Küresel Göç Yönetişimi ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğinin Rolü

0
68

Özet

Bu yazı son yıllarda uluslararası siyasette çokça gündeme gelmeye başlayan göç konusunu küresel yönetişim ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) rolü üzerinden araştıracaktır. Devletlerin kapasitesini aşan bir sorun olarak göç konusunun da küresel bir yönetişim anlayışına ihtiyacı açıktır. Mültecilerden sorumlu BMMYK’nin küresel göç yönetişimindeki yeri nedir? Son yıllarda mülteciler konusunda BMMYK’nin çabalarıyla ne gibi gelişmeler yaşanmıştır? Makale bu sorulara cevap aramaktadır.

Anahtar Kelimeler: Küresel yönetişim, Göç, mülteciler, BMMYK, işbirliği

Abstract

This article will explore the issue of migration, which has come to the fore in international politics in recent years, through the lens of global governance aspect and the role of the United Nations High Commissioner for Refugees (UNHCR). As a problem exceeds the capacity of states, it is clear that the issue of migration needs a global governance approach. What is the role of UNHCR for refugees in global migration governance? What developments have occurred in recent years with the efforts of UNHCR regarding refugees? The article seeks answers to these questions.

Key Words: Global governance, migration, refugees, UNHCR, cooperation

Sponsorlu

Giriş

Küreselleşme süreciyle beraber devletler ve hatta insanlar dahi giderek birbirlerine bağımlı hale gelmiştir. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşanan olayın etkisi neredeyse tüm dünyayı etkilemektedir.  Bu sürecin olumlu yanları olmakla birlikte çağımızın sorunlarının giderek küresel bir hale gelmesine de neden olmuştur. Bu sorunların tüm aktörleri içine alacak küresel yönetişim mekanizmaları sayesinde çözülebileceği fikri uluslararası ilişkiler literatürünün önemli bir parçası olmuştur. Küresel ekonomik yönetişim, küresel sağlık yönetişimi ve küresel çevre yönetişiminin yanında küresel göç yönetişimi de bu literatürün bir parçasıdır. Günümüzde yaşanan krizler nedeniyle artan mülteci sayısı göç yönetişimini de giderek önemli hale getirmektedir. Göçmen nüfus içerisinde en zor şartlar altında yaşamlarını sürdüren grup ise mültecilerdir. Göç yönetişimi içerisinde mülteciler uluslararası antlaşmalar çerçevesinde tanınan, belirli düzenlemelere tabii olan ve Birleşmiş Milletler (BM) sistemi içerisinde BMMYK’nin gözetimi altında olan kişiler olarak diğer göçmen sınıflardan farklılaşmaktadır. 1951 yılında kurulan BMMYK küresel düzeyde mülteci işbirliğinin yıllardır en önde gelen kuruluşu olmuştur. Dünyanın birçok noktasında faaliyet gösteren Komiserlik son yıllarda giderek ön plana çıkan BM organlarından biri haline gelmektedir. Mülteci yönetişiminin devletlerle birlikte en önemli aktörü olan BMMYK hem devletlerle hem STK’lar ile hem de ulus-altı aktörlerle önemli işbirlikleri yaparak mültecilerin sorunlarına çözüm aramaktadır. Kuzey Afrika ve Orta Doğu bölgesinin halen istikrara ulaşamamasının yanında Afganistan, Etiyopya ve Belarus örnekleri mülteci sayısının her an artabileceğini gözler önüne sermektedir. Bu şartlarda BMMYK’nin uluslararası siyasetteki ve göç yönetişimindeki rolünü incelemek önemlidir. Yazımızda ilk olarak küresel yönetişim kavramının ortaya çıkışı ve ne anlama geldiği incelenecek sonrası küresel göç yönetişiminin ayrıntıları ele alınacaktır. Son bölümde ise BMMYK’nin küresel göç yönetişimindeki yeri, geçmişi ve son yıllardaki faaliyetlerine yer verilecektir.

