Makale: Nükleer Silahlar

2
442

Giriş

Atomun parçalara ayrılması ile dünya sahnesine çıkan nükleer enerji, İkinci Dünya Savaşı ile geleneksel silahların ötesinde popülerlik kazanmış, yeni bir ‘Kitle İmha Silahı’ ortaya çıkmıştır. Dünya savaşı dönemine ‘Caydırıcılık’ kavramını kazandırmış, beraberinde uluslararası hukukta birçok tartışmaya ve yıkıma sebep olmuştur. Büyük bir güç göstergesi olarak sadece Amerika ve müttefiklerinin tekerinde tutulmaya çalışılsa bile daha sonraları farklı ülkelerin de nükleer başlık çalışmalarına engel olunamadığı ortaya çıkmıştır. Gelenekselliğin ötesinde olan nükleer silahlar, yeni bir savaş tipi doğurarak silahlanma yarışını arttırmış ve günümüze kadar birçok düzenleme, anlaşmalar ile sınırlandırılmaya çalışılsa da güncelliğini koruyan problemler yaratmaktadır.

Nükleer Silahların Doğuşu

1938 yılında Amerika’da fizikçi Enrico Fermi tarafından başarılı şekilde geliştirilen uranyum deneyi, nükleer enerji üretim zeminini oluşturmuştur (Atom Çağı 75 Yıl Önce Başladı, 2021).  Aynı yıl Alman fizikçiler tarafından denenmeye başlayan atomun parçalanması, Albert Einstain tarafından dönemin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanı Franklin D.Roosvelt’e ‘Askeri amaçlarla kullanılacağına’ dair bir mektupla bildirilmiştir (Einstein’s Letter to Presedent Roosvelt-1939, 2021).  Yaşanan bu gelişme sonucu ABD ve İngiltere, uranyum komitesi kurmayı ve Almanya’dan önce nükleer bomba elde etmeyi hedeflemiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD, İngiltere ve Kanada ortaklığında 1942, Manhattan Projesi (MED) oluşturulmuş, uluslararası bağlamda ilk nükleer adım atılmıştır (The Manhattan Project, 2021). 1945 yılına gelindiğinde ise dünyanın ilk nükleer bomba denemesi Trinity başarılı şekilde patlatılmış, aynı yıl içerisinde Amerika, Japonya’nın Hiroşima şehrine ‘Küçük Adam’, Nagazaki şehrine ise ‘Şişman Adam’ isimli nükleer bombaları bırakarak 80.000 ile 140.000 kişinin ölümüne sebep olmuştur (Hiroşima ve Nagazaki Saldırılarının Tanıkları Anlattı, 2021). Bombanın korkunç etkisi bütün dünyada şok etkisi yaratmış ve İkinci Dünya Savaşının bitmesine sebep olmuştur. Ancak Sovyetler 1949 yılında Füzyon atom bombasını test ederek Amerika’yı ve tüm dünyayı şaşırtmıştır. Böylesine güçlü bir silahın sadece ABD’nin tekelinde olması kısa sürmüştür. 1957 yılında ise yine Sovyetlerin Sputnik 1 uydusunu fırlatması kıtalar arası balistik füzelerin (ICRB) de aynı sistemle fırlatılabileceği ortaya çıkmış, Amerika bu gerçekle sarsılarak Sovyetlerin gerisinde ve tehdit altında olduğunu anlamıştır (İlk yapay uydu Sputnik 1’in yörüngeye fırlatılışının 60. Yıldönümü, 2021). Soğuk Savaşın getirisi olan iki kutuplu sistem, gelişmeler sonucu gerilim tırmanmış ve bu dönemde nükleer silahların terkedilmesi ya da silahlanma yarışının artacağı yönünde söylemler görülmektedir.

