Hızlı Moda Akımının Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Doğrultusunda İncelenmesi

0

ÖZET:

Sürdürülebilirliğin sadece ekonomik açıdan ele alınmasının öneminin azalmasıyla toplumsal, çevresel ve ekolojik açıdan da kapsamlı şekilde uygulanması, sürdürülebilirliği her alana uygulanabilir kılmıştır. Tekstil ve moda sektörü bu alanın başında gelmektedir bunun sebebi ise moda sektörünün günümüzde hızlı moda haline dönüşmesiyle birlikte etkilerini ekonomik olmaktan çıkararak, toplumsal ve çevresel boyuta taşımasıdır. Bu nedenle, tekstil ve moda sektörünün pejoratif etkilerini fark edebilmek ve önlem alabilmek önemli bir konuyu teşkil etmektedir. Bu çalışmada, hızlı moda akımının gelişmesiyle meydana gelen bu pejoratif değişimlerin karşısında yer alan önleyici sürdürülebilir amaçların incelenmesi hedeflenmektedir.

Anahtar Kavramlar: Hızlı Moda, Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Moda, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, Sivil Toplum. 

ABSTRACT:

With the decreasing importance of addressing sustainability only from an economic perspective, its comprehensive application in social, environmental and ecological terms has made sustainability applicable to all areas. The textile and fashion sector is at the top of this field. The reason is that with the fashion industry transforming into a fast fashion today, it has removed its effects from being economical and carried it to the social and environmental dimension. For this reason, it is an important issue to be able to notice the pejorative effects of the textile and fashion industry and to take precautions.

In this study, it is aimed to examine the preventive and sustainable goals that take place in the face of these pejorative changes that occur with the development of the fast fashion trend.

Key Concepts: Fast Fashion, Sustainability, Sustainable Fashion, Sustainable Development Goals, Civil Society.

1. Giriş

Modanın ortaya çıkışı çok eskilere dayanıyor olsa da asıl yaygınlık kazanması Sanayi Devrimi ile üretim faaliyetlerinin artış göstermesi durumunda gerçekleşmektedir. Kırılma noktası ise dünya savaşları ardından yaşanmıştır. Tüketime verilen değerde farklılaşma yaşanması bireyleri ihtiyaç dışı tüketime yönlendirmiş ve moda kavramı hızlı moda (fast fashion) akımı haline gelmiştir.

Değişikliğe uğrayan moda kavramı, her ne kadar üretim gücünü elinde bulunduran ve tüketen kesim için olumlu etkiler yaratıyor olsa da bilinçsiz tüketim sonucu üretim yapan işçi kesimin ihlallerinin yanında psikolojik, ekolojik, sosyolojik anlamda meydana getirdiği etkiler pejoratif yönde gelişmektedir. Dünyada en çok üretim ve tüketim faaliyetlerinin yürütüldüğü sektörden birisi olan tekstil ve moda sektörü, aynı zamanda dünyayı en çok kirleten sektörlerin arasında da ikinci sırada yer almaktadır.

Emek gücünü satanlar ve üretim gücünü elinde bulunduranlar için şartların aynı olamaması, yaşam şartlarından eşit yararlanamayan bir toplum meydana getirmiştir. Bu iki kesim arasında ciddi farklar önlem alınmayarak önüne geçilemez bir hal alırken 2015 yılından 2030 yılına kadar belirlenen 17 küresel amaç etrafında gündemin değişmesi amacıyla destekler ve çalışmalar yürütülmesi kararı alınmıştır. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın önemi hızlı moda akımıyla birlikte artmakta olan çevresel, bireysel ve toplumsal zararlar ardından daha da elzem bir hale gelmektedir. Bu çalışmada da günümüzde sonuçlarının bir sorun teşkil ettiği tüketim hareketlerinin hızlı moda akımı ile artmasından hareketle Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın bu durum ile ilişkisi ortaya koyulmaya çalışılacaktır. Bunu yaparken ilk olarak moda kavramı ve hızlı moda (fast fashion) kavramının ne olduğuna bakılıp ardından sürdürülebilirliğin ve moda sektörü ile ne ilgisi olduğuna yer verilecektir. Son olarak ise sürdürülebilir kalkınma amaçlarının 17 ilkesi etrafında hızlı modanın etkileri incelenip sivil toplum boyutu ele alınacaktır.

1.1. Moda

İnsanların bir değişiklik arayışı ve yeni biçimler yaratma isteği üzerine oluşarak belirli zamanlarda, farklı alanlarda oluşmakta ve toplum tarafından benimsenen şey moda olarak tanımlanabilmektedir.

1.2. Değişen Moda Sektörü ve Hızlı Moda

Moda, üretilmiş olan her nesnenin yerine bir yenisinin gelmesiyle, diğerinden ayırt edilebilir özelliklerini ortaya koyarak farklı olmayı amaçlamaktadır Odabaşı’na (1999, s. 49) göre ise moda, bireylerin toplumsal kabulünü sağlayan, ona bir kimlik kazandıran her şey olabilmektedir. Odabaşı’nın bu görüşüne bakıldığında, George Simmel’in moda hakkındaki görüşü ile benzerlik gösterdiği görülmektedir. Simmel de (2017) kapitalizmin tüketim faaliyetleri üzerine etkisini ortaya koyarken bununla birlikte bu tüketimin moda ekseninde bireylere etkisini de incelemiştir ve modayı bireylerin yeni kimlikler yaratma, kendi kimliklerini ortaya koyma gibi amaçlarla bir araç olarak kullandığını ortaya koymuştur. Önceleri kapitalist sistemin bir dayatması olan tüketim davranışları, artık bireylerin de kendi istekleriyle gerçekleşen bir eylem haline gelmiştir.

İlk olarak, kitle iletişim araçlarının ortaya çıkışıyla moda sektörü adını duyurmaya başlasa da sonrasında reklamların gelişmesinin etkisiyle moda kavramı dünyaya hızla yaygınlık kazanmıştır (Bocock, 1997, s. 23). Hızlı moda kavramı ise, “1980 yılında ABD’de ortaya çıkmıştır ve 1990’lar ile 21. yüzyılın başında tüm dünyaya yayılmıştır ve bu tip bir iş modeli, düşük fiyatta kısa sürede kitle üretimi ile ticaret yapma için oluşturulmuştur” (Mangır, 2016, s. 149). Geçmiş dönemlerde sadece aristokrat ailelere hitap eden moda kavramı hızlı moda kavramının gelişim göstermesiyle artık her sınıfa hitap eder duruma gelmiştir. Endüstriyel Devrim ardından makineleşme ve teknolojik gelişmeler ile egemen olan seri üretimi destekleyen Fordist üretim tarzından, seri tüketimin gerçekleştiği post-Fordist üretim tarzına geçilmiştir. Tüketimin önemli görüldüğü bu dönemde çevreye ve topluma verilen zararların önü görülememiştir. Farkındalığın oluşması 1970’ler ile sendikal hareketlerin artması sonucu gerçekleşmiştir.

1.3 Hızlı Modanın Toplumsal Boyutu

Moda, bireylerin kendilerini ifade biçimi veya kişiliğini yansıtıcı bir araç olmaktayken hızlı moda akımı etkisiyle dönüşüme uğrayarak artık bireylerin bir kimlik bunalımına girmesine sebebiyet vermeye başlamıştır. Bireyler kimliklerini, tarzlarını ifade eden giysiler içinde yer aldıkları gösteri toplumunda çeşitli rollere bürünerek bir aidiyetlik edinmeye çalışırlar. Baudrillard’ın da ifade ettiği gibi (2018) bireyler kendi kimliklerini üretirken tükettikleri nesneleri kullanmaktadır. Sahip olduğu marka kıyafetler, kullandığı parfüm, ayakkabı bireylerin kim oldukları hakkında, aidiyetlikleri hakkında karşı tarafa mesaj veren birer sembol ve göstergeye dönüşmüştür. Postmodern toplumda tüketimin farklılaşmalar yaşaması, bireyler üzerinde psikolojik etkiler yaratırken toplum üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

İçinde yaşadığımız bu toplumda bireyler sahip olduklarıyla mutlu olmaktan çok artık satın aldıkları ürünler üzerinden mutluluk elde etmeye çalışmaktadırlar. Erich Fromm (2003), bireylerin sahip olduklarıyla yarattığı bu mutluluğun sahte olduğunu ve gelip geçici hazlar yarattığını nitelemektedir. Oluşan geçici haz ise kısa süre sonra etkisini yitirdiğinde bireyler tekrar tüketme gereksinimi hissederek bu hazzı elde etmeye çalışmaktadırlar. Hızlı moda akımının yaygınlık göstermesi toplumda statü fark etmeksizin bireylerin tüketim nesnelerine ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Ürün çeşitliliğinin giderek artması ve bunun yanında fiyatlarının düşmesi, bireyleri bir etkinliğe katılarak harcaması gereken tutardansa alışveriş yaparak birden çok ürün satın alması ve benzer hazzı yaratmaya çalışması durumunu doğurmuştur. Çeşitli faaliyetlere katılamayan, satın alma gücü düşük olan bireyler, hızlı moda akımı ile uygun fiyata kıyafetler bulup kendi mutluluğunu bu şekilde yaratır hale gelmiştir. Satın alınan ürünlerin değeri de bu şekilde düşmüş ve tamir edilme, onarma yoluna gidilmeden, alınan ürünler kolayca atılabilme durumuna gelmiştir. Aynı zamanda Adorno’nun (2007) bahsetmekte olduğu kültür endüstrisi kavramı içerisinde yer alan reklamlar ve moda, tüketim yapma faaliyetlerini arttırarak ürünlerin tüketilmesi gerekliliği oluşturur. Bu durumda sonunda Boudrillard’ın tabiriyle bir “çöp sepeti uygarlığı” yaratmaktadır (2018).

Bireyler satın alma faaliyetlerinde bulunurken eğer alt sınıf bir tabakada yer alıyor ise üst tabakadaki kişilerin tüketim faaliyetlerini takip etmektelerdir. Yani alt zümreden bir işçinin aldığı kıyafet varsıl ailelerin aldıkları kıyafetlere benzemektedirler. Bu ise yeni çıkan bir markanın yakın zamanda daima imitasyonunun çıkmasında görülebilmektedir. Alt zümre bu imitasyon markalara sahip olurken üst zümrenin modası ise kısa süre içerisinde değişmektedir ve bu döngü böylece devam etmektedir (Bocock, 1997, s. 27).

Bir gösteri toplumu içerisinde yer alan birey daima yeni olana sahip olmak ve bunu sunabilmek arzusu içerisinde olmaktadır (Debord, 2020). Günümüzde bireyler en kolay şekilde bu gösteriyi sosyal medya hesapları üzerinden gerçekleştirmektedirler. Buradaki gösterileri etkilerini kaybettikçe bir yenisini yapma peşine düşmektedirler. Örnek verilecek olursa artık bireyler her ne kadar aldıkları ürünlerin markaları ile var olabilmeye çalışsalar da bu markaları sosyal medyada veya gündelik hayatlarında gösteri olarak sunmaları da bireylerin var olabilmeleri için bir koşul olagelmiştir. Debord’un tanımladığı gösteri toplumu, gösterilerini gerçekleştirirken aynı zamanda markaların ardına sığınan bireylerin tüketim alışkanlıkları sebebiyle hızlı moda akımını da sürdürdüğü bir gerçektir.

Bunun yanında, Baribar ve Wallerstein’in görüşüne göre (Balibar & Wallerstein, 2000) kapitalist sistemin ilerleyebilmesi için düşük ücretler ile çalışan bir işçi kesimine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu düşük ücretlerle çalışan kesimin ise bu durumdan şikâyet etmemesi, ucuz emek işçisi olmayı kabul etmesi için toplum ve sistem tarafından bir baskıya ve dışlanmaya maruz kalması gerekmektedir. Bunun ise günümüz kapitalist sisteminde yansımış izlekleri görülebilmektedir. Ucuz emek işçiliğini kabul eden kesim kadınlar, çocuklar, siyahiler, göçmenler ve hayata tam katılamayan dezavantajlı gruplar tarafından oluşmaktadır. Böylesi bir kapitalist sistemin içinde hız kazanan moda sektörü üretimde yer alan işçiler üzerinde de bir baskı mekanizması oluşturup hak ihlallerine yol açabilmektedir.

1.4 Sürdürülebilirlik ve Hızlı Moda ilişkisi

Çalışmanın bu bölümünde sürdürülebilirliğin ne olduğu, ne şekilde ortaya çıktığı, hızlı moda akımı için ne ifade ettiği gibi soruların yanıtlarına cevap bulmaya çalışılmıştır.

