçülük akımı ile ilgili dernekler de kurulmuştur. Bunların en etkili olanları; Türk Derneği (1908), Türk Yurdu Cemiyeti (1911) ve Türk Ocağı (1911)’dır (Aslan, 2004). Kurtuluş Savaşı döneminde de birçok baskı grubu kurulmuştur. Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti, Muhafaza-i Hukuku Milliye ve Reddi İlhak cemiyetleri en bilinen örneklerdir. Vatan, düşman işgalinden kurtarılıp, Cumhuriyet ilan edildikten sonra da devrimleri halka yaymak amacıyla kurulan Kadro Dergisi, Forum ve Yön dergileri bir baskı grubu işlevi görmüşlerdir (Aslan, 2004). 

Türkiye’de baskı gruplarının tarihini kısaca inceledikten sonra, çalışmanın amacına uyması için günümüzdeki en etkili baskı gruplarını inceleyeceğiz. Bunlar; ekonomik temelli baskı grupları ve dini baskı gruplarıdır. Ekonomik temelli baskı gruplarına; TÜSİAD (Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği), MÜSİAD (Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği), TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) örnek verilebilir. 

Sürekli gündem oluşturabilen tek ticari baskı grubu ise TÜSİAD’tır (Ürek ve Doğan, 2011). Bu bağlamda TÜSİAD’ı çalışma içerisinde incelemek faydalı olacaktır. TÜSİAD, Türkiye’nin önde gelen girişimcileri ve iş dünyası yöneticilerinin oluşturduğu, 1971 yılında kurulan gönüllü bir iş dünyası kuruluşudur. Ülke ekonomisinde üretim, kayıtlı istihdam, katma değer, dış ticaret gibi alanlarda önemli bir temsilcidir. Faaliyetleriyle sürdürülebilir kalkınma, rekabetçi piyasa ekonomisi, katılımcı demokrasi anlayışını devam ettirmektedir. Genel Merkezi İstanbul’da bulunmaktadır. Ankara’da temsilciliği ve Washington D.C., Brüksel, Berlin, Londra, Paris’te de uluslararası temsilcilikleri bulunmaktadır. Aynı zamanda Silikon Vadisi, Çin ve Körfez ağları da bulunmaktadır. 1987 yılından beri Avrupa özel sektörünün temsilcisi olarak kabul edilen Avrupa İş Dünyası Konfederasyonu’nun üyesidir (TÜSİAD, 2021).

TÜSİAD’ın faaliyetleri sadece iş dünyasıyla sınırlı kalmamakta, sosyal ve siyasi birçok alanda etkili olmaktadır. Kadın hakları, yeni anayasa çalışmaları, öğrencilere burs verilmesi, bölgesel kalkınma, yabancı ülkelerde “Ermeni Soykırımı” iddialarına karşı yürütülen çalışmalar bunlardan bazılarıdır (Emini, 2013). TÜSİAD’ı sadece bir baskı grubu olarak tanımlamak yanlış olacaktır çünkü lobicilik faaliyetleri de yürütmektedir. Türkiye’deki çalışmalarında daha çok baskı grubu gibi işlev görmesine rağmen, yabancı ülkelerde gerçekleştirdiği faaliyetlerinde lobicilik de gerçekleştirmektedir. Bu duruma örnek olarak TÜSİAD’ın Fransa’da Ermeni soykırımına karşı ve Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB)’ne üyelik sürecinde gösterdiği çalışmalar verilebilir.

Türkiye’de etkili olan diğer baskı grupları da dini temellidir. Bu baskı grupları cemaatler, tarikatlar ve hareketlerdir. Tarikatlar, 9. yüzyıldan itibaren Türkler arasında yayılmaya başlamıştır. 12. yüzyıldan itibaren ise, siyasi bakımdan etkili olan aydınlar, şehzadeler ve padişahların da bu tarikatların içerisine dahil olmaya başlamasıyla, bir baskı grubu haline gelmişlerdir. Günümüzde en yaygın olan tarikatlar; Mevlevilik, Bektaşilik, Kadirilik ve Nakşibendiliktir. Cemaatler ve hareketler ise daha yakın zamanlı oluşumlardır. Bunlar Cumhuriyet’in ilan edilmesiyle beraber ortaya çıkmışlardır. Süleymancılar ve Menzil Cemaati en bilinen örneklerdir (Ürek ve Doğan, 2011). Tarikatlar ve cemaatler, savundukları değerleri farklı yollarla topluma ulaştırmaya çalışmaktadırlar. Özellikle eğitim ve medya kanallarını kullanarak baskı grubu olma işlevini yerine getirmektedirler. Özel okullar, yurtlar, kuran kursu faaliyetleri, gazete, TV kanalı satın alma, kitap, dergi gibi birçok alanda çalışmaları mevcuttur. Aynı zamanda önemli bir oy potansiyeline de sahiplerdir. Seçim dönemi destekledikleri partiden milletvekili olarak TBMM’de yer almakta, daha çok dini konulardaki vaatleri yerine getirmek için baskı oluşturmaktadırlar.