1. Küresel Yönetişim Kavramı

1990’lı yıllardan itibaren Soğuk Savaş’ın sona ermesi, küreselleşme, gelişen teknoloji, giderek birbirine bağımlı hale gelen ekonomiler ve daha da önemlisi devlet sınırları ve kapasitelerini aşan problemlerin ortaya çıkmasıyla beraber Dünya bir değişim geçirmeye başladı. Dünya’nın herhangi bir bölgesinde gerçekleşen bir aktivite, artık geniş bir şekilde diğer bölgelere de ulaşmaktaydı. Bu değişim olumlu yanlarıyla beraber; salgınlar, çevre sorunları, düzensiz göç, çatışmalar ve bu çatışmaların yarattığı insani problemler gibi tek başına devletlerin mücadele edemeyeceği olumsuz gelişmelerin de nedenlerinden biri haline gelmiştir. Bu gibi sorunların ise devletler, uluslararası örgütler, uluslararası sivil toplum kuruluşları ve bireylerin de dahil olduğu bir işbirliği ağı sayesinde çözülebileceği düşüncesi tartışılmaya başlanmıştır. 

Küresel çapta yaşanan sorunların çözümünde devlet otoritesinin azalması ve devlet-dışı aktörlerin rolünün artması yönetişim kavramını ön plana çıkarmıştır (Rosenau, 1992: 3). “Yönetişim” (govarnance) kavramı; “yönetim” (government) ifadesi gibi hem belirli amaç ve hedeflere sahiptir hem de bir kurallar sistemi içerisinde hareket etmektedir ancak yönetişim resmi bir otoriteye sahip değildir ve hükümet-dışı mekanizmaları da kapsamaktadır (Rosenau, 1992: 4). Yönetişim kavramı uluslararası ilişkiler literatüründe yönetim kavramının ötesine geçen olayları ve bu olaylar içerisinde izlenen politikaların yetkilendirildiği yasal otoriteyi tanımlamak için kullanılmaktadır (Weiss, 2000: 795). Yönetişim, çatışan ve farklı çıkarların uyumlulaştırılabileceği ve işbirliğinin gerçekleşebileceği sürekli devam eden bir süreçtir (Weiss 2000: 796). 

Weiss ve Wilkinson küresel yönetişimi “Devletlerin kapasitelerinin ötesine geçen sorunları ve süreçleri tanımlamak, anlamak ve ele almak için yapılan ortak çabalar” olarak tanımlamıştır. Bu tanım küresel yönetişimi en net şekilde açıklayan tanımlardan biridir (Weiss ve Wilkinson, 2014:208). Michael Zürn’e göre (2018: 138) küresel yönetişim; ulus-aşırı sorunların çözülmesi ve ortak faydaya ulaşmak düşüncesiyle meşru hale gelen ulusal sınırların ötesinde bir yetki kullanımıdır. Dingwert ve Pattberg, küresel yönetişimin kullanışlı bir kavram olduğunu ve bunun başlıca iki sebebi olduğunu belirtir. İlk olarak uluslararası ve ulus-aşırı (transnational) kelimelerinin kullanımı devletlerarası ilişkileri ve sınır-aşan etkileşimleri analiz etmesinden dolayı dar bir kapsama sahipken “küresel” kelimesi çeşitli birçok aktörü içine katarak çok daha kapsayıcı bir kavram olmuştur. İkinci olarak ise yönetişim perspektifi çok daha geniş kapsamlı bir şekilde, çok çeşitli yönetim mekanizmaları ve otorite alanlarına vurgu yaparak çağdaş dünya siyasetini daha iyi açıklamaktadır (Dingwerth ve Pattberg, 2006: 196). 