Sponsorlu

1950’li yıllara kadar Amerika nükleer silaha sahip tek ülke olmanın klasik caydırıcı etkisine güvenirken, Sovyetlerin hamlesi ile yeni caydırıcı teoriler ortaya çıkmıştır. Daha önceleri ülkeler savaşları kazanma odaklı yaklaşılırken, nükleer felaketten sonra temel amaç tam tersi konuma gelerek engellenmek istenmiştir. Bu bağlamda tehlikeli silahların denetim altına alınması gerektiğine inanılmış ve Amerikan Başkanı Truman, İngiliz Başbakanı Attle, Kanada lideri M. King’in önerileriyle uluslararası alanda bir iş birliği için Sovyetler de dâhil edilerek 1946’da Birleşmiş Milletler Atom Enerjisi Komisyonu (UNAEC) kurulmuştur (Denk & Erdem, 2011, s:99-101). Bu komisyon doğrultusunda nükleer silahların denetlenmesi, elden çıkarılması gibi kararlar verilse de Sovyetler, ABD arasında karşılıklı güvensizlik sonucu başarısız olmuştur. Caydırıcılık stratejisi ‘Tavuk oyunu’ teorisi şeklinde her iki tarafın da taviz vermeme, en nihayetinde iki tarafında geri çekileceği bir model benimsenmiştir (Uluslararası ilişkilerde oyun teorisi nedir, 2021). Karşılıklı caydırıcılığın yaşandığı dönemlerde 1962 yılında ABD’nin Sovyetler tarafından Küba’ya yerleştirilen füze başlıkları fark etmesi ile ‘Ekim Füzeleri’ bunalım krizi patlak vermiş ancak ABD’nin Küba karasularındaki gemileri batıracağını söylemesi ile Sovyetler geri adım atmıştır. Nükleer krizin eşiğine getiren bu olayda asıl fark edilen durumun iletişimsizlikten kaynaklandığı ve bu doğrultuda Sovyet ve ABD arasında anında iletişim sağlayan telefon hattı kurulmuştur. İki tarafın da nükleer güce sahip olması sonucu en ufak bir hareketin felaketle sonuçlanacağı güçlü teorilerle kanıtlanmış ve bu yüzden 1963 yılında iki ülke arasında ‘Nükleer Silah Denemelerinin Kısmi Yasaklanması anlaşması’ imzalanmıştır (Küba Füze Krizi, 2021). Bunun sonucunda toprak altı hariç denizaltı, atmosfer, uzayda nükleer deneme yasaklanmış, günümüzde 100’den fazla ülke ‘Sınırlandırılmış nükleer antlaşmasını’ imzalamıştır.

İki kutuplu sistemde tarafların birbirine olan güvensizliği, yarış halinde olması Amerika’nın Doğu Blok’u üzerindeki Sovyet tehdidini azaltmak için Truman, Marshall yardımları yapması, Kuzey Atlantik Antlaşması (NATO), Varşova Paktı gibi askeri amaçlı kurulan örgütler bu yarışın örnekleri niteliğindedir. Eisenhower yönetimi, kıtalararası balistik füze sistemine karşın Avrupa’ya füzeler yerleştirmek istemiş, bu doğrultuda 3 Nato ülkesinden onay alınarak İngiltere, Türkiye ve İtalya’ya orta menzilli ‘Thor ve Jupiter’ füzeleri yerleştirildi (Sever, 1997:2-4). Türkiye’nin, Sovyetler konumuna yakın olması sebebiyle dikkatleri üzerine çekmiş, daha sonraları Küba Bunalımı olayları ve Türkiye’ye konuşlandırılan Jüpiter füzeleri arasında karşılıklı kaldırma üzerine pazarlık edilmesi çok sonraları ortaya çıkan bir hadisedir.

