Rusya’nın Arktik Bölgesindeki Enerji Politikaları

0
190

                                                                                           Özet

Rusya ekonomisinin temel yapı taşlarından biri olan enerji sektörünün yeni gözdesi Arktik bölgesidir. Özellikle küresel iklim krizinin en yoğun yaşandığı bölgelerden biri olan Arktik için Rusya’nın birçok politikası mevcut. Sadece Rusya’nın değil, aynı zamanda bölgedeki diğer devletlerin ve bölge dışı aktörlerin de bu bölgeye yönelik yayınladıkları politikalar mevcut. Bölgede birden fazla aktörün olması bölgenin çok boyutlu bir şekilde incelenmesini gerektirse de konunun kapsamı bakımından bu çalışmada sadece Rusya tarafından Arktik bölgesine bakılacaktır. Çalışmanın temel amacı ise Rusya’nın Arktik bölgesindeki enerji politikalarının açıklanmaya çalışılmasıdır. Bu yüzden öncelikle realist bir bakış açısıyla konu ele alınacak olup ardından Rusya’nın bölgedeki enerji politikalarının tarihsel süreci incelenecektir. Daha sonrasında ise Kırım’ın ilhakı ile başlayan Rus enerji sektöründeki dalgalanmalar incelenecektir. Son olarak kuzeydeki enerjinin geleceği ele alınıp Rusya açısından Arktik bölgesindeki enerjinin güvenliği ile konu sonuçlandırılacaktır.

Anahtar kelimeler: Rusya, Arktik Bölgesi, Enerji, Jeopolitika, Realizm

 

Sponsorlu

 

                                                                        Abstract

 One of the main building blocks of the Russian economy is the Arctic region, which is the new favourite of the energy sector. Russia has many policies, especially for the Arctic, one of the regions where the global climate crisis is the most intense. Not only Russia but also other states in the region and non-regional actors have policies issued for this region. However, because there is more than one actor in the region, the region needs to be examined in a multidimensional way, but in terms of the scope of the subject, only the Arctic region will be looked at by Russia in this study. The main purpose of the study is to try to explain Russia’s energy policies in the Arctic region. Therefore, the issue will be discussed from a realist point of view and then the historical process of Russian energy politics in the region will be discussed. Subsequently, fluctuations in the Russian energy sector, which began with the annexation of Crimea, will be examined. Finally, the future of energy in the north will be discussed and the issue will be concluded with the security of energy in the Arctic region for Russia.

Keywords: Russia, Arctic Region, Energy, Geopolitics, Realism

 

Giriş

Arktik bölgesi giderek artan jeostratejik önemi ile günümüz siyasetinde her geçen gün kendine daha çok yer edinmektedir. Gerek iklim değişikliği nedeniyle kutup dairesindeki buzulların erimesi gerekse de alternatif enerji kaynağı rezervleri arama dolayısıyla bölgenin ticari ve ekonomik değeri artmış ve Arktik Okyanusu’na kıyısı olan ülkeler iç ve dış politikalarını özellikle 21. yüzyılın başından itibaren güncellemeye başlamışlardır. Arktik Okyanusu’na coğrafi olarak doğrudan kıyısı olan ülkeler Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Danimarka (Grönland), Kanada, Norveç ve Rusya olduğu için bölgeyi ilgilendiren politikalarda “Arktik Beşlisi” denilen bu beş ülke rol oynamakta.

Arktik Okyanusu’na olan 24,140 km kıyı şeridiyle Rusya, bu bölgede en çok öneme sahip olan aktör konumundadır zira bölge birçok değerli enerji kaynaklarına ev sahipliği yapmakta ve bu kaynakların yaklaşık olarak %80’i Rusya’nın kıta sahanlığı içerisinde bulunmaktadır (Sağsen, 2019). Zaten Rusya uluslararası ticarette ihracatının üçte ikisinden fazlasını başta doğal gaz olmak üzere fosil yakıtlar ve değerli madenlerden sağlamakta. Ülkedeki doğal gaz rezervlerinin %80’i ve petrol rezervlerinin %70’inden fazlası Arktik bölgelerinde olup bu kaynakların üçte ikisi bölgenin batı tarafındaki Barents Denizi ve Kara Denizi’nde bulunuyor, fakat buradaki hidrokarbon kaynaklarının bile henüz çok azı çıkarılabilmiş durumda. Rusya Sanayi ve Enerji Bakanlığı’na göre 2030’a kadar Arktik bölgesinden 110 milyon ton petrol ve 160 milyar metreküp doğal gaz çıkarılabilir. Diğer yandan Arktik bölgesinin ağırlıklı olarak doğu tarafında ise daha çok nikel, kalay, platin ve altın gibi değerli madenlerin önemli miktarlardaki depoları bulunuyor (Laruelle, 2014).