Hükümetlerarası örgütlerin merkezinde olduğu yönetişimin yanında, kamu-özel işbirlikleri ile işleyen yönetişim faaliyetlerinden, şirketlerin başını çektiği özel sektör yönetişiminden ya da devlet, özel sektör ve sivil toplumun işbirliğinde ilerleyen üçlü bir yönetişim anlayışının varlığından da söz edebiliriz (Jang, McSparren ve Rashcupkina, 2016: 2). Küresel yönetişimde hükümetlerarası organizasyonlar ve BM sistemi önemli bir yere sahiptir. Küresel ekonomik yönetişimde IMF ve Dünya Bankası, sağlık yönetişiminde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), ticaret yönetişimde Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), mülteci yönetişiminde Birleşmiş Milletler Mülteci Yüksek Komiserliği (BMMYK) ve göçmen yönetişiminde Uluslararası Göç Örgütü (IOM) gibi kurumlar önemli aktörlerdir. Küresel yönetişim kavramı devletlerin rolünün tamamen ortadan kalktığını belirtmez, bunun yerine devletlerin rolünün giderek artan diğer aktörlerle beraber azaldığını ve artık sistemde bütün aktörlerin eşit öneme sahip olduğunu belirtmektedir. Küresel yönetişim kurumlarına son yıllarda artan bir yetki verilirken, bu kurumların vaatlerini yerine getirme kapasiteleri, hükümetler ve vatandaşlar nezdinde güvenilir kurallara sahip ve kitleler tarafından onaylanan politikalara dayanan meşruiyetlerine bağlıdır (Fioretos ve Talberg, 2021: 105). 

2. Küresel Göç Yönetişimi

Günümüzde küresel anlamda devlet sınırlarını aşan en önemli insani krizlerden biri göçmen ve mülteci sorunudur. Birçok insan kendi yurtlarını iç savaş, terör, siyasi görüş veya yeterli yaşam standartlarını bulamaması nedeniyle terk etmek zorunda kalmıştır. Burada göçmen kavramı ile mülteci kavramının arasındaki farkı belirtmek gerekir. Mülteci kavramı 1951 Mülteci Sözleşmesi’nde “ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir sosyal gruba mensubiyeti veya siyasi görüşleri nedeniyle zulme uğramaktan haklı sebeplerle korktuğu için menşe ülkesine dönemeyen veya dönmek istemeyen kişi” olarak tanımlanmıştır (UNHCR, 2016). Göçmen ise doğrudan zulüm veya ölüm tehdidi yaşamayan, daha iyi bir yaşam elde etme amacıyla iş bulmak ya da eğitim vb. nedenlerle kendi ülkesinden başka bir ülkeye göç eden kişidir (UNHCR, 2016). BM verilerine göre günümüzde kendi köken ülkesinde yaşamayan insan sayısı 281 milyona ulaşmıştır. Bu sayı 2000 yılında 173 milyon 2010 yılında ise 221 milyon olarak kaydedilmiştir (UN, t.y.). Giderek artan rakamlar ciddi anlamda devletlerin kapasiteleri zorlamakta ve hatta aşmaktadır. Son yıllarda küresel göç yönetişiminin bir reforma ihtiyacı olduğuna dair görüşler artmış ve göç yönetişimi bir değişim sürecine girmiştir. İlk olarak küresel göç yönetişiminin aktörlerini inceledikten sonra son yıllarda göç yönetişiminde yaşanan gelişmelerden bahsedeceğiz.

Mülteciler dışında göç konusunu tüm unsurlarıyla yöneten uluslararası bir kurumun veya antlaşmanın olmaması, devletlerin göç konusunda yetki paylaşımında çekingen olması nedeniyle ortaya çıkan yetersiz işbirliği ve parçalı bir yapı küresel göç yönetişimini karakterize eden özellikler olarak dikkat çekmektedir (Betts, 2011: 11-6; Van Riemsdijk vd.: 4). Ancak Betts’e göre (2011: 11); çok-taraflı bağlayıcı anlaşmalara sahip olmasa da zayıf bir çok-taraflılık ile devletlerin diyalog geliştirmesini sağlayan “kolaylaştırıcı çok-taraflılık” (facilitative multilateralism) süreçleri küresel bir göç yönetişiminin varlığından söz etmemizi sağlamaktadır. Küresel göç yönetişimi devletlerin, uluslararası organizasyonların, sivil toplum kuruluşlarının ve bireylerin tümünün belirli büyüklüklerde rol aldığı bir yapıya sahiptir. BMMYK ve Uluslararası Göç Örgütü (IOM) en önemli hükümetlerarası organlar olarak göze çarpmaktadırlar. Bu iki örgüt BM sisteminin bir parçası olarak mülteci ve göçmen konusunda uluslararası alanda kısıtlı da olsa belirli yetkilere sahip kurumlardır. Hükümetlerarası organizasyonlara ek olarak AB’nin iltica ile göç politikaları veya Bölgesel Dayanışma Süreçleri gibi bölgelerarası seviyede de bir göç yönetişimi olduğu düşünülmektedir (Betts, 2011: 16-17; Van Riemsdijk vd.: 4). Doğu Avrupa’da Budapeşte Süreci, Avustralya ve Güney Doğu Asya’da Bali Süreci veya Akdeniz’de 5+5 Süreci örneklerinden de görüleceği üzere Bölgesel Dayanışma Süreçleri dünyanın her noktasına yayılmıştır (Betts, 2011: 18). Bölgesel işbirliklerinde devletler aktör olarak başı çekmekte karşılıklı veya AB ile Türkiye arasındaki göçmen anlaşması örneğinde olduğu gibi ikili bir şekilde belirli kurallar oluşturmaktadırlar.

