Deniz Hakimiyet Teorisi ve Çin Halk Cumhuriyeti

0
139

Giriş

Geçmişten günümüze kadar bütün devletler uluslararası ortamda başat konuma gelmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Başat ülke olup kendi uluslar çıkarlarının tüm dünya devletlerini yaptırmayı, bütün devletleri kendi hegemonyaları altına almak istemişler ve bunun için de birçok strateji üretmişlerdir. Bu stratejiler temel olarak askeri, siyasi, sosyal ve kültüreldir. Bu stratejilerin gerçekleşmesi ve uluslararası konjonktüre egemen olmaları için ilk olarak kendi coğrafi konumlarının en iyi derecede kullanmaları gerekmektedir. Bu coğrafi sınırların en iyi şekilde kullanılması, dış politikanın coğrafyaya dayalı sergilenmesi ya da diğer bir tanıma göre coğrafyanın yön verdiği dış politikaya “jeopolitik” konum adı verilir (Kocakenar, 2015: 1). Jeopolitik konumun bulunduğu özellikler nedeniyle tüm devletler için ortak bir tanımı bulunmamaktadır. Ülkelerin temel amacı jeopolitik konumlarının en iyi avantajla kullanılması ve bunun da dış politikada bir araç olarak kullanılmasıdır. Bunun yanında ülkelerin jeopolitik ile gelen güvenlik sorunları vardır. Bu güvenlik sorunları da ülkenin jeopolitik konumuyla yakından alakalıdır. Eğer ülkenin hem kara hem deniz sınırları var ise ülke kendini hem karadan hem de denizden gelebilecek tehditlere karşı korumak zorundadır. Bunun yanında dünya üzerinde devlet sınırları; kıta devletleri (Coğrafi toprak bütünlüğünü sağlayan devletlerdir), ada devletleri (Bu ülkeler adalar veya takımadaları üzerine kurulmuştur. Savunma bakımından özel bir konuma sahiplerdir. Konumları gereği zorunlu olarak denizcilik alanında ilerleme göstermektedirler), kenar devletleri (Bu ülkeler hem kara hem de denize komşudurlar. Burada önemli olan deniz uzunluklarının karadan daha uzun olmasıdır. Böylelikle daha az komşuya sahiptirler) ve son olarak kıta içi devletleri (Bu ülkelerin denize çıkışları ya hiç yoktur ya da çok azdır. Bu durumda deniz güvenlikleri yok denebilecek kadar azdır. Ülke sınırları içinde birden çok komşuya sahiptirler. Bu durumda doğal olarak her an kendilerini savunma ihtiyacı çekmelerine neden olmuştur. Ayrıca işgal edilmenin yanında komşuları ile sınır anlaşmazlıkları görülme ihtimali diğer devlet sınıflandırmalarından daha çoktur) şeklinde sınıflandırılmıştır. Bu sınırlar da ülkelerin bulunduğu konumlar ve sahip oldukları coğrafi özellikler göz önüne alınarak yapılmıştır. Bu durumda bağımsız ve sorunsuz bir dış politika için en iyi seçenek kendileri konumlarını en iyi değerlendirmekten geçmektedir (Yılmaz, 2004: 2).

1. Jeopolitik Kavramı

Jeopolitik kavram ülkelerin varlıklarından beri önemlidir. Ülkeler bulundukları konum itibari ile gelişmişlerdir. Bu duruma M.Ö. 4.yüzyılda yaşamış olan Heredot’un (M.Ö. 485-425) “Mısır, Nil’in hediyesidir.” (Kocakenar, 2015: 2) örnek gösterebiliriz. Bir başka örnek ise Aristo’un (M.Ö. 384-322) kendi yarattığı devlet modeli gösterilebilir. Bu devlet modeline göre nüfus ile toprağın nitelikleri esas alınmıştır. Nüfusun ihtiyacı, ordunun ve deniz gücünün kuruluşları, devletin sınırlarını ve diğer coğrafi etmeleri inceleyerek devletin yapılanmasında fiziki çevrenin ve iklimin belirleyici olduğu görüşünü savunmuştur (Kocakenar, 2015: 2) . Bu iki örnekte görüldüğü üzere devletlerin doğdukları topraklar daha onlar gelişmeden ya da diğer devletleri ile ilişkiye girmeden gerek iç politikalarını gerekse dış politikalarını belirlemektedirler. F. Ratzel, “Siyasi Coğrafya” adlı eserinde bu konunun üzerinde durmuştur. Ratzel’e göre; siyasi olayların incelenmesinde mekan, mevki ve mekan duygusu gibi üç faktör ön plana çıkmaktadır. Bu faktörler birbirleriyle yakından ilişki içindedirler. Mekan faktörüne baktığımız zaman iklim, bitki örtüsü, genişlik gibi fiziki faktörleri içerir. Mevki ise mekanın dünya üzerindeki yerini gösterir. Ratzel’ın görüşüne göre dış politika şekillenmelerinde mevki ve mekan birlikte ele alınması gerekmektedir. Aksi takdirde başarılı bir dış politika sergilenemez. Bu görüş bir bakıma İbni Haldun’un dediği gibi “coğrafya kaderdir” sözlerinin başka bir yansımasıdır. Devletleri bu kaderlerin kendi lehine çevirmek için ellerinden gelenin en iyisi yapmaya çalışmaktadır. Yaptıkları çalışmalar ise kendi jeopolitik unsurlarını göz önüne alarak belirlemektedirler.