Bu veriler ışığında Arktik bölgesinin ve bölgedeki enerji kaynaklarının Rusya’nın ekonomi-politiği için öneminin ne derece büyük olduğu aşikar. Bu yazıda 2000’lerde giderek artan jeostratejik önemi ile Arktik bölgesindeki en önemli aktör olarak Rusya’nın enerji politikaları incelenecektir. Tarihsel süreçte bu politikaların nasıl değiştiğini incelerken birincil kaynak olarak jeopolitik güvenliği sağlamada önemli aktörler olan devletler ve uluslararası örgütlerin dokümanlarının yanı sıra kitap, makale ve haber gibi ikincil kaynaklara da bolca atıfta bulunulacaktır. Yazının ilk kısmına teorik bir yaklaşım getirilerek konuya bir uluslararası ilişkiler teorisi olan realizm perspektifinden bakıp kuramsal bir değerlendirme yapılacaktır. Daha sonra ikinci kısımda tarihsel süreç kronolojik sıra ile günümüze kadar ele alınacak. Üçüncü kısımda ise son on yıldaki yaptırımlar değerlendirilecek, dördüncü kısımda da bu yaptırımları da göz önüne alan bölgedeki aktörlerin enerjinin geleceğine yönelik izlediği politikalara değinilecek. Beşinci kısımda Rusya’nın enerji politikalarını en son yasa ve taslaklara atıfta bulunularak enerji güvenliği ve verimliliği açısından değerlendirilecek, son güncel politikalar çerçevesinde genel bir değerlendirme yapılarak gelecek olasılıklar incelenecektir.

 

1. Konuya Realist Teori Perspektifinden Bakış

Uluslararası ilişkilerde realizm; kaotik bir düzene sahip bir uluslararası ortamda bulunan tüm aktörlerin birbirleriyle rekabet içinde olduğu ve her birinin hakimiyet kurarak bu anarşik ortamda egemen güç olma arzusu güttüğü, bu çerçevede rakiplerine karşı önleyici müdahale yöntemi ile sert güç uygulayarak doğrudan harekete geçtikleri bir sistemi açıklamaktadır. Realist perspektife göre bu ortamdaki temel aktörler rasyonel ve bütüncül bir yapıya sahip olan devletlerdir. Thomas Hobbes’a göre klasik realizm, uluslararası politikaları insan doğasıyla açıklamakta ve insanların doğuştan sahip olduğu kötü ve çıkarcı özelliklerini devletlere yükleyerek devletlerin de onlara benzediğini söylemektedir. Hans J. Morgenthau, Hobbes’un düşüncelerine ekleyerek devletlerin hareketlerinin evrensel ahlak kurallarıyla açıklanamayacağını çünkü hepsinin çıkar kavramlarının farklı olduğunu ve bu kavramların da devletlerin siyasal ve kültürel çevrelerine bağlı olduğunu ve devletlerin hareketlerinin neden ve sonuç ilişkilerini ancak içinde bulundukları şartların ve zamanın belirlediğini savunur. Dolayısıyla çıkara dayalı ve herkesin otorite sağlamak üzere güç peşinde olduğu bir ortamda çatışma kaçınılmaz hale gelmektedir. Öte yandan çıkarlara dayalı bu çatışmalar istikrarsızlıklara neden olup uluslararası yapıdaki güç dengesini sağlar. Yani aslında devletler güç mücadelesini sürdürürken uluslararası ilişkiler kurarak istikrarı sağlamış olur (Arı, 2018).

