Elysium: Bildiğimiz ABD

Elysium; yönetmenliğini ve senaristliğini Neill Blommkamp’ın yaptığı, Matt Damon, Jodie Foster ve Prison Break dizisinden tanıdığımız William Ficthner gibi sinema yıldızlarının rol aldığı bilim-kurgu / gerilim filmidir. Yaklaşık iki saat süren bu eser, 9 Ağustos 2013’te seyirci ile buluşmuştur. Bu künye bilgilerini paylaştıktan sonra filmin zevkli kısımlarına doğru bir yolculuğa çıkalım. Elysium, feleğin cilvesi ile hayatın sillesi arasındaki devasa uçurumu gözler önüne seren bir başyapıt. Filme ismini veren Elysium, feleğin cilvesine mazhar olmuş, zenginleşmiş, teknolojide çağ atlamış, robotik yapay zekayı kendilerine itaat ettirmiş ‘egemen’ sınıfın ikamet ettiği uzay istasyonunun ismi. Bu istasyon, nadide bir safir taşını inceler gibi dünyamızı inceleyecek Elysium vatandaşlarına güçlü bir teleskop gerektirecek uzaklıkta. Elysium bu kadar refah ve şatafat içindeyken; dünyamız viran olmuş, ağır şartlar altında sömürülerek çalıştırılan yoksul halka ev sahipliği yapmakta. Kâinat kitabında altın yaldızla ismini nakşetmiş Elysium tam manasıyla bir cennet iken, dünyamız adeta cehennemden bir köşe. Filmin 2154 yılına perspektif çizdiği düşünüldüğünde aceleci bir tavır bizi filmin bir distopya olduğu sonucuna götürebilir ki hâkim görüş bu yönde. Film her ne kadar gelecekte yaşansa da tam da günümüz dünyasındaki mülteci krizini sarsıcı gerçekliğiyle ele alıyor ve filmin sonu da bu kriz için düşünüldüğünde aslında bir ütopyayı canlandırıyor. Film gayet günümüz dünyasına temas ediyor ve sınıflar arası sosyo-ekonomik farkları isabetle tasvir ediyor.

Öncelikle film hakkında vardığım yargılardan ilkini destekleyen nedenlerden bahsedeyim. Birincisi, filmde kullanılan üst seviye teknolojik gelişmeler (robot askerlerin yaygınlaşması, anında tedavi eden kapsüller, uzay araçlarının günümüzdeki otomobiller misali ulaşılabilir durumda olması gibi) haricinde filmde yaşanılan olaylar günümüzde aynen yaşanmaktadır. Dünyada en önde gelen medya kuruluşu BBC’nin 17 Ağustos 2021 Afganistan haberlerine göz gezdirelim: Başkent Kabil’i de kontrolü altına alan Taliban’dan kaçan insanlar Kabil Havalimanını hıncahınç doldurmuş, belirli aralıklarla kalkan kargo tahliye uçaklarına akın etmiş, uçağın iniş takımlarına tutunarak bu cehennemden kurtulmayı umdular (BBC, 2021). Belki de insanlık tarihinin en trajik olayına BBC sayesinde tanıklık etti tüm dünya. Bir başka örnek de Adalar denizi açıklarından. Libya’dan, Suriye’den, Türkiye’den kaçak yollarla denize açılan insanlar boğularak ölmeyi göze alıyorlar, yaşadıkları cehennemden çıkış bileti uğruna. Akdeniz açıklarında sahil güvenliklerin radarına takılan mülteci botları ya cehennemlerine geri gönderiliyor ya da tıpkı Elysium savunma bakanı Dellacourt’un yaptığı gibi bu insanlar yok ediliyor botları batırmak suretiyle. Dünya yurttaşları Dünya’da yaşamalı, o virane dünyada. Elysium cennetine girmeleri yasak, Elysium’un polis robotlarına boyun eğmek zorundalar, cennetin imkanlarından faydalanamazlar, onurluca yaşayamazlar, sağlık hizmetlerini alamazlar çünkü Elysium vatandaşı değiller… Bu cümleler günümüz dünyasına ait değil mi sizce de? Herhangi bir Anglosakson ülkeye gidebilmek için vize gerekmesi, pasaportlar, oturum hakkının verilmesi için gereken prosedürler, güvenlik soruşturmaları… Filmdeki Los Angeles tam manasıyla bugünün acıyla kavrulmuş Ortadoğu topraklarından farksız. Halep, Gazze ve daha nice viran olmuş şehirler ve oranın hayatta kalan sakinleri adeta filmde boy göstermişler. Günümüz dünyasındaki mülteci krizinden filme aksettirilen başka ipuçları da göze çarpıyor. Mesela Los Angeles’ta bulunan nüfusun büyük bir oranı Hispaniklerden oluşmakta. Hispanikler günümüzde Amerika Birleşik Devletleri’ndeki mülteciler arasında büyük bir orana sahip. Ve yakın geçmişte Donald Trump’ın Hispanik mülteci akınına karşı aldığı önlemler de aşikar (BBC, 2020). Filmin sonunda ise mülteciler için mutlu bir son bizi dört gözle bekliyor. Yüklenen yeni yazılımla birlikte Elysium tekrardan yapılandırılıyor ve tüm dünyalılar Elysium vatandaşı sayılıyor, onlara da sınırsız sağlık desteği verilmeye başlıyor. Dünya vatandaşları aşağılandıkları, hor görüldükleri, tartaklandıkları bu cennet mekânda artık söz sahibi oluyorlar ve eşitlik Elysium’da zafer naraları atıyor. Bugünün dünyasında mültecilerin iltica ettikleri yerde eşit vatandaşlar olabilmeleri, insanca muameleye tabi olabilmeleri ve yönetimler tarafından ayrımcı politikalara maruz kalmadıkları bir geleceği ütopik şekilde sunan film, içimizi ısıtıyor.