Karşılıklı caydırıcılık hamleleri silahsızlanmayı azaltmadığı gibi yarışı hızlandırmış, Wholstetter tarafından ortaya atılan ‘Birinci vuruş kapasitesi’ ve ‘İkinci vuruş kapasitesi’ kavramlarıyla tehlikeli bir hal almıştır. İlk vuruş kapasitesine sahip olan tarafın, ikinci vuruş kapasitesini önleyebileceği ve büyük oranda zarar görmeden işin içinden çıkabileceği görüşü hâkimdir. İkinci vuruş kapasitesi ise ilk vuruşu atlatıp daha güçlü, ölümcül bir hamle ile karşılık vererek üstün gelmektir. Soğuk savaşın süper güçleri olabildiğinde en hızlı şekilde ikinci vuruş kapasitesine ulaşmış, literatürde ‘Karşılıklı teyit edilmiş yok etme’ (mutual assured destruction-MAD) ve ‘dehşet dengesi’ (balance of terror) terimleri ortaya çıkmıştır. Birçok soğuk savaş uzmanına göre karşılıklı yok etme caydırıcılığı olumlu etkilemiş, gerginliği azaltmaktadır görüşü hâkimdir. Kenneth Waltz’a göre ‘sorumlu şekilde kullandıkları sürece nükleer silahların savaş çıkma olasılığını azalttığını ve devletlerin nükleer silahlar konusunda sorumlu davranmak için güçlü dürtüleri olduğundan, nükleer silahların yayılmasından korkulması gerektiğini’ ortaya atmıştır (Ikenberry vd.,2015: 226). Ancak daha sonraları karşılıklı şekilde daha fazla geliştirilen balistik füzeler döneme korku salmış ve bunun uluslararası bir denetim altında olması gerektiği kanısına varılarak 1969’da Stratejik Silahları Sınırlandırma görüşmeleri(SALT I), 1979’da ise SALT II imzalanmış ancak SSCB’nin Afganistan’ı işgal etmesi sonucu anlaşma bozulmuştur(Ikenberry vd.,2015:228).  Bu dönemde yine iki ülke tekerinde yatışmayan bir nükleer silah yarışı diğer ülkelere de sıçramıştır. Nükleer silahın ilk ve son defa İkinci Dünya Savaşında kullanılsa da ülkeler bu silahları caydırıcı bir güç etmeni olarak görülmüş ve sırasıyla İngiltere(1952), Fransa(1960), Çin(1964) nükleer denemeler yapmıştır. İsrail gizemini korurken, Hindistan, Pakistan ve son olarak 2006 yılında Kuzey Kore denemeler yapmıştır. Güney Afrika ise tüm dünyaya örnek teşkil ederek nükleer başlıklarını 1991 senedinde sökmüş ve programdan ayrılmıştır. Ancak SSCB’nin çöküşü ile soğuk savaşın bitmesi, iki büyük gücün yumuşak tavırlar sergilemesine yol açmış ve bu doğrultuda nükleer caydırıcılığın önemini yitirdiği görüşü bu döneme hakim olmuştur. Yumuşama döneminde 1992 START II anlaşması ile B. Yeltzin ve George W. Bush arasında her iki tarafın da konuşlandırdığı füzelerini yarıya indirmeleri gerektiği kararı verilmiştir.

Soğuk savaş bitmiş, karşılıklı yumuşama dönemine geçilmiş ve sakin bir hava hakimken izolasyon döneminde olan ABD’ye 2001 yılında yapılan terör saldırısı caydırıcılığa yeni bir boyut kazandırmıştır. Tartışmasız büyük nükleer güç olan ABD’ye yapılan bu saldırı caydırıcılığının Soğuk Savaş dönemindeki kadar güçlü olmadığını ve yeni hesaplamalar yapılması gerektiğini ortaya koymuştur. Klasik dönem geride bırakılmış artık kitle imha silahlarının terör eylemcilerinin de eline geçebilmesi durumu ABD’yi yeni bir caydırıcılık planına yönlendirmiştir. Bu bağlamda dönemin Başkanı G.W. Bush tarafından ‘ön alıcı vuruş’ yöntemi ortaya atılmıştır. 2002 yılında ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi nükleer gücünü, nükleer silahlara sahip olmayı sadece biyolojik silahlara sahip olan ülkeler üzerinde de kullanacağını belirtmiştir. En nihayetinde klasik caydırıcılık dönemine kadar teorik ve devlet odaklı ilerlemeler yaşanırken, bu tarihten itibaren stratejik çalışmalar, devlet dışı aktörler ve kıtalararası terör gibi kavramlar nükleer gücü şekillendirmiştir. Daha sonraları Uyarlanmış Caydırıcılık(tailored deterrence) modeli de benimsenerek bundan sonra tek bir strateji değil, farklı olaylara farklı strateji geliştirme kararı verilmiştir.