Devlet dışı aktörler de küresel göç yönetişiminde önemli bir role sahiptir. Özellikle son yıllarda mülteci ve göçmen sorunun giderek büyümesiyle beraber sivil toplum kuruluşları, ulus-altı seviyedeki aktörler ve şehirler küresel göç işbirliğinin önemli parçaları haline gelmeye başlamıştır. Göçmen ve mültecilerin temel haklarının sağlanması, ihtiyaçlarının giderilmesi ve göçmen ya da mültecilere yönelik insan hakları ihlallerinin önüne geçilmesi sivil toplum kuruluşlarının temel faaliyetleridir (Şenses, 2020: 57). Son yıllarda mültecilerin önderliğinde kurulan ve mültecilerin durumlarını iyileştirmek adına faaliyetler yürüten STK’larda dikkat çekmektedir (Van Riemsdijk vd.: 8). Şehirler de yakın zamanda dikkat çeken aktörlerden biri haline gelmiştir. Mülteci ve göçmenler konusunda yerel otoritelerin devletlerden bağımsız kendilerine özgü politikalar geliştirebildiği de oldukça tartışılmaktadır (Zapata-Barrero, Caponio, and Scholten, 2017). Örneğin, Careja (2018), çalışmasında Danimarka’nın Odense şehrinin hem şehrin öncelikleri doğrultusunda hem de yerel kaynakları kullanarak mültecilerin şehre entegrasyonun yenilikçi politikalarla nasıl mümkün olabileceğini göstermiştir. Oomen (2020) ise ulus-aşırı kentsel ağların sadece tecrübelerini birbirleriyle paylaşarak bilgi alışverişi oluşturmakla kalmadıklarını bunun yanında ulusal bağlamdaki kısıtlayıcı ve karşıt görüşlere karşı anlatılar geliştirerek göç yönetişimine katkı sunduklarını ortaya koymuştur.

Daha önce de bahsettiğimiz gibi son yıllarda yaşanan gelişmeler ve artan göçmen sayısı küresel göç yönetişiminde işbirliği çağrılarının artmasına neden olmuştur. Küresel bağlamda ortak bir anlayış geliştirilmesi önceliğiyle yapılan çağrılar sonucunda bazı gelişmeler yaşanmıştır. 2016 yılının Eylül ayında BM Genel Kurulu “Mülteciler ve Göçmenler için New York Deklarasyonu” adı altında küresel ölçekli bir düzenleme çalışması yapılmasını kabul etti. Bu deklarasyon “Mültecilere İlişkin Küresel Mutabakat” ile “Güvenli, Sistemli ve Düzenli Göç İçin Küresel Mutabakat” anlaşmaları uzanan süreci başlattı. Bu anlaşmalar 2018 yılında BM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Bu mutabakatlar yaşanan sorunların hem küresel ölçekte ele alınmasını sağladığı için hem de belirli normlar oluşturma çabalarından dolayı oldukça önemli adımlar olmuştur. Ancak bağlayıcı olmayan statüleri ve bazı ülkelerin anlaşmaya taraf olmaması anlaşmaların etkinliklerini tartışmalı bir hale getirmektedir.

