Birleşmiş Milletler ve Barış

Bu röportaj Doç. Dr. Fikret Birdişli ile “Birleşmiş Milletler ve Barış” üzerine yapılmıştır. 

Birdişli, Türkiye’de Anadolu Üniversitesi’nden mezun olmuş, yüksek lisans ve doktora derecelerini İnönü Üniversitesi’nde Güvenlik Çalışmaları alanında almıştır. Araştırmaları Uluslararası Politika ve Güvenlik üzerine odaklanmıştır. Güvenlik Stratejileri ve Güvenlik Kültürü ile ilgilenmektedir. Yayınlanmış beş kitabı ve birçok kitap bölümü vardır. Teori ve Uygulamada Uluslararası Güvenlik kitabı birçok üniversitede ders kitabı olarak kullanılmaktadır. Doç. Dr. Birdişli İnönü Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin müdürü olup, İnönü Üniversitesi, Anabilim/Bilim Dalı Başkanı olarak İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde görev yapmaktadır. 

 

1) Birleşmiş Milletler sizin için ne anlam ifade ediyor? Gerçek anlamda  barışı sağlayıp  koruyabilecek bir örgüt müdür?

Uluslararası İlişkiler ya da Uluslararası Politikanın temel problemi üst bir otoritenin olmadığı bir ortamda devletlerin çıkarlarını sağlama çabalarının neden olduğu sorunları aşmanın ve uzlaşmanın bir yolunu bulmaktır. Savaş bildiğiniz gibi bir sorun çözme ya da çıkarları gerçekleştirme aracı olarak tarih boyunca başvurulan oldukça uç bir yöntem olagelmiştir. Fakat teknolojinin gelişmesi savaşı artık savaş alanlarının dışına taşırarak kentleri, sivilleri, hedef alan bir niteliğe büründürmüş ve yaygın savaşlar güçlü devletleri de zayıflatan bir olgu haline dönüşmüştür. Bu nedenle nihai olarak savaşlara son vermek ya da onu olabildiğince sınırlayarak belli kurallar dâhilinde cereyan etmesini sağlamak uluslararası toplumun öncelikli amacı haline dönüşmüştür. Fakat uluslararası alanda devletlerin üstünde bir otoritenin bulunmaması, hukuken devletlerin bağımsız ve eşit varlıklar olması bu arzuyu ya da hedefi güçleştirmektedir.

Bu noktada dikkatten kaçırılmaması gereken bir gerçek daha vardır. Tarih boyunca sahip oldukları ekonomik, askeri ve siyasi kapasiteleri açısından diğerlerinden açık ara önde olan bir grup devlet -ki bu İkinci Dünya Savaşı sonrası hariç, genellikle 5 ile 10 devlet arası olmuştur- her daim kendi zamanlarının uluslararası gündemlerini belirleyen devletler olmuşlardır. Bu günümüzde de böyledir.

Zaman içinde bu denge grubu içinde yer alan devletlerin hangi devletler olduğu çeşitli nedenlere dayalı olarak değişse de bu de facto güçler dengesi sistemi varlığını hep korumuştur. Milletler Cemiyeti ve ardılı olan Birleşmiş Milletler, de facto güç dengesi sisteminin büyük güçler yönetimine dönüşmüş de jure yani hukuksal ve nihai bir formudur. Başka bir deyişle bugün  BM özelinde şahit olduğumuz yapı, aslında tarih boyunca fiilen var olmuş olan bir yapının nihai ve örgütsel  bir formudur.

Fakat  BM sistemi uluslararası sistemin anarşik yapısına günümüzde göreceli bir düzen getirse de bu anarşik yapıyı ya da başka bir ifade ile devletler arasındaki ilişkilerin anarşik doğasını bütünüyle ortadan kaldıran bir yapı değildir. Henüz böyle bir yapı olmadığı gibi yakın bir gelecek içinde de böyle bir yapının çıkması zordur. Ama orta ve uzun vadede BM’nin uluslararası alanı daha fazla düzenleyen bir örgüt haline gelmesi mümkündür. Gelişmelerin de giderek bu yönde olduğuna inanıyorum.

BM’nin mevcut başarısı, dünyada savaşların önüne geçmesi değil, daha çok büyük güçler arasında çıkabilecek yaygın bir savaşı engellemesidir. Nitekim İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana, zaman zaman önemli krizler yaşansa da büyük güçler arasında doğrudan bir savaş yaşanmamıştır.  Fakat bunu sağlayan sadece BM ve Güvenlik Konseyi’nin yapısı değil, aynı zamanda Uluslararası Hukuk alanında yaşanan gelişmelerdir; küreselleşme nedeniyle devletler, toplumlar arasında giderek artan karşılıklı bağımlılık ve toplumların dünya görüşlerinde yaşanan değişimleri de hesaba katmak gerekir. Dünyada yaşanan değişim her zaman çok faktörlü ve çok vektörlü olmuştur. Bu nedenle BM’nin şiddeti önlemedeki rolü her ne kadar Güvenlik Konseyi üyelerinin tutumuna bağlı olsa da soft politik dediğimiz alanlarda BM’nin önemli başarılara imza atan bir uluslararası örgüt olduğunu da gözden kaçırmamak gerekir.

 

2) Bosna ve Ruanda örnekleri göz önüne alındığında 5 daimi üyenin karar alma mekanizmasındaki sorunsal hakkında ne düşünüyorsunuz?