Realist perspektiften bakıldığında enerji kaynakları da devletlerin üzerinde hakimiyet kurmak isteyeceği bir emtiadır zira gerek politik gerekse de ekonomik anlamda bu kaynaklar üzerinden maddi kazanç ve stratejik güç elde etmek mümkündür. Ayrıca enerji, askeri güç elde etmek için de ihtiyaç duyulan bir emtia olduğu için enerji kaynakları, özellikle de hidrokarbon açısından zengin ülkeler uluslararası ilişkilerde daha avantajlı olarak değerlendirilmektedir. Bunlar sınırlı kaynaklar olduğundan bu kaynaklara sahip olan devletler, olmayanlara kıyasla daha çok güç sahibi olmakta ve diğer devletleri kendilerine bağımlı hale getirerek asimetrik bir güç dengesi kurmaktadırlar. Bunun örneklerini daha önce 1973’te Orta Doğu devletlerinin petrole uyguladığı ambargolarla görmüştük. Keza günümüzde Rusya için de benzer bir durumun olduğu aşikar. Nitekim Rusya bugün Kuzey Akım 2 projesinde ABD tarafından uygulanmak istenen yaptırımlarla karşı karşıya çünkü ABD, Avrupa Birliği’nin (AB) yeni doğal gaz tedarikçisi olmayı hedeflediğinden Rusya’nın yoluna taş koymakta.

Rusya, enerji güvenliği politikalarında diğer birçok güvenlik politikasında olduğu gibi sert güç uygulayarak bölgedeki hakimiyetini sürdürme amacı gütmektedir. Arktik bölgesine kıyıdaş ülkeler arasında güncel düzende giderek artan bir iş birliği olsa da uluslararası ilişkiler bağlamında jeopolitik çıkarların gözetildiği örtük bir çatışma bu bölgenin ana dinamiğini oluşturuyor. Rusya, dünyanın en büyük doğal gaz üreticisi ve ihracatçısı konumu ile başta Almanya olmak üzere AB üyesi ülkelerin doğal gaz ihtiyacını karşılayan en önemli aktör. Dolayısıyla AB ile Rusya arasında karşılıklı bağımlılığa dayalı bir çatışma olduğu için bölgedeki güç dengesi sağlanıyor çünkü iki tarafın ilişkileri sıfır toplamlı bir oyun. Rusya, dünyanın en büyük doğal gaz üreticisi olarak ticaret yaptığı ülkelerin ona bağımlı olduklarını bildiği için sahip olduğu enerji kaynaklarını caydırıcılık amacıyla bir koz olarak kullanarak güç elde etmekte ve enerji sektöründe söz sahibi olmaktadır. Bu caydırıcılığı bölgeyi askeri tesisler ve nükleer kuvvetlerle güçlendirerek sağladığını söylemek mümkün çünkü 2015’te Kuzey Deniz Yolu (Northern Sea Route) boyunca S-400 uçaksavar füze sistemleri ve modernize edilmiş MiG-31 önleme uçaklarına ek olarak fazladan 10 uçak pisti ile birlikte 10 yeni radar tesisi kurulması planlandı. Ayrıca Rusya’nın deniz nükleer kuvvetlerinin üçte ikisi Kola Yarımadası’nda konumlanmış durumda (Pay & Calvo, 2020). Rusya’nın Arktik bölgesindeki bütün bu savunma sistemlerindeki silahlanma artışına yönelik olan politikaları düşünüldüğünde bu stratejilerin realist kuramdan başka bir kurama yoğrulması mümkün görünmüyor. Kısacası Rusya, Arktik bölgesindeki enerji politikalarında önceliği olan Sovyetler Birliği’nin realpolitik anlayışını sürdürmektedir.