3. BMMYK’nın Göç Yönetişimindeki Rolü

Küresel göç yönetişiminin önemli bir parçasını mülteciler oluşturmaktadır. Göç eden gruplar içerisinde mülteci statüsündeki kişiler oran olarak düşük olsa da zorla yerlerinden edinmiş olmaları gibi nedenlerle en zor durumda olan gruptur. BMMYK verilerine göre 2020 yılı sonu itibariyle zulüm, çatışma, şiddet, insan hakları ihlalleri veya kamu düzenini ciddi şekilde bozan olaylar sonucunda 82 milyon kişi zorla yerinden edilmiş durumdadır. Bu 82 milyonun; 48 milyonu ülke içinde yerinden edinmiş kişilerden, 26,4 milyonunu mültecilerden (refugees), 4.1 milyonu sığınma isteyen kişilerden (asylum-seekers) ve 3.9 milyonu da ülkelerini terk eden Venezuelalılardan oluşmaktadır (UNHCR, t.y.). Mülteci yönetişimini diğer göç konularından ayıran en önemli nokta, mültecilerin statüsünün ve haklarının, göçmenlerin aksine uluslararası antlaşmalar ve BMMYK tarafından belirli düzenlemelere tabii olmasıdır. Mülteci yönetişimi genel anlamda göç konusunda belirli antlaşmalar ve BM kurumları (BMMYK) ile desteklenen en güçlü alan olarak göze çarpmaktadır (Betts, 2011: 11). BMMYK, ana amacının; yerlerinden kaçmak zorunda olan kişilerin haklarını ve esenliklerini korumak ile herkesin başka bir ülkede sığınma talep etme ve güvenli bir sığınma bulma hakkına sahip olmasını sağlamak olduğunu belirtmektedir (UNHCR, t.y.). Ayrıca, mültecilerin ‘’gönüllü’’ bir şekilde ülkelerine geri dönmesini sağlama, sığınmacı oldukları ülkeye entegrasyonlarının sağlanması veya üçüncü bir ülkeye yerleştirilmesi gibi kalıcı çözümler üretmek de BMMYK’nin ana hedefleri arasındadır (Güler, 2013: 102).

Mülteci işbirliğinin tarihsel temelleri 18. ve 19. yüzyıllara kadar dayansa da I. Dünya Savaşı ve Rus İç Savaşı’nın yarattığı etkiler sonucu kurulan Milletler Cemiyeti Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin kurulması atılan ilk modern adımlar olmuştur (Barnett, 2002: 3-4). ABD ve SSCB gibi iki güçlü ülkenin Milletler Cemiyeti’nin parçası olmaması, mülteci sorunun geçici bir sorun olarak görülmesi ve mülteci statüsü verilen kişilerin devletler tarafından kendi ülkelerine alınmak istememesi gibi sebepler nedeniyle bu kurumun etkisi sınırlı kalmıştır (Barnett, 2002: 4-5).