1968 yılında nükleer silahların kontrolü amaçlı yapılan ve bugüne kadar en bağlayıcı sayılabilecek ‘nükleer silahların yayılmasını önleyen antlaşma’ (NPT), soğuk savaşın iki kutuplu istikrarını geride bırakmış, çok kutuplu istikrarsız bir düzen ile çıkmaza girmiştir denilebilir (The Nucleer  Non-Proliferation Treaty is fiffty years old, 2021). ABD’ye yapılan bu saldırı, Ortadoğu karmaşıklığı, Çin’in yükselişi, Kuzeydoğu Asya’da yaşanan gelişmeler olaylar karmaşık hale gelmiş ve nükleer silah arayışında olan tüm ülkelere yaptırım çerçevesinde uygulamalar kararı alınmıştır. Obama hükümetinin başa gelmesi ile Bush doktrini anlayışının tersine, nükleer silahlara sahip olmayan ülkelere nükleer silah ile karşılık verilmeyeceği kararı alınmıştır. Temel amaç dünyayı nükleer silahlardan arındırmak olsa da ABD’nin Kapsamlı Test Yasağı sözleşmesini imzalamadığı için yürürlüğe girmemesi dikkat çeken bir durumdur (Denk, 2011:120-121). Diğer bir nükleer sınırlandırma hamlesi ise BM tarafından ortaya atılan ‘nükleer silahlardan arındırılmış bölge’ (nuclear weapons free zone) uygulamasıdır. Bu durumda açık denizler ve buzul göller hariç Antartika, Uzayda ve 12 millik deniz yataklarına nükleer yerleştirme yasaklanmıştır. Tlatelolco antlaşması ile Latin Amerika ve Karayipler, Rarotonga Antlaşması ile Güney Pasifik Bölgesi, son olarak ise 2009 da Sovyetlerden ayrılan Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan’ın oluşturduğu Semipalatinsk Antlaşması (CANWFZ) ile bölge nükleer silahlardan arındırılmıştır. Tüm bu gelişmelerin ışığında Rusya’nın 2015 senesinde Status-6 (KANYON) adında nükleer enerjili insansız bir denizaltıya sahip olduğunu söylemesi ve ABD’nin balistik füzelerine karşı caydırıcılık dengesi kazandırmak için böyle bir girişimde bulunduklarını belirterek, nükleer güç probleminin güncelliğini koruduğunu bir kez daha göstermiştir (Keskin, 2019: 5). ABD ise geliştirdikleri balistik füze sistemi Rusya değil, İran ve Kuzey Kore için alınmış bir güvenlik kararı olduğunu belirtmiştir.

 

Sonuç

Nükleer silahlar ABD’de önderliğinde dünyaya tanıtılmış zamanla farklı caydırıcılık alanları kazandırdığı görülmektedir. İkinci Dünya Savaşının büyük yıkım gücü ve sonrasında oluşan iki kutuplu sistem arasında güçlü bir nükleer silaha sahip olmanın caydırıcılık ve güvenlikle doğru orantılı olduğu devletlerce benimsendiği görülmektedir. Klasik silahların ötesinde olan nükleer teknolojiyi kim nasıl kullanmalı, hangi ülkelerin elinde olmalı, kullanımı etik mi, yapımı ve kullanılması tam anlamıyla yasaklanmalı mı gibi sorunlarla geçmişten günümüze gelişim göstermiştir. Nitekim ABD’yi silahsızlandırma çalışmaları yerine Sovyetler’ de buna karşılık koruma ve güvenlik ilkeleri altında kendi atom enerjisini yaratma gereği duymuştur. Soğuk savaşın bitimi başlarda yumuşama dönemi olarak görülse de istikrarsız yapı silahlanmayı hızlandırmış ve müttefiki olduğu devlet için bile olası bir saldırıda nükleer silah gereksinimi olduğunu düşünen ülkeler ortaya çıkmıştır. Zamanla nükleer silahlar bir tehdit haline gelmiş, bu bağlamda yeni argümanlara ve ciddi yaptırımlara sahne olmuştur. 11 Eylül saldırılarından sonra farklı bir boyut kazanan caydırıcılık ve sert kararlar tüm dünyayı etkilemiştir. Kuzey Kore’nin NFT’den ayrılarak nükleer girişimde bulunması ABD toprakları da dahil binlerce kilometre uzaklıktaki bölgeleri vurma ihtimali karşısında ABD tarafından ambargo uygulanmıştır. Günümüzde hala devam etmekte olan yaptırımlar Kuzey Kore hükümetini pes ettirmemekte aksine, misilleme olarak silahlarını daha çok güçlendireceği yönünde açıklamalarda bulunmuştur (Kuzey Kore’den silahlanma tehdidi, 2021). Trump döneminde yapılan görüşmelerde nükleer güçten vazgeçilmesi karşılığında yaptırımların kalkacağı açıklaması yapılmış, Joe Biden’ın ise Kuzey Kore lideri Kim Jong ile nükleer güçten vazgeçerse görüşeceği şartını koymuştur. Diğer bir sorun yaşanan İran’da 2002 yılında Çin’in yardımlarıyla uranyum geliştirmeye çalışması ve 18 yıl boyunca gizliden çalışmalara devam ettiği gerçeği ortaya çıkınca büyük krizlere yol açmıştır (Kibaroğlu, 2013:2-4). Gerginlik ara ara devam etse de Obama döneminde imzalanan İran’ın nükleer kapasitesini ortadan kaldırmayı amaçlayan anlaşmayı, Trump 2019 yılında tek taraflı çekildiğini ve yaptırım uygulayacağını açıklamıştır (ABD’nin yeniden yaptırım uygulamaya başlaması İran ekonomisini nasıl etkiledi, 2021).

