Kentsel Dirençte Sivil Toplum Kuruluşları: TEMA’nın Rolü

Özet

Kentsel yaşamın hakim olduğu bir dünyada yaşamakta olan insanlar, gün geçtikte özlerinden ve doğadan uzaklaşmaktadır. Bu uzaklaşma kaynaklı olarak yaşamlarında birçok sorun ile karşılaşan insanların kentsel direnç konusunda kendilerini geliştirmeye ihtiyaçları vardır. Kentsel direncin gelişimi yönetimsel, toplumsal ve bireysel olarak gerçekleşmektedir. Bu araştırma yazısında siyasetten, kar amacından bağımsız olarak yaşamlarımızda bulunan sivil toplum kuruluşlarından TEMA’nın kentsel dirençteki rolünü inceleyeceğiz.

Anahtar Kelimeler: Direnç, Kentsel Direnç, Sivil Toplum, TEMA.

Abstract

People living in a world dominated by urban life are moving away from their essence and nature day by day. Due to this distance, people who are faced with many problems in their lives need to improve themselves in terms of urban resilience. The development of urban resilience can occur administratively, socially and individually. In this research article, we will examine the role of TEMA, one of the non-governmental organizations that exist in our lives regardless of politics and profit, in urban resilience.

Keywords: Resilience, Urban Resilience, Civil Society, TEMA.

Giriş

Kentsel yaşam ile birlikte toplumlar, bireyler yavaş yavaş doğaya bağlı olan özlerinden uzaklaşmaktadır. Kentsel yaşam içerisinde, beton binaların arasında, yaşamlarını idame ettirebilmek için mücadele verirken; bu yaşantının getirdiği veya getirebileceği sorunlar ile de mücadele etmeleri gerekmektedir. Yaşamlarını geçirdikleri kentlerdeki sorunları, kentsel direnç geliştirerek öngörülü bir şekilde aşabilmekte veya oluşan sorunlara çözüm yolları bulmaktadırlar. Kentsel direnci yaşanılan toplumdaki yönetim, toplum içerisinde oluşan ve devlete bağlılığı olmayan sivil toplum kuruluşları ve bireysel olarak geliştirebilmektedirler. 

Kentlerde yaşayıp doğa ile teması azalan insanların, topluluk halinde veya bireysel olarak doğaya ve doğal yaşama dahil olmasına destek olan TEMA bir sivil toplum kuruluşudur. Gönüllülük esasına dayanan bir sistemi bulunmakta olup, ülkemizdeki doğal yaşamı korumakta ve doğal yaşamı koruma bilincinin oluşmasına destek sağlamaktadır. 

Sivil toplum günümüzde, kendi kendine oluşmuş, kendi desteğini kendi varlığından alan, devletten özerk, gönüllü, bir hukuki düzen ya da kurallar kümesine bağlı sosyal hayatın organize bir alanını ifade etmektedir (Akpınar Gönenç, 2001: 41). Sivil toplum, bireylerin kendi arzularıyla oluşturdukları ortak yaşam alanını ifade etmektedir (Çaha, 2006 akt. Talas, 2011: 289).

Sivil toplum, en genel anlamıyla gönüllü, kendi kendini yaratan, kendi ayakları üzerinde duran, hukuksal bir düzenle ya da bir ortak değerler kümesiyle sınırlı, devletten özerk, örgütlü toplumsal yaşam alanı olarak tanımlanmaktadır. Sivil toplum, devlet ile birey arasındaki müzakere ve birleşmenin zorlama ve kısıtlama olmaksızın gerçekleştiği bir ara alan olarak da tanımlanmaktadır (Aslan, 2010: 262-263; Gönenç, 2001: 8; Köker, 2004: 99; Müler, 2006: 318-319; Yıldırım, 2003: 226; Abay, 2009: Yıldız, 2007: 56; Özer, 2008: 90). 

Sivil toplum devlet alanı dışındadır, ancak devlete karşı değildir (Akpınar Gönenç, 2001: 41). O halde, sivil toplum devletten özerktir; ama ondan kopuk bir alan değildir, onun varlığı ön şartına dayanır. Sivil toplum, devlet otoritesine karşı hem saygılı hem de tetiktedir. Sivil toplumun öngördüğü devlet, sınırlı erke sahip bir devlettir (Akpınar Gönenç, 2001: 41).

