Ratko Mladic’in Yakalanması Nasıl Anlamlandırılabilir?

Soğuk Savaş’ın sona ermesinin ardından Balkanlar’ın ortasında Slav Romantizmi ve sosyalizmin birleştirilmesi ile kurgulanmış Yugoslavya topraklarının kana bulanmasının en önemli müsebbibi konumunda bulunan ve bitmek tükenmek bilmeyen tarihi emelleri doğrultusunda tarih boyunca Balkanlar’ı birbirine katmış olan Sırbistan, son dönemde bu genel karakteristiğin dışında hareket etmektedir. Soğuk Savaş sonrası Sırp milliyetçiliğinin doruk noktasına vardığı dönemde, Sırp yayılmacılığının Bosna’daki siyasi temsilcisi Radovan Karadzic’in ardından aynı akımın askeri önderliğini yapan Ratko Mladic’in de yakalanmış olması, Sırbistan’ın bir değişim dalgasının peşi sıra sürüklenmeye başladığını göstermektedir.

Sırbistan, Slobodan Milosevic’in önderliğindeki aşırı milliyetçi kesim tarafından üzerine giydirilen deli gömleğinden kurtulabilmek ve diğer Balkan halkları ve özellikle AB ile iyi ilişkiler kurabilmek için siyasal sistemine eklemlenmeye çalışılan zararlı unsurlardan kurtulmak zorundaydı. Ne var ki, Sırplar bu gerçeği ancak Bosna-Hersek ve Kosova krizlerinden sonra fark etmiş ve karar almakta da oldukça geç kalmışlardır. Bu gecikme, özellikle Bosna-Hersek’te, soykırıma kadar varan insan kıyımlarına ve Kosova’nın Sırbistan’dan kopuşuna neden olmuş, Sırbistan uzun bir süre boyunca kültürel, ekonomik ve siyasal anlamda dünyanın önemli bir bölümünden soyutlanarak yaşamak mecburiyetinde kalmıştır. 2000’li yılların başından itibaren Sırbistan’da kendisini gösteren değişim isteği toplumun değişimden yana olan çoğunluk ile radikal milliyetçiler arasında bölünmesine neden olsa da, çoğunluğun iradesi ve özellikle Avro-Atlantik Dünyası’nın bu ülke üzerinde oluşturduğu siyasal, ekonomik ve askeri baskı neticesinde önce Slobodan Milosevic iktidardan uzaklaştırılmış ve Lahey’deki Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne gönderilmiş, daha sonra da toplumsal reformlar yapılarak ülke AB yolculuğuna hazırlanmaya çalışılmıştır. Bu noktada Karadağ’ın 2006 yılında bağımsızlığını elde ettiğini, Kosova’nın tek taraflı bir bağımsızlık ilanı ile Sırbistan’dan ayrıldığını açıkladığını ve Bosna Savaşı’nın en önemli siyasal figürlerinden, Bosnalı Müslümanlar ile Hırvatlara karşı düzenlenen katliamlar ile Srebrenica Soykırımı dâhil birçok acı olaydan sorumlu olan Radovan Karadzic de yakalanarak Lahey’deki savaş suçları mahkemesine gönderilmiştir. Sırbistan toplumunun önemli bir kesimi tarafından milli birer kahraman olarak görülen Milosevic ile Karadzic’in tutuklanarak Lahey’e gönderilmesi ve Karadağ ile Kosova’nın bağımsızlık süreçlerinin-Kosova’nın bağımsızlığını tanınmasa dahi-kansız bir şekilde geçiştirilmiş olması, Sırp halkının ve siyasetinin değişim istekliliğinin ve AB üyeliğine ulaşabilme yolunda nelerden vazgeçebileceklerini gösterebilmeleri yönünde ortaya çıkan iradenin bir sonucudur.