İran Parlamentosu ise ülkede BM’nin kontrolü altında olan enerji çalışmaları faaliyetlerini durduracak ve uranyum zenginleşmesine gideceği açıklaması olumsuz karşılanmış ve Joe Biden yönetiminden 2015 anlaşması gerekliliklerinin yerine getirilmediği sürece yaptırımların kalkmasının söz konusu olmadığı dile getirilmiştir (Biden müzakere masasına dönmesi için İran’a karşı yaptırımları kaldırmayacak, 2021). İki nükleer güce sahip ülkelerin karşı karşıya gelmesi akıllara felaket senaryoları getirmektedir. Örneğin 2017 yılında Çin ve Hindistan arasında yaşanan askeri kriz akıllara her iki ülkenin sahip olduğu silahları ve ortaya çıkacak felaket senaryolarını akıllara getirmiştir (Hindistan-Çin gerilimi, 2021).  Soğuk savaş sonrası çıkan düzende hangi ülkelerin nükleer çalışma yaptığı, kaçının denenip test edildiği tam anlamıyla bilinmemektedir. Dolayısıyla büyük güçlerin tehdit altında hissetmesi ve ortaya çıkan güvensizlik duygusu ile son zamanlarda yine nükleer güç kavramına değinilmektedir.

5 Şubat 2021’de Rusya ve ABD arasında Start 3 anlaşması 5 yıllığına uzatılmıştır (Son nükleer silah anlaşması, 2021). Uzatılmaması durumunda kontrolsüz silah yarışı ve güven problemi diğer ülkeleri olumsuz etkileyeceği yönünde görüşler ortaya atılmıştır. Son yıllarda ise nükleer savunmaya en çok harcama yapan ülkelerin başında ABD, Çin ve İngiltere olduğu belirtilmiştir (Savunma harcamalarında son on yılın en yüksek artışı, 2021). Rusya’nın 4. Sırada olması oldukça şaşırtıcı gelirken, Çin’in bu durdurulamaz yükselişi ise ileriki dönemlerde Rus, ABD anlaşmalarında 3. ülke olarak ekleneceği ihtimali öngörülebilir. 2019 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘birilerinin elinde nükleer başlık var… Bir tane değil iki tane değil, bizim de çalışmalarımız olacaktır’ açıklaması ile İsrail üzerinden bu duruma karşı gelmiştir (Erdoğan: Birilerinin elinde nükleer başlık var, 2021). İsrail’in elinde bulunan başlıklar tam olarak bilinmemekte ve caydırıcılık teorisinde olduğu gibi özellikle karşılıklı problem yaşanan iki ülke arasında güvensizlik problemi meydana getirmesi ve nükleer silah gücüne ihtiyaç duyulması bu duruma örnektir. Nükleer silahların gizlilik esaslı yürütülen çalışmaları, olası bir nükleer saldırıyı yapacak olan ülkenin doğru hesaplar yapması ve karşı tarafın elinde de nükleer güç olabileceği düşüncesini göz önünde bulundurması gerekir. Ya da kesinliği kanıtlanmayan, nükleer güce sahip ülkelerin olduğu görüşüyle müdahalelerde bulunması ise ağır sonuçlar doğurması, ülkelerde istikrarsızlığı yol açtığı bilinmektedir.
Örneğin ABD biyolojik silah, konvansiyonel silahlar üreten devlet dışı aktörler, terör gruplarını caydıramadığı düşüncesine sahip olması üzerine, 2003 yılında kitle imha silahları ürettiği için Irak’ı işgal etmiş, mevcut Kral Saddam Hüseyin devrilmiştir ancak bahsi geçen silahlar bulunamamıştır (Irak’ın İşgalinin 15.yılı, 2021).