4.2. Lobicilik Faaliyetleri

Günümüzde lobicilik faaliyetleri sayesinde parlamenter sistemlerdeki demokratik katılımın dolaylı yollardan sağlandığı yönünde meşru ve yaygın bir düşünce hakimdir. Değişen koşullar içinde yabancı çıkarları temsil eden gruplar ve ülkeler de hem dış politik kazanımlar hem de dış politikadaki kazanımları iç politikada kullanmak için lobicilik faaliyetlerini gerçekleştirmektedir (Özsoy, 1999). Lobicilik denildiği zaman akla ilk gelen ülkenin ABD olduğunu yazının başında belirtmiştik. ABD’de lobicilik birçok insan tarafından bilinen ve uygulanan bir şeydir. Türkiye’de ise henüz bilinmeyen ya da “çıkarcı” olarak tanımlanan bir kavramdır (Ürek ve Doğan, 2011).

Küreselleşmeyle beraber, ABD’deki lobicilik faaliyetleri hız kazanmıştır. Kanada, Almanya, Çin, Japonya, Fransa, Meksika ve Arap ülkeleri başta olmak üzere, birçok yabancı ülke ABD’de lobicilik faaliyetlerine başlamıştır. Bu ülkeler Kongre üzerinde, Hükümet üzerinde ve hatta Başkan üzerinde etkili olmak için lobicilik faaliyetlerine yönelmiştir (Özsoy, 1999). Türkiye ise bu faaliyetlere katılmakta geç kalmıştır ve etkili bir lobicilik faaliyeti yürütmekte çok da başarılı değildir.

Türkiye’nin lobicilik tarihini incelediğimizde, bu faaliyetlerin Osmanlı İmparatorluğu döneminde başladığını görmekteyiz. II. Abdülhamit’in Avrupa kamuoyunu Osmanlı lehine döndürmek için bazı çalışmalar gerçekleştirdiği bilinmektedir. Fakat, günümüz anlamıyla lobicilik çalışmaları Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından 1924 yılında Türk Teavün Cemiyeti’nin kurulmasıyla başlamıştır. Böylece, Türkiye Cumhuriyeti’nin lobicilik faaliyetleri ilk olarak ABD’de yürütülmeye başlanmıştır. Türk Teavün Cemiyeti, Birinci Dünya Savaşı sonrasında ABD’ye göç eden Türkler tarafından New York’ta kurulmuştur. Cemiyetin kuruluş amacı; Ermeni ve Rum lobilerinin Türkiye aleyhine lobi yapmalarını engellemek, kendi aralarında sosyal dayanışmayı güçlendirmek, Anadolu’da yaşayan savaş mağdurlarına yardım edebilmektir. 1923 yılında Türkiye ve Amerika arasında imzalanan Dostluk ve Ticaret Anlaşması’nın yürürlükten kalkması için Rum ve Ermeni lobileri, Lozan’a Hayır kampanyasını başlatmış; bunun üzerine cemiyet, 1924 yılında broşür hazırlayarak ABD Kongre üyelerine dağıtmıştır. Böylece Türkiye’nin bilinen ilk modern lobicilik çalışması gerçekleşmiştir (Yılmaz, 2009). Türk Teavün Cemiyeti’nin neden ve ne zaman kapatıldığı hakkında net bir bilgi mevcut değildir. Ulaşılabilen veriler ışığında, aktif olarak 1937 yılına kadar faaliyetlerini sürdürdükleri bilinmektedir. 