Ratko Mladic’in yakalanışına da yukarıdaki analiz doğrultusunda yaklaşmalıyız. Bilindiği gibi, Ratko Mladic 1992-1995 yılları arasında Bosna’da yaşanan iç savaş esnasında özellikle Bosnalı Müslümanlara karşı uygulanan vahşetin en önemli sorumlularından biridir. Onun kötü ününü tüm dünyaya yayan gelişme ise Temmuz 1995’te Bosna-Hersek’in doğusunda bugün Bosna Sırp Cumhuriyeti’ne ait olan Srebrenica Şehri’nde BM tarafından askerden arındırılmış “güvenli bölge” sınırlarında gerçekleştirdiği ve 8 bin masum Bosnalı Müslüman erkeğin hayatına mal olan “soykırım” olmuştur. Mladic’in emrini verdiği ve bizzat izlediği bu katliam, 2007 yılında Uluslararası Adalet Divanı tarafından “soykırım” olarak tanınmıştır. Ancak bu katliamın sorumluluğu kişisel olarak Milosevic, Karadzic ve tabii ki Mladic’in üzerine yıkılmış ve Uluslararası Adalet Divanı “ilginç” sayılabilecek bir kararla Sırbistan’ı devlet olarak bu soykırımın sorumluluğundan kurtarmıştır. Uluslararası Adalet Divanı tarafından da onaylanan bu katliam triosunun askeri boyutundan sorumlu olan Ratko Mladic, yakalanmadan önce insanlığa karşı işlenen suçlar, savaş suçu ve soykırım gibi nedenlerle Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’nce aranıyordu. Nitekim aynı mahkeme Mladic hakkında 1995, 1996, 2002 ve 2009 yıllarında ilan ettiği iddianamelerle bu radikal milliyetçi ismin tıpkı Milosevic ve Karadzic gibi kendisine teslim edilmesini istemiştir. Ratko Mladic, savaş hukukuna aykırı eylemlerinden dolayı 6, insanlığa karşı işlediği suçlardan dolayı 7 ve soykırım suçundan dolayı da 2 kez itham edilmiştir. Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, tıpkı Radovan Karadzic gibi Sırbistan’da yaşadığını tahmin ettiği Ratko Mladic’in kendisine teslim edilmesini sağlayabilmek için AB makamlarını etkin olarak kullanmış ve Sırbistan’ın AB adaylığı sürecini Ratko Mladic ve henüz yakalanamamış olan Goran Hadzic’in kendisine teslim edilmesine bağlamıştır. Nitekim bu politikanın olumlu bir sonuç verdiği de ortadadır. Zira bu politika uygulanmaya başlandıktan sonra özellikle Sırp Radikal Partisi etrafında toplanmış aşırı milliyetçi kesimlerin tepkisine rağmen, AB yanlısı Boris Tadic önderliğindeki Sırbistan’ın AB yolculuğu önündeki engeller olarak gördüğü isimlerden kurtulmaya başladığını görüyoruz. Sırbistan’ın kuzeyinde etnik Macarların yoğunlukta olduğu Vojvodina Bölgesi’nde yakalanan Ratko Mladic’in durumu da tamamıyla bu tercihe paralel olarak değişmiştir.

