Çeviri Makale: ‘Orta Doğu Üzerinde Uçmak’

0
138

Francis Fukuyama’nın ‘American Purpose’ için kaleme aldığı ‘Droning on the Middle East’ makalesinden çevrilmiştir. Bu yazının İngilizce aslını aşağıdaki bağlantıda bulabilirsiniz. https://www.americanpurpose.com/blog/fukuyama/droning-on/

Drone’larla ilk defa ilgilenmeye başladığım 2010 yılının başlarında, Financial Times’ta, insanların drone’lara sahip olmasının küresel politika için büyük etkileri olabileceğine dair tahminlerde bulundum. O zamanlarda drone teknolojisi büyük ölçüde Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail tarafından kontrol ediliyordu fakat ben drone’ların kullanımının geniş çapta yayılacağını söyledim ve bunun devletlerarası çatışmaların doğasını kaçınılmaz bir şekilde değiştireceğini belirttim. Ben drone’ların spesifik kullanımının hedefe yönelik suikastlar olacağını düşünürken aynı zamanlarda Henry Sokolski’de drone’ların nükleer santraller gibi kritik altyapılara karşı kullanılabileceklerini söyledi. Henüz bu tehditler büyük ölçüde ortaya çıkmadı ancak askeri düzeyde bakıldığında küresel manzara insansız hava araçları tarafından çoktan değiştirildi.

Bu gelişmenin ardındaki en önemli aktör, Başkan Recep Tayyip Erdoğan yönetimindeki Türkiye’dir. Türkiye yerli insansız hava araçlarını geliştirdi ve bunları Libya ve Suriye’de, Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ savaşı sırasında ve kendi sınırları içerisinde gerçekleştirdiği PKK ile mücadelesi de dâhil olmak üzere son zamanlarda meydana gelen çeşitli askeri çatışmalarda yıkıcı etkilerde kullandı. Bu süreç içerisinde Türkiye, sonuçları şekillendirmek açısından, Rusya, Çin ya da ABD gibi devletlere kıyasla daha fazla beceriye sahip önemli bir bölgesel güç olarak yükseldi.

Türk insansız hava araçlarından Anka-S, Türk havacılık endüstri firması TUSAŞ tarafından geliştirilirken; Bayraktar TB2, daha sonrasında Başkan Recep Tayyip Erdoğan’ın kızıyla evlenecek olan MIT eğitimli drone tasarımcısı Selçuk Bayraktar’ın yönettiği savunma sanayi firması Baykar Makina tarafından geliştirildi. Türkiye’nin yerli ve milli insansız hava araçları geliştirmesinin ardındaki istek, ABD’nin 1975 yılında uyguladığı askeri ambargo ve Washington’un ülkeye gelişmiş Predator ve Reapor drone’larını satmak konusundaki isteksizliği tarafından şekillendi. Türkiye, İsrail’den Heron isimli insansız hava aracını satın aldı fakat İsrail ile olan ilişkisinin de problemli olduğunu sonucuna vardı. Öte yandan drone’ların üretimi o kadar da zorlayıcı değil ve Türkiye’nin son zamanlarda geliştirdiği türleri oldukça etkileyici. 24 saat havada kalabilen TB2-24 hem keşif hem de saldırı görevlerini gerçekleştirebilecek düzeyde. Bu silahların ne kadar etkili olduğu ilk olarak Mart 2020 yılında, Rusya destekli Suriye saldırısı sonucunda Türkiye sınırlarının ötesinde 36 Türk askerinin hayatını kaybetmesinin ardından, sınır boyunca İdlib’e doğru hareket eden Suriye silahlı kuvvetlerine karşı gerçekleştirdiği yıkıcı saldırıda gösterildi. Kamera görüntüleri bu drone’ların birbiri ardına -100’den fazla tank, personel taşıyıcı ve hava savunma sistemi de dâhil olmak üzere- Suriye zırhlı araçlarını imha ettiklerini gösterdi.

Sponsorlu

Suriye saldırısının tamamen durdurulmasıyla birlikte İdlib vilayeti mülteciler için bir sığınak olarak güvence altına alındı. Bunu takriben Mayıs ayında, Türk insansız hava araçları BAE destekli General Hafter’in başında olduğu Libya Ulusal Ordusu (LNA) tarafından kullanılan Libya’daki bir hava üssüne düzenlenen operasyon için kullanıldı ve LNA Trablus saldırısını sona erdirdi. Son olarak, Eylül ayında gerçekleşen Dağlık Karabağ savaşı esnasında Türk yapımı insansız hava araçları Azerbaycan’a destek için kullanıldı ve tahminen 200 tank, 90 diğer zırhlı araç ve 182 topçu parçasını imha ederek Ermenistan’ı bölgeden çekilmeye zorladı. Bu gelişme, aşağıdaki bağlantıdan görülebilecek şekilde Türkiye için bir gurur kaynağı oldu.