Türk Teavün Cemiyeti’nin etkinliğinin son bulmasıyla, ABD’de Türk Hars Birliği adında bir dernek kurulmuştur. Bu dernek, 1933 yılında, ABD’de Türk kültürünü yaşatmak, din hizmetlerinin yerine getirilmesini ve Türkler arasında dayanışmayı sağlamak amacıyla kurulmuştur. Dernek, Amerika’nın çeşitli yerlerinde Türkler için İslam kabristanlıklarının ayrılmasını sağlamış ve Türk çocuklarının kendi kültürlerinde eğitim ve öğrenim görmeleri amacıyla okullar açmıştır. Dernek, bazı zamanlar kapatılsa da günümüzde çalışmalarına devam etmekte ve lobicilik faaliyetlerini gerçekleştirmektedir (Akın, 2004).

Türkiye yurtdışında lobicilik faaliyetlerini gerçekleştirmekte fakat bu faaliyetler, diğer ülkelerle kıyaslandığında giriş mahiyetinde kalmaktadır. Türkiye’nin Özellikle ABD’de lobicilik faaliyetlerini arttırması çok önemlidir. Türkiye’nin Amerika’daki lobicilik faaliyetleri daha çok Türk-Amerikan dernekleri ve lobi şirketleri sayesinde yürütülmektedir fakat Türk lobileri Yunan, Ermeni ve Yahudi lobileriyle kıyaslandığında bu çaba yeterli değildir. Türkiye, ABD’de aracı lobi şirketlerini de kullanmaktadır. Bu şirketlerin çok da başarılı olduklarını söylemek mümkün değildir (Yılmaz, 2009, s. 3).

Sonuç

Baskı grubu ve lobicilik kavramları üzerine farklı tanımlamalar yapılmasına rağmen, iki kavram hemen hemen aynı anlamda kullanılmaktadır. Türkiye ve ABD üzerine bir inceleme yapıldığında ise, Türkiye’de bu kavramların farklı anlamları barındırdığı anlaşılmaktadır. Türkiye’de her sivil toplum kuruluşu, baskı grubu işlevi görmemektedir. Baskı grubu olarak nitelenen kurumların başında TÜSİAD gelmektedir. TÜSİAD yurtiçinde etkili bir baskı grubudur ve yurtdışında Türkiye lehine lobicilik faaliyetleri de yürütmektedir. ABD’de ise baskı grubu ve lobicilik kavramları hemen hemen aynı anlamda kullanılmaktadır. Bu yüzden bu çalışmada, ABD’de bulunan baskı gruplarına değinilmemiştir. Amerikan siyasetinde etkili olan etnik lobicilik faaliyetlerini, Yahudiler, Ermeniler ve Yunanlılar oluşturmaktadır. Yunan lobisi daha çok Ermenilerle beraber ortak hareket etmekte ve Türkiye aleyhine kararların alınması için çalışmaktadır Yahudi lobisiyse, iş dünyasında alınan kararlarda etkilidir.

Türkiye’de etkin olan baskı grupları daha çok ekonomik temelli baskı grupları ve dini temelli baskı gruplarıdır. Siyasetten ekonomiye hemen her konuda etkili bir baskı grubu işlevi görmektelerdir. Baskı grupları kimi zaman lobicilik faaliyetlerinde bulunsalar da bu durum lobicilik olarak tanımlanmamaktır. Bu durumun nedenlerinden biri, Türkiye’de lobicilik kavramının yanlış anlaşılmasından kaynaklanmaktadır. 

Türkiye’de lobicilik faaliyetleri Turgut Özal döneminde başlamasına rağmen, diğer ülkelerle kıyaslandığında henüz lobiciliğe giriş niteliğinde kalmaktadır. En büyük eksiklik, “lobicilik” kavramının yanlış anlaşılması ve bu konuda uzman kişilerin olmamasıdır. Türkiye’de lobicilik denildiği zaman daha çok rüşvet, akraba/eş/dost kayırmacılığı, çıkarcı gibi anlamlar ortaya çıkmaktadır. Lobiciliğin gelişebilmesi için ilk adım, bu yanlış anlaşılmaların giderilmesi için çalışmalar yapmaktır.