1. Dünya Savaşı ise dünya siyasetini ilgilendiren birçok alanda olduğu gibi küresel mülteci yönetişimi konusunda da bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Nazilerin soykırımı nedeniyle yerinden olmuş Yahudi nüfus, Nazilerin işgal ettiği bölgelerde toplama kamplarında alıkonun insanlar ve doğrudan savaşın getirdiği yıkımlar çok sayıda kişinin yerinden edilmesi ile sonuçlandı. Savaş sonrası mülteci politikalarının şekillendirilmesinde BM Yardım ve Rehabilitasyon İdaresi (UNRRA) ile Uluslararası Mülteci Organizasyonu (UMO) başı çekmiştir. Bu kurumların ana amacı savaş nedeniyle yerlerinden edinmiş kişilerin ülkelerine dönmelerini sağlamaktı (Betts vd., 2012: 10). UMO Anayasası ırk, din, milliyet ve siyasi görüş nedeniyle zulüm gören ve Nazi, faşist ve benzeri rejimlerin kurbanları olan kişileri kapsayan bir mülteci tanımı da yapmıştır (Barnett, 2002: 6). Ayrıca mültecilerin kendi iradeleri dışında ülkelerine döndürülmelerinin önüne geçilmesini ve mülteci statüsünün bir gruba aidiyetten ziyade her bireyin kendi şartları doğrultusunda değerlendirilmesini sağlaması açısından UMO mülteci yönetişimi alanında önemli adımlar atmıştır (Betts vd., 2012: 12). Ancak mülteci sorunun geçici olmadığının anlaşılması, 1940 ile 1950’li yıllar arasında Hindistan, Kore, Çin ve Filistin gibi ülkelerdeki krizler nedeniyle mülteci sayısının artması ve uluslararası mülteci işbirliğinin başlarda önemli destekçisi olan ABD’nin politikalarının Soğuk Savaş ortamından etkilenerek değişmesi nedeniyle BM çatısı altında bir kuruluş oluşturma ihtiyacı ortaya çıkmıştır (Betts vd., 2012: 13). Bu tartışmalar sonucunda 1 Ocak 1951 yılında BM Genel Kurulu kararıyla BMMYK’nin kurulmasına karar verilmiştir. 1951 Cenevre Sözleşmesi ve antlaşmayla beraber kurulan BMMYK mülteci yönetişiminin temelini oluşturmaktadır.

Bu şartlar altında kurulan BMMYK küresel boyuttaki mülteci yönetişiminin en önemli devlet-dışı aktörü olarak günümüze kadar rolünü korumuştur. İlk başta II. Dünya Savaşı’nın ortaya çıkardığı krizi çözmek adına oluşturulan kuruluş SSCB’nin Macaristan müdahalesinde ve Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nda yerlerinden edilmiş kişilerle de ilgilenerek kapsamını genişletmiştir (Crisp, 2020: 361). Soğuk Savaş yılları boyunca BMMYK bağımsızlıklarını kazanan ülkelerde yaşanan çatışmalar veya Latin Amerika’nın diktatör liderlerinden kaçan mültecilerle ilgilenmeye devam etmiştir (Crisp, 2002: 361). 

Son yıllarda ise BMMYK mülteci sayısının da artmasıyla beraber neredeyse tüm dünyada varlık gösterir hale gelmiştir. Suriye krizinden, Afgan mültecilere, Rohingya’da yaşananlardan Sahra altı ülkelere kadar birçok kriz noktasında BMMYK faaliyet göstermiştir (UNHCR). BMMYK’nin 2020 raporuna göre (UNHCR Global Report, 2020: 8) Komiserlik geçen yıl itibariyle 132 farklı ülkede 91.9 milyon kişiye koruma ve destek sağlamaktadır. BMMYK mülteciler için uygun koruma ortamı oluşturma, adil koruma süreci ve belgelendirme, şiddetten koruma, temel ihtiyaçları giderme, mülteci topluluklarının güçlendirilmesi ve kendi ayakları üzerinde durabilmesi ile dayanıklı çözümler üretmeyi stratejik öncelikleri haline getirmiştir (UNHCR Global Report, 2020: 12).

2010’lu yıllarla beraber mülteci sayısındaki artış yeni işbirliği mekanizmaları için çağrıları da arttırmıştır. Yakın zamanda, mülteci işbirliğinde küresel düzeydeki ilk önemli gelişme 2016 yılında BM Genel Kurulu’nda imzalanan New York Deklarasyonu olmuştur. Bu anlaşmada ev sahibi ülkelerdeki yükü azaltmak, sorumluluk paylaşımını arttırmak ve insan-odaklı bir mülteci müdahalesini olan ihtiyacı vurgulayan “Kapsamlı Mülteci Müdahale Çerçevesi’nin” devletler tarafından uygulanmasını garantiye alma çabalarında BMMYK önde gelen kuruluş olmuştur (Triggs ve Wall, 2020: 289-90). Ayrıca yine bu toplantıda 2 yıl içerisinde hayata geçmesi belirlenen “Mülteciler İçin Küresel Mutabakat” anlaşmasında BMMYK önemli bir rol oynamıştır. Kuruluşun tecrübesi, tavsiyeleri ve danışmanlığı anlaşmanın şekillenmesinde etkili olmuştur (UNHCR, t.y.). Komiserliğin çabaları Mutabakatın BMMYK’nin hedefleri doğrultusunda yapılandırılmasını sağlamıştır. Bu hedeflerden bazıları “devletleri ve diğer aktörleri ortak bir plan çerçevesinde bir araya getirmek, mültecilerin korunmasında sorumluluk paylaşımını artırmak, uluslararası işbirliğini geliştirmek, mültecilerin kendi ayakları üzerinde durabilmesini sağlamaktır” (Triggs ve Wall: 2020: 293). 

