Dijital Hizmetler Yasası Demokrasiye Çare Olabilecek mi?

Bir önceki görüş yazım olan Sosyal Medya Yasası ve Dezenformasyonla Mücadele başlığında kısaca yer verdiğim ve serinin devamı niteliğinde olan bu yazıda Türkiye’nin Avrupa Birliği (AB) uyum kapsamında örnek aldığı düzenleme olan Dijital Hizmetler Yasası’nı (DSA) değerlendireceğim. AB sınırları içerisinde faaliyet gösteren teknoloji şirketlerine yeni sorumluluklar getirecek olan DSA, 16 Kasım 2022 itibariyle yürürlüğe girdi. Yasanın genel hatları ve bu düzenlemeye duyulan ihtiyacın arka planında yer alan gelişmeler nelerdir, yazımda bunlara yer vereceğim.

AB, çevrimiçi kullanıcıların güvenliğini garanti altına alan, temel hakların korunmasıyla yönetişim sağlayan yeni bir yasal çerçeveye ihtiyaç duymaktadır. Bu düzenleme ile birlikte sosyal medya platformlarına kullanıcılarının yasa dışı içeriklerden korunmasına dair daha fazla yükümlülükler veriyor.

Buna göre sosyal medya platformlarının üzerine düşen görevler:

  • Hesap verebilirlik: Avrupa Komisyonu ve üye devletler çok büyük sosyal platformların (META) algoritmalarına erişebilecek;
  • Yasadışı içeriklerin hızla kaldırılması: Kullanıcıların yasadışı içeriği çevrimiçi bildirme yetkisine sahip olacağı ve sosyal platformların hızlı hareket etmesi gereken açık bir prosedür oluşturulacak;
  • Temel dijital haklar: Keyfi ve ayrımcı olmayan bir şekilde ve ifade özgürlüğü ile verilerin korunması da dahil olmak üzere bildirimlerin işlenmesi;
  • Daha sorumlu dijital pazar: Tüketicilerin, dijital platformlarda ürün veya hizmetleri güvenli satın alabilmelerinin sağlanması;
  • Siber şiddet mağdurlarının korunması: Rıza dışı paylaşımlara karşı daha iyi koruyucu politikalar geliştirilecek;
  • Cezalar: Kurallara uyulmadığı takdirde sosyal platformlar ve arama motorları dünya çapındaki cirolarının %6’sına kadar para cezasına çarptırılabilir. Çok büyük çevrimiçi platformlar söz konusu olduğunda (45 milyondan fazla kullanıcıya sahip olanlar), resmi olarak hesap vermeleri zorunlu kılınacak;
  • KOBİ’lerin üzerindeki yükü azaltma: Komisyon, yeni yükümlülüklerin küçük işletmeler üzerindeki potansiyel ekonomik etkilerini yakından takip edecek (Digitale Europe, 2019).

Buraya kadar olan kısım sosyal platformların üzerine düşen yükümlülüklerdi. Bundan sonrası ise doğrudan kullanıcılara hitap eden yeni düzenlemeleri içeriyor. Bunların arasında şeffaflık zorunluluğu getirilmesi, hassas veriler söz konusu olduğunda hedefli reklamcılığın yasaklanması (cinsel yönelim, din, etnik köken odaklı), küçük yaştakileri korumak için özel önlemler alınması, kullanıcıları tercihlerinin değiştirmeye teşvik ederek manipüle edilmesinin önlenmesi gibi bir dizi regülasyon getirildi. Ayrıca, bir hizmet aboneliğinin iptal edilmesi, ona abone olmak kadar kolay olmalıdır anlayışıyla yeni düzenleme yapıldı.

Genel olarak DSA, maddeleriyle birlikte incelendiğinde yasal bağlayıcılığı ve sorumlulukları ağırlıkla dijital firmalara yüklediği görülüyor. Bu noktada yerel düzenleme ile arasındaki en net ayrımın bu olduğunu ifade edebilirim. Dezenformasyon Yasası olarak geçen ve özellikle 29. maddesi (“sırf halk arasında endişe, korku ve panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapisle cezalandırılır”) ile doğrudan bireysel kullanıcıları muhatap alan yaklaşımla DSA arasındaki kanımca en net ayrım burada yatıyor. Diğer göze çarpan farklılık ise yerel düzenlemedeki esas odağın ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı olmasıyken; AB’deki örnek versiyonunda bireysel veri güvenliği ve temel dijital hakların korunması denebilir. DSA, tıpkı Avrupa Birliği’nin güvenliğe dair neredeyse her demecinde belirttiği gibi bireylerin dijital alandaki güvenliklerini konvansiyonel güvenliklerinden ayırmıyor. Bu noktada dış etkenlere karşı da devlet ve devlet dışı aktörler fark etmeksizin bir duvar inşa etmeyi amaçlıyor. Peki kişisel verilerimiz neden kritik önemde bunu da açmakta fayda var.