Güç nasıl ki insanda özgüven artışına neden olur ve kişinin kendince sorumluluk alanlarını genişletir, yani bir anlamda kendini doğrudan ilgilendiren ya da ilgilendirmeyen konularda müdahaleci bir tutum izlemesine neden olursa, aynı şekilde devletlerde de artan askeri ve ekonomik kapasite devletleri daha proaktif ve iddialı hale getirir. Bunu çeşitli nedenlerle kendileri için ahlaki ve hukuki kılarlar.

BM Güvenlik Konseyinde yer alan 5 daimi üyenin toplamının sahip olduğu ekonomik kapasite dünyanın toplam ekonomik kapasitesinin %50’ye yakınını, askeri kapasitesinin %50’den fazlasını, demografi ve karasal büyüklükleri açısından %50’den fazlasını oluşturdukları düşünüldüğünde, bu devletlerin uluslararası alanda kendilerine öncelikli rol biçmeleri aslında yadırganacak bir şey değildir.  Fakat bu konumları onların sorumluluk anlayışlarını öncelikli olarak kendi çıkarları bağlamında değerlendirmelerinin önüne de geçmemektedir. Yani BM her ne kadar dünyanın anarşik yapısına göreceli bir düzen getirse de BM Güvenlik Konseyi’ni de anarşik bir yapı içinde olan daha küçük bir evren olarak düşünebiliriz. Bu durumda, BM’nin uluslararası barışı koruma görevini üstlenmesi ve bu konuda öncelikli sorumluluğu Güvenlik Konseyi’ne vermesine rağmen bunun için gerekli araçlara sahip olmaması, Güvenlik Konseyi’ndeki devletlerin uluslararası alanda bir sorumluluk üstlenmelerini, birilerini ya da birbirlerini bekleyen bir konumda tutmakta ve harekete geçmelerini geciktirmektedir.

Yukarıda kabaca verdiğim oranlar kapsamında BMGK’de yer alan beş daimi üyenin kendilerini dünyanın büyük ortakları olarak görmeleri, ahlaki açıdan tartışılabilir olsa da reel politik olarak bir karşılığı bulunmaktadır, kaldı ki diğer ülkeler bu durumu bildikleri halde BM’ye üye olmaktan geri durmamışlardır.

 

3) Amerika Birleşik Devletlerinin BMGK’den ayrı hareket ederek Kosova’ya müdahale etmesi  yanlış mıdır  yoksa etnik temizlik ve göçe zorlama mevcut ise bu tarz müdahaleler olmalı mıdır?

Devletler sadece güçlerini korumak ya da artırmak çabasıyla dış politika izlemezler. Dış Politikanın bir diğer amacı da prestiji korumaktır. BM Güvenlik Konseyi’nin bir karar alamaması durumunda, ABD’nin hegemon güç pozisyonuna dayandırdığı ve yumuşak gücünü oluşturan ahlaki söylemi ile ters düşmemesi adına kendisini böyle hareket etmek zorunda hissettiğini düşünüyorum. Ama elbette ki uluslararası politikadaki hiçbir eylem tek bir nedenle açıklanamayacağı gibi, bu müdahaleyi de sadece prestij politikası ile açıklamak yetersiz olur. Ama nedenler arasında bunun önemli bir yer tuttuğunu düşünüyorum.

 

4) Koruma Sorumluluğu devlet egemenliğine karşı yapılan bir ihlal midir?

Karşılıklı bağımlılığın arttığı bir dönemde, egemenlik kavramının nasıl yorumlanacağı oldukça tartışmalı hale gelmiştir. Bunun en önemli nedeni devletler arasındaki ilişkilerin artık bir uluslararası toplum ortaya çıkartmasıdır. Uluslararası toplumun sahip olduğu kurumlar olan uluslararası hukuk, diplomasi ve ekonomi alanında sayısı giderek artan norm ve kurallar; özellikle uluslararası hukuk alanında Ergo Omnes, Jus Cogens gibi bütün devletleri sorumlu kılan yükümlülükler; temel hak ve özgürlüklerin giderek evrenselleşmesi gibi konular, ayrıca çeşitli nedenlere dayalı olarak uluslararası alanda insan hareketliliğinin artması gibi daha pek çok neden  devlet egemenliğini giderek daha tartışmalı hale getirmektedir. Diğer yandan uluslararası hukukta pek çok konunun biraz muğlak kalması, yorum sorununu da beraberinde getirmektedir. Yani bir anlamda koruma sorumluluğu kapsamında ileri sürülen nedenler, yoruma açık ve esnetilebilen olgulardır.

 

5) Barışı sağlayabilecek ulus üstü bir birlik mümkün müdür?

Eğer barıştan kastınız negatif barış ise, ben bunun gelecek yüzyıllarda geçmişe kıyasla daha mümkün hale geleceği düşüncesindeyim. Fakat pozitif barıştan söz ediliyorsa bununla ilgili sorunların var olmaya devam edeceğini düşünüyorum.

 

 

METEHAN ÖVÜT

Uluslararası Örgütler Staj Programı

 

 

 

 

  • Etiketler
  • un

Sosyal Medyada Paylaş

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Somali – Türkiye Anlaşması Onaylandı

Somali ile Türkiye arasında 8 Şubat'ta imzalanan Savunma ve...

İki Yıl Sonra Ukrayna’da Sırada Ne Var?

Rusya'nın Ukrayna'daki savaşı üçüncü yılına girerken, savaş alanında görünürdeki...

İsrail’in Kendini Yok Etmesi: Netanyahu, Filistinliler ve İhmalin Bedeli

Haaretz'in baş editörü Aluf Benn'in "İsrail’in Kendi Kendini Yok...

Orta Doğu’nun Sorunlarını Yalnızca Orta Doğu Çözebilir

Makale İncelemesi: "Orta Doğu'nun Sorunlarını Yalnızca Orta Doğu Çözebilir:...