BMMYK bu faaliyetlerine ek olarak mültecilere daha iyi bir yaşam sunabilmek adına diğer BM organları, sivil toplum kuruluşları ve ünlülerle beraber çalışmaktadır. Son yıllarda BMMYK ve diğer uluslararası kurumlar arasındaki işbirliğinin en güzel örneklerinden biri Uluslararası Olimpiyat Komitesi ile yapılan işbirliğidir. İki kurum sürdürülebilir bir miras bırakmak adına Türkiye’nin dahil olduğu pilot ülkelerde “Koruma İçin Spor’’ projesini başlatmıştır (UNHCR, t.y.). Aynı zamanda yine UNHCR ve IOC işbirliği sonucu 2016 Rio ve 2020 Tokyo Olimpiyatlarında Mülteci takımları müsabakalarda yer almıştır. Aynı zamanda yerel aktörlerle de karşılıklı protokoller imzalanmaktadır. Bunun en son örneklerinden biri İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile yapılan protokoldür (Cumhuriyet Gazetesi, 2021).

Sonuç

Dünyanın birçok coğrafyasında yaşanan insani krizler nedeniyle giderek artan göçmen ve mülteci sayısı devletlerin kendi başlarına çözemedikleri bir sorun haline gelmiştir. Küresel anlamda mültecileri korumakla görevlendirilen BMMYK uluslararası göç yönetişiminin en önemli unsurlarından biridir. BMMYK hem devletlerle hem diğer uluslararası organizasyonlarla hem de sivil toplum kuruluşlarıyla beraber çalışarak mülteci sorununa çözümler aramaktadır. Son yıllarda BMMYK küresel mülteci yönetişiminde Kapsamlı Mülteci Müdahale Çerçevesi, Mülteciler İçin Küresel Mutabakat ve Küresel Mülteci Forumu gibi önemli gelişmelere öncülük etmiştir. Ancak bütün bu önemli adımlara rağmen Afganistan, Belarus, Myanmar ve Etiyopya’daki insani krizler ile mülteci sayısının artacak olması ve devletlerin göç politikalarını kendi düzenlemeleri çerçevesinde çözmek istemeye devam etmeleri mülteci yönetişiminde önemli kazanımlar elde etmenin önüne geçebilir. Göç yönetişiminde en önemli adımlardan biri olarak gösterilen Mutabakatlar birçok ülkede tartışma yaratmış başta ABD olmak üzere Macaristan, Avusturya, İtalya, Polonya, Şili ve Avustralya gibi ülkeler anlaşmayı imzalamamıştır. Artan mülteci karşıtlığı, devletlerin göç konusunu egemenliğin önemli bir parçası olarak görmesi ve COVID-19’un yarattığı ekonomik kriz gibi sebepler göç konusunda küresel işbirliğinde sıkıntılı sürecin devam edeceğini gösteren önemli işaretlerdir.

Hasan Keleş

Uluslararası Örgütler Staj Programı

Kaynakça

Barnett, L. (2002). Global Governance and the evolution of the international refugee regime. UNHCR New Issues in Refugee Research Çalışma Raporu Sayı 54.

Betts, A. (2011). Introduction: Global Migration Governance. A.Betts (Ed.). Global Migration Governance. Oxford: Oxford University Press, 1-33.