2. Jeopolitik Unsurlar

Jeopolitiğin özünü coğrafya oluşturmaktadır. Buna bağlı olarak ise jeopolitiği oluşturan unsurlar; değişmeyen unsurlar, değişen unsurlar ve zaman olarak üç ayrı kategoriyi oluşturmaktadır. Değişmeyen unsurlara baktığımızda; devletlerin ve bölgelerin dünya üzerindeki fiziki konumları ve sınırları, devletlerin fiziki sınırlarından kaynaklı yapıları. Bunlar; kıta, ada, kıta içi devleti ve kenar devleti olmanın yanında bunlara benzer özelliklerini coğrafi karakterleridir. Devletlerin coğrafi, saha ve fiziki bakımından arazi yapılarıdır. Bu özellikler devletlerden önce de vardır ve olmaya da devam edeceklerdir. Değişen unsurlara baktığımızda; devletlerin nüfus yapıları, nüfus nitelikleri, demografik yapıları gibi sosyo-kültürel özellikleri, devletlerin ekonomik değerlerini belirleyen doğal kaynakları, emekleri, sermaye ve yönetim gibi, devletlerin politik unsurları, siyasi rejimi, ittifakları ve benzeri yönetim şekilleridir. Son özellik ise askeri boyutlarıdır (kara, deniz, hava gibi). Jeopolitiğin değişen unsurları zaman için önemli tehlikelerden ve tehditlerden geçmektedirler (Yılmaz, 2004: 4). Bu tehlike ve tehditler bir fırsat olabileceği gibi önemli bir kırılma noktası da yaratabilirler. Devletin dış politikasının nispi özelliği de burada yatmaktadır. Jeopolitiğin tüm unsurları dış politikaya araç olarak kullanılmaktadır.

3. Klasik Jeopolitik Teoriler

Jeopolitik anlamda olayları açıklamak için geçmişten günümüze kadar teoriler oluşturulmaya çalışılmıştır. Başat ülke konumuna gelmek isteyen devletlerin nihai eylemlerini, amaçlarını ve nasıl bir yol izleyeceklerini ön görmek için bu teoriler devletlerin yol kılavuzluğunu yapmaktadırlar. Bu teoriler iki grupta toplanmışlardır. Buna göre; kuvvete dayalı teoriler Deniz hakimiyet ve Hava Hakimiyet teorileridir. Bu iki teorinin ana noktası askeri stratejileri temel alan ve askeri stratejinin cevap alacağı noktalardan oluşur. Coğrafi verilere dayalı teoriler ise Kara Hakimiyet ve Kenar Kuşak teorileridir (İşcan, 2004: 59-60).

Sponsorlu

3.1. Coğrafi Verilere Dayalı Teoriler

3.1.1. Kara Hakimiyet Teorisi

İlk jeopolitik teori olarak bilinir. İngiliz Halford J. Mackinder tarafından ortaya çıkarılmıştır. Mackinder görüşlerini Tarihin Coğrafya Mihveri (The Geographical Pivot of History -1904) adlı eserinde açıklamıştır. Mackinder; devletlerin gücünü kara ve deniz gücü olarak sınıflandırmıştır. Zaman içinde iki gücünde birbirini dengeleyebileceğini fakat oluşturulacak olan yeni uluslararası küresel sistem içinde kara gücünün galip geleceğini ön görüşmüştür. Kara gücü olarak ise lider konumda olan merkez çevreyi ise “Avrasya’nın iç bölgesi” olarak görmüştür. Avrasya’nın iç bölgesine daha sonra “Heartland (Kalpgah)” adını vermiştir (İşcan, 2004: 60). Mackinder göre “Doğu Avrupa’yı ele geçiren Hearyland’a (ana karaya) hakim olur, Heartland’ı ele geçiren Dünya Adasına (Avrasya) hakim olur, Dünya Adasını ele geçiren Dünya’ya hakim olur demektedir” (Yılmaz, 2004: 9). Nitekim günümüzde hala Avrasya bölgesini önemi korumaktadır. Bunu Çin Halk Cumhuriyeti’nin faaliyetlerinde görmekteyiz. Çin’in Avrasya’ya çıkış kapısı olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan) sorunları bu duruma örnektir ve Çin bu sorunları iç sorunu olarak görmekte dışarıdan hiçbir şekilde müdahale istememektedir.