Sivil toplumun devlet-dışı oluşunu onun tek belirleyici niteliği saymak, şüphesiz “modern” toplumsal örgütlenmeler (sendikalar, ticaret odalarý ve meslek kuruluşları gibi) kadar, “mafya” gibi, “aşırı milliyetçi”, “etnik” ya da “köktendinci” organizasyonlar gibi örgütleri içermesi gerektiği yanılgısına yol açacaktır (Akpınar Gönenç, 2001: 43). Devleti kapsamayan, devletin dışında bulunan bir örgüt veya topluluk; gelenekselliğin dışında ve otomatik olarak ilerici veya demokratik değildir. Sivil toplum geniş bir organizasyonlar dizisini içine alır. Bunlar:

  1. “Ekonomik (üretici ve ticari birlikler ve şebekeler)
  2. Kültürel (dînî, etnik, komünal ve diğer ortak hakları, değerleri, inançları, görüşleri, sembolleri savunan birlikler) 
  3. Bilgi edinmeye ve eğitime yönelik (kamuya bilgi, fikir, haber vermeye ve bunları yaymaya hasredilmiş -kâr amaçlı olan veya olmayan – örgütler) 
  4. Menfaat merkezli (üyelerinin ortak işlevsel ya da maddi menfaatlerini savunmak ve geliştirmek için örgütlenmiş işçiler, emekliler, mahkûmlar, profesyoneller ya da benzerleri için) 
  5. Geliştirici (alt yapı tesislerini, kurumlarını geliştirmek ve toplumsal yaşam kalitesini yükseltmek için bireysel kaynaklar oluşturma organizasyonları) 
  6. Sorun merkezli (çevre koruma hareketleri, kadın hakları, toprak reformu ya da tüketiciyi koruma vb.) 
  7. Vatandaşlıkla bağlantılı örgütlenmeler ( siyasî sistemin partizan olmayan bir biçimde geliştirilmesini isteyen ve onu insan haklarının denetimi, seçmen eğitimi ve mobilizasyonu, seçim gözetmenliği, siyasî yozlaşmayı önleyici çabalar vs. yoluyla daha demokratik hale getirmeyi hedefleyen örgütler) (Akpınar Gönenç, 2001: 44).

Sivil toplum çok yönlüdür. Üzerinde tartışılan güncel bir kavram olarak, resmî olmayan grupları, gönüllü birlikleri, kültürel ve iletişime ilişkin kurumları, bireysel moral sistemleri, kanunları ve birey haklarını kapsar görünmektedir. Bu haliyle sivil toplum, birarada yaşamanın test edildiği bir alandır (Akpınar Gönenç, 2001: 46).

Kentlerde bir arada yaşanırken bazı sorunlar ile karşılaşılmaktadır. Bu sorunlar insan kaynaklı veya doğa kaynaklı olabilmektedir. Sorunlara çözüm üreterek bir arada yaşayabilmek için kentsel direncin geliştirilmesi gerekmektedir. 

1. Kentsel Direnç

Direnç kavramı genel olarak herhangi bir değişime karşı direnme ve başlangıç durumuna geri dönme ile ilgili bir içeriğe sahiptir. Acil durum planlamasında ise, salgın hastalıklar ve şiddetli hava olayları gibi risk ve şoklara verilen cevap ve güvenlik önlemleri ile benzer anlama gelecek şekilde kullanılmaktadır (Mehmood, 2016: 407). 

BM-Habitat’a göre kentsel dirençlilik; kentsel sistemlerin tüm paydaşlarıyla birlikte, kentler üzerinde baskı yaratan tüm stres ve şoklarla mücadele edebilme, bunlara olumlu uyum sağlayabilme, hizmetlerin bu sırada sürdürülebilirliğini sağlayabilme, bunları hızla iyileştirebilme ve dönüştürebilme yeteneğidir (BM-Habitat, 2021). OECD tarafından yapılan bir tanıma göre ise dirençli kent, gelecekteki ekonomik, çevresel, sosyal veya kurumsal kaynaklı şoklar karşısında yapı ve araçlarını olumlu bir şekilde dönüştürebilen, şokları absorbe edebilen, iyileştirebilen, bunlara önceden hazırlıklı olma ve atlatma becerisine sahip şehirlerdir (OECD, t.y.). Kentsel direnç; hali hazırda var olan bir sorunla baş etmenin yanında, oluşabilecek sorunları da öngörerek çözüm yolları oluşturmayı da kapsamaktadır. Bu sorunlar insan eli veya sorumluluğu ile oluşan yönetimsel, ekonomik sorunları da deprem, sel gibi coğrafi sorunları da kapsamaktadır. Bununla birlikte bir sorun diğerinin önkoşulu veya devamı da olabilmektedir. Sorunlarla mücadele ederken gündelik hayatında etkilenmemesi veya minimum düzeyde etkilenmesi için kentsel dirençliliğe ihtiyaç vardır.