 

2. Tarihsel Süreç

Rusya’nın Arktik bölgesine olan ilgisi 16. yüzyılda bölgeye yapılan keşiflerle başlamıştır. İlk zamanlarda bölge daha çok orman kaynakları, balık ve kürk ihracatına yönelik olarak kullanılmışsa da enerji politikasına dair somut adımların Sovyetler Birliği Komünist Partisi Genel Sekreteri Josef Stalin tarafından atıldığını görmekteyiz (Shapovalova, Galimullin ve Grushevenko, 2020). Stalin, Arktik bölgesine olan ilgisinden dolayı bu yönde olan çalışmaları hızlandırıp bölgeye kaşifler göndererek burada keşif yapmalarını istemişti. Bu dönemdeki çalışmalar bölgedeki metal ve madenleri çıkarmaya yönelikti. Stalin ciddi yatırımlar yaparak kuzeyde büyük şehirler kurdu ve bölgeyi kolonileştirdi. 1930 yılında Arktik bölgesindeki ilk petrol sahası Komi Cumhuriyeti’nde keşfedildi. 1937 yılında ise Kuzey Kutbu’ndaki ilk araştırma istasyonu Sovyetler Birliği hükümeti tarafından kuruldu (Aydın, 2014). Daha sonra 1960’larda Arktik’teki petrol faaliyetlerinin artmasında önemli rol oynayan Arktik Jeoloji Araştırma Enstitüsü de 1948’de kuruldu. Yani Sovyetler Birliği döneminde Stalin tarafından atılan bu adımlar ileride Rusya Federasyonu tarafından benimsenecek olan kaynak kullanımı odaklı bir ekonomik modelin başlangıcıydı. 1960’lı yıllara gelindiğinde ise dünyanın ilk nükleer buzkıranı olan Lenin, Rusya’nın kuzeybatısında yer alan Murmansk bölgesinde faaliyete geçti. Böylelikle bölgedeki ilk nükleer hareketlilik de başlamış oldu (Rosatom, 2020). Bu çalışmalar bölgedeki doğal kaynak alanlarının devlet mülkiyeti olarak merkezi planlama politikalarıyla güçlendirilmiş bir şekilde uygulanması yoluyla 1991’e kadar devam etti. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra ise özellikle petrol üreten kuzey bölgeleri, serbest piyasa ekonomisine geçişten çok etkilendi ve Arktik bölgesindeki üretim seviyesinde ciddi düşüşler meydana geldi (Shapovalova ve diğerleri, 2020).

Yeni ekonomik model dolayısıyla 1990’larda yapılan özelleştirmeler sırasında petrol endüstrisinde de bir sürü şirket kurularak sektörde çeşitlilik sağlandı ancak şirketler arası rekabet siyasallaşmıştı. Örneğin 1996-2003 yılları arasında Rusya’nın en büyük şirketlerinden olan ve ülkenin petrol üretiminin %20’sini gerçekleştiren Yukos, Vladimir Putin döneminde petrol ve doğal gaz endüstrisinin devlet kontrolüne alınmasına karşı çıktığı için vergi borçları gerekçe gösterilerek tasfiye edildi ve Rosneft tarafından alınarak 2004’te yeniden kamulaştırıldı (BBC News, 2005).

Devletin kuzeydeki kaynakların üzerindeki hakimiyetini güçlendirmek için 1992 yılında petrol yasası yeniden düzenlendi. Bu yasaya göre Arktik’te offshore petrol ve doğal gaz lisansı almak için yalnızca Rus kıta sahanlığında en az beş yıllık bir sondaj tecrübesi olan ve devletin %50’den fazla oranla sahibi olduğu şirketlere izin verilecekti. Bu yasaya ek olarak daha sonra 2017’de Ticari Nakliye Yasası da yeniden düzenlendi ve Kuzey Deniz Yolu üzerinden petrol ürünleri taşıyan Rus bayraklı gemilere özel haklar tanındı (Shapovalova ve diğerleri, 2020). Bu iki yasa Rusya’nın bölgede egemen güç olma isteğini ve çıkarcı tavrını yansıtmaktadır.

Öte yandan 1996 yılında Ottava’da kurulan Arktik Konseyi ile birlikte Rusya bu bölgedeki çalışmalarını diğer konsey üyeleri ile birlikte olmak üzere yürütmeye devam ediyor. Uzun bir süre askeri faaliyetlerinden dolayı konseye başkanlık yapamamış olsa da 2021 yılı itibari ile Rusya’nın Arktik Konseyi’ne yeniden başkanlık yapacağı duyurulmuştu. Ayrıca yeni dönemde Rusya’nın bölgedeki ılımlı yaklaşımını sürdürerek iş birliklerini arttırmak için doksandan fazla etkinlik ve organizasyon düzenleyeceği bildirildi (arctic.ru, 2021).