İkincisi, film sosyo-ekonomik durumun siyasal, kriminal açıdan nasıl farklı neticeler doğurduğunu ortaya sermekte. Elysium’da festivaller, partiler, ziyafetler almış başını gitmişken dünyada ise sefilliğin açlığın yırtıcı yüzü, suç işlemenin organize olmuş hali ve tam bir kargaşa hüküm sürüyor. Elysium vatandaşının hayatını idame ettirebilme sorunu yok, tam tersine hayatını cennete çevirme uğraşındalar. Ursula Le Guin’in Omelas’ı adeta Elysium’da tekrardan gün yüzüne çıkmış. Lakin dünyalıların durumu ise bodrumdaki çocuk gibi yaşamını asgari düzeyde idame ettirebilecek seviyede, zevkten çok çok uzak. Elysium’da bu sosyo-ekonomik düzey teşkilatlanmış bir idare yapısını meydana getirmiş, bu seviye dünyayı da yönetecek kadar baskın. Dünyanın güvenliğini de Elysium sağlıyor ve Elysium robotik polis teşkilatı Dünyalılar tarafından siyaset bilimi açısından bir meşruluk kazanmış gibi. Onların sorduğu soruya ters cevap vermeniz değil, biraz sırıtarak konuştuğunuz takdirde nur topu gibi kırık kolla gezmeniz mümkün ve bu gücü uygulayanların otoritesi meşrulaşmış durumda. Sosyo-ekonomik düzeyin karşı konulamaz bir güç oluşturduğunu ve bu şiddet tekelinin nasıl meşruiyete dönüştüğünü gördüğümüzde, yönetimde sosyoekonomik baskınlık meşruiyet yaratır gibi bir çıkarımda da bulunabiliriz. Günümüzde Türk askerinin Kuzey Suriye’de, ABD’nin çok yakın zamana kadar Afganistan’da, İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’da, Rusya’nın yakın geçmişte Kafkasya’da bulunması ve orada otorite sağlaması buna örnek verilebilir.

En nihayetinde Neill Blomkamp’ın Elysium’undaki mekân ve zaman aslında geleceği işaret etmiyor, tam da bugünü, mülteci krizini ve onların ikinci sınıf insan muamelesini ve bazı sosyo-ekonomik gerçeklikleri sinema perdesinde gözlemleyebiliyoruz. Film mutlu sonla bitiyor, ikinci sınıf vatandaşlar birinci sınıf vatandaş oluyor dolayısıyla sınıf farkının ortadan kalktığını görüyoruz. İşte bu noktada filmin yaygın kanının aksine bir ütopya olduğunu ve bu ütopyanın günümüz dünyasındaki mültecilerin ve ikinci sınıf insan muamelesi gören vatandaşların umudu olduğu gerçeğini anlamak hiç de zor değil.

Siyaset Bilimi Staj Programı

Kaynakça

BBC. (2021). Afghanistan: US takes control of Kabul airport to evacuate staff. Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/world-asia-58227029 (Erişim Tarihi: Ekim, 2021).

BBC. (2020). Trump wall: How much has he actually built?. Erişim Adresi: https://www.bbc.com/news/world-us-canada-46824649 (Erişim Tarihi: Ekim, 2021). 

Sosyal Medyada Paylaş

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Partilerin Siyasal Söylemi Olarak Seçim Şarkıları

Özet Demokrasilerde bilindiği üzere toplumu temsil etmeye talip kişi ve...

Operasyon: Argo (2012)

Yapım Adı: Operasyon: Argo Yapım Yılı: 2012 Yönetmen: Ben Affleck Tür: Gerilim/Dram Ben...

Türkiye’deki Gençlerin Eğitim Seviyelerinin Artmasında Gönüllülüğün Rolü

Özet Sivil toplum kuruluşları ve bu kuruluşlara gönüllülük esasıyla katılımın...

Güneşin Bile Patentini Almak İsteyenlerin Aşkı: Kapitalizm

Yapım Adı: Capitalism: A Love Story (Kapitalizm: Bir Aşk...