Kentsel direnç, aynı zamanda planlama ve ekoloji arasındaki ilişkisellik bağlamında bu ilişkiyi anlatan bir kavramdır (Pickett, Cadenasso ve Grove, 2004 akt. Ersavaş Kavanoz, 2021: 377). “Planlama teorisi ve pratiğinde direnç düşüncesi toplum ve çevre arasındaki ilişkiyi analiz etmeye yardımcı bir enstrüman olarak toplumsal ve kurumsal çerçevede beliren çevresel tehditlere karşı cevaben ortaya çıkmıştır (Mehmood, 2016: 407; Mileti, 1999 akt. Spaaans ve Waterhoot, 2017: 109). Sürdürülebilirlik, ekonomik kalkınma ve yönetişim gibi kentsel amaçlarla birlikte direnç kavramının ilişkisi kurulduğunda kent sisteminin bilgi ve kaynak aktarma kabiliyeti bakımından kentin planlanmasında dirençli bir kent yaratmak önem kazanmaktadır (Desouza ve Flanery, 2013: 89). Vale (2014), direnç kavramının sürdürülebilirlik, büyüme ile ilgili anlamlarının yanında toplumu, ekonomiyi, çevreyi potansiyel tehditlere karşı emniyet, güvenlik ve koruma gibi stratejik anlamları da kentsel yaşama dâhil ettiğini belirtmektedir” (Ersavaş Kavanoz, 2021: 377).

Kentsel dirençliliğe sahip şehirler, değişen şartlar karşısında kendisini yeni duruma göre dönüştürebilen, değiştirebilen ve geliştirebilen şehirler olup, ekonomik, kurumsal, çevresel ve sosyal alanlarda fonksiyonlarını devam ettirebilen, buna hazırlıklarını sürekli geliştiren şehirlerdir. Şüphesiz bu yeni duruma uyum, sorunları çözme ve dönüşüm, kentlerin kapasitelerine bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Kentler kendi ekonomik, sosyal kaynaklarına, sahip oldukları iş birliği gücüne ve yenilikçi anlayışlarına göre farklı imkânlara sahiptir (Demirel ve Öztürk, 2021: 27 akt. Tuğaç, 2019: 989). Kentin direnç kapasitesinin artırılmasında işbirliği yapılması, toplumun bütün kesimleriyle sürece dahil edilmesi toplumun bilgilenmesini ve hazırlıklı olmasını, bu da toplumun dirençli olmasını sağlamaktadır. Eğer bir toplum dirençli olmaz ise bir kent afetlere, krizlere ve tehlikelere karşı daha kırılgan olacak ve mücadele kapasitesi azalacaktır (Demirel ve Öztürk, 2021: 27-28 akt. Ersavaş Kavanoz, 2020: 17). 

Kentsel direnç yaratılmak istendiğinde sadece merkezi yönetim ve yerel yönetimler arasındaki mücadelelerin son bulması ve işbirliğine gidilmesi ile değil bununla birlikte geniş bir paydaş grubunun sorumluluk alması ile bu gerçekleşebilecektir. Bu bizi Lefebvre’nin (2015) “kent hakkı” kavramına götürmektedir; kentte yaşayanların kendi geleceklerini de belirleyebilme hakkına sahip olabilmesi (Ersavaş Kavanoz, 2021: 378). 

“Lefebvre’ye (2015) göre kentsel mekânın üretimi, zorunlu olarak ona bağlı olan sosyal ilişkilerin yeniden üretimini de içermekte ve kentin sadece fiziksel mekânının planlamasından daha fazla olarak kent hayatının tüm yönlerinin üretimi ve yeniden üretimini içermektedir. Lefebvre, siyasal iktidarların kentsel örgütlenmeyi belirledikleri, kentsel örgütlenmenin ise, insan yerleşimlerini belirlenebileceğini belirtmektedir. Ona göre kent hakkı, kentin sosyal, politik, ekonomik ilişkilerinin yeniden yapılandırılmasıdır. Kent hakkı, karar vermeyi devletten uzaklaştırıp kentsel mekânın bir ürünü olmaya yaklaştıracak şekilde yeniden düzenlemektedir. Demokratik müzakerenin sadece devlet kararları ile sınırlı tutulması yerine, kentsel mekânın üretimine katkı sağlayacak tüm kararlarda uygulanması gerektiğini belirtmektedir. Kent hakkı, kentle ilgili kararlarda kontrolü tümüyle sermaye ve devletten kent sakinlerine kaydırarak, kentsel mekânın üretiminin temelini oluşturan güç ilişkilerinin yeniden yapılandırılması ihtiyacı üzerinde durmaktadır” (Güler, 2011: 52- 54 akt. Ersavaş Kavanoz, 2021: 378).