Nükleer gerginlik yarışı sürerken Uluslararası Hukuk teamüllerine göre Birleşmiş Milletler nükleer silahların insanlığın sonunu getirecek tehlikede olması dolayısıyla kullanılmasını yasaklamış ancak Avrupa, bunu o zamanlar tehdit yaşadığı Sovyetler yüzünden kabul etmemiş, bu silahların caydırıcı etkisinin olduğu düşüncesini dile getirmiştir. İlk vuruş hukuka aykırı olsa dahi silah kullanımını aykırı ve aykırı bulmayanlar olarak uluslararası hukuk ikiye ayırmıştır: İlk gruba göre silahların radyasyon etkisi ile gelecekteki kuşakları bile etkileyeceği ve insanlığın büyük zarar göreceği görüşünü savunulmuştur. İkinci grup ise normal insani yollarla savaşların caydırıcı olmayacağını ve yaşamın olmadığı uzak yerlerde patlatılabileceği görüşü savunulmuştur (Keskin, 2019: 26-27). Bugüne kadar nükleer sınırlandırma adına yapılan uluslararası anlaşmalara katılımın yüksek ancak desteğin az olduğu da aşikardır. Devletlerin günümüz dünyasında iyileşen ve sürekli gelişen teknoloji sebebiyle nükleer güç gibi konvansiyonel silahların gücüne olan sempatilerini tazelediği görülmektedir. Buna nazaran ‘menfaatleri özellikle etkilenen devletler doktrini’ nükleer gücün, anlaşmalara rağmen neden sınırlandırılamadığı cevabını vermektedir (Keskin, 2019: 10-11).

Geçmiş yıllardan beri devletlerin birbirine üstün gelme anlayışı, günümüzde hala nükleer silahların aktif olması, bu duyguyu diri tutmaktadır. İnsanlığın tarih boyunca icat ettiği en ölümcül ve en etkili silahların başında gelerek, 1940’lardan itibaren dış politikanın belirleyici unsuru olarak günümüze gelmiştir. 80 yıldır süre gelen, meşruluğu tartışılan, günümüzde devletlerarası güvensizliğin devam ettiği ve hala uluslararası toplumun bir araya gelerek kesin bir çözüm bulamadığı gerçeğini görmekteyiz. Nükleer silahların kullanıldığı bir savaş tüm medeniyetin ve insanlığın sonunu getirebilecek güçtedir. Ancak değişen teknoloji tekerinde insanlığın sonunu getirecek biyolojik ve nükleer silahların, dünya var olduğu sürece insanlık tarihinden çıkarılmayacak bir caydırıcılık aleti olduğu da apaçık ortadadır. Bu risk geniş çaplı bir zarara yol açacağı için herhangi bir ülkenin tekerinde yalnız başına alınabilecek bir karar olamayacağını fakat ‘bir kişinin cezalandırılması için de tüm köyü yakmaya kimsenin hakkı olmamalıdır’ görüşünün göz önünde bulundurulması gerektiği uluslararası hukukta yerini almıştır.

Hilal BÖÇKÜN

Akademi Birimi

 

Kaynakça

ABD’nin Yeniden Yaptırım Uygulamaya Başlaması İran Ekonomisini Nasıl Etkiledi. (2019).  https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48131321, Erişim tarihi: (6 Şubat 2021).

Atom Çağı 75 Yıl Önce Başladı. (2017). https://www.dw.com/tr/atom-%C3%A7a%C4%9F%C4%B1-75-y%C4%B1l-%C3%B6nce-ba%C5%9Flad%C4%B1/a-41623772, (5 Ocak 2021).

Biden Müzakere Masasına Dönmesi İçin İran’a Karşı Yaptırımları Kaldırmayacak. (2021). https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-55975586, Erişim tarihi: (6 Şubat 2021).

Denk, Erdem. (2011). Kitle İmha Silahları Olarak Nükleer Silahların Yasaklanmasına yönelik Çabalar. Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, s: 93-136.

Einstein’s Letter to President Roosevelt – 1939. The American Atom. https://www.atomicarchive.com/resources/documents/beginnings/einstein.html, Erişim tarihi: (5 Şubat 2021).