Yabancı ülkelerde yaşayan Türkler, Türkiye’nin nüfuz gücünü arttırmakta fakat bu koz etkili bir şekilde kullanılmamaktadır. Özellikle ABD’de yaşayan Türkler, ABD vatandaşı olmak istememektedir. Bu durum da birçok sosyal ve siyasal haktan mahrum kalmalarına neden olmaktadır. Aynı zamanda ABD’de kurulmuş birçok Türk derneği olmasına rağmen, aralarında iletişim ve örgütlenme sorunu vardır. Bu konuda Türk siyasetçilerinin, yabancı ülkelerde yaşayan Türklerle etkili bir iletişim sürecine girmeleri ve bu konuda bilgilendirmeleri gerekmektedir.

Türkiye’nin hukuksal yönden en büyük eksikliği, ABD’de olduğu gibi “lobicilik yasası”nın eksikliğidir. Bu yasa, AB ve ABD’de olduğu gibi demokrasiyi teşvik edici ama aynı zamanda da üreticiyi ve tüketiciyi de mağdur etmemelidir. Rüşvet, yolsuzluk, akraba kayırmacılığı, hemşerilik anlayışının önüne ancak bu şekilde geçilebilir. Lobicilik yasası, sadece Türk şirketler ve sivil toplum kuruşları için değil, yabancı ülkelerin Türkiye’deki faaliyetlerini de denetleyebilir olmalıdır.

Berkcan TUNER

Büşra GÖRGÜLÜ

Sivil Toplum Çalışmaları Staj Programı

Kaynakça

Akın, V. (2004). Amerika’da ilk Türk lobisi: türk teavün cemiyeti (turkish welfare association). Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 20(59), 453–521. 

An, Ö. (2013). Türkiye’nin dış politikasına etkisi bakımından 2015’e doğru Ermeni lobisi. Ermeni Araştırmaları, 45, 177–244. 

Aslan, S. (2009). Siyasal iktidarı etkileme yöntemlerinden biri olarak lobicilik. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 23, 1–7. 

Aslan, S., & Gül, C. (2004). Geçmişten günümüze Türkiye’de baskı grupları. C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, 5(1), 85–100. 

Aybay, R. (2011). Baskı grupları. Journal of Istanbul University Law Faculty, 27(1–4), 271–285.

Babaoğlu, C. (2016). Lobicilik ve kamu yönetiminde katılım. Türk İdare Dergisi, 483, 299–314. 

Çelikkol, O. (2015). Ermeni “soykırımı” iddiaları, amerikan kongresi ve türkiye. Bilge Strateji, 7(13), 17-30.

Emini, F. (2013). Sivil toplum kuruluşlarının politika belirleme sürecindeki rolü: Tüsiad örneği. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 36, 43–56. 

Gönülal, Ü. A. (2017). Filistin sorununda dönüm noktası: Donald Trump’ın barış sürecine son veren hamlesi ve İsrail lobisinin etkisi. The Turkish Yearbook of International Relations, 48, 99–109. 

Kaya, B. (1990). Tanıtma yöntemi olarak lobicilik. Anatolia: Turizm Araştırmaları Dergisi, 1(3), 24–29. 

Oruç, H. (2014). Abd’nin İsrail-Filistin politikası. 1–9. Erişim Adresi: https://www.researchgate.net/publication/316967531_ABD%27nin_Israil-Filistin_Politikasi 

Özsoy, O. (1999). Türkiye’nin Abd’deki tanıtımında lobi şirketlerinin kullanımı ve Türk lobiciliğinin karşılaştığı zorluklar. Marmara İletişim Dergisi, 10(10), 201–210. 

Şahin, M. (2010). Abd–İsrail ilişkileri: böyle dost düşman başına. Middle Eastern Analysis/Ortadoğu Analiz, 2(21), 39–45. 

TÜSİAD. (2021). Hakkında. Erişim Adresi: https://tusiad.org/tr/tusiad/hakkinda (Erişim Tarihi: 06.08.2021).

Ürek, M., & Doğan, N. (2011). Lobicilik ve baskı grupları: devlet, sivil toplum ve demokrasi. İnkılap Kitabevi.

Yılmaz, T. (2009). Türkiye’nin kullanamadığı stratejik güç; lobicilik. TASAM, 1–7. Erişim Adresi: http://baskanlikreferandumu.siyasaliletisim.org/wp-content/uploads/2009/07/Turkiyeninkullanamadigiguclobicilik.pdf

Yılmaz, T. (2020). Stratejik güç; lobicilik. Kamudiplomasisi.Org, 1–7. Erişim Adresi: http://kamudiplomasisi.org/pdf/lobiciliktulayyilmaz.pdf

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here