Arktik Okyanusu’nun dibinde bulunan hidrokarbon kaynaklarının farkında olan Rusya, bu bölgeye olan yatırımları ve keşiflerinden dolayı bu bölgenin kendi ana karasının doğal bir uzantısı olduğunu iddia etmektedir. Diğer devletler tarafından reddedilen bu iddiayı bir üst seviyeye çıkaran Rusya’nın, 2 Ağustos 2007 tarihinde Kuzey Kutbu’nda Arktik Okyanusu’nun derinliklerine bayrak dikmesi başta Kanada olmak üzere birçok ülkeden sert eleştiriler almasına neden olmuştu (Yılmaz & Çiftçi, 2013). Kısa süre sonra ABD’nin bölgedeki jeolojik araştırmalarına dayanarak dünyanın henüz keşfedilmemiş petrol ve doğal gazının %22’sinin Arktik bölgesinde bulunduğu açıklanmıştır (Shapovalova ve diğerleri, 2020). Küresel çapta bölgede olası bir çatışma çıkmasından endişelenilirken iç işlerinde Rusya, 1982 tarihli Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne (UNCLOS) dayandırdığı bir kural neticesinde 200 deniz mili olan kıyı sınırlarına ek 150 deniz mili daha ekleyerek Arktik Okyanusu’ndaki iddialarını bilimsel ve hukuka uygun bir hale getirerek diğer devletlerin önüne geçmek istemektedir. Bu bağlamda Rusya’nın Arktik politikası diğer devletler tarafından kuşkuyla takip edilmektedir çünkü Rusya sürekli olarak değişken bir tavır ve tutum sergilemektedir. Bir yandan bölgede diğer devletlerle iş birliğinin artırılmasına yönelik açıklamalar yaparken diğer yandan bölgedeki askeri faaliyetlerini artırması ve bölgede nükleer bir buzkırana sahip olması nedeniyle başta ABD olmak üzere Arktik Beşlisi’ni oluşturan diğer ülkeler tarafından da sert bir şekilde eleştirilmektedir (Yılmaz & Çiftçi, 2013). Bu kapsamda 2008 yılında devletin 2020’ye kadarki Arktik politikasının esaslarını içeren bir belge kabul edildi; bu belge Rusya’nın Arktik’teki kaynak yönetimine yeni bir adım attığının göstergesiydi. Söz konusu belge Nisan 2020’de güncellendi ve 2035’e kadarki devlet politikası olarak geçerliliğini sürdürmektedir (Shapovalova ve diğerleri, 2020).

 

3. Batı’nın Yaptırımları

Rusya açısından enerji kaynakları sadece birer ekonomik kaynak değil, aynı zamanda siyasi açıdan da stratejik birer devlet politikası olarak kabul edilmektedir (Sönmez, 2010). Bu durumun haklı bir göstergesi olarak Mart 2014’te Kırım’ın ilhak edilmesinden dolayı başta ABD ve AB’nin birçok ülkesi Rusya’ya enerji alanı başta olmak üzere birçok alanda yaptırım uygulamıştır. Teknolojik ekipmanın ihracatına da yaptırımlar yoluyla yasak getirilmiştir. Kutup Dairesi üzerinde kaya gazı oluşumlarında ve derin sularda petrol üretimi için kullanılan ekipmanların finansmanı, ihracatı, nakli, tedariki ve satışı engellenmiştir. Yabancı ekipmana ulaşımın önünün kesilmesinin offshore petrol üretiminde gerekli olan yabancı şirketlerin de hepten önünü kestiğini şirketlerin yanı sıra hükümet de kabul ediyor zira Rusya offshore kaynakların üretiminde %80-90 oranında ithal teknolojilere bağlı. Bu yaptırımlar şimdiye dek Rusya’nın Arktik’teki projelerini tamamen terk etmesine neden olmadı ancak projelerde gecikmeler oldu. Yaptırımlar dolayısıyla Asya ülkelerinin teknolojilerinin tercih edilmesi ve yerli teknolojilerin geliştirilmesine yönelme de söz konusu (Shapovalova ve diğerleri, 2020).