Uluslararası hukuk, kişisel verilerin gizliliği ile ilgili belirli referans noktaları sunar. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, 12. Maddesinde “Kimsenin özel yaşamına, ailesine konutuna ya da haberleşmesine keyfi olarak karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.” şeklinde sınırları belirler. Bu düzenlemede yer alan verilen kişilerin ırk, etnik köken, siyasi görüşler, din, mezhep veya diğer inançlar, derneklerin veya vakıfların üyeliği, sağlık verileri, cinsel hayatlarıyla ilgili bilgiler, önceki cezai mahkumiyetler olduğu düşünülünce aslında kimliğimize dair her bilginin kritik önemde olduğu ortaya çıkıyor.

Öte yandan sunulan tehditlerden bir diğeri olan dezenformasyon ise sosyal medya kullanıcılarının karşılaştığı bir diğer büyük etken olarak karşımıza çıkıyor. Dezenformasyon ile birlikte yer alan hakikat ötesi (post-truth) kavramını güncel bağlamıyla ilk ortaya atan kişi olarak anılan Steve Tesich’in (1992) “A Government of Lies” (Yalanlar Yönetimi) makalesinde Amerikan halkının önemli bir kısmının Bush hükümeti tarafından yapılan siyasi propagandaları sorgulamadan gerçekmiş gibi kabul ettiği yazılır. Tesich, artık insanların hakikati aramak yerine önüne gelen ham bilgi yığınlarını sorgulamadan kabul ettiğini yazarak eleştirir. O zaman ana akım medya kanalları aracılığıyla yapılan yönlendirme ise bugün doğrudan kullanıcıların karşısına sosyal medya aracılığıyla çıkıyor.

Sosyal medya platformları, artık kitle ideolojilerinin tüketimi haline geldiğinden bu yana yapay zekâ teknolojisiyle yapılan yönlendirmelerden de doğrudan veya bazen dolaylı olarak etkileniyor. Gündem konusu fark etmeksizin zaman zaman dışlayıcı politikaların gerekçelerini yayan aşırı sağ argümanları içeren ve bu görüşlerin toplamda ne kadar yer kapladığını -gerçekte de sosyal medyadaki kadar yer işgal edip etmediğini- bilmediğimiz tutumları kimi zaman öne çıkardıkları konusunda eleştiriliyor. Seçimlerin (artık siyasi aktörlerin de reddedemeyeceği şekilde) güncel ayağı olan sosyal medya, aşırı sağın yükselişi ile burun buruna olan AB’yi de etkiliyor. Bunu açmak gerekirse; kurumların işlememesi, düzensiz göç, artan eşitsizlik, enflasyonla gelen alım gücünün azalması gibi temel konuların her biri mikro blogger olan kullanıcılar tarafından tartışılıyor. Bu sunulan görüşlerin “dijital kanaat önderleri” tarafından yönlendirilerek yeni gündemler belirlenmesi alışık olmadığımız bir tablo değil. Bu durum da nispeten ılımlı hesapları bile görünürlük elde etmek için yazılarını keskinleştirmeye ve kutuplaştırmaya teşvik ediyor (Fortunato, 2022:8). Popülist sağın da faydalandığı bu gündem belirleme (agenda setting), kimi zaman bu temel sorunlardan daha temel başka bir sorunu gündeme getirirken, kimi zaman da belirlediği bir kitleyi tüm bu problemlerin sorumlusu yapıyor. Bu anlamda dijital medyanın, popülizmin yükselişinde oynadığı rol,  AB’nin dikkatinden kaçmamış olabilir. Nitekim, DSA bundan sonra kullanıcıların, içeriklerin haber akışında kendilerine nasıl sunulacağını seçme hakkı olmasını da sağlayacak. Buna göre, örneğin, etkileşimi en üst düzeye çıkarmaya ve sürdürmeye ayarlı algoritmik profilleme yerine, kronolojik düzende akış seçilebilecek

AB’nin dijital düzenlemesinde arka planda olan diğer bir sebep de Brexit üzerinde etkili olduğu konusunda tartışmalı iddialar olan ve 2016 yılında patlak veren Cambridge Analytica skandalı olabilir. Skandal sonrası veri güvenliği ve dezenformasyon meselelerine eğilen AB, verilerin korunması ve algı yönlendirmesine karşı harekete geçti. Cambridge Analytica’nın AB referandumunda verileri kötüye kullanmadığı sonuçlanmış olsa dahi bunun ileride bir tehdit oluşturmayacağı da muamma. Bu anlamda, getirilen yeni regülasyonlarda bu skandalın itici bir güç olduğu yorumu yapılabilir.