Kentsel direncin gerçekleştirilmesine yönelik politikalarda aktörler; ortaklık, işbirliği ve koordinasyon içerisinde hareket edebilmelidir. Kentlerin direnci hükümetler, özel sektör, sivil toplumu da içine alacak şekilde sorumlulukların paylaşımını gerektirmektedir (Ersavaş Kavanoz, 2021: 385). 

Sivil Toplum Kuruluşlarından Temanın Kentsel Dirençteki Rolü

TEMA’nın amacı; Sürdürülebilir yaşam ilkesiyle başta topraklar olmak üzere tüm doğal varlıkların korunması için bilim temelli çalışan, topraktan gelen toplumsal barışa inanan, halkla bütünleşen, ülkenin ve dünyanın geleceğinde söz sahibi olan, gönüllü, bilinçli, öncü, uluslararası ve muteber bir sivil toplum kuruluşu olmaktır (TEMA, t.y.).

TEMA birçok alanda projeler yürütmektedir. Bu alanlara örnek olarak; ağaçlandırma çalışmaları, savunuculuk ve çevre politikaları, kırsal kalkınma ve eğitim verilebilir. En yaygın olarak “Bu topraklarda umut yeşertiyoruz” sloganını kullanmaktadır. Bu slogan temelinde faaliyetlerini gerçekleştirmekte, insanların doğayla temasına destek olmakta ve kentsel dirence katkı sağlamaktadır.

Su yaşamın temellerinden biridir. Günümüzde temiz su tükenme tehlikesi altındadır. Bu evrensel ve kentsel bir sorundur. TEMA “Suyunu Boşa Harcama” adlı bir kampanya oluşturmuştur. TEMA Vakfı Türkiye’yi bekleyen susuzluk tehlikesine karşı; gereksiz yere sifon çekmeyerek, duş başlığını değiştirerek, su kaçaklarını engelleyerek, muslukları onararak (1 ton su tasarrufu), çamaşır makinesini ekonomik kullanarak (9 ton su tasarrufu), bulaşıkları elde değil de bulaşık makinesinde yıkamak (26- 40 ton su tasarrufu), sebze yıkarken musluğu açık bırakmamak (18 ton su tasarrufu), traş olurken ve diş fırçalarken musluğu kapatmak (10 ton su tasarrufu), daha kısa duş almak (18 ton su tasarrufu), tasarruflu rezervuarlar kullanmak (16 ton su tasarrufu) gibi on basit önlem önerisinde bulundu. (Bozkurt, 2009: 71).

Üretimin zayıf olduğu kapitalist dünya eylemlerini, üretici eylemlere dönüştürme girişimleri vardır. Özel günlerde dayatılan hediye satın alma eylemi; hatıra ormanı oluşturma, fidan bağışı yapma gibi eylemlere dönüşmeye başlamıştır. Sosyolojik açıdan bakıldığında bu eylem ile kapitalizmi doğal yaşama destek için kullanmaktadır. Oluşabilecek doğal afetlere karşı bir eylem planı olarak görülebilir.

Ağaçlandırma, hatıra ormanları oluşturma gibi eylemlerin devamlılık arz etmesi ve toplumun bilinçlenmesi için çocuk yaş grubundan yetişkin yaş grubuna kadar çeşitli eğitimleri bulunmaktadır. Gönüllüleri ve eğitimleri yaş grubuna göre kategorilere ayırmaktadır. Örnek olarak: Minik TEMA, Yavru TEMA, Genç TEMA, Mezun TEMA. Bu eğitimler ile birlikte; doğaya, insanlara, yaşama karşı saygılı ve bilinçli nesiller yetişmektedir. Bununla birlikte insan kaynaklı olarak doğada oluşabilecek sorunları önleyebilme ve oluşan sorunlara çözümler üretmeyi öğrenmektedirler.

Kentleşme ile gelen betonarme yaşamın içerisinde doğa ile olan ilişkimize bir ışık tutarak özümüze dönmemize yardımcı olmaktadır. Bunu geniş yaş skalasında verdiği eğitimler, ülke çapında yürüttüğü ağaçlandırma ve hatıra ormanları oluşturma, iyilik koşuları ile destek ve destekçi sağlayarak sürdürmektedir.