Avrupa devletlerini enerji yönünden sürekli kendine yakın tutmak isteyen Rusya enerji yatırımlarına da büyük ölçüde önem vermektedir. Bu yatırımların başında ise Kuzey Akım 2 projesi geliyor. Kuzey Akım 2 projesi ile birlikte Baltık Denizi üzerinden transit ülke olmadan Arktik doğal gazını Almanya’ya ve diğer AB ülkelerine ulaştırmayı hedefleyen Rusya’nın devlet destekli enerji şirketi Gazprom ile birlikte çalışması da bu konuya verdiği önemi ortaya koymaktadır (petroleumworld.com, 2006). Ancak bu proje de ABD’nin yaptırımlarından etkilenmiş ve son zamanlarda çalışmalar hızlansa da proje halen uygulamaya konulamamıştır. Bunun nedeni ise ABD’nin kendi kaya gazını AB ülkelerine satmasına engel olacağı için Avrupa üzerindeki kontrolünün zayıflayacak olması ve Almanya’nın özellikle Doğu Avrupa’da önemli bir güç haline gelecek olmasıdır (Demirci, 2019).

Rusya’nın enerji alanında en büyük özel şirketi olan Novatek, 2019 yılında Kuzey Kutbu başta olmak üzere Arktik bölgesine yakın yerlerde yeni çalışmalar başlattığını duyurmuştu. Bu çalışmalara 20 milyar dolarlık bir yatırım yapan şirket başta sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) olmak üzere birçok alanda çalışmalar yapacağını açıklamıştı. Nitekim yaptığı büyük yatırımlar sonucunda Yamal projesindeki ilk LNG ihracatını Asya ülkelerinden Japonya’ya yapmıştır (7deniz.net, 2019). Kuzey Akım’ı da besleyen Arktik doğal gazı Yamal sahasından çıkmakta ve bu saha, Rusya’nın en önemli enerji projelerinden birini oluşturmaktadır zira buradan çıkan doğal gaz, LNG gibi kolay bulunmayan ve zor, ancak gittikçe değerlenen ve ticari getirisi yüksek bir teknoloji. Önemli miktarlarda sübvansiyon, vergi indirimi ve altyapı desteği alan bu projeyle diğer ülkelerin yanı sıra Japonya ve Birleşik Krallık’a LNG ihraç ediliyor (Shapovalova ve diğerleri, 2020).

Rusya’nın, Batı’nın yaptırımlarına karşı uyguladığı en etkili politikası ithal ikamesi uygulamak. Yamal sahasından gelecek olan LNG için Rusya topraklarında sondaj kuleleri inşa edilmiş olup Rosneft de offshore kaynak çıkarımı için gerekli teknoloji ve ekipmanı sağlamaya yönelik üretici firmalara yardımcı olacağını duyurmuştu. Daha sonra federal düzeyde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, Enerji Stratejisi 2035 Taslağı altında petrol endüstrisi sektöründe ‘hızlandırılmış ithal ikamesi’ yapılacağını vurguladı. Bu taslakla özel şirketlerin offshore lisansı almalarının kolaylaştırılması ve uzun dönemli yatırım için zemin hazırlanması hedefleniyor (Shapovalova ve diğerleri, 2020).

 

4. Kuzeydeki Enerjinin Geleceği

Bilimsel araştırmalar Arktik bölgesinde bulunan enerji kaynaklarının başta doğal gaz olmak üzere dünyanın enerji ihtiyacını karşılamada yeterli olacağını gösteriyor. Bunu daha ayrıntılı bir şekilde açıklamak gerekirse eğer, bölgenin 48 trilyon metreküp doğal gaz ve 90 milyar varil petrole sahip olduğu düşünülmektedir (Sağsen, 2019). Mevcut veriler sadece araştırılmış bölgelere ait verilerdir. Bölgenin hala buzullarla kaplı olması ve bilimsel çalışmalara uygