CFR Ray Takeyh – Ortadoğu’da Demokles’in Kılıcı

Çok yakın bir dönemden beri dünya Mısır ve Tunus’taki halk ayaklanmalarını konuşuyor. Orta Doğu’ya geleneksel bir diktatörlük rejimini yakıştıran ve Batı’ya has demokrasinin bölgeye uydurulamayacağını öne süren görüşler gündemi merakla takip ediyor. Demokles’in kılıcı gibi Orta Doğu üzerinden sallanan demokrasi acaba ne ölçüde bölgeye uygulanabilir? Bu soru sadece 11 Eylül saldırılarından veya Mısır ve Tunus olaylarının baş göstermesinden beri değil, XIX. yüzyılda İngilizlerin icat ettiği Orta Doğu kelimesinin ilk kez anılmaya başlanmasından beri kafaları karıştırmaktadır. Orta Doğu dediğimiz kaynayan bölgede kırılgan dengelerin her an değişebileceğini göz önüne alırsak şu an bir demokrasi sürecinin yaşandığını, bunun sonuçlarının olumlu veya olumsuz şekillere kolayca bürünebileceğini öngörmek pek de şaşırtıcı olmayacaktır.

Geçtiğimiz Cuma günü ABD’nin saygın gazetelerinden The New York Times, Orta Doğu’da demokrasi üzerine çok önemli bir fikir yazısına yer verdi. Orta Doğu uzmanı olan ve Amerika Dış İlişkiler Konseyi’ne[1] danışmanlık yapan Ray Takeyh tarafından kaleme alınan yazı “Demokrasinin Getirebilecekleri” başlığını taşıyor. Yazıda hem Orta Doğu’da barışı tesis etmek için demokrasinin gerekliliğinden, hem de demokratikleşme sürecini tamamlamış bu ülkelerin kendi aralarında daha fazla iş birliği kurup Amerikan hegemonyasına karşı çıkabileceklerinden bahsediliyor. Kısacası ABD için hem fırsatlar, hem de riskler var.

Orta Doğu’yu esir alan protestolar, Tunus ve Mısır’da hüküm süren otokrasilerdeki âni etkilerinin ötesinde, pek çok Arap rejiminin öne sürdüğü “siyasal pasiflik karşılığında liderlerin istikrar ve ekonomik fırsatlar sağlayabileceği” fikrini reddetmektedir. Devletler hiçbir zaman pazarlık payı bırakmamış ve Orta Doğu giderek 1970 yıllarındaki Sovyetler Birliği’ne -yozlaşmış, cansız bir bürokrasi devletine- benzemeye başlamıştır.

Şüphesiz ki Orta Doğu’daki ayaklanmalardan neler çıkacağını bilebilmek için henüz çok erkendir, ancak yeni bir düzen ABD’ye hem zorluk hem de fırsatlar sunacaktır.

En başta, demokratik hareketlerin yalnızca radikal İslamcı rejimlerin güçlenmesine yol açacağı gibi bir basmakalıp Oryantalist iddiadan vazgeçmek önemli bir gerekliliktir. Gerçek şu ki son otuz yıldır Arap halkı radikal ideolojilerden ve bunların tek taraflı ilan ettiği gerçeklerden bıkmış usanmış durumdadır. Pan-Arabizmle ve bu fikrin savunduğu İslamcılığa yeniden dönüş vaadi ve selamet arayışıyla kuşatılmış olan halk, bu tip ideolojilerin birincil etkilerinin baskı ve tıkanıklık olduğunu takdir eder hâle gelmiştir.

Arap sokaklarında gözler önüne serilen şey dinsel bir gericiliğin tepkisi değil, tüm yükü ve mükâfatlarıyla bir demokrasi hasretidir.

İlk ödül ekonomik reform yoluyla küresel harekete katılmak olacaktır. Hukukun üstünlüğü, rekabet eden iktidar merkezleri, şeffaflık ve etkili idarî şebekeler; başarılı bir piyasaya geçişin ön şartları olduğu kadar, demokratik rejimin de temel ayağını oluşturmaktadır. Yalnızca halkın desteğine dayanan meşru rejimler sancılı yapısal reformların üstesinden gelebilir. Özel sektöre yetki bırakan daha liberal bir devlet, çeşitli uluslararası yatırımcıların itimadını alevlendirmeye ve küresel ekonominin standartlarını karşılamaya çok uygundur. Doğu Avrupa ve Latin Amerika genişleyen bir girişimci sınıfın, despot yönetimlerin en amansız düşmanı olduğunu savunan tarihsel teze kanıt oluşturmaktadır. Sonunda özgür toplumlar refah ekonomiler yaratmak için en etkili yol olmaktadır.

Her ne kadar halk egemenliğinin çatışmaları giderdiğini ortaya atmak çok kolay olsa da, demokratik bir Orta Doğu’nun daha barışçıl bir bölge olacağı çok muhtemeldir. Bağımsızlık sonrası Orta Doğu’yu üstünkörü incelemek bile Arap otokrasisinin stratejik istikrarına olan reelpolitik inancı çürütmeye yeterlidir. Pek çok uluslar üstü ideolojinin bayrağı altında, çeşitli talepleri olan otokratlar savaşlar yapıp diğer yöneticilere karşı suikastler düzenlediler. Mısır’da Cemal Abdül Nasır Pan-Arabizm markasıyla, Saddam Hüseyin Baasçılık inancıyla, İran’da ise “Allah’ın ayeti” anlamına gelen Ayetullahlar komşularıyla uzun süreli çatışmalara girmişlerdi. İki küçük devletin savaşmasına rağmen arkasında büyük güçlerin anlaşmazlığının olması, suikast girişimleri ve düpedüz askerî saldırganlıklar Arap uluslararası ilişkiler gündeminde olmuştur.