Hızlı modanın toplumsal, bireysel bu gibi getirilerinin yanında: üretimde aşırı su kullanımı, kimyasal ilaçların kullanımı, doğal kaynakların tüketimi, liflerin üretimi sırasında oluşan zararlı gazların havaya karışması, tekstil atıklarının fazlalaşmasıyla yığınlaşma yaşanması, ihlal edilen işçilerin maaşları, düşük ücretlerle kayıt dışı işçi ve aynı zamanda çocuk işçi çalıştırma olayları, olumsuz çalışma koşullarının iyileştirilmemesi ve geri dönüşü olmayan ekolojik zararlar verilmesi sayılabilmektedir. Bu zararların önüne geçilmesinde yardımcı olan etken ise farkındalığın oluşup moda sektöründe sürdürülebilirlik yoluna gidilmesidir. Moda alanında sürdürülebilirlik yoluna gidilmeye başlanmasının ilk adımları da 1968-1970’ler ile çevreci hareketlerin yaygınlık kazanması ile etik bir moda anlayışını benimsemeleri sonucu olmuştur.  Kapitalizmin istediği rekabet ortamına uyan marka sahipleri birbirleri ile rekabet ederken Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına uymadıkları bilinmektedir.

Tüketim alışkanlıklarının değişikliğe uğramasıyla birlikte değişen moda sektörü bireyler üzerindeki “ihtiyaç için tüketim” algısını “ihtiyaç dışı tüketim” şekline dönüştürmüştür. Artık ihtiyaç olmasa dahi ürünler satın alınıp kullanım amacının da dışına çıkılarak birer “kullanım değeri” niteliği almasından çok, “gösterge değerleri” için kullanılmaktadır. Bu sayede bireyler satın aldıkları ürünleri düşünmeden kolayca çöpe atabilir hale gelmiştir. Fakat bu atıkların belirli bir süre sonra doğuracağı geri dönüşü olmayan zararların düşünülmediği görülmektedir.  1970’ler ile birlikte sivil toplum faaliyetlerinin artış göstermesi, çevreci hareketler, kadın, çocuk, dezavantajlı birey hakları üzerine yapılmış çalışmaların yoğunluk kazanması gibi gelişmeler ile farkındalık oluşmuş ve hızlı tüketim atıklarının sebebiyet verdiği zararlar için önlemler alınmaya başlanmıştır. Bu önlemlerin arasında sürdürülebilir kalkınma amaçları ve eğitimleri önemli yer kaplamaktadır.

2. Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilirlik kavramı, gün geçtikçe artmakta olan sorunlar ekseninde artık sadece çevresel olarak anlaşılmamakta ve her alanı kapsayıcı, etkili ve uygulanabilir bir duruma gelmiştir. “Sürdürülebilirlik, insan hakları ve yaşamsal birçok değeri tehlikeye atan, ihlal eden sorunların giderek artmasıyla, günümüzün en önemli konularından birisi olmuştur” (Odabaşı & Şahin, 2019, s. 2).

Modanın sürekli değişikliğe uğradığı bu çağda üretilen ürünler için doğada geri dönüşü olmayan zararlar ortaya çıkmaktadır. Üretim aşamasında kullanılan kaynakların sınırlı olmasından dolayı bu kaynakların korunması ve tasarruflu, bilinçli şekilde kullanılması gerekmektedir. Gelişmiş ülkelerin sınırlı olan kaynakları tükenmeye başlayınca üretimin Asya ülkelerine kaydırılması ve bir sömürü ticareti yoluyla çevresel kaynakların, iş gücünün sömürülmesi üzerine modayla ilişkili bir alan olan sürdürülebilirliğin, yerel olmaktan çıkarak daha çok evrensel bir anlam ifade ettiği söylenebilmektedir. Moda sektörü çevreye en çok zarar veren ikinci sektörlerden biri olarak bilinmektedir. Böylesi zararlara yol açan bir sektörün gün geçtikçe gelişimini sürdürmesi ve hızlı moda akımının ise bunu beslemesi durumu daha da elzem hale getirmektedir.

2.1 Sürdürülebilir Kalınma Amaçları

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın ne olduğunun anlaşılabilmesi için ilk önce kalkınma kavramının ne olduğuna bakmak gerekmektedir. Kalkınma her ne kadar ilk olarak ekonomik açıdan algılanmakta olsa da bunun yanında yaşam şartlarının iyileşmesi, eğitimde, sağlıkta, adalette fırsat eşitliğinin uygulanmasıyla tam olarak gerçekleşebilmektedir.

1987 yılında yayınlanan Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından ise kalkınma şu şekilde tanımlanmıştır: “Gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme yeteneğini ortadan kaldırmaksızın şimdiki neslin ihtiyaçlarının karşılanması”. 2015 Eylül ayında gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesinde ise 2030 yılına kadarki aralığı kapsayan bir kalkınma amaçları gündemi oluşturulmuştur. 

Sürdürülebilir kalkınma konusunda yapılan faaliyetlerine bakıldığında gelişmiş ülkelerin ve gelişmekte olan ülkelerin bu durumu algılama şekli farklılık arz etmektedir. Gelişmiş ülkelerde sermayeyi elinde bulunduran güçler yer alıyorken gelişmekte olan ülkelerin tek sermayeleri emekleri ve doğal kaynakları olmaktadır. Daha fazla sermayeye sahip olan gelişmiş ülkeler üretimde ve dağıtımda da önde gelmektedirler. “Bu durum, gelişmiş ülke ekonomilerinde yaşayanlar için daha yüksek yaşam standardını işaret eder. Gelişmiş ülkeler bu düzeye gelene kadar doğa sermayesini göz ardı etmişler; onu yoğun şekilde kullanarak doğa sermayesini ekonomik sermayeye dönüştürmüşler ve kalkınmışlardır” (Gürlük, 2010, s. 92). Ardından kendi kaynaklarının tükenmesi tehdidi ile karşılaşıldığında ise doğal kaynaklarını satın alabilecekleri gelişmemiş-gelişmekte olan ülkelere kaymaktadırlar.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın temel amacı: eşitsizliğe yol açan her türlü alanda eşitlik sağlamak, bireylere insanca yaşam olanağı sunabilmek, çevre, iklim, işçi, kadın, çocuk, dezavantajlı bireyler, gelişimin gerçekleşmesi ve sürdürülebilmesi gibi alanlarda kalkınmanın, devamlılığın sağlanabilmesi olmaktadır. Bu bölümde de Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının hızlı moda akımı ile nasıl bir bağlantısı olduğu, hızlı modanın getirileri etrafında ele alınmaya çalışılacaktır. 

2.2 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Üzerinden Hızlı Modanın Getirilerinin İncelenmesi

Amaç 1: “Yoksulluğa Son”

Yoksulluğun ekonomik anlamı dışında pek çok boyutu bulunmaktadır. Bunlardan bazıları kadın yoksulluğu, çocuk yoksulluğu, zaman yoksulluğu, sağlık yoksulluğu olabilmektedir. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarında ilk amaç olarak görülen, “Yoksulluğa Son” ilkesi diğer tüm amaçların temelini oluşturarak çözülmesi gereken ilk sorun olmaktadır.

“İş, insanların esenliği için hayati önemdedir. İş, gelir sağlamanın yanında, bireyleri, ailelerini ve toplulukları daha güçlü kılarak daha geniş toplumsal ve iktisadi ilerlemenin yolunu açabilir. Ancak bu ilerleme insana yakışır işe dayanmalıdır”. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tanımladığı bu tanım ile bireyin yaşamsal faaliyetlerini sorunsuz ve etkili şekilde sürdürebilmesi ve kalkınma için gerekli olduğunun yanında bunun insana yakışır şekilde gerçekleşmesi noktası moda ve tekstil fabrikalarında çalışan işçiler açısından eksik kalmaktadır. 

Hızlı modanın gelişmesiyle üretim yaptıran, bu akıma uyan marka sahipleri daha az maliyet ile daha çok ürün elde etmek istediği için üretim faaliyetlerini Çin, Bangladeş, Hindistan gibi 3. Dünya Ülkelerine yaptırmaktadır. “Temiz Giysi Kampanyası”nın 2014 yılında yayınlamış olduğu Avrupa’daki eski Sovyet ülkelerinin tüm hazır giyim üretim merkezlerini kapsayan rapora göre İhracatının %80 i hazır giyim olan Bangladeş’te ülke ekonomisi bu ihracat kalemine bağlıdır ve işçilerin aldıkları maaşlar açlık sınırının altında olmaktadır. Tekstil sektöründe çalışan işçilerin hepsinde görülen bir sorun olarak hak ettikleri adil ücreti alamamaları, insanca yaşam için gerekli olan ücretlerin altında çalışmaları olmaktadır. Bu da var olan yoksulluğu yeniden üretmektedir.

Amaç 2: “Açlığa Son”

Tekstil ve Hazır giyim sektörü dünyada en çok istihdamı barındıran sektörlerden biri olmaktadır. “Bu sektör sadece 7 milyar insanın ikinci derisi olan giysileri değil aynı zamanda insanların üçüncü derisi olan evlerine de oldukça büyük katkıda bulunmaktadır” (Özdoğan ve ark.’dan aktaran Can & Ayvaz, 2017, s. 113). Fakat bu büyük katkının 3.Dünya Ülkelerindeki üretim aşamalarında yetersiz kaldığı görülmektedir. İşçilerin almakta olduğu maaşlar açlık sınırlarının altında olmasıyla, tekstil alanında çalışan işçiler bu maaşlar ile geçimini sağlayamamaktadırlar. Bu durumda, açlığa son amacının bu ülkelerde gerçekleşmediği görülmektedir. Aynı zamanda günümüzde hala daha gelişmiş bazı ülkeler tarafından sömürge altında olan gelişmemiş-gelişmekte olan ülkelerde binlerce insan açlıktan ölmeye devam etmektedir.

Amaç 3: “Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam”

Refah devleti uygulamaları, kişilere asgari gelir güvencesi vererek toplumsal risklerden koruyarak, eğitim, sağlık ve haklar alanında düzenli bir yaşamı vadeden bir devlet anlayışı iken 3.Dünya Ülkelerinde yaşayan bireylerin bu tanıma ters düştüğü görülmektedir. Bunun yanında 3.Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’nın bireye “kaliteli bir yaşam” imkanı sağlayabilmesi için öncelikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin tanımlanan refah devleti anlayışı üzerinden gelişmesi gerekmektedir. 

Hedeflerden birinin doğumda yaşanan anne ve bebek ölümleri olduğu görülür. Sürdürülebilirliği amaç edinen Türkiye’de, “Anne ölüm oranı, 2010 yılında yüz bin canlı doğum başına 16,7 iken, 2019 yılında 13,1’e geriledi” (TÜİK, 2019). Fakat bu ilkenin uygulanmadığı 3. Dünya ülkelerinde hala daha yüksek düzeylerde bebek ve anne ölümleri gerçekleşmektedir.

Eski çağlarda risk kavramını sağlık alanında yaşanan temizlik, hijyen yetersizliğinden kaynaklı sorunlar ile açıklamak mümkün oluyor olsa da günümüz çağında bu risk kavramını sanayi alanındaki “fazla üretim” oluşturmaktadır (Beck, 2019, s. 25). Hızlı moda akımıyla beraber üretimde meydana gelen artış işçileri daha hızlı ve daha çok üretim yapma mecburiyetinde bırakmaktadır. Bu da daha uzun saatler halihazırda kötü olan koşullarda çalışmak anlamına gelmektedir. Kimyasal ve yüksek sıcaklıkların birey sağlığına verdiği zarar yanında işçiler uzun saatler makineler ile üretim yapmakta ve sağlık problemleri bu sebeple de çıkabilmektedir. 

Amaç 4: “Nitelikli Eğitim”

Bu amaç doğrultusunda, bütün bireylerin ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretime erişimlerini sağlayarak, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bireyler yetiştirmek için etkili öğrenme ortamlarının oluşturulması amaçlanmaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda bu ilkeyi amaç edinen Türkiye’de 2019 verilerine göre, “İlkokul, ortaokul ve ortaöğretim tamamlama oranları 2014 yılında sırasıyla %97,7, %94,1 ve %58,8 iken, 2019 yılında %98,6, %97,7 ve %70,3 oldu” (TÜİK, 2019). Bunun yanında gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerde bu ilkeden geri kalınarak binlerce çocuk kayıt dışı tekstil fabrikalarında kötü şartlarda çalışmaktadırlar. Eğitime tam katılamayarak gelecek nesillerin de çocuk yoksulluğunu tetiklemektedirler.