3.1.2. Kenar Kuşak Teorisi

Yale Üniversite’sinden Nicholas Spykman (1893-1943) yaptığı dünya coğrafya teorisinde “Kenar Kuşak Teorisi (Rimland)’ni” ortaya koymuştur. Spykman yaptığı değerlendirmede Mackinder’ın ortaya koyduğu Kara Hakimiyet Teorisine (heartland) önemli bir alternatif ortaya çıkarmıştır. Spykman’a göre dünyanın kuzey yarım küresinde kalan devletler geçmişten günümüze dünya siyaseti daha etkili olmuşlardır. Bu görüşüyle beraber Mackinder’in görüşünü eski ve günün şartlarına uygun bulmamakla eleştirmiştir. Spykman’a göre; iklim şartları, tarımsal ürün faaliyetleri, üretim gücü, enerji rezerv kaynaklarının dağılımı ile kuzey, doğu, güney ve güneybatı kesimlerindeki coğrafi etmenler Mackinder’in teorisini önemli ölçüde zayıflatacaktır (Yılmaz, 2004: 10).

3.2. Kuvvete Dayalı Teoriler

3.2.1. Hava Hakimiyet Teorisi

Bu teorinin kurucusu Alexander P. De Seversky (1894-1974)’indir. Aynı zamanda Seversky ABD’de Cumhuriyet Havacılık Şirketi’ni kurmuştur. Seversky görüşünü ilk olarak 1942 yılında yayınladığı “Hava Gücü Aracılığıyla Zafer (Victory Through Air Power)” adlı kitabında görmekteyiz. Bu kitapta savaş sırasında yeniden gözlemlediği deniz gücünün çöküşünü açıklamıştır. Seversky göre; zafer için gerekli olanın hava üstünlüğü olması gerektiğidir. 1950 yılında yayınladığı “Hayatta Kalmanın Anahtarı: Hava Gücü (Air Power: Key to Survival)” adlı kitabında ise kara ve deniz gücünün hava gücüne bağlı olduğunu önemli bir şekilde vurgulamıştır (Kocakenar, 12). Bu duruma ise Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarını örnek göstermiştir. Hatta İkinci Dünya Savaşında Mihver Devletlerinin yenilmesini hava güçlerinin yetersiz olduğuna bağlamıştır.

3.2.2. Deniz Hakimiyet Teorisi

Bu teorinin kurucusu “Denizlerin Clausewitz’i” olarak bilinen Thayer Mahan (1840-1914)’dir. Askeri bir geçmişe sahip olan Mahan, gözlemlerini o döneminin küresel güçleri olan İngiliz ve Fransız güçlerinin denizdeki rekabetinden almaktadır. Dönemin iki süper gücü sömürgecilik yarışında en önemli olanın deniz gücü olduğunu anlamışlar ve denizlerde rekabet etmeye başlamışlardır. Hiç kuskusuz denizlerde egemenliği sağlayan sömürgecilik yarışından diğerinden önde olacaktır. Mahan gözlemlediği bu rekabetle birlikte sömürgecilik ile deniz gücü arasındaki bağlantıyı fark etmiştir. Onun bu gözlemleri modern savaş döneminde denizciliği merkeze konulmasının önünü açmıştır. Mahan’ın başarısı bu görüşlerinden gelmektedir. Ayrıca Mahan 1890 yılında yazdığı Deniz Gücünün Tarihe Etkisi, 1660-1783 (The Influence of Sea Power Upon History, 1660-1783) makalesinde de Deniz Hakimiyet Teorisi’nin esaslarını ortaya koymuştur (Yılmaz, 2004: 6). Mahan’a göre ise:

  • Denizler karalara göre çok daha iyi hareket alanı ve ulaşımı sağlanabiliyordu.
  • Denizcilik alanı dünya doğal kaynakları bakımından daha büyük bir bölümü ile irtibatlıdır. (Mahan’ın bu görüşüne ek olarak denizlerdeki enerji taşımacılığının yani sıra; denizlerin büyük bir bölümündeki enerji rezervlerinin halen keşfedilmemesi, önemli boru hatlarının denizlerden geçmesi, kritik altyapıya sahip olan internetin denizler sayesinde tüm dünyayı dolaşması, enerji nakil sahasının deniz olması, enerji güvenliğini yine deniz alanından sağlanması günümüzden birkaç örnek gösterilebilir. Bu örneklerin ispat niteliğinde olması ise Doğu Akdeniz bölgesidir. Doğu Akdeniz bölgesi kıyıdaş olsun olmasın tüm dünyanın çekim merkezi haline gelmiş olmasıdır.)
  • Denizcilik gücü ile birlikte önemli su yolu ve ticaret merkezlerine; Süveyş Kanalı, Cebelitarık, Seylan, Singapur, Babülmendep Boğazı, Türk Boğazları, Seylan Kanalı, Tayvan Kanalı, Kore Kanalı, Hürmüz Boğazı, Florida Boğazı ve Yukaton Boğazı gibi kritik noktaları hakim olarak dünya ticaretine egemen olunabilir.
  • Denizlere hakim olan tüm dünyaya hakim olur.
  • Kara sınırları güvende olmayan hiçbir devlet, nispeten güçlü bir ada devleti ile deniz üstünlüğü için rekabetinde başarılı olamaz (Kocakenar, 2015: 6-7).

Bunların yanında bir ada devletini savunmak kara devletini savunmaktan çok daha kolaydır. Kara devletine nereden, hangi bölgeden tehdit geleceğe öngörülemez fakat ada devletine tahdit noktaları daha kolay hesaplanabilir. Mahan, kitaplarında deniz hakimiyeti için altı unsur belirlemiştir. Bu unsurlar; coğrafi konum, fiziki yapı, toprakların genişliği, nüfus sayısı, milli karakter, hükümetin karakteri ve politikasıdır (Kocakenar, 2015: 7). Mahan bu unsurlardan en çok ise milli karakteri önemsemiştir. Mahan’a göre; bir ülke coğrafi sınırları ne kadar deniz gücü avantajı için olursa olsun, devleti oluşturan bireyler denizci bir karaktere sahip değillerse ya da deniz bireylerin ilgisini çekmiyor ise coğrafyanın bir önemi yoktur. Coğrafya bir avantaj sağlar fakat bu avantajı kullanmak bireylerin elindedir. Mahan’ın oluşturduğu teorinin önemini geçmişten yaşadığımız güne kadar görmekteyiz. Uluslararası ilişkilere baktığımız da her başat ülke denizcilik alanında başarılara sahip olmuştur. Yine denizlerdeki yenilgi savaşların yönünü değiştirmiştir. Nazilerin İngiltere’yi ele geçirememesinin başlıca nedeniz deniz sektörüdür. Orta Doğu’ya baktığımızda ise büyük petrol krizlerin yaşanması (Süveyş’in millileştirilmesi), Irak-İran savaşı, Rusların sıcak denizlere inme politikası bu teorinin önemine ilişkin örneklerden birkaçıdır.

Günümüzde hızlı yükselen ve giderek başat ülke konumuna geçmek isteyen, ABD’nin rakibi olan Çin’e baktığımızda bu teorinin günümüzde hala geçerliliğini sürdürdüğünü görmekteyiz.