Sonuç

Toplumu ve bireyleri yapılan eğitimler ile doğaya ve doğal yaşama dair bilgilendiren TEMA, kentsel direncin gelişmesinde sivil toplum kuruluşları alanında bulunmaktadır. Kentsel direnç gelişiminin en önemli ayaklarını kullanarak desteklemektedir. Geniş yaş skalasında verdiği eğitimler ve yapılan yürüyüş vb etkinlikler ile toplumsal bilgilenmeyi sağlamaktadır. Bununla birlikte edinilen bilgiler ışığında oluşan ve oluşabilecek sorunlara karşı çözümler sunarak planlama yapmaktadır. Önemli olan bir amaç uğruna bireylerin bir araya gelerek, çözüm önerileri ortaya çıkarabilmesi ve bunları hayata geçirebilmesidir. Geniş gönüllü kitlesi ile TEMA kentsel direnç alanında gelişime destek sağlayabilmektedir. TEMA Vakfı, bireysel olarak insanların doğa ile etkileşimini artırırken, toplumsal olarak da kentsel dirence katkı sağlamaktadır.

Nida BAĞ

Sivil Toplum Kuruluşu Staj Programı

Kaynakça:

Aslan, S. (2010). Türkiye’de Sivil Toplum. Elektronik Sosyal Bilimler Dergisi, 260-283.

BM Habitat. (2021). Yeni Kentsel Gündem. Erişim Adresi: https://habitat3.org/wp-content/uploads/NUA-Turkish.pdf (Erişim Tarihi: 03.04.2022)

Bozkurt, S. (2009). Toplumsal Sorumluluk ve Bilinçlendirme Kampanyaları: TEMA Vakfı Örneği. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Kültür Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Ersavaş, Kavanoz, S. (2021). Kentsel Direnç Planlamasında İş Birliği. Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, (59), 375-390.

Gönenç, Akpınar A. (2001). Sivil Toplum Düşünsel Temelleri ve Türkiye Perspektifi. Altkitap Yayınevi.

Hoda, S. (2017). TEMA Vakfı ve Yaptığımız Çalışmalar. Anadolu Öğretmen Dergisi, 102-106.

Lefebvre, H. (2015). Şehir hakkı. (Çev. Ergüden, I.). Sel Yayınları.

Mehmood, A. (2016). Of resilient places: Planning for urban resilience. European Planning Studies 24(2), 407-419.

OECD. (t.y.). Resilient Cities. Erişim Adresi: https://www.oecd.org/cfe/regionaldevelopment/resilient-cities.htm (Erişim Tarihi: 03.04.2022). 

Özdemir, S., Başel, H., Şenocak, H. (2010). Sivil Toplum Kuruluşları (STK)’nın Artan Önemi ve Üsküdar’da Faaliyet Gösteren Bazı STK’lar Üzerine Bir Araştırma. Journal of Social Policy Conferences , 0(56), 151-234.

Öztürk, N. K., Demirel, Ö. (2021). Çok Paydaşlı İş Birliği ve Dirençli Kent Açısından Montreal Şehri. Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, 10(2), 24-44.

Spaans, M. ve Warterhout, B. (2017). Building up resilience in cities worldwideRotterdam as participant in the 100 Resilient Cities Programme. Cities, 61, 109-116.

Talas, M. (2011). Sivil Toplum Kuruluşları ve Türkiye Perspektifi.Türklük Bilimi Araştırmaları, 387-400.

TEMA. (t.y.). Erişim Adresi: https://www.tema.org.tr (Erişim Tarihi: 03.04.2022)

Yeğen, M., Keyman, E. F., Tol, U. U., & Çalışkan, M. A. (2009). Türkiye’de gönüllü kuruluşlarda sivil toplum kültürü.

Sosyal Medyada Paylaş

48,003BeğenenlerBeğen
6,444TakipçilerTakip Et
8,619TakipçilerTakip Et
2,586AboneAbone Ol

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Sosyal Medya Yasası ve Dezenformasyonla Mücadele

Uzunca bir süredir gündemi meşgul eden sosyal medya düzenlemesi...

Çin’in Balkanlar Politikası

Balkanlarda gün geçtikçe nüfuz alanını artıran Çin, bu nüfuzu...

Son Zamanlarda Artan Mı? Yoksa Görünürlük Kazanan Mı?

Bu yazıda, irdelenecek konu herhangi bir olayın ardından o...

İkinci Dünya Savaşı’ndan Sonra ABD’nin Ortadoğu Politikasına Genel Bir Bakış

Özet Bu makale, İkinci Dünya Savaşı’ndan Obama yönetimine kadar geçen...