Online platformların regüle edilmesi yönündeki öncü olan Avrupa Komisyonu; işe Meta, Alphabet ve Amazon gibi dev şirketlerin yetkilerini sınırlandırarak başladı. Öte yandan geçtiğimiz hafta Twitter’ı satın alan Elon Musk ile bir araya gelen İç Pazardan Sorumlu Avrupa Komisyonu Üyesi Thierry Breton, “Twitter’ın, şeffaf kullanıcı politikaları uygulaması, içerik denetimini önemli ölçüde güçlendirmesi, ifade özgürlüğünü koruması, dezenformasyonla kararlı bir şekilde mücadele etmesi ve hedefli reklamları sınırlaması gerektiğinden önünde yapacak çok iş olduğunu açıkça ortaya koyalım” değerlendirmesinde bulundu. Twitter’in, yine aynı platformda kripto para manipülasyonları ile ünlü olan Musk’a satışını kullanıcıları olduğu kadar yetkilileri de kaygılandırıyordu. Elbette bu vesileyle büyük teknoloji şirketlerinin kapsamlı biçimde regülasyonunun, devletlerin egemenlik alanlarını güçlendirecek bir dizi yeniliği de beraberinde getireceğini öngörmek zor değil.

Görünen o ki Dijital Hizmetler Yasası yeni küresel standartları belirleyecek. Vatandaşlar, verilerinin çevrimiçi platformlar ve büyük teknoloji şirketleri tarafından nasıl kullanıldığı üzerinde daha iyi kontrole sahip olacaklar. Bundan sonra halihazırda yasadışı olan her eylemin çevrimiçi olarak da yasadışı olduğu kesinleşti. Dolayısıyla, AB üye ülkeleri, yasadışı ve zararlı içeriği platformların hızla kaldırmasını sağlayacak düzenlemeyle çevrimiçi alandaki sorunların çözümünde önemli bir mesafe kaydedileceği ve bu anlaşmayla demokrasinin yeniden güçleneceğini varsayıyor. Her ne kadar dijital platformların güç paylaşımından yana olacağına rasyonel aktör olmaları varsayımıyla ihtimal verilmese de belli yetki sınırlandırmalarına eşlik edecek cezalarla başka çareleri yok gibi görünüyor.

Merve YAZICI

TUİÇ Akademi Yayın Direktörü

Kaynakça:

Digitale Europe. (2019, 1 February). DigitaleEurope advances digital transformation in Turkey. https://www.digitaleurope.org/news/delegation-turkey/

Fortunato, P. (2022). Social media, education, and the rise of populist Euroscepticism. Humatinies & Social Sciences Communications. https://doi.org/10.1057/s41599-022-01317-y

Gazete Oksijen. (2022, 1 Aralık). Elon Musk Dijital Hizmetler Yasası polemiğini sona erdirdi. https://gazeteoksijen.com/dunya/elon-musk-dijital-hizmetler-yasasi-polemigini-sona-erdirdi-165960

Scott, M. (2019, 30 Temmuz). Cambridge Analytica did work for Brexit groups, says ex-staffer. Politico. https://www.politico.eu/article/cambridge-analytica-leave-eu-ukip-brexit-facebook/

Tesich, S. (1992). A Government of Lies. The Free Library. https://www.thefreelibrary.com/A government of lies.-a011665982

Waterson, J. (2020, 7 Ekim). Cambridge Analytica did not misuse data in EU referendum, says watchdog. The Guardian. https://www.theguardian.com/uk-news/2020/oct/07/cambridge-analytica-did-not-misuse-data-in-eu-referendum-says-watchdog

Sosyal Medyada Paylaş

[td_block_social_counter open_in_new_window="y" social_rel="nofollow" facebook="tuicakademi" twitter="tuicakademi" youtube="c/TUİÇAkademi" manual_count_youtube="2586" instagram="tuicakademi"]
Merve Yazıcı
Merve Yazıcı
Marmara Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler lisans programından mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler yüksek lisans programında tez dönemindedir. Başlıca ilgi alanları: Dijitalleşme, Siber Güvenlik, Sosyal Medya

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Çeviri Röportaj: Kapitalizmin Üstesinden Nasıl Geliriz?

Tom Wetzel, planlı bir sosyalist ekonominin nasıl görüneceğini ve sosyalizmi gerçeğe dönüştürmek için ihtiyacımız olan stratejiyi açıklıyor.

Çeviri: Avrupa Kendi Çöküşüne Giden Yolda Birleşmiş Durumda

Bu yazı, Jan Krikke’nin ‘Asia Times’ için kaleme almış olduğu “Europe united on road to its own decline” başlıklı makaleden çevrilmiştir.

Uluslararası Hukuk Değerlendirmesi ve KKTC’nin Deniz Yetki Alanları

Deniz Çalışmaları stajyeri Halit Gür'ün Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin deniz yetki alanlarını değerlendirdiği araştırma yazısı yayında!

TUİÇ Üniversite Elçileri Başvuruları Açıldı!

Siz de TUİÇ Üniversite Elçisi olmak istiyorsanız, linkte yer alan başvuru formunu doldurabilirsiniz.