Deniz Hakimiyet Teorisi ve Çin

Çin son yıllarda küresel güç olma yolunda adımlarını siyasi, ekonomik, bilimsel her türlü yoldan atmaktadır. Bu yollar arasında ise en günceli 2020 yılı sonu itibari ile Çin donanmasının en güçlü ülke olan ABD donanmasını geçmesidir (Sözcü, 2021). Çin’in deniz kuvvetlerine olan ilk adımı “modernizasyon” çalışmaları ile başlamıştır. Daha sonra bu çalışmalar “büyüme” adını almışlar ve nihai sonuç olarak Çin donanmasının son yirmi yılında beklenilen rakamdan fazla olarak gücünü üç kat arttırarak 360 savaş gemisi ile birinci sıraya yükselmiştir (Erkan, 2021). Bu sıçramayla birlikte denizlerde birinci sırada olan ABD donanması ikinci sıraya düşmüştür. ABD donamasının elinde bulunan 297 savaş gemisi vardır (CNNTURK, 2021). Çin donanması ABD dahil bütün ülkeler için tehdit oluşturmaktadır. ABD donanması dahi savaş gemisi inşa programlarında Çin’i baz alarak yeniden yapılandırmaktadırlar (Erkan, 2021). Buna örnek LCS (Littoral Combat Ship) projeleridir (Kıyıya yakın ortamlarda çalışmak için hazırlanan platform, sessiz denizatlarını, mayınları, hızlı su üstü araçları gibi asimetrik tehditlere karşı inşa edildi.) Çin donanmasına yakından baktığımızda ise konvansiyonel nükleer denizaltılarının halen eskiden kalma 2100 tonluk TİP 35 denizaltısında 16 tanesinin hizmet verdiği görmekteyiz. Çin donanmasındaki en ilginç gemilerden birisi Tip 22 Houbei füze gemisidir. Bu 220 tonluk 42 metrelik alüminyum malzemeden imal katamaran tipi teknelerden 8 yıl içinde 83 adet üretildi. Ayrıca bu gemilerin amacı kendi bölgelerini savunmaktır. Korvet gemilerine baktığımızda ise savaşmanın yanı sıra; devriye ve karakol görevleri görmektedirler. Çin’in ilk özgün firkateynine baktığımızda 8 gemi savar füzesi, kısa menzilli hava savunma füzesi ve torpidolara artırıcılarına sahip olduğunu görmekteyiz. Buna ek olarak ise helikopter pisti bulunmaktadır (Erkan, 2021). Askeri olarak Çin hala ana karadaki üstlerine dayanak noktası olması üzerine stratejiler yürütmektedir. Bu askeri yapılanmaya ek olarak ise Çin’in denizlerde ekonomisini ve etki alanını güçlendirmek için “Bir Kuşak Bir Yol” politikası, konteyner krizi diğer faaliyetleridir. Bir Kuşak Bir Yol projesi hakkında Clingendael Hollanda Uluslararası İlişkiler Enstitüsü Çin Uzmanı Frans-Paul van der Putten’e göre; “Deniz İpek Yolu, deniz ticaret modellerinin coğrafyasını değiştiriyor ve gelişmekte olan birçok ülkenin küresel ticaret sistemine entegrasyonunu artırabilir. Bu yol, küresel ticaret hacmini artıracaktır. Bu süreçte pek çok ülkenin Çin’e ekonomik olarak daha bağımlı hale gelmesi muhtemel” (AA, 2018). Şeklinde görüş bildirmiştir. Mahan’ın belirttiği üzere denizlere hakim olan dünyaya hakim olur düşüncesiyle Çin’in bu politikalarını adlandırmak gayet doğaldır.

Sonuç

Geçmişten günümüze ülkelerin coğrafi konumları, jeopolitik konumları onların dış politikalarını şekillendirmektedir. Bu politikalar ise birçok politika ile açıklanmaya çalışılmıştır. Günümüzdeki küresel güç olma yolundaki potansiyel gücü olan Çin’e de bu çalışmada bakılmaya çalışılmış ve son güncel durumdaki deniz hakimiyet alanı incelenmek istenmiştir.

Gaye Bozkurt

TUİÇ Akademi Asya Birimi

Kaynakça

AA. (2018). Çin’in Küresel Ticarette Deniz Hamlesi, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/cinin-kuresel-ticarette-deniz-hamlesi/1093903 (Erişim Tarihi: 27 Nisan 2021).

CNN TURK. (2021). Dünya’nın En Büyük Donanması Artık Çin’e Ait, https://www.cnnturk.com/video/dunya/dunyanin-en-buyuk-donanmasi-artik-cine-ait, (Erişim Tarihi: 27 Nisan 2021).

Defence Turk. (2019). Çin Halk Kurtuluş Ordusu Deniz Kuvvetlerine Bakış, https://www.defenceturk.net/cin-halk-kurtulus-ordusu-deniz-kuvvetlerine-bakis, (Erişim Tarihi: 27 Nisan 2021).

Sözcü. (2021). Çin Donanması ABD’yi Geçti, https://www.sozcu.com.tr/2021/dunya/cin-donanmasi-abdyi-gecti-6299118/, (Erişim Tarihi: 27 Nisan 2021).

Kocakenar, M. (2015). Amerikan Dış Politikasında Jeopolitik Teoriler ve Pratikler. TASAM. Erişim Adresi: https://tasam.org/tr-TR/Icerik/19571/amerikan_dis_politikasinda_jeopolitik_teoriler_ve_pratikler (Erişim Tarihi: 27 Nisan 2021).

Yılmaz, S. (2004). Jeopolitik ve Jeostrateji. 1-29.

İşcan, İ. H. (2004). Uluslararası İlişkilerde Klasik Jeopolitik Teoriler ve Çağdaş Yansımaları, Uluslararası İlişkiler Dergisi, 1(2) 47-79.

 

 

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here