Hızlı moda akımıyla oluşan risklerin genellikle varsıllara etki etmediği, sadece yoksullara işlemekte olduğu düşünülebilmektedir. Fakat Beck’e göre (2019, s. 28-29), bilinçsiz ve farkında olmadan yaşayan bir varsıl kesimi sadece maddi varlığı hayatta tutmaya yetmemektedir. İçinde yaşadığımız riskler çağında “bilinç varlığı belirler” durumdadır. Bu sebeple bilinçli bireylerin yetişmesi her toplum için temel hak ve amaçlardan biri olmalıdır.

Amaç 5: “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği”

‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ kalkınma hedefine bakıldığında kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılığın, şiddetin çocuk yaşta evliliğin ortadan kaldırılması ve kadınların toplumun her alanında güçlenerek yer almasını sağlamak gibi bir hedefi bulunmaktadır.

Temiz Giysi Kampanyası’nın 2014 yılında yayınladığı rapora göre üretim yapılan fabrikaların bulunduğu ülkelerde tekstil sektöründe çalışan işçilerin %80’inin kadın olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, bazı ülkelerde bu oran artmaktadır. Kadınların halihazırda “kadın işi” olarak görülen dişil becerilerini kullandığı dikiş, nakış işlerinde çalışması “nasıl olsa evde de bunu yapıyor” düşüncesiyle yadırgamakla beraber bu alanda ucuz ve itaatkâr iş gücü olarak görülmektedirler. Erkek çalışanlar ise bu alanda ya kaba kuvvet gerektirecek işlerde ya da yönetim, disiplin, kontrol gibi erillik atanan görevlerde yer almaktadırlar. Bu şekilde cinsiyetçi rol kalıpları yeniden üretilmektedir. Şaşman Kaylı ve Şahin’in de dediği gibi, “Cinsiyetçi roller kadını belli mesleklere, belli iş kollarına iterek eril hiyerarşiyi ve tahakkümü pekiştirmektedir” (Şaşman Kaylı & Şahin, 2016, s. 40). Bu durum da kadınların çalışma alanında ezilerek eşit imkanlara sahip olamamasına yol açmaktadır. Aynı zamanda kadınların hegemonik baskı yanında fiziksel ve cinsel şiddete de maruz kaldıkları bilinmektedir. 

Amaç 6: “Temiz Su ve Sanitasyon”

Hızlı moda akımının yarattığı etkilere bakıldığında üretimde en çok su kullanan sektörlerin başında tekstil sektörünün geldiği görülmüştür. “Her yıl hazır giyim endüstrisi 2 milyon ton atık ve 2.1 milyon ton karbondioksit ve 70 milyon ton su harcamaktadır. Bu verilerden hızlı modanın hukuki düzenlemeler ve regülasyonlarla kontrol altına alınmasını yönünde sinyaller vermektedir” (Mangır, 2016, s. 150). Pamuğun üretiminden başlayarak her aşamasında su kullanılan bir üretim süreci geçiren kıyafetler, hızlı moda akımıyla birlikte ömrü kısa, kullanımı az olacak şekilde bir seri üretimden geçmektedir ve böylece kolayca yıpranabilmekte, satın alınan tarafından düşünmeden atılabilmektedir. 

Üretim aşamasında kullanılan su tüketiminin yanında tekstil ve moda sektöründe çok fazla kimyasal madde kullanılmasıyla doğal su kaynaklarına zarar verilmektedir. Tekstil fabrikaları ise genellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde olduğu için bu durumdan en fazla etkilenen kesim yoksul toplumlar olmaktadır ve bu toplumlar için temiz su kaynağı artık bir ihtiyaç haline gelmektedir. 

Temiz su kaynaklarının yokluğu, üretilen tarım ürünlerinin de kimyasallarla karışmış sulardan üretilmesini gerektirmektedir. Toprağın bu şekilde verimsizleşmesi verilen ürün miktarını da azaltmakta aynı zamanda verdiği ürünlerin de tüketilmemesini gerektirir. Bu durumda olan 3. Dünya Ülkeleri genellikle sadece ürettikleriyle beslenme imkanına sahip olabildikleri için kimyasallarla üretilmiş gıdaları tüketmekte ve çeşitli hastalıklara yakalanabilmektedirler. 

Aynı zamanda atık su istatistiklerine bakıldığında, “Tek bir tişört ve bir çift kot pantolon için gerekli olan 1 kg pamuğun üretilmesi için 20 bin LT su gerekiyor. Hazır giyim ve tekstil sektörü Çin’de en çok atık su üreten 3 sektörden biri ve her gün 2,5 milyar ton atık su üretmekte” (Gümrük Tv, 2020).

Amaç 7: “Erişilebilir ve Temiz Enerji”

Herkesin uygun fiyatlı, güvenilir ve modern enerji hizmetlerine erişimini eşit şekilde sağlamayı amaç edinen bu ilkenin Türkiye’ye uygulanmasıyla, “yenilenebilir enerji ve atıklardan elektrik enerjisi üretiminin oranı 2010 yılında %26,4 iken 2019 yılında %43,9 düzeyine yükselmiştir” (TÜİK,2019). Aynı şekilde bu ilkeyi uygulayan diğer ülkelerde de gelişmeler olmaktadır. Tekstil üretimi yapan fabrikaların üretimde çok fazla enerji kullanması ve temiz enerji kaynaklarını tüketmesi sonucu ise 3.Dünya Ülkelerinde durum aynı şekilde seyretmemektedir.

Amaç 8: “İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme”

Bireylerin sahip olduğu sendikal hak, özgürce, kolektif olarak belirlenen mesleki çıkarları koruma amacıyla serbestçe kurulabilen, işçilerin haklarını koruyan bir haktır” (Koray, s. 71). Fakat bu temel hakkını tekstil fabrikalarında çalışan işçilerin kullanamadıkları bir gerçektir. Sendikal hareketler, toplu grevler, haklarını arayışları için ses çıkartmaları işverenlerin en son isteyeceği şey olmaktadır. 

Tekstil işçileri sendikasının yayınlamış olduğu 2015 yılı Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) “Küresel İşçi Hakları Endeksi” araştırması raporunda dikkat çeken noktalar: işçilere yönelik tutuklama olaylarının yükselmesi, işçilerin %60’ının temel haklarından yararlanamaması, sendikal faaliyet yürütenlerin öldürülmesi olayları, grev haklarının olmayışı ve hukuksal olarak da haklarının gasp edilmesi durumları olmaktadır. Bu rapora göre, işçilerin sadece adil bir ücret alma, daha iyi şartlarda, insanca yaşama ulaşma, maaş kesintileri yaşamadan çalışma koşullarının iyileşmesi gibi isteklerde bulunmaları, işsiz kalma durumlarına yol açabilmektedir (https://disktekstil.org/ituc-isci-haklarinda-en-kotu-ulkeleri-belirledi.html, Erişim Tarihi: 19.03.2021). Aynı zamanda çalışanlara güvenli bir iş yeri imkânı sunulması amaç olmaktayken bu fabrikalarda bireylerin iş sağlığı ve güvenliğinin yok sayıldığı yıkılan binaların altında kalarak can veren işçilerden anlaşılabilmektedir. Bunun en büyük örneği ise Bangladeş’teki Rana Plaza Faciası olmaktadır. 

Amaç 9: “Sanayi Yenilikçilik ve Alt Yapı”

Bütün bireylerin erişebileceği kaliteli, güvenilir, sürdürülebilir ve dayanıklı altyapıların oluşturulması ve bütün ülkelerde sanayileşmenin desteklemesini sağlamak amaç edinilmektedir. Fakat sanayileşme, yenilikçilik, gelişmeler batılı ülkelere özgü olarak kalmaktadır. Günümüzde hala daha tekstil fabrikalarında kol gücüyle çalışan işçilerin risk altında olan binalarda çalışmaya devam ettiği ve bu binaların yıkımı ile sonuçlanan ölümlerin olduğu, alt yapı eksikliklerinden binlerce işçinin çalıştığı fabrikalarda yangınlar çıktığı gibi pek çok olay yaşanmaktadır. Fakat bu durumun düzeltilmesi için yöneticiler tarafından iyileştirmeye gidilmediği bilinmektedir. Buna örnek olarak, 2013 yılında yaşanan dünyada tekstil faciası olarak nitelendirilen Rana Plaza Fabrikası’nın çökümünde binden fazla kişinin ve Tazreen Fabrikası’nda çıkan yangında 112 işçinin can vermesi verilebilmektedir.

Amaç 10: “Eşitsizliklerin Azaltılması”

Bu kalkınma amacında, bireylerin hiçbir statüsüne bakılmaksızın güçlendirilmesini sağlamak, bireylere eşit fırsatlar sunulmasını destekleyerek eşitsizlikleri azaltmak amaç edinilmektedir. Eşitsizlik kavramı pek çok farklı açıdan ele alınabilmektedir. Dinsel anlamda, bireyin etnik kökeni, ırkı, cinsel yönelimi, sahip olduğu bir engeli, toplumsal sınıfı ve toplumsal cinsiyeti boyutunda örnekler sayılabilmektedir.

Tekstil fabrikalarında çalışan işçilerin fazla mesai yapmalarına rağmen yine de normal mesai ücreti almaları, çalışan göçmenlerin yerli işçiler ile eşit ücret alamaması, ayrımcılığa ve Goffman’cı (2014) anlamda bir damgalanmaya maruz bırakılmaları, kadınların ve çocukların vasıfsız iş gücü olarak görülerek daha az ücret almaları çalışanların güçlenmesinin ve eşitsizliğin azalmasının önünde engel oluşturmaktadır.

Aynı zamanda çevreye zarar veren ülkeler ile bu verilen zararı çekmek veya temizlemek zorunda kalan, kısacası olumsuz olan tüm yönleriyle “bedelini ödeyen” ülkeler farklıdır. Ve bu durum, ülkeler arasında da uluslararası bir çeşit eşitsizliklere yol açmaktadır (Beck, 2019, s. 56). Bu şekilde eşit doğal kaynak dağılımı ilkesine de aykırı düştüğü görülmektedir.

Amaç 11: “Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar”

Bütün bireylerin yeterli, güvenli ve uygun fiyatlı konutlara, sürdürülebilir ulaşım sistemlerine, sürdürülebilir kentleşmeye erişimini sağlamak gibi bir amacı bulunan bu ilkeye kıyasla hızlı moda ve tekstil ürünlerinin üretildiği ülkelerde altyapı eksikliği, sınırlı ulaşım, güvencesiz eski konutlar ve bunların yıkımı sonucu oluşan tehlikeler, kazalar görülmektedir. 

Amaç 12: “Sorumlu üretim ve tüketim”

12. amaç doğrultusunda bütün ülkeleri sürdürülebilir tüketim ve üretim kalıplarına yönlendirerek, insan sağlığına ve çevre üzerinde olumsuz etkileri olan kimyasalları ve atıkları en aza indirgemek amaçlanmaktadır.

Tekstil sürecinde üretim aşamasında meydana gelen çevresel ve ahlaki sonuçlar bireylerin yaşam koşullarını tehlikeye atacak niteliktedir. Üretimde kullanılan çok fazla miktarda su, enerji ve kimyasallar bireylerin sağlığına zarar vermekte ve pek çok kişinin de bu kimyasallardan hayatlarını kaybettikleri bilinmektedir. Aynı zamanda hızlı modayla üreticiler ürünlerin maliyetlerini düşürürken kalitelerini de düşürmektedir. Kalitesi düşen ürünlerin ise kullanım süresi azalarak bireyler tarafından kolayca çöpe atılabilmektedir. Bu da tekstil atıklarının çevreye verdiği zararları arttırmakta, kıyafetlerden oluşan bir atık çöp yığını oluşturmaktadır. Bu atıkların ise dünyadan yok olması uzun zamanlar gerektirmesi yanında üretim aşamasında kullanılan kimyasal maddelerin yok olma aşamasında toprağa, havaya tekrar karışması, metaların üretiminde de tüketiminde de sorumlu, etik, bilinçli şekilde davranılması gerektiğinin kanıtları olmaktadır.

Amaç 13: “İklim Eylemi”

İklim değişikliğiyle ilgili önlemlerin, tehlikelerin ülkelerin ulusal politikalarında yer almasını sağlayarak, Yeşil İklim Fonu’nun tam olarak faaliyete geçirilmesi gibi amaçları bulunmakta olan 13. Amaç, kalkınmanın gerçekleşmesi için çevresel ve ekolojik sürdürülebilirlik açısından önemli ilkeler içermektedir. Tekstil üretim aşamalarında karbondioksit ve çeşitli gazların havaya salınımı, aynı şekilde dağıtım aşamalarında çevreye salınan gazlar ile karbon ayak izinin artması iklim krizinin tetiklenmesine sebebiyet verebilmektedir. 

Amaç 14: “Sudaki Yaşam”

Bu ilkenin su kirliliğini, deniz kirliliğini önemli ölçüde azaltılmasını sağlamak, doğaya zararlı bütün balıkçılık uygulamalarını sona erdirmek gibi konularda amaçları bulunmaktadır. Tekstil ve hazır giyim sektörü üretim, imalat, tedarik aşamalarından geçerken hazırlanan ürünlerin mağazalara ulaşması için genellikle maliyet açısından gemi ile deniz yolu tercih edilmektedir. Bu ise yaratılan karbon ayak izini arttırmaktadır. Bunun yanında, tekstil de kullanılan çeşitli zararlı kimyasallar, yıkama, ağartma işlemlerinde temiz su kaynağına gerek duyulması durumlarında bu kimyasallar suda yaşayan canlılara zarar verip, öldürmektedir.

Amaç 15: “Karasal Yaşam”

Uluslararası anlaşmaların yükümlülükler doğrultusunda ormanlarda, sulak alanlarda, dağlarda ve kurak alanlardaki karasal ve iç tatlı su ekosistemlerini koruyarak, çölleşme ile mücadele edilmesi ve biyoçeşitliliği, ekosistemleri korumak gibi amaçları olan ‘Karasal Yaşam’ ilkesinin çevresel sürdürülebilirlik açısından önemli katkıları bulunmaktadır. Fakat hızlı modanın etkisiyle ormanların tahrip edilmesi ve yüksek düzeylerde artık yok olması, tatlı su kaynaklarının gitgide azalması, üretimde kullanılan hammaddelerin karasal yaşamdan sağlanması ile birlikte tüm dünya için kritik bir alan teşkil etmektedir. Batılı ülkelerin üretimi Asya ülkelerine kaydırmasıyla da bu durumdan en çok etkilenen, kaynakları tükenen ve bu sebeple yaşam alanları, suları, beslenmeleri, sağlıkları tehlikede olan kesim gelişmemiş-gelişmekte olan ülkelerde yer almaktadır.

Amaç 16: “Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar”

Bu ilkede şiddetin, istismarın, cinayetlerin, rüşvetlerin önüne geçilmesi hedeflenerek kalkınmanın sürdürülmesi amaçlanmaktadır ve bunu yapmak isteyen ülkelerin kalkınma hallerini sürdürebilmeleri için güçlü kurumlara sahip olabilmesi gerekmektedir.

Tekstil fabrikalarının çalışanlar üzerinde maaş kesintileri, izin haklarının ihlali, rüşvet yolu uygulanması gibi durumlar ile karşılaşıldığı ekseninde bu ülkelerde güçlü kurumların olamadığı, adaletli eylemlerde bulunulmadığı söylenebilmektedir. Bunun yanında şiddetin tüm biçimlerinin engellenmesi amaç edinilirken tekstil fabrikasında çalışan kadınların sadece adil maaş, eşit ücret istedikleri için fiziksel şiddete maruz kaldığı bilinmektedir. Cinsel şiddet, çocuk işçi çalıştırma, göçmen işçileri yasa dışı olarak çalıştırma gibi durumlarla kayıt dışı ekonomi elde ederek adaletli ve güçlü kurumlardan aykırı kalmaktadırlar. Buna karşılık Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ilerleme raporuna göre, amaç 16 AB ülkelerinde en hızlı ilerleme kaydedilen ilke olmaktayken en yavaş ise çevresel kalkınma alanında olmuştur (European Commission, 2020).

Amaç 17: “Amaçlar İçin Ortaklıklar”

Bağımlılık kuramına göre az gelişmiş ülkelerin geri kalmışlıklarının nedeni bu ülkenin yetersizliklerinde değil, aksine batılı ulusların onları bilerek bu şekilde kalmalarını istemelerinden dolayı kaynaklanmaktadır (Slattery, 2008, s. 154). Bağımlılık kuramına karşılık Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın içerisinde yer alan “amaçlar için ortaklıklar”da hedeflenen gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerin ortaklık içerisinde yer alıp beraber kalkınmanın gerçekleştirilmesi yolunda yapılan yardımlar bulunmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma faaliyetleri sürdürülmekte iken az gelişmiş ülkelerin de kalkınması adına finansal destek sağlanıp ortak kalkınma gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir.

Sonuç

Hızlı moda sistemi sürekli üretim üzerine kurulu bir sistem olmaktadır ve daima yeninin ve farklının peşinde koşan tüketicilerine ulaşabilmek amacıyla bu üretimi de en kısa sürede gerçekleştirmek gerekmektedir. Bireylerin bilinçsizce yaptıkları tüketim çokluğu ve sermaye sahiplerinin ise bitmek bilmeyen kâr etme isteği birleştiğinde ise kaynakların tükenmesi, işçilerin hak ihlalleri, adil olmayan yaşamlar ve pek çok zararlar meydana gelmektedir.

Hızlı moda ile bireylerde oluşan “ucuz ürün nasıl olsa kullanmazsam atarım” düşüncesi ile tonlarca atık giysi yığınları meydana gelmektedir. Bu atıklar ise yine üretim yapan 3.Dünya Ülkelerine satılmaktadır. 

“Dünya çapında her yıl yaklaşık olarak 80 milyar parça giysi satın alınmaktadır. Bu rakam 20 yıl öncesindeki tüketimin yüzde 400 daha fazlasıdır. Sadece Kuzey Amerika’da 10,5 milyon ton giysi çöpe atılmaktadır” (Yücel ve Tiber, 2018, s. 372). Atılan giysiler ise genellikle pamuk üretiminin pestisit gibi kimyasallarla zarar görmesi sonucu yerini alan daha da zararlı şekillerde petrol temelli üretilen polyesterden üretilmektedir.

Sürdürülebilir moda, “ekolojik hayata zarar veren giysilerin kullanımına, gereksiz alışverişe, üretimde çalışan işçilerin haksızlıklarına, gereksiz su ve enerji israfına karşı bir akım olarak ortaya çıkmıştır” (Tekin Akbulut, 2012, s. 40).

Moda alanının yaratmış olduğu etkiler yerel olmaktan çıkıp evrensel hale gelmesiyle alınması gereken önlemlerin de evrensel olması gerekmektedir. Fakat üretim aşamasının kapsayıcı yönleri sadece gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeleri dahil etmektedir. Bu ülkelerde üretim yapılırken kullanılan kaynak tüketimi yine o ülke halkı için tehlike arz ederken tüketimi gerçekleştiren gelişmiş ülkelerin sorumluluğu almadığı söylenebilmektedir. Beck’in belirttiği üzere “görülemeyen riskler savaşı kazanır” ve oluşan risklerin görmezden gelinmesinin elzemliği söz konusudur. Bireysel ve toplumsal risklerin yanında çevresel risklerin özellikle, kaynak yitimi ve yayılan kirlilik sonucu üretim yapılan 3.Dünya Ülkelerinden tüketim yapan gelişmiş ülkelere de yayılarak sadece bölgesel kalmayıp tüm dünyayı tehlike altına alıp etki uyandıracağı öngörülebilmelidir (2019, s. 64).

Etki azaltma yöntemi olarak Odabaşı ve Şahin (2019), modacıların alması gereken eğitime vurgu yaparken uygulanması gereken yöntemlerin sürdürülebilirlik amacı üzerinden ilerlemesi ve bu şekilde hızlı modaya karşı sürdürülebilir modanın uygulanması gerektiği üzerine durmaktadır. Buna karşılık ortaya çıkan yavaş moda, “sürdürülebilirlik kavramı içerisinde üretim kaynaklarının ve çevrenin hızlı moda ile yaratılan etkisinin azaltılması adına ortaya çıkan bir yaklaşımdır. Anlamı; bireysel ve sosyo-kültürel dengelemeler ve çevresel ihtiyaçlar açısından “sürdürülebilir tasarım” kavramının geliştirilmesi ile ilgilidir” (Alpat, 2012, s. 45). Yavaş moda ile tüketim faaliyetleri de yavaşlayarak moda döngüsü içinde denge sağlanabilecektir.

Bu şekilde moda ve tekstil firmaları sosyal ve çevresel sorumluluklarının bilincinde olmalı ve tüm iş süreçleri ve karar alma mekanizmalarında sürdürülebilirlik ilkesini benimsemelidirler. Fakat, sadece yetkili kişilerin önlem alması yeterli olmamaktadır. Tüketiciler olarak bu etkileri yaratan ve sürdüren kişiler yine ardını düşünmeden bilinçsiz alışveriş yapanlar olmaktadır. Bu sebeple ilk olarak toplum bilinçlenerek, ihtiyaç dışı tüketimin önüne geçilerek, mutluluğu tüketim nesnelerinde aramaktansa aile, arkadaş, sosyal çevre, üretebilmek ile var olup burada gerçek mutluluğu gerçekleştirebilmek daha kalıcı çözümler getirecektir.

Sevde EROĞLU

Ceylan SAK

Sivil Toplum Çalışmaları Staj Programı

Kaynakça:

Adorno, T, W. (2003). Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken (Çev: Doğan B. O.), Cogito Dergisi, (36), 1-5. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Alpat, F. E., (2013), Yavaş Moda Nedir? Akdeniz Sanat Hakemli Dergi, 4(8), 44-47.

Balibar, E., Wallerstein, I., (2000). Irk Ulus Sınıf: Belirsiz Kimlikler. (Nazlı Ökten, Çev.), İstanbul: Metis Yayınları.

Bocock, R. (1997). Tüketim. (Çev. İrem Kutluk), Ankara: Dost Yayınları.

Boudrillard, J., (2018). Tüketim Toplumu. (N. Tutal ve F. Keskin, Çev.), Ayrıntı Yayınları: İstanbul.

Can, Ö. ve Ayvaz, K. M., (2017). Tekstil ve Modada Sürdürülebilirlik. Akademia Sosyal Bilimler Dergisi, 3(1), 110-119.

European Commission (2020). EU SDG Indicator set 2020, Result of the review in preparation of the 2020 edition of the EU SDG monitoring report. https://ec.europa.eu/eurostat/documents/276524/10369740/SDG_indicator_2020.pdf

Goffman E. (2014). Damga-Örselenmiş Kimliğin İdare Edilişi Üzerine Notlar. (Çev. Ş. Geniş L., Ünsaldı S. N. Ağırnaslı) Heretik Yayınları: Ankara.

Gürlük, S. (2010). Sürdürülebilir Kalkınma Gelişmekte Olan Ülkelerde Uygulanabilir Mi?. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İibf Dergisi, 5(2), 85‐99.

Fromm, E. (2003). Sahip Olmak ya da Olmak (Çeviri: Aydın Arıtan). Arıtan Yayınları: İstanbul.

Koray, M. (2000). Sosyal Politika. Ezgi Kitabevi Yayınları: Bursa.

Mangır, A. F. (2016). Sürdürülebilir Kalkınma İçin Yavaş ve Hızlı moda, Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Dergisi, 19, 143-154.

Odabaşı S. ve Şahin Y. (2019). Moda Tasarımı Eğitiminde Sürdürülebilirlik Üzerine Yaklaşımlar. Eskişehir Teknik Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Dergisi, 12(23). 

Simmel, Georg (2017). Modern Kültürde Çatışma, (11. Baskı), (Çev. Tanıl Bora, Utku Özmakas ve Nazile Kalaycı), İstanbul: İletişim Yayınları.

Şaşman Kaylı, D. Ve Şahin, F., (2016). Sosyal Politikanın Cinsiyet Halleri: Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Hizmet. Ankara: Nika Yayınları.

Tekin Akbulut, A. (2012), Türkiye’de Etik Moda Üzerine Bir Araştırma, Akdeniz Sanat Dergisi, (8).

ÖZET:

Sürdürülebilirliğin sadece ekonomik açıdan ele alınmasının öneminin azalmasıyla toplumsal, çevresel ve ekolojik açıdan da kapsamlı şekilde uygulanması, sürdürülebilirliği her alana uygulanabilir kılmıştır. Tekstil ve moda sektörü bu alanın başında gelmektedir bunun sebebi ise moda sektörünün günümüzde hızlı moda haline dönüşmesiyle birlikte etkilerini ekonomik olmaktan çıkararak, toplumsal ve çevresel boyuta taşımasıdır. Bu nedenle, tekstil ve moda sektörünün pejoratif etkilerini fark edebilmek ve önlem alabilmek önemli bir konuyu teşkil etmektedir. Bu çalışmada, hızlı moda akımının gelişmesiyle meydana gelen bu pejoratif değişimlerin karşısında yer alan önleyici sürdürülebilir amaçların incelenmesi hedeflenmektedir.

Anahtar Kavramlar: Hızlı Moda, Sürdürülebilirlik, Sürdürülebilir Moda, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, Sivil Toplum. 

ABSTRACT:

With the decreasing importance of addressing sustainability only from an economic perspective, its comprehensive application in social, environmental and ecological terms has made sustainability applicable to all areas. The textile and fashion sector is at the top of this field. The reason is that with the fashion industry transforming into a fast fashion today, it has removed its effects from being economical and carried it to the social and environmental dimension. For this reason, it is an important issue to be able to notice the pejorative effects of the textile and fashion industry and to take precautions.

In this study, it is aimed to examine the preventive and sustainable goals that take place in the face of these pejorative changes that occur with the development of the fast fashion trend.

Key Concepts: Fast Fashion, Sustainability, Sustainable Fashion, Sustainable Development Goals, Civil Society.

1. Giriş

Modanın ortaya çıkışı çok eskilere dayanıyor olsa da asıl yaygınlık kazanması Sanayi Devrimi ile üretim faaliyetlerinin artış göstermesi durumunda gerçekleşmektedir. Kırılma noktası ise dünya savaşları ardından yaşanmıştır. Tüketime verilen değerde farklılaşma yaşanması bireyleri ihtiyaç dışı tüketime yönlendirmiş ve moda kavramı hızlı moda (fast fashion) akımı haline gelmiştir.

Değişikliğe uğrayan moda kavramı, her ne kadar üretim gücünü elinde bulunduran ve tüketen kesim için olumlu etkiler yaratıyor olsa da bilinçsiz tüketim sonucu üretim yapan işçi kesimin ihlallerinin yanında psikolojik, ekolojik, sosyolojik anlamda meydana getirdiği etkiler pejoratif yönde gelişmektedir. Dünyada en çok üretim ve tüketim faaliyetlerinin yürütüldüğü sektörden birisi olan tekstil ve moda sektörü, aynı zamanda dünyayı en çok kirleten sektörlerin arasında da ikinci sırada yer almaktadır.

Emek gücünü satanlar ve üretim gücünü elinde bulunduranlar için şartların aynı olamaması, yaşam şartlarından eşit yararlanamayan bir toplum meydana getirmiştir. Bu iki kesim arasında ciddi farklar önlem alınmayarak önüne geçilemez bir hal alırken 2015 yılından 2030 yılına kadar belirlenen 17 küresel amaç etrafında gündemin değişmesi amacıyla destekler ve çalışmalar yürütülmesi kararı alınmıştır. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın önemi hızlı moda akımıyla birlikte artmakta olan çevresel, bireysel ve toplumsal zararlar ardından daha da elzem bir hale gelmektedir. Bu çalışmada da günümüzde sonuçlarının bir sorun teşkil ettiği tüketim hareketlerinin hızlı moda akımı ile artmasından hareketle Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın bu durum ile ilişkisi ortaya koyulmaya çalışılacaktır. Bunu yaparken ilk olarak moda kavramı ve hızlı moda (fast fashion) kavramının ne olduğuna bakılıp ardından sürdürülebilirliğin ve moda sektörü ile ne ilgisi olduğuna yer verilecektir. Son olarak ise sürdürülebilir kalkınma amaçlarının 17 ilkesi etrafında hızlı modanın etkileri incelenip sivil toplum boyutu ele alınacaktır.

1.1. Moda

İnsanların bir değişiklik arayışı ve yeni biçimler yaratma isteği üzerine oluşarak belirli zamanlarda, farklı alanlarda oluşmakta ve toplum tarafından benimsenen şey moda olarak tanımlanabilmektedir.

1.2. Değişen Moda Sektörü ve Hızlı Moda

Moda, üretilmiş olan her nesnenin yerine bir yenisinin gelmesiyle, diğerinden ayırt edilebilir özelliklerini ortaya koyarak farklı olmayı amaçlamaktadır Odabaşı’na (1999, s. 49) göre ise moda, bireylerin toplumsal kabulünü sağlayan, ona bir kimlik kazandıran her şey olabilmektedir. Odabaşı’nın bu görüşüne bakıldığında, George Simmel’in moda hakkındaki görüşü ile benzerlik gösterdiği görülmektedir. Simmel de (2017) kapitalizmin tüketim faaliyetleri üzerine etkisini ortaya koyarken bununla birlikte bu tüketimin moda ekseninde bireylere etkisini de incelemiştir ve modayı bireylerin yeni kimlikler yaratma, kendi kimliklerini ortaya koyma gibi amaçlarla bir araç olarak kullandığını ortaya koymuştur. Önceleri kapitalist sistemin bir dayatması olan tüketim davranışları, artık bireylerin de kendi istekleriyle gerçekleşen bir eylem haline gelmiştir.

İlk olarak, kitle iletişim araçlarının ortaya çıkışıyla moda sektörü adını duyurmaya başlasa da sonrasında reklamların gelişmesinin etkisiyle moda kavramı dünyaya hızla yaygınlık kazanmıştır (Bocock, 1997, s. 23). Hızlı moda kavramı ise, “1980 yılında ABD’de ortaya çıkmıştır ve 1990’lar ile 21. yüzyılın başında tüm dünyaya yayılmıştır ve bu tip bir iş modeli, düşük fiyatta kısa sürede kitle üretimi ile ticaret yapma için oluşturulmuştur” (Mangır, 2016, s. 149). Geçmiş dönemlerde sadece aristokrat ailelere hitap eden moda kavramı hızlı moda kavramının gelişim göstermesiyle artık her sınıfa hitap eder duruma gelmiştir. Endüstriyel Devrim ardından makineleşme ve teknolojik gelişmeler ile egemen olan seri üretimi destekleyen Fordist üretim tarzından, seri tüketimin gerçekleştiği post-Fordist üretim tarzına geçilmiştir. Tüketimin önemli görüldüğü bu dönemde çevreye ve topluma verilen zararların önü görülememiştir. Farkındalığın oluşması 1970’ler ile sendikal hareketlerin artması sonucu gerçekleşmiştir.

1.3 Hızlı Modanın Toplumsal Boyutu

Moda, bireylerin kendilerini ifade biçimi veya kişiliğini yansıtıcı bir araç olmaktayken hızlı moda akımı etkisiyle dönüşüme uğrayarak artık bireylerin bir kimlik bunalımına girmesine sebebiyet vermeye başlamıştır. Bireyler kimliklerini, tarzlarını ifade eden giysiler içinde yer aldıkları gösteri toplumunda çeşitli rollere bürünerek bir aidiyetlik edinmeye çalışırlar. Baudrillard’ın da ifade ettiği gibi (2018) bireyler kendi kimliklerini üretirken tükettikleri nesneleri kullanmaktadır. Sahip olduğu marka kıyafetler, kullandığı parfüm, ayakkabı bireylerin kim oldukları hakkında, aidiyetlikleri hakkında karşı tarafa mesaj veren birer sembol ve göstergeye dönüşmüştür. Postmodern toplumda tüketimin farklılaşmalar yaşaması, bireyler üzerinde psikolojik etkiler yaratırken toplum üzerinde de olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

İçinde yaşadığımız bu toplumda bireyler sahip olduklarıyla mutlu olmaktan çok artık satın aldıkları ürünler üzerinden mutluluk elde etmeye çalışmaktadırlar. Erich Fromm (2003), bireylerin sahip olduklarıyla yarattığı bu mutluluğun sahte olduğunu ve gelip geçici hazlar yarattığını nitelemektedir. Oluşan geçici haz ise kısa süre sonra etkisini yitirdiğinde bireyler tekrar tüketme gereksinimi hissederek bu hazzı elde etmeye çalışmaktadırlar. Hızlı moda akımının yaygınlık göstermesi toplumda statü fark etmeksizin bireylerin tüketim nesnelerine ulaşmasını kolaylaştırmıştır. Ürün çeşitliliğinin giderek artması ve bunun yanında fiyatlarının düşmesi, bireyleri bir etkinliğe katılarak harcaması gereken tutardansa alışveriş yaparak birden çok ürün satın alması ve benzer hazzı yaratmaya çalışması durumunu doğurmuştur. Çeşitli faaliyetlere katılamayan, satın alma gücü düşük olan bireyler, hızlı moda akımı ile uygun fiyata kıyafetler bulup kendi mutluluğunu bu şekilde yaratır hale gelmiştir. Satın alınan ürünlerin değeri de bu şekilde düşmüş ve tamir edilme, onarma yoluna gidilmeden, alınan ürünler kolayca atılabilme durumuna gelmiştir. Aynı zamanda Adorno’nun (2007) bahsetmekte olduğu kültür endüstrisi kavramı içerisinde yer alan reklamlar ve moda, tüketim yapma faaliyetlerini arttırarak ürünlerin tüketilmesi gerekliliği oluşturur. Bu durumda sonunda Boudrillard’ın tabiriyle bir “çöp sepeti uygarlığı” yaratmaktadır (2018).

Bireyler satın alma faaliyetlerinde bulunurken eğer alt sınıf bir tabakada yer alıyor ise üst tabakadaki kişilerin tüketim faaliyetlerini takip etmektelerdir. Yani alt zümreden bir işçinin aldığı kıyafet varsıl ailelerin aldıkları kıyafetlere benzemektedirler. Bu ise yeni çıkan bir markanın yakın zamanda daima imitasyonunun çıkmasında görülebilmektedir. Alt zümre bu imitasyon markalara sahip olurken üst zümrenin modası ise kısa süre içerisinde değişmektedir ve bu döngü böylece devam etmektedir (Bocock, 1997, s. 27).

Bir gösteri toplumu içerisinde yer alan birey daima yeni olana sahip olmak ve bunu sunabilmek arzusu içerisinde olmaktadır (Debord, 2020). Günümüzde bireyler en kolay şekilde bu gösteriyi sosyal medya hesapları üzerinden gerçekleştirmektedirler. Buradaki gösterileri etkilerini kaybettikçe bir yenisini yapma peşine düşmektedirler. Örnek verilecek olursa artık bireyler her ne kadar aldıkları ürünlerin markaları ile var olabilmeye çalışsalar da bu markaları sosyal medyada veya gündelik hayatlarında gösteri olarak sunmaları da bireylerin var olabilmeleri için bir koşul olagelmiştir. Debord’un tanımladığı gösteri toplumu, gösterilerini gerçekleştirirken aynı zamanda markaların ardına sığınan bireylerin tüketim alışkanlıkları sebebiyle hızlı moda akımını da sürdürdüğü bir gerçektir.

Bunun yanında, Baribar ve Wallerstein’in görüşüne göre (Balibar & Wallerstein, 2000) kapitalist sistemin ilerleyebilmesi için düşük ücretler ile çalışan bir işçi kesimine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu düşük ücretlerle çalışan kesimin ise bu durumdan şikâyet etmemesi, ucuz emek işçisi olmayı kabul etmesi için toplum ve sistem tarafından bir baskıya ve dışlanmaya maruz kalması gerekmektedir. Bunun ise günümüz kapitalist sisteminde yansımış izlekleri görülebilmektedir. Ucuz emek işçiliğini kabul eden kesim kadınlar, çocuklar, siyahiler, göçmenler ve hayata tam katılamayan dezavantajlı gruplar tarafından oluşmaktadır. Böylesi bir kapitalist sistemin içinde hız kazanan moda sektörü üretimde yer alan işçiler üzerinde de bir baskı mekanizması oluşturup hak ihlallerine yol açabilmektedir.

1.4 Sürdürülebilirlik ve Hızlı Moda ilişkisi

Çalışmanın bu bölümünde sürdürülebilirliğin ne olduğu, ne şekilde ortaya çıktığı, hızlı moda akımı için ne ifade ettiği gibi soruların yanıtlarına cevap bulmaya çalışılmıştır.

Hızlı modanın toplumsal, bireysel bu gibi getirilerinin yanında: üretimde aşırı su kullanımı, kimyasal ilaçların kullanımı, doğal kaynakların tüketimi, liflerin üretimi sırasında oluşan zararlı gazların havaya karışması, tekstil atıklarının fazlalaşmasıyla yığınlaşma yaşanması, ihlal edilen işçilerin maaşları, düşük ücretlerle kayıt dışı işçi ve aynı zamanda çocuk işçi çalıştırma olayları, olumsuz çalışma koşullarının iyileştirilmemesi ve geri dönüşü olmayan ekolojik zararlar verilmesi sayılabilmektedir. Bu zararların önüne geçilmesinde yardımcı olan etken ise farkındalığın oluşup moda sektöründe sürdürülebilirlik yoluna gidilmesidir. Moda alanında sürdürülebilirlik yoluna gidilmeye başlanmasının ilk adımları da 1968-1970’ler ile çevreci hareketlerin yaygınlık kazanması ile etik bir moda anlayışını benimsemeleri sonucu olmuştur.  Kapitalizmin istediği rekabet ortamına uyan marka sahipleri birbirleri ile rekabet ederken Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarına uymadıkları bilinmektedir.

Tüketim alışkanlıklarının değişikliğe uğramasıyla birlikte değişen moda sektörü bireyler üzerindeki “ihtiyaç için tüketim” algısını “ihtiyaç dışı tüketim” şekline dönüştürmüştür. Artık ihtiyaç olmasa dahi ürünler satın alınıp kullanım amacının da dışına çıkılarak birer “kullanım değeri” niteliği almasından çok, “gösterge değerleri” için kullanılmaktadır. Bu sayede bireyler satın aldıkları ürünleri düşünmeden kolayca çöpe atabilir hale gelmiştir. Fakat bu atıkların belirli bir süre sonra doğuracağı geri dönüşü olmayan zararların düşünülmediği görülmektedir.  1970’ler ile birlikte sivil toplum faaliyetlerinin artış göstermesi, çevreci hareketler, kadın, çocuk, dezavantajlı birey hakları üzerine yapılmış çalışmaların yoğunluk kazanması gibi gelişmeler ile farkındalık oluşmuş ve hızlı tüketim atıklarının sebebiyet verdiği zararlar için önlemler alınmaya başlanmıştır. Bu önlemlerin arasında sürdürülebilir kalkınma amaçları ve eğitimleri önemli yer kaplamaktadır.

2. Sürdürülebilirlik

Sürdürülebilirlik kavramı, gün geçtikçe artmakta olan sorunlar ekseninde artık sadece çevresel olarak anlaşılmamakta ve her alanı kapsayıcı, etkili ve uygulanabilir bir duruma gelmiştir. “Sürdürülebilirlik, insan hakları ve yaşamsal birçok değeri tehlikeye atan, ihlal eden sorunların giderek artmasıyla, günümüzün en önemli konularından birisi olmuştur” (Odabaşı & Şahin, 2019, s. 2).

Modanın sürekli değişikliğe uğradığı bu çağda üretilen ürünler için doğada geri dönüşü olmayan zararlar ortaya çıkmaktadır. Üretim aşamasında kullanılan kaynakların sınırlı olmasından dolayı bu kaynakların korunması ve tasarruflu, bilinçli şekilde kullanılması gerekmektedir. Gelişmiş ülkelerin sınırlı olan kaynakları tükenmeye başlayınca üretimin Asya ülkelerine kaydırılması ve bir sömürü ticareti yoluyla çevresel kaynakların, iş gücünün sömürülmesi üzerine modayla ilişkili bir alan olan sürdürülebilirliğin, yerel olmaktan çıkarak daha çok evrensel bir anlam ifade ettiği söylenebilmektedir. Moda sektörü çevreye en çok zarar veren ikinci sektörlerden biri olarak bilinmektedir. Böylesi zararlara yol açan bir sektörün gün geçtikçe gelişimini sürdürmesi ve hızlı moda akımının ise bunu beslemesi durumu daha da elzem hale getirmektedir.

2.1 Sürdürülebilir Kalınma Amaçları

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın ne olduğunun anlaşılabilmesi için ilk önce kalkınma kavramının ne olduğuna bakmak gerekmektedir. Kalkınma her ne kadar ilk olarak ekonomik açıdan algılanmakta olsa da bunun yanında yaşam şartlarının iyileşmesi, eğitimde, sağlıkta, adalette fırsat eşitliğinin uygulanmasıyla tam olarak gerçekleşebilmektedir.

1987 yılında yayınlanan Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu tarafından ise kalkınma şu şekilde tanımlanmıştır: “Gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme yeteneğini ortadan kaldırmaksızın şimdiki neslin ihtiyaçlarının karşılanması”. 2015 Eylül ayında gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesinde ise 2030 yılına kadarki aralığı kapsayan bir kalkınma amaçları gündemi oluşturulmuştur. 

Sürdürülebilir kalkınma konusunda yapılan faaliyetlerine bakıldığında gelişmiş ülkelerin ve gelişmekte olan ülkelerin bu durumu algılama şekli farklılık arz etmektedir. Gelişmiş ülkelerde sermayeyi elinde bulunduran güçler yer alıyorken gelişmekte olan ülkelerin tek sermayeleri emekleri ve doğal kaynakları olmaktadır. Daha fazla sermayeye sahip olan gelişmiş ülkeler üretimde ve dağıtımda da önde gelmektedirler. “Bu durum, gelişmiş ülke ekonomilerinde yaşayanlar için daha yüksek yaşam standardını işaret eder. Gelişmiş ülkeler bu düzeye gelene kadar doğa sermayesini göz ardı etmişler; onu yoğun şekilde kullanarak doğa sermayesini ekonomik sermayeye dönüştürmüşler ve kalkınmışlardır” (Gürlük, 2010, s. 92). Ardından kendi kaynaklarının tükenmesi tehdidi ile karşılaşıldığında ise doğal kaynaklarını satın alabilecekleri gelişmemiş-gelişmekte olan ülkelere kaymaktadırlar.

Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın temel amacı: eşitsizliğe yol açan her türlü alanda eşitlik sağlamak, bireylere insanca yaşam olanağı sunabilmek, çevre, iklim, işçi, kadın, çocuk, dezavantajlı bireyler, gelişimin gerçekleşmesi ve sürdürülebilmesi gibi alanlarda kalkınmanın, devamlılığın sağlanabilmesi olmaktadır. Bu bölümde de Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının hızlı moda akımı ile nasıl bir bağlantısı olduğu, hızlı modanın getirileri etrafında ele alınmaya çalışılacaktır. 

2.2 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları Üzerinden Hızlı Modanın Getirilerinin İncelenmesi

Amaç 1: “Yoksulluğa Son”

Yoksulluğun ekonomik anlamı dışında pek çok boyutu bulunmaktadır. Bunlardan bazıları kadın yoksulluğu, çocuk yoksulluğu, zaman yoksulluğu, sağlık yoksulluğu olabilmektedir. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarında ilk amaç olarak görülen, “Yoksulluğa Son” ilkesi diğer tüm amaçların temelini oluşturarak çözülmesi gereken ilk sorun olmaktadır.

“İş, insanların esenliği için hayati önemdedir. İş, gelir sağlamanın yanında, bireyleri, ailelerini ve toplulukları daha güçlü kılarak daha geniş toplumsal ve iktisadi ilerlemenin yolunu açabilir. Ancak bu ilerleme insana yakışır işe dayanmalıdır”. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün tanımladığı bu tanım ile bireyin yaşamsal faaliyetlerini sorunsuz ve etkili şekilde sürdürebilmesi ve kalkınma için gerekli olduğunun yanında bunun insana yakışır şekilde gerçekleşmesi noktası moda ve tekstil fabrikalarında çalışan işçiler açısından eksik kalmaktadır. 

Hızlı modanın gelişmesiyle üretim yaptıran, bu akıma uyan marka sahipleri daha az maliyet ile daha çok ürün elde etmek istediği için üretim faaliyetlerini Çin, Bangladeş, Hindistan gibi 3. Dünya Ülkelerine yaptırmaktadır. “Temiz Giysi Kampanyası”nın 2014 yılında yayınlamış olduğu Avrupa’daki eski Sovyet ülkelerinin tüm hazır giyim üretim merkezlerini kapsayan rapora göre İhracatının %80 i hazır giyim olan Bangladeş’te ülke ekonomisi bu ihracat kalemine bağlıdır ve işçilerin aldıkları maaşlar açlık sınırının altında olmaktadır. Tekstil sektöründe çalışan işçilerin hepsinde görülen bir sorun olarak hak ettikleri adil ücreti alamamaları, insanca yaşam için gerekli olan ücretlerin altında çalışmaları olmaktadır. Bu da var olan yoksulluğu yeniden üretmektedir.

Amaç 2: “Açlığa Son”

Tekstil ve Hazır giyim sektörü dünyada en çok istihdamı barındıran sektörlerden biri olmaktadır. “Bu sektör sadece 7 milyar insanın ikinci derisi olan giysileri değil aynı zamanda insanların üçüncü derisi olan evlerine de oldukça büyük katkıda bulunmaktadır” (Özdoğan ve ark.’dan aktaran Can & Ayvaz, 2017, s. 113). Fakat bu büyük katkının 3.Dünya Ülkelerindeki üretim aşamalarında yetersiz kaldığı görülmektedir. İşçilerin almakta olduğu maaşlar açlık sınırlarının altında olmasıyla, tekstil alanında çalışan işçiler bu maaşlar ile geçimini sağlayamamaktadırlar. Bu durumda, açlığa son amacının bu ülkelerde gerçekleşmediği görülmektedir. Aynı zamanda günümüzde hala daha gelişmiş bazı ülkeler tarafından sömürge altında olan gelişmemiş-gelişmekte olan ülkelerde binlerce insan açlıktan ölmeye devam etmektedir.

Amaç 3: “Sağlıklı ve Kaliteli Yaşam”

Refah devleti uygulamaları, kişilere asgari gelir güvencesi vererek toplumsal risklerden koruyarak, eğitim, sağlık ve haklar alanında düzenli bir yaşamı vadeden bir devlet anlayışı iken 3.Dünya Ülkelerinde yaşayan bireylerin bu tanıma ters düştüğü görülmektedir. Bunun yanında 3.Sürdürülebilir Kalkınma Amacı’nın bireye “kaliteli bir yaşam” imkanı sağlayabilmesi için öncelikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerin tanımlanan refah devleti anlayışı üzerinden gelişmesi gerekmektedir. 

Hedeflerden birinin doğumda yaşanan anne ve bebek ölümleri olduğu görülür. Sürdürülebilirliği amaç edinen Türkiye’de, “Anne ölüm oranı, 2010 yılında yüz bin canlı doğum başına 16,7 iken, 2019 yılında 13,1’e geriledi” (TÜİK, 2019). Fakat bu ilkenin uygulanmadığı 3. Dünya ülkelerinde hala daha yüksek düzeylerde bebek ve anne ölümleri gerçekleşmektedir.

Eski çağlarda risk kavramını sağlık alanında yaşanan temizlik, hijyen yetersizliğinden kaynaklı sorunlar ile açıklamak mümkün oluyor olsa da günümüz çağında bu risk kavramını sanayi alanındaki “fazla üretim” oluşturmaktadır (Beck, 2019, s. 25). Hızlı moda akımıyla beraber üretimde meydana gelen artış işçileri daha hızlı ve daha çok üretim yapma mecburiyetinde bırakmaktadır. Bu da daha uzun saatler halihazırda kötü olan koşullarda çalışmak anlamına gelmektedir. Kimyasal ve yüksek sıcaklıkların birey sağlığına verdiği zarar yanında işçiler uzun saatler makineler ile üretim yapmakta ve sağlık problemleri bu sebeple de çıkabilmektedir. 

Amaç 4: “Nitelikli Eğitim”

Bu amaç doğrultusunda, bütün bireylerin ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretime erişimlerini sağlayarak, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı bireyler yetiştirmek için etkili öğrenme ortamlarının oluşturulması amaçlanmaktadır. Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda bu ilkeyi amaç edinen Türkiye’de 2019 verilerine göre, “İlkokul, ortaokul ve ortaöğretim tamamlama oranları 2014 yılında sırasıyla %97,7, %94,1 ve %58,8 iken, 2019 yılında %98,6, %97,7 ve %70,3 oldu” (TÜİK, 2019). Bunun yanında gelişmekte olan ve gelişmemiş ülkelerde bu ilkeden geri kalınarak binlerce çocuk kayıt dışı tekstil fabrikalarında kötü şartlarda çalışmaktadırlar. Eğitime tam katılamayarak gelecek nesillerin de çocuk yoksulluğunu tetiklemektedirler.

Hızlı moda akımıyla oluşan risklerin genellikle varsıllara etki etmediği, sadece yoksullara işlemekte olduğu düşünülebilmektedir. Fakat Beck’e göre (2019, s. 28-29), bilinçsiz ve farkında olmadan yaşayan bir varsıl kesimi sadece maddi varlığı hayatta tutmaya yetmemektedir. İçinde yaşadığımız riskler çağında “bilinç varlığı belirler” durumdadır. Bu sebeple bilinçli bireylerin yetişmesi her toplum için temel hak ve amaçlardan biri olmalıdır.

Amaç 5: “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği”

‘Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ kalkınma hedefine bakıldığında kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ayrımcılığın, şiddetin çocuk yaşta evliliğin ortadan kaldırılması ve kadınların toplumun her alanında güçlenerek yer almasını sağlamak gibi bir hedefi bulunmaktadır.

Temiz Giysi Kampanyası’nın 2014 yılında yayınladığı rapora göre üretim yapılan fabrikaların bulunduğu ülkelerde tekstil sektöründe çalışan işçilerin %80’inin kadın olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, bazı ülkelerde bu oran artmaktadır. Kadınların halihazırda “kadın işi” olarak görülen dişil becerilerini kullandığı dikiş, nakış işlerinde çalışması “nasıl olsa evde de bunu yapıyor” düşüncesiyle yadırgamakla beraber bu alanda ucuz ve itaatkâr iş gücü olarak görülmektedirler. Erkek çalışanlar ise bu alanda ya kaba kuvvet gerektirecek işlerde ya da yönetim, disiplin, kontrol gibi erillik atanan görevlerde yer almaktadırlar. Bu şekilde cinsiyetçi rol kalıpları yeniden üretilmektedir. Şaşman Kaylı ve Şahin’in de dediği gibi, “Cinsiyetçi roller kadını belli mesleklere, belli iş kollarına iterek eril hiyerarşiyi ve tahakkümü pekiştirmektedir” (Şaşman Kaylı & Şahin, 2016, s. 40). Bu durum da kadınların çalışma alanında ezilerek eşit imkanlara sahip olamamasına yol açmaktadır. Aynı zamanda kadınların hegemonik baskı yanında fiziksel ve cinsel şiddete de maruz kaldıkları bilinmektedir. 

Amaç 6: “Temiz Su ve Sanitasyon”

Hızlı moda akımının yarattığı etkilere bakıldığında üretimde en çok su kullanan sektörlerin başında tekstil sektörünün geldiği görülmüştür. “Her yıl hazır giyim endüstrisi 2 milyon ton atık ve 2.1 milyon ton karbondioksit ve 70 milyon ton su harcamaktadır. Bu verilerden hızlı modanın hukuki düzenlemeler ve regülasyonlarla kontrol altına alınmasını yönünde sinyaller vermektedir” (Mangır, 2016, s. 150). Pamuğun üretiminden başlayarak her aşamasında su kullanılan bir üretim süreci geçiren kıyafetler, hızlı moda akımıyla birlikte ömrü kısa, kullanımı az olacak şekilde bir seri üretimden geçmektedir ve böylece kolayca yıpranabilmekte, satın alınan tarafından düşünmeden atılabilmektedir. 

Üretim aşamasında kullanılan su tüketiminin yanında tekstil ve moda sektöründe çok fazla kimyasal madde kullanılmasıyla doğal su kaynaklarına zarar verilmektedir. Tekstil fabrikaları ise genellikle gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde olduğu için bu durumdan en fazla etkilenen kesim yoksul toplumlar olmaktadır ve bu toplumlar için temiz su kaynağı artık bir ihtiyaç haline gelmektedir. 

Temiz su kaynaklarının yokluğu, üretilen tarım ürünlerinin de kimyasallarla karışmış sulardan üretilmesini gerektirmektedir. Toprağın bu şekilde verimsizleşmesi verilen ürün miktarını da azaltmakta aynı zamanda verdiği ürünlerin de tüketilmemesini gerektirir. Bu durumda olan 3. Dünya Ülkeleri genellikle sadece ürettikleriyle beslenme imkanına sahip olabildikleri için kimyasallarla üretilmiş gıdaları tüketmekte ve çeşitli hastalıklara yakalanabilmektedirler. 

Aynı zamanda atık su istatistiklerine bakıldığında, “Tek bir tişört ve bir çift kot pantolon için gerekli olan 1 kg pamuğun üretilmesi için 20 bin LT su gerekiyor. Hazır giyim ve tekstil sektörü Çin’de en çok atık su üreten 3 sektörden biri ve her gün 2,5 milyar ton atık su üretmekte” (Gümrük Tv, 2020).

Amaç 7: “Erişilebilir ve Temiz Enerji”

Herkesin uygun fiyatlı, güvenilir ve modern enerji hizmetlerine erişimini eşit şekilde sağlamayı amaç edinen bu ilkenin Türkiye’ye uygulanmasıyla, “yenilenebilir enerji ve atıklardan elektrik enerjisi üretiminin oranı 2010 yılında %26,4 iken 2019 yılında %43,9 düzeyine yükselmiştir” (TÜİK,2019). Aynı şekilde bu ilkeyi uygulayan diğer ülkelerde de gelişmeler olmaktadır. Tekstil üretimi yapan fabrikaların üretimde çok fazla enerji kullanması ve temiz enerji kaynaklarını tüketmesi sonucu ise 3.Dünya Ülkelerinde durum aynı şekilde seyretmemektedir.

Amaç 8: “İnsana Yakışır İş ve Ekonomik Büyüme”

Bireylerin sahip olduğu sendikal hak, özgürce, kolektif olarak belirlenen mesleki çıkarları koruma amacıyla serbestçe kurulabilen, işçilerin haklarını koruyan bir haktır” (Koray, s. 71). Fakat bu temel hakkını tekstil fabrikalarında çalışan işçilerin kullanamadıkları bir gerçektir. Sendikal hareketler, toplu grevler, haklarını arayışları için ses çıkartmaları işverenlerin en son isteyeceği şey olmaktadır. 

Tekstil işçileri sendikasının yayınlamış olduğu 2015 yılı Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC) “Küresel İşçi Hakları Endeksi” araştırması raporunda dikkat çeken noktalar: işçilere yönelik tutuklama olaylarının yükselmesi, işçilerin %60’ının temel haklarından yararlanamaması, sendikal faaliyet yürütenlerin öldürülmesi olayları, grev haklarının olmayışı ve hukuksal olarak da haklarının gasp edilmesi durumları olmaktadır. Bu rapora göre, işçilerin sadece adil bir ücret alma, daha iyi şartlarda, insanca yaşama ulaşma, maaş kesintileri yaşamadan çalışma koşullarının iyileşmesi gibi isteklerde bulunmaları, işsiz kalma durumlarına yol açabilmektedir (https://disktekstil.org/ituc-isci-haklarinda-en-kotu-ulkeleri-belirledi.html, Erişim Tarihi: 19.03.2021). Aynı zamanda çalışanlara güvenli bir iş yeri imkânı sunulması amaç olmaktayken bu fabrikalarda bireylerin iş sağlığı ve güvenliğinin yok sayıldığı yıkılan binaların altında kalarak can veren işçilerden anlaşılabilmektedir. Bunun en büyük örneği ise Bangladeş’teki Rana Plaza Faciası olmaktadır. 

Amaç 9: “Sanayi Yenilikçilik ve Alt Yapı”

Bütün bireylerin erişebileceği kaliteli, güvenilir, sürdürülebilir ve dayanıklı altyapıların oluşturulması ve bütün ülkelerde sanayileşmenin desteklemesini sağlamak amaç edinilmektedir. Fakat sanayileşme, yenilikçilik, gelişmeler batılı ülkelere özgü olarak kalmaktadır. Günümüzde hala daha tekstil fabrikalarında kol gücüyle çalışan işçilerin risk altında olan binalarda çalışmaya devam ettiği ve bu binaların yıkımı ile sonuçlanan ölümlerin olduğu, alt yapı eksikliklerinden binlerce işçinin çalıştığı fabrikalarda yangınlar çıktığı gibi pek çok olay yaşanmaktadır. Fakat bu durumun düzeltilmesi için yöneticiler tarafından iyileştirmeye gidilmediği bilinmektedir. Buna örnek olarak, 2013 yılında yaşanan dünyada tekstil faciası olarak nitelendirilen Rana Plaza Fabrikası’nın çökümünde binden fazla kişinin ve Tazreen Fabrikası’nda çıkan yangında 112 işçinin can vermesi verilebilmektedir.

Amaç 10: “Eşitsizliklerin Azaltılması”

Bu kalkınma amacında, bireylerin hiçbir statüsüne bakılmaksızın güçlendirilmesini sağlamak, bireylere eşit fırsatlar sunulmasını destekleyerek eşitsizlikleri azaltmak amaç edinilmektedir. Eşitsizlik kavramı pek çok farklı açıdan ele alınabilmektedir. Dinsel anlamda, bireyin etnik kökeni, ırkı, cinsel yönelimi, sahip olduğu bir engeli, toplumsal sınıfı ve toplumsal cinsiyeti boyutunda örnekler sayılabilmektedir.

Tekstil fabrikalarında çalışan işçilerin fazla mesai yapmalarına rağmen yine de normal mesai ücreti almaları, çalışan göçmenlerin yerli işçiler ile eşit ücret alamaması, ayrımcılığa ve Goffman’cı (2014) anlamda bir damgalanmaya maruz bırakılmaları, kadınların ve çocukların vasıfsız iş gücü olarak görülerek daha az ücret almaları çalışanların güçlenmesinin ve eşitsizliğin azalmasının önünde engel oluşturmaktadır.

Aynı zamanda çevreye zarar veren ülkeler ile bu verilen zararı çekmek veya temizlemek zorunda kalan, kısacası olumsuz olan tüm yönleriyle “bedelini ödeyen” ülkeler farklıdır. Ve bu durum, ülkeler arasında da uluslararası bir çeşit eşitsizliklere yol açmaktadır (Beck, 2019, s. 56). Bu şekilde eşit doğal kaynak dağılımı ilkesine de aykırı düştüğü görülmektedir.

Amaç 11: “Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar”

Bütün bireylerin yeterli, güvenli ve uygun fiyatlı konutlara, sürdürülebilir ulaşım sistemlerine, sürdürülebilir kentleşmeye erişimini sağlamak gibi bir amacı bulunan bu ilkeye kıyasla hızlı moda ve tekstil ürünlerinin üretildiği ülkelerde altyapı eksikliği, sınırlı ulaşım, güvencesiz eski konutlar ve bunların yıkımı sonucu oluşan tehlikeler, kazalar görülmektedir. 

Amaç 12: “Sorumlu üretim ve tüketim”

12. amaç doğrultusunda bütün ülkeleri sürdürülebilir tüketim ve üretim kalıplarına yönlendirerek, insan sağlığına ve çevre üzerinde olumsuz etkileri olan kimyasalları ve atıkları en aza indirgemek amaçlanmaktadır.

Tekstil sürecinde üretim aşamasında meydana gelen çevresel ve ahlaki sonuçlar bireylerin yaşam koşullarını tehlikeye atacak niteliktedir. Üretimde kullanılan çok fazla miktarda su, enerji ve kimyasallar bireylerin sağlığına zarar vermekte ve pek çok kişinin de bu kimyasallardan hayatlarını kaybettikleri bilinmektedir. Aynı zamanda hızlı modayla üreticiler ürünlerin maliyetlerini düşürürken kalitelerini de düşürmektedir. Kalitesi düşen ürünlerin ise kullanım süresi azalarak bireyler tarafından kolayca çöpe atılabilmektedir. Bu da tekstil atıklarının çevreye verdiği zararları arttırmakta, kıyafetlerden oluşan bir atık çöp yığını oluşturmaktadır. Bu atıkların ise dünyadan yok olması uzun zamanlar gerektirmesi yanında üretim aşamasında kullanılan kimyasal maddelerin yok olma aşamasında toprağa, havaya tekrar karışması, metaların üretiminde de tüketiminde de sorumlu, etik, bilinçli şekilde davranılması gerektiğinin kanıtları olmaktadır.

Amaç 13: “İklim Eylemi”

İklim değişikliğiyle ilgili önlemlerin, tehlikelerin ülkelerin ulusal politikalarında yer almasını sağlayarak, Yeşil İklim Fonu’nun tam olarak faaliyete geçirilmesi gibi amaçları bulunmakta olan 13. Amaç, kalkınmanın gerçekleşmesi için çevresel ve ekolojik sürdürülebilirlik açısından önemli ilkeler içermektedir. Tekstil üretim aşamalarında karbondioksit ve çeşitli gazların havaya salınımı, aynı şekilde dağıtım aşamalarında çevreye salınan gazlar ile karbon ayak izinin artması iklim krizinin tetiklenmesine sebebiyet verebilmektedir. 

Amaç 14: “Sudaki Yaşam”

Bu ilkenin su kirliliğini, deniz kirliliğini önemli ölçüde azaltılmasını sağlamak, doğaya zararlı bütün balıkçılık uygulamalarını sona erdirmek gibi konularda amaçları bulunmaktadır. Tekstil ve hazır giyim sektörü üretim, imalat, tedarik aşamalarından geçerken hazırlanan ürünlerin mağazalara ulaşması için genellikle maliyet açısından gemi ile deniz yolu tercih edilmektedir. Bu ise yaratılan karbon ayak izini arttırmaktadır. Bunun yanında, tekstil de kullanılan çeşitli zararlı kimyasallar, yıkama, ağartma işlemlerinde temiz su kaynağına gerek duyulması durumlarında bu kimyasallar suda yaşayan canlılara zarar verip, öldürmektedir.

Amaç 15: “Karasal Yaşam”

Uluslararası anlaşmaların yükümlülükler doğrultusunda ormanlarda, sulak alanlarda, dağlarda ve kurak alanlardaki karasal ve iç tatlı su ekosistemlerini koruyarak, çölleşme ile mücadele edilmesi ve biyoçeşitliliği, ekosistemleri korumak gibi amaçları olan ‘Karasal Yaşam’ ilkesinin çevresel sürdürülebilirlik açısından önemli katkıları bulunmaktadır. Fakat hızlı modanın etkisiyle ormanların tahrip edilmesi ve yüksek düzeylerde artık yok olması, tatlı su kaynaklarının gitgide azalması, üretimde kullanılan hammaddelerin karasal yaşamdan sağlanması ile birlikte tüm dünya için kritik bir alan teşkil etmektedir. Batılı ülkelerin üretimi Asya ülkelerine kaydırmasıyla da bu durumdan en çok etkilenen, kaynakları tükenen ve bu sebeple yaşam alanları, suları, beslenmeleri, sağlıkları tehlikede olan kesim gelişmemiş-gelişmekte olan ülkelerde yer almaktadır.

Amaç 16: “Barış, Adalet ve Güçlü Kurumlar”

Bu ilkede şiddetin, istismarın, cinayetlerin, rüşvetlerin önüne geçilmesi hedeflenerek kalkınmanın sürdürülmesi amaçlanmaktadır ve bunu yapmak isteyen ülkelerin kalkınma hallerini sürdürebilmeleri için güçlü kurumlara sahip olabilmesi gerekmektedir.

Tekstil fabrikalarının çalışanlar üzerinde maaş kesintileri, izin haklarının ihlali, rüşvet yolu uygulanması gibi durumlar ile karşılaşıldığı ekseninde bu ülkelerde güçlü kurumların olamadığı, adaletli eylemlerde bulunulmadığı söylenebilmektedir. Bunun yanında şiddetin tüm biçimlerinin engellenmesi amaç edinilirken tekstil fabrikasında çalışan kadınların sadece adil maaş, eşit ücret istedikleri için fiziksel şiddete maruz kaldığı bilinmektedir. Cinsel şiddet, çocuk işçi çalıştırma, göçmen işçileri yasa dışı olarak çalıştırma gibi durumlarla kayıt dışı ekonomi elde ederek adaletli ve güçlü kurumlardan aykırı kalmaktadırlar. Buna karşılık Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları ilerleme raporuna göre, amaç 16 AB ülkelerinde en hızlı ilerleme kaydedilen ilke olmaktayken en yavaş ise çevresel kalkınma alanında olmuştur (European Commission, 2020).

Amaç 17: “Amaçlar İçin Ortaklıklar”

Bağımlılık kuramına göre az gelişmiş ülkelerin geri kalmışlıklarının nedeni bu ülkenin yetersizliklerinde değil, aksine batılı ulusların onları bilerek bu şekilde kalmalarını istemelerinden dolayı kaynaklanmaktadır (Slattery, 2008, s. 154). Bağımlılık kuramına karşılık Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın içerisinde yer alan “amaçlar için ortaklıklar”da hedeflenen gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerin ortaklık içerisinde yer alıp beraber kalkınmanın gerçekleştirilmesi yolunda yapılan yardımlar bulunmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma faaliyetleri sürdürülmekte iken az gelişmiş ülkelerin de kalkınması adına finansal destek sağlanıp ortak kalkınma gerçekleştirilmesi hedeflenmektedir.

Sonuç

Hızlı moda sistemi sürekli üretim üzerine kurulu bir sistem olmaktadır ve daima yeninin ve farklının peşinde koşan tüketicilerine ulaşabilmek amacıyla bu üretimi de en kısa sürede gerçekleştirmek gerekmektedir. Bireylerin bilinçsizce yaptıkları tüketim çokluğu ve sermaye sahiplerinin ise bitmek bilmeyen kâr etme isteği birleştiğinde ise kaynakların tükenmesi, işçilerin hak ihlalleri, adil olmayan yaşamlar ve pek çok zararlar meydana gelmektedir.

Hızlı moda ile bireylerde oluşan “ucuz ürün nasıl olsa kullanmazsam atarım” düşüncesi ile tonlarca atık giysi yığınları meydana gelmektedir. Bu atıklar ise yine üretim yapan 3.Dünya Ülkelerine satılmaktadır. 

“Dünya çapında her yıl yaklaşık olarak 80 milyar parça giysi satın alınmaktadır. Bu rakam 20 yıl öncesindeki tüketimin yüzde 400 daha fazlasıdır. Sadece Kuzey Amerika’da 10,5 milyon ton giysi çöpe atılmaktadır” (Yücel ve Tiber, 2018, s. 372). Atılan giysiler ise genellikle pamuk üretiminin pestisit gibi kimyasallarla zarar görmesi sonucu yerini alan daha da zararlı şekillerde petrol temelli üretilen polyesterden üretilmektedir.

Sürdürülebilir moda, “ekolojik hayata zarar veren giysilerin kullanımına, gereksiz alışverişe, üretimde çalışan işçilerin haksızlıklarına, gereksiz su ve enerji israfına karşı bir akım olarak ortaya çıkmıştır” (Tekin Akbulut, 2012, s. 40).

Moda alanının yaratmış olduğu etkiler yerel olmaktan çıkıp evrensel hale gelmesiyle alınması gereken önlemlerin de evrensel olması gerekmektedir. Fakat üretim aşamasının kapsayıcı yönleri sadece gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeleri dahil etmektedir. Bu ülkelerde üretim yapılırken kullanılan kaynak tüketimi yine o ülke halkı için tehlike arz ederken tüketimi gerçekleştiren gelişmiş ülkelerin sorumluluğu almadığı söylenebilmektedir. Beck’in belirttiği üzere “görülemeyen riskler savaşı kazanır” ve oluşan risklerin görmezden gelinmesinin elzemliği söz konusudur. Bireysel ve toplumsal risklerin yanında çevresel risklerin özellikle, kaynak yitimi ve yayılan kirlilik sonucu üretim yapılan 3.Dünya Ülkelerinden tüketim yapan gelişmiş ülkelere de yayılarak sadece bölgesel kalmayıp tüm dünyayı tehlike altına alıp etki uyandıracağı öngörülebilmelidir (2019, s. 64).

Etki azaltma yöntemi olarak Odabaşı ve Şahin (2019), modacıların alması gereken eğitime vurgu yaparken uygulanması gereken yöntemlerin sürdürülebilirlik amacı üzerinden ilerlemesi ve bu şekilde hızlı modaya karşı sürdürülebilir modanın uygulanması gerektiği üzerine durmaktadır. Buna karşılık ortaya çıkan yavaş moda, “sürdürülebilirlik kavramı içerisinde üretim kaynaklarının ve çevrenin hızlı moda ile yaratılan etkisinin azaltılması adına ortaya çıkan bir yaklaşımdır. Anlamı; bireysel ve sosyo-kültürel dengelemeler ve çevresel ihtiyaçlar açısından “sürdürülebilir tasarım” kavramının geliştirilmesi ile ilgilidir” (Alpat, 2012, s. 45). Yavaş moda ile tüketim faaliyetleri de yavaşlayarak moda döngüsü içinde denge sağlanabilecektir.

Bu şekilde moda ve tekstil firmaları sosyal ve çevresel sorumluluklarının bilincinde olmalı ve tüm iş süreçleri ve karar alma mekanizmalarında sürdürülebilirlik ilkesini benimsemelidirler. Fakat, sadece yetkili kişilerin önlem alması yeterli olmamaktadır. Tüketiciler olarak bu etkileri yaratan ve sürdüren kişiler yine ardını düşünmeden bilinçsiz alışveriş yapanlar olmaktadır. Bu sebeple ilk olarak toplum bilinçlenerek, ihtiyaç dışı tüketimin önüne geçilerek, mutluluğu tüketim nesnelerinde aramaktansa aile, arkadaş, sosyal çevre, üretebilmek ile var olup burada gerçek mutluluğu gerçekleştirebilmek daha kalıcı çözümler getirecektir.

Sevde EROĞLU

Ceylan SAK

Sivil Toplum Çalışmaları Staj Programı

Kaynakça:

Adorno, T, W. (2003). Kültür Endüstrisini Yeniden Düşünürken (Çev: Doğan B. O.), Cogito Dergisi, (36), 1-5. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Alpat, F. E., (2013), Yavaş Moda Nedir? Akdeniz Sanat Hakemli Dergi, 4(8), 44-47.

Balibar, E., Wallerstein, I., (2000). Irk Ulus Sınıf: Belirsiz Kimlikler. (Nazlı Ökten, Çev.), İstanbul: Metis Yayınları.

Bocock, R. (1997). Tüketim. (Çev. İrem Kutluk), Ankara: Dost Yayınları.

Boudrillard, J., (2018). Tüketim Toplumu. (N. Tutal ve F. Keskin, Çev.), Ayrıntı Yayınları: İstanbul.

Can, Ö. ve Ayvaz, K. M., (2017). Tekstil ve Modada Sürdürülebilirlik. Akademia Sosyal Bilimler Dergisi, 3(1), 110-119.

European Commission (2020). EU SDG Indicator set 2020, Result of the review in preparation of the 2020 edition of the EU SDG monitoring report. 

Fromm, E. (2003). Sahip Olmak ya da Olmak (Çeviri: Aydın Arıtan). İstanbul: Arıtan Yayınları.

Goffman E. (2014). Damga-Örselenmiş Kimliğin İdare Edilişi Üzerine Notlar. (Çev. Ş. Geniş L., Ünsaldı S. N. Ağırnaslı) Ankara: Heretik Yayınları.

Gürlük, S. (2010). Sürdürülebilir Kalkınma Gelişmekte Olan Ülkelerde Uygulanabilir Mi?. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İibf Dergisi, 5(2), 85‐99.

Gümrük Tv (2020). https://www.gumruktv.com.tr/hazirgiyim-ve-moda-sektoru-kuresel-atik-istatistikleri (Erişim Tarihi: 19.03.2021).

Koray, M. (2000). Sosyal Politika. Bursa: Ezgi Kitabevi Yayınları.

Mangır, A. F. (2016). Sürdürülebilir Kalkınma İçin Yavaş ve Hızlı moda, Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu Dergisi, 19, 143-154.

Odabaşı S. ve Şahin Y. (2019). Moda Tasarımı Eğitiminde Sürdürülebilirlik Üzerine Yaklaşımlar. Eskişehir Teknik Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Dergisi, 12(23). 

Simmel, Georg (2017). Modern Kültürde Çatışma, (11. Baskı), (Çev. Tanıl Bora, Utku Özmakas ve Nazile Kalaycı), İstanbul: İletişim Yayınları.

Şaşman Kaylı, D. Ve Şahin, F., (2016). Sosyal Politikanın Cinsiyet Halleri: Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Hizmet. Ankara: Nika Yayınları.

Tekin Akbulut, A. (2012), Türkiye’de Etik Moda Üzerine Bir Araştırma, Akdeniz Sanat Dergisi, (8).

Tekstil İşçileri Sendikası (2015). https://disktekstil.org/ituc-isci-haklarinda-en-kotu-ulkeleri-belirledi.html (Erişim Tarihi: 19.03.2021).

Tüik (2019). https://tuikweb.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=37194 (Erişim Tarihi: 26.03.2021).

Yücel, S. ve Tiber, B. (2018). Hazır Giyim Endüstrisinde Sürdürülebilir Moda. Tekstil ve Mühendis Dergisi, 25(112), 370-380.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here