Soğuk Savaş sonrası konjonktürel olarak yükselişe geçen Sırp milliyetçiliğinin uygulama alanına konduğu Bosna-Hersek’te verdikleri kararlar ve işledikleri utanç verici suçlar ile tanınan isimlerin teker teker Lahey’e teslim edilmeleri ve bu gelişmeler yaşanırken Sırbistan kamuoyunun, radikal milliyetçiler dışında, ciddi bir tepki göstermeden gelişmeleri izlemeleri tarihin gelişim seyrinin Balkanlar özelinde Avro-Atlantik Dünyası’nın ve özellikle de AB tercihinin lehinde ilerlediğini gösteriyor. Ne var ki, konu Sırbistan olunca her zaman dikkatli olmak gerekiyor. Zira bugün Balkanlar’da Sırbistan’ı doğrudan ya da dolaylı olarak ilgilendiren birçok siyasal gelişme bulunmakta ve Sırp Hükümeti makul kararlar almadığı takdirde Balkanlar Bölgesi yeniden karışabilir. Dayton Antlaşması ile etnik temelde federe devletlere bölünen Bosna-Hersek’te, Bosna Sırp Cumhuriyeti’nin merkezi yönetime karşı sergilediği uzlaşmaz tutum ve bağımsızlığın önünü açabilecek girişimlerde bulunması bunlardan en önemlisi. Bunun yanı sıra 2008 Şubat’ında Sırbistan’dan tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan eden ve AB üyelerinin büyük çoğunluğu, ABD, Türkiye gibi ülkeler tarafından bir devlet olarak tanınmasına rağmen Rusya, Çin, bazı AB üyeleri ve tabii ki Sırbistan tarafından bağımsız bir devlet olarak kabul görmeyen ve bu nedenle BM üyesi de olamayan Kosova’nın geleceği de oldukça önemli. Zira Kosova’nın statüsüne ilişkin olarak sürdürülen müzakereler netice vermeyebilir ve bu durum Sırplar ile Kosovalı Arnavutları bir çatışmaya sürükleyebilir. AB çıpası bu noktada Sırbistan’ı aşırı tepkiler vermekten alıkoyuyorsa da toplumsal huzursuzlukların kolaylıkla kontrolden çıkabildiği ve şiddete yöneldiği de unutulmamalı. Üstelik Kosova özelinde başlayacak bir çatışma sadece bu topraklar ile sınırlı da kalmayacak, Bosna-Hersek, Arnavutluk, Karadağ, Makedonya gibi ülkeleri de etkileyebilecektir. Balkanlar’ın geleceğine etki edebilecek en önemli iki irredentist projenin “Büyük Sırbistan” ve “Büyük Arnavutluk” hülyaları olduğu akla getirildiğinde durumun vahameti rahatlıkla anlaşılabilecektir. Bunun yanı sıra Sırbistan, Goran Hadzic’i henüz yakalayamamıştır ve bu isim yakalanamadığı takdirde AB müzakerelerinin başlayabilmesi de mümkün görünmemektedir, zira Hadzic’in teslim edilmesi de tıpkı Mladic gibi bir önkoşul olarak ortadadır.

Ratko Mladic, Balkanlar’ı kan gölüne çeviren Sırp triosunun askeri kanat önderiydi ve yakalanması hem Sırbistan’ın geleceği, hem de Bosnalı Müslümanların acılarının biraz olsun dindirilebilmesi açısından sembolik bir önem taşımaktadır. Mladic’in yakalanmış olması, Sırp Hükümeti’nin AB yolunda ilerlemek istediğinin çok önemli bir göstergesidir. Ne var ki, Sırp toplumunun önemli bir bölümünde hala canlı olan aşırı milliyetçi istemler ile Bosna-Hersek ve Kosova gibi coğrafyalarda ortaya çıkabilecek ani değişimler, Balkanların göbeğinde yeni bir konjonktürün oluşmasına neden olabilecektir.

 

 Göktürk Tüysüzoğlu

Giresun Üniversitesi

Uluslararası İlişkiler Bölümü Araştırma Görevlisi

Sosyal Medyada Paylaş

47,976BeğenenlerBeğen
6,530TakipçilerTakip Et
8,612TakipçilerTakip Et
2,586AboneAbone Ol

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

ABD’de Kürtaj Krizi: Roe V. Wade

Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi 24 Haziran Cuma günü,...

Gençlik Dernekleri Tanınsın!

Sivil toplum; bireysel çıkarlardan çok kamusal amaçları hedefleyen, çoğulcu...

Yeniden Çözüm(süzlük) Süreci mi?

Geçtiğimiz hafta AK Parti eski milletvekili Mehmet Metiner “Kürt...

Sosyal Medya Yasası ve Dezenformasyonla Mücadele

Uzunca bir süredir gündemi meşgul eden sosyal medya düzenlemesi...