Erdoğan: Birilerinin Elinde Nükleer Başlıklı Füze Var, Ama Benim Elimde Olmasın, Ben Bunu Kabul Etmiyorum. (2019). https://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-49589110, Erişim tarihi: (6 Şubat 2021)

Griecho, J., Ikenberry, G., Mastanduno, M. (2015). International Relations,  London: Macmillian Publishers Limited.

Hindistan-Çin Gerilimi Akıllara Getirdi: İşte Dünyada Nükleer Güce Sahip Ülkeler. (2020). https://www.cnnturk.com/dunya/hangi-ulkede-kac-nukleer-silah-var-iste-dunyada-nukleer-guce-sahip-ulkeler?page=1, Erişim tarihi: (6 Şubat 2021).

Irak’ın İşgalinin 15. Yıldönümü: 2003’te Kim Ne Demişti? (2018).  https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-43475132, Erişim tarihi: (6 Şubat 2021).

İlk Yapay Uydu Sputnik 1’in Yörüngeye Fırlatılışının 60. Yıldönümü. (2017). https://tr.sputniknews.com/bilim/201710041030423067-ilk-yapay-uydu-sputnik-yildonumu/, Erişim tarihi: (6 Şubat 2021).

Kavuncu, Sibel. (2013). Nükleer Silahlanma Yolunda Standart Süreci. Bilgi Stratejisi, s:119-148.

Keskin, Yunus. (2019). Uluslararası Hukukta Nükleer Silahların Meşruluğu Sorunu. Bahçeşehir Hukuk Fakültesi Dergisi, s: 183-184.

Kibaroğlu, Mustafa. (2013). İran’ın Nükleer Programı ve Türkiye. Bilgi Stratejisi, s:1-8.

Küba Füze Krizi.  https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/kuba-fuze-krizi-ekim-fuzeleri-bunalimi-383, Erişim tarihi, (5 Şubat 2021).

Kuzey Kore’den Nükleer Silahlanma Tehdidi. (2021). https://www.dw.com/tr/kuzey-koreden-n%C3%BCkleer-silahlanma-tehdidi/a-56178299, Erişim tarihi: (06.02.2021).

Mehmetcik, Hakan. (2011). 21. yy İçin Caydırıcılık. Işık Üniversitesi, s: 22

Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması Elli Yaşında: Bir Orta Yaş Krizi. (2018). https://www.nato.int/docu/review/tr/articles/2018/06/29/nuekleer-silahlarin-yayilmasini-oenleme-antlasmasi-elli-yasinda-bir-orta-yas-krizi/index.html, Erişim tarihi: (6 Şubat 2021).

Uluslararası İlişkilerde Oyun Teorisi Nedir? (2018). https://www.analizportal.com/uluslararasi-iliskilerde-oyun-teorisi-nedir/, Erişim tarihi: (6 Şubat 2021)

Son Nükleer Silah Anlaşması START-3’ün Uzatılması Kararı ABD’de de Yürürlüğe Girdi. (2021). https://tr.sputniknews.com/abd/202102041043730322-son-nukleer-silah-anlasmasinin-uzatilmasi-abdde-de-yururluge-girdi/, Erişim tarihi: (6 Şubat 2021).

Savunma Harcamalarında Son 10 Yılın En Yüksek Artışı. (2020). https://www.dw.com/tr/savunma-harcamalar%C4%B1nda-son-10-y%C4%B1l%C4%B1n-en-y%C3%BCksek-art%C4%B1%C5%9F%C4%B1/a-52384480, Erişim tarihi: (6 Şubat 2021).

Ölenler Çöp Gibi İmha Edildi. (2018).  https://tr.sputniknews.com/infografik/201808061034632348-hirosima-nagasaki-atom-bombasi-japonya-abd-taniklari/, Erişim tarihi, (5 Şubat 2021).

Sever, Aysegul. Yeni Bulgular Işığında 1962 Küba Bunalımı ve Türkiye. s:1-14.

The Manhattan Project. (2017). https://www.atomicheritage.org/history/manhattan-project, Erişim tarihi: (6 Şubat 2021).

2 Yorumlar

  1. Uzun süredir bu konu ile araştırma yapıyorum bu makale çok yardımcı oldu. Akıcı dili ve özetini beğendim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here