All eyes on Turkish drones after Azerbaijan’s victory

Benim düşünceme göre, Türkiye’nin insansız hava araçlarını kullanış şekli kara gücünün mevcut doğasını değiştirecek; tıpkı zamanında Dreadnaught’ın kendinden önceki savaş gemilerinin kullanımını bitirmesi veya İkinci Dünya Savaşı’nın başlarından itibaren uçak gemilerinin kullanılmasıyla birlikte savaş gemilerinin modasının geçmesi gibi. 1991 ve 2003 yıllarında gerçekleşen Körfez Savaşlarında Irak’ı iki kez mağlup eden kara kuvvetleri, tankların gücüne dayanıyordu ve bunun öncelikli nedeni yıllar boyunca bir tankı yalnızca bir diğerinin yok edebiliyor olmasıydı. 1967 Orta Doğu Savaşı hakkında az bilinen gerçeklerden biri İsrail’in büyük çapta gerçekleştirdiği hava saldırısı sırasında sadece birkaç Mısır tankını etkisiz hale getirmiş olmasıdır. Bunun nedeni çok küçük bir hedefi uçakla vurmanın zorluğundan kaynaklanıyordu. İlerleyen yıllar içerisinde, hassas güdümlü mühimmatların çoğalmasıyla birlikte tankların hedef olarak alınması çok daha kolaylaştı. Fakat yine de A-10 yakın-destek saldırı uçağı gibi maliyetli platformlara ihtiyaç vardı ve bu nedenle gelişmiş bir rakibe karşı pahalı hava savunmaları gerekiyordu. Drone’lar bu durumu çok büyük ölçüde değiştirdi çünkü görece uygun fiyatlı, yenilmeleri oldukça zorlu ve pilotların hayatlarını riske atmıyorlar. Bu bağlamda dünya çapında silahlı kuvvetler kendilerini insansız hava araçlarına karşı nasıl savunacaklarını bulmak için çabalıyor ve bu mücadeleyi insansız hava araçlarının mı yoksa onlara karşı geliştirilmeye çalışılan savunma teknolojilerinin mi kazanacağı henüz belirsiz. Bu nedenle dünyanın şahit olduğu son büyük tank savaşının 2003 Irak Savaşı olabileceği ihtimali oldukça yüksek.

2020 yılı içerisinde insansız hava araçları Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak yükselişine büyük bir katkıda bulundu. Türkiye üç farklı çatışmanın gidişatıyla birlikte sonucunu da önemli ölçüde değiştirdi ve daha fazlasını yapabileceğini de vaat ediyor. Orta Doğu, Sünni-Şii çizgisinde, Suudi Arabistan ve İran arasında kutuplaşmış gibi görünse de gerçekte çok kutuplu bir yapıdadır. Türkiye’ye bakıldığında, ülkenin şu noktaya kadar kendisini hiçbir müttefikle kalıcı olarak ilişkilendirmediği söylenebilir. Kendisi gibi Sünni güçler olan Körfez Ülkelerine karşın Libya’da farklı bir duruş sergiledi; S-400 hava savunma sistemlerini satın alarak Rusya ile yakınlaşırken eşzamanlı olarak Suriye’deki Rus kuvvetlerine karşı çıktı ve NATO üyesi bir devlet olmasına rağmen Washington ile dış politikaları sürekli bir uyum göstermedi. Ayrıca Ukrayna’ya çatışmanın çözülmesinde yardımcı bir rol oynayabilecek TB2 drone satışını gerçekleştirdi.

Bu gelişmelerin de bazı iyi sonuçları oldu. Türkiye, Suriye’ye müdahalede bulunarak İdlib vilayetindeki sığınmacılara karşı işlenebilecek muhtemel insanlık suçlarına engel oldu. Esad Idlib’i ele geçirebilseydi, devasa boyutlarda bir diğer mülteci krizine neden olacaktı ve bunun Avrupa için büyük etkileri olacaktı. General Hafter Trablus’u işgal etseydi dünyanın daha iyi durumda olup olmayacağını söylemek ise mümkün değil. Öte yandan, Türkiye’nin Dağlık Karabağ’a müdahalesi sonucunda Ermeniler için büyük bir mülteci krizi ortaya çıktı. Genel olarak bakıldığında, Orta Doğu’daki çatışmaların çok yönlü bir doğasının olması bunların çözüme kavuşturulmasını zorlaştırıyor. Suriye iç savaşının on yıldır süregelmesinin nedenlerinden biri de yine bu çok yönlülük.

Amerika’nın drone politikalarını eleştiren birçok Amerikan eleştirmen hala drone teknolojisinin sadece ABD ve İsrail tarafından kontrol edildiği bir dünyada yaşıyor. Ancak bu dünya artık mevcut değil ve yeni gerçeklik drone’ların hızla savaş alanlarındaki merkezi silahlar konumuna yükseldiği bir dünyaya açılıyor. On yıl sonra bu durumun nasıl olacağını ise kimse tahmin edemez.

 

İrem DUMLU

Akademi Birimi

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here