Saraybosna – Sarajevo (2014)

0

‘’İdealleri olanlar hep yaşayacak yeter ki aptallar kendilerini feda etsin.’’ 

Atılan iki el ateş sonucunda faturası Birinci Dünya Savaşı’na mâl olacak bir karışıklığın ortasında kalan onurlu bir yargıç olsaydınız, tüm düzene karşı çıkarak kendi doğrularınızı savunabilir miydiniz?

Avusturya (ORF) ve Almanya (ZDF) televizyon kanallarının ortak yapımcılığını üstlendiği 2014 yapımı film, Birinci Dünya Savaşı’nın 100. yıl dönümü anısına çekilmiştir. En iyi senaryo ödülüne layık görülen Avusturyalı senarist Mattin Ambrosch’un başarısı ve yönetmen Andreas Prochaska’nın üretkenliğiyle ortaya iyi bir iş çıkarılmıştır. Daha önce de Karanlık Vadi (The Black Vallery) filminde bir araya gelen ikili, özellikle karakterlerin kişilikleri konusunda daha farklı bir tutum sergilemiştir. Florian Teichtmeister, Juergen Maurer, Melika Foroutan, Heino Ferch, Cornelius Obonya, Edin Hasanovic, Erwin Steinhauer gibi kaliteli bir oyuncu kastına sahip olan film, oyuncuları özelinde de pek çok ödüle aday gösterilmiştir. Film içerdiği şiddet sahnelerinin yoğunluğu nedeniyle çocuklu ailelerin izlemesine uygun değildir.

Güzel oyuncu Melika Foroutan’ın (Marija Jeftanovic) “Düşman öldü ve cinayeti savaş için bir sebep vermiş oldu” cümlesi filmin konusunu özetler niteliktedir. Zira film, Franz Ferdinand’ın ölümüyle pimi çekilen bir savaşı durdurmak için tüm çabasını ortaya koyan onurlu bir yargıcın hikayesini anlatmaktadır. Filmdeki yargıç, Karanlık Vadi’nin Greider’ine kıyasla çok daha dürüst ve etnik yapısıyla da çok daha karışık bir adamdır. Yargıç Leo Pfeffer’in (Florian Teichtmeister) işine, kıyafetlerine ve sağlığına verdiği önem filmin çoğu karesine hassasiyetle işlenmiştir. Filmin ilk kısmına özellikle ayrılan hazırlık süreci de Pfeffer’in disiplinli hayatına dair küçük bir ipucu vermektedir. Arşidük Fransuva Ferdinand’ın konvoyunu karşılayan coşkulu kalabalığın içindeki genç görünümlü adamların yüz hatlarındaki endişe, görüntü yönetmenlerince ekrana öyle doğru yansıtılmıştır ki, giren müzikle birlikte ortalığın karışacağını ve dünyanın bir daha eskisi gibi olmayacağını hissettirir seyirciye. Filmde ışık kullanımına ise özellikle ehemmiyet verilmiştir. Bazı kareler tüm gerçekliğiyle gözler önüne serilirken, bazı kareler yalnızca dikkatli bakanların görebileceği kadar aydınlık bırakılmıştır. Olayların çoğu yarı karanlık bir çerçeveyle sunulur. Pfeffer’in tüm çabası da bu gölgeli ilişkileri gün yüzüne çıkarmaktır. Kostüm ve mekanlar, kendinizi tarihsel bir dönem filminin içindeymiş gibi hissettirecek şekilde dizayn edilmiştir. Özellikle Dük ve Düşes’in kıyafetlerindeki renkli ve canlı detaylar filme farklı bir dinamik katmıştır.

Bir patlama sesiyle başlar asıl hikâye, ortalık bir anda mahşer yerine döner. Pfeffer, her şeyden habersiz bir şekilde bisikletinin üzerinde karşılar bu sesi ve olay yerine gider. Sonrasında olaylar birbiri ardına gelişir. Bir bombanın ulaşamadığı başarıya Browning silahla atılan iki el ateş erişir. Tüm bu karmaşanın çözülmesi için görevlendiren yargıç, titiz bir çalışmayla işe koyulur. Yargıç, her sorgu sonrası kendisini ayna karşısında iç muhasebesini yaparken bulur. Çok yakınlarındaki insanlarla girdiği diyaloglarda, Pfeffer’a alaycı bir şekilde sürekli etnik kimliğinin hatırlatılması ise bulunduğu güruh içindeki aidiyetini de sıklıkla sorgulamasına neden olur. Sırp faillerle ortak bir Slav diline sahipken, inatla imparatorluğun resmi dili Almancayı konuşması ise onun da bazı gerçeklerden kaçtığının göstergesidir. Yapılan sorgular neticesinde faillerin Sırp milliyetçisi olmalarının anlaşılmasıyla, kararı çoktan verilmiş bir sonuca ulaşılmıştır. Sırbistan’la savaş yapılacaktır ancak eksik olan tek şey söyleyeceklerinin hiçbir hükmü olmayan Pfeffer’in rapor sonuna atacağı imzasıdır.

Filmi izlerken kendinizi bir cinayeti aydınlatmaya çalışan titiz bir dedektif gibi hissedebilirsiniz. Ancak burada işler biraz daha karışıktır. Zira bulduğunuz her bir delil sizi gerçeğe götürürken, “olması gerekenden” gittikçe uzaklaştığınızın farkına varırsınız. Ve bu durumdan hiç hoşnut olmayacak çok fazla insanla muhatap olmak zorundasınızdır. Hem zekasıyla hem de kendi bildiği doğrularla hareket etmeye çalışan yargıcın aklını, bir taraftan da zengin bir Sırp olan Bayan Jeftanovic karıştırmaktadır. İşin içine duygular da girince mesele çok daha çetrefilli bir hal alacaktır. Ortada çok ince planlanmış bir cinayet, kendilerini devrimci görerek emek gücünü sisteme hakim kılmaya çalışan Sırp milliyetçisi fedailer ve tüm bu yaşananları kendi lehine çevirmek için ellerini ovuşturan savaş yanlısı güçlü bir yönetici grup vardır. Peki yargıç Pfeffer, bu cendereden tüm bildiği doğruları bir kenara bırakıp nasıl çıkacaktır?

Yeni ilhak edilen bir yerde, bir hanedan ziyareti gerçekleşecek olsaydı ve zamanlaması Sırp bayramı olan Aziz Vitus Gününe denk gelseydi oraya ne kadar asker yığılırdı? Yine içlerinde Belgrad’da okunan gazete de dahil olmak üzere tüm gazetelere hanedanın geçeceği güzergahın verilmiş olması sizin aklınızda ne gibi kuşkular uyandırırdı? Bu sorular filmi izlerken aklınızın bir köşesinde bulunsun. Şayet cevaplarını ararken kendinizi filme daha da kaptırmanız açısından etkili bir yöntem olacaktır. Filmde geçen “Ne kadar plan yapılsa da birileri savaş için mutlaka bir mazeret bulur” cümlesi filmin işleyişini anlamlandırabilmemiz açısından önemlidir. Zira ortada henüz alınmış tek bir karar yokken, sorgulamalar neticelendirilmemişken, tüm gazetelere savaş manşeti atılması, yaratılan algının boyutlarını gözler önüne sermekle birlikte medyanın kirli işlere nasıl alet edilebileceğini de açık bir şekilde göstermektedir.

Büşra Aktaş

Balkan Çalışmaları Staj Programı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here