Peki, ümit edilen Arap demokrasileri farklı bir şekilde davranırlar mıydı? Tarih pek çok yerde, çoğu zaman vatandaşların uzun vadeli maliyetleri olan ihtilaflara genellikle muhalif olduklarını ve demokrasinin saldırgan hükümranlara gem vurduğunu göstermiştir. Tamamen anayasal olan bir yönetim, savaş sebeplerini analiz eden bağımsız bir yasama organına, yürütme organının taleplerini değerlendiren özgür bir basına ve üstleneceği sorumlulukların gerekliliğini sorgulayabilen bilinçli bir topluma rehberlik eder.

Demokratik ülkeler illa ki barışçıl olacak diye bir kaide yoktur, ancak yaradılışı dolayısıyla gelişigüzel savaşçılık ve maceracılığa da eğilimli değillerdir. Pek çok kez savaşı prestijlerini artırmanın bir aracı olarak görmüş olan Arap diktatörlüklerine demokratik bir hesap verme yükümlülüğü şırıngalanırsa aceleci dürtülerini yavaşlatmada bir hayli yol alınabilir.

Demokrasinin yaygınlaşması Arap ülkeleri arasındaki ilişkileri dengeleyip daha tutarlı ekonomiler yaratırken Amerika’nın varlığına ve geniş bölgesel gündemine yer vermek pek de olası olmayacaktır. Yükselen demokratik bir düzen Arap devletlerine birtakım zorunluluklar yükleyecek ve bu devletleri, kavgacı despotların sergilediğinden çok daha geniş çapta bir dayanışma ve iş birliğine itecektir. Bu ülkeler bölge zenginliklerini koruma, petrol fiyatını belirleme ve süper güçlerin hâkimiyetinden özgür bir şekilde, uluslar arası toplulukta önemli oyuncular olarak yerini almanın ortak avantajlarını kullanabilme konularında birbirleriyle kolayca iş birliği kuracaklardır. Ayrıca Amerikan askerî üslerini misafir etmeyi sürdürmek veya İran’ı silahsızlandırma çabalarına ortak olmak için hiçbir gerekçe görmeyeceklerdir. Bu bir “medeniyetler çatışması” değildir, küresel bir gücün önceliklerine milliyetçi bir meydan okumadır.

Demokrasi çağının başka bir kazazedesi Arap-İsrail barış süreci ve İsrail’in bölgesel düzene uyumu olacaktır. Arap kamuoyu halen bir yabancı gibi gördüğü İsrail’i reddetmeye devam etmekte ve Arap topraklarını gasp etmiş olan kinci bir ideolojinin bir temsilcisi gibi görmektedir. Böylesine reddedici görüşler İslamcı partilerin sınırını aşıp laik, liberal Arapların bakış açıları üzerinde etkili olmaktadır. Bütün bunlarla kast edilen İsrail’le demokratik Arap devletleri arasındaki olası savaş tehdidi değildir. İsrail’in güçlü ordusu düşmanlarını caydırmaya devam edeceğinden güç dengesi sabit kalacaktır. Yine de İsrail ile komşuları arasında hüküm süren soğuk barış, tüm takatsiz gerilimine rağmen muhtemelen soğuk bir savaşa dönüşecektir.

Demokrasi Orta Doğu’ya istikrar getirebilecek ve ekonomileri canlandırabilecektir, ancak aynı zamanda Amerikan kumandasına muhalif bir bölge de yaratmış olacaktır. Demokratik hareketler Arap tiranlıklarını ortadan kaldırmayı hedeflediğinden, tartışmanın yüzeysel verilerin ötesine gitmesi, bedellerin ve kaybedilenlerle kazanılanların dengesinin daha açık bir şekilde anlaşılması çok mühimdir.

 

Ray Takeyh

Dış İlişkiler Konseyi üst düzey yetkilisi

 

Çeviren: Gökçe Hubar

Kaynak: NY Times


[1] Council on Foreign Relations

Sosyal Medyada Paylaş

LEAVE A REPLY

Please enter your comment!
Please enter your name here

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

2024 Kuzey Makedonya Eğilimleri: Batı Balkanlar Anketi

2024 Batı Balkanlar Bölgesel Anketi, Kuzey Makedonya’nın sosyo-politik ve...

2024 Kosova Eğilimleri: Batı Balkanlar Anketi

2024 Kosova Eğilimleri Anketi  2024 Batı Balkanlar Bölgesel Anketi, Kosova’nın...

2024 Bosna Hersek Eğilimleri: Batı Balkanlar Anketi

2024 Bosna Hersek Anketi 2024 Batı Balkanlar Bölgesel Anketi, Bosna-Hersek’in...

Online Staj Başvuruları Açıldı

TUİÇ Akademi Online Staj (O-Staj) programı 2016 yılından itibaren...