Betts, A., Loescher, Gil. ve Milner, J. (2012). The Origins of international concern for refugees. A. Betts, G.Loescher ve J. Milner (Ed.). UNHCR: The Politics and Practice of Refugee Protection içinde. (7-17). Londra ve New York: Routledge. 

Careja, R. (2018). Making good citizens: local authorities’ integration measures navigate national policies and local realities. Journal of Ethnic and Migration Studies, 1-18.

Crisp. J. (2020). UNHCR at 70: An Uncertain Future fort he International Refugee Regime. Global Governance, 26(3). 359-368.

Cumhuriyet Gazetesi. (2021). İBB ve Birleşmiş Milletler arasında sığınmacılara yönelik iş birliği mutabakatı. Erişim Adresi:  https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ibb-ve-birlesmis-milletler-arasinda-siginmacilara-yonelik-is-birligi-mutabakati-1855777 (Erişim Tarihi: 04.08.2021).

Dingweth, K. ve Pattberg, P. (2006). Global Governance as a Perspective on World Politics. Global Governance, 12(2). 185-203.

Fioretos, O. ve Tallberg, J. (2021). Politics and theory of global governance. International Theory, 13(1). 99-111.

Güler. A. (2013). Uluslararası Mülteci Rejimi: Afganistan Örneği Üzerinden Bir Rejim Etkinliği Analizi. Uluslararası İlişkiler Dergisi, 9(36). 101-127.

Jang, J., McSparren. J. ve Rashcupkina, Y. (2016). Global Governance: present and future. Palgrave Communications.

Oomen, B. (2020). Decoupling and Teaming up: The Rise and Proliferation of Transnational Municipal Networks in the Field of Migration. International Migration Review, 54(3). 913-939.

Rosenau, N.J. (1992). ‘Governance, Order, and Change in World Politics’. J.N. Rosenau ve E.Czampiel. (Ed.) Governance Without Government: Order and Change in World Politics içinde. (1-30). Cambdridge: Cambridge University Press. 

Şenses. N. (2020). Göçmen Odaklı Sivil Toplum Oluşumları: Değişen Eylemler ve Siyasetler, Alternatif Politika, 12(1). 50-78.

Triggs, G.D. ve Wall, P. C. J. (2020). The Makings of a Success: The Global Compact on Refugees and the Inaugural Global Refugee Forum.  International Journal of Refugee Law, 32(2), 283-339.

UNHCR. (2020). Global Report 2020. Cenevre. 

UNHCR. (2016). https://www.unhcr.org/news/latest/2016/7/55df0e556/unhcr-viewpoint-refugee-migrant-right.html (Erişim Tarihi: 31.07.2021).

UNHCR. (t.y.). https://www.unhcr.org/international-olympic-committee.html (Erişim Tarihi: 04.08.2021).

UNHCR. (t.y.). https://www.unhcr.org/the-global-compact-on-refugees.html (Erişim Tarihi:03.08.2021).

UNHCR. (t.y.). https://www.unhcr.org/flagship-reports/globaltrends/ (Erişim Tarihi:03.08.2021).

UNHCR. (t.y.). https://www.unhcr.org/who-we-help.html (Erişim Tarihi:03.08.2021).

Van Riemsdijk, M., Marchand, H.M. ve Heins, M.V. (2021). New actors and contested architectures in global migration governance: continuity and change, Third World Quarterly, 42(1), 1-15.

Weiss T.G ve Wilkinson R. (2014). Rethinking Global Governance? Complexity, Authority, Power, Change. International Studies Quarterly, 58(1). 207-215.

Weiss, T.G. (2000). Governance, Good Governance and Global Governance: Conceptual and Actual Challenges. Third World Quarterly, 21(5). 795-814.

Zapata-Borrero, R., Caponio, T. Ve Scholten, P. (2017). Theorizing the ‘local turn’ in a multi-level governance framework of analysis: A case study in immigrant policies. International Review of Administrative Sciences, 0(0). 1-6. 

Zürn, M. (2018). Contested Global Governance. Global Policy, 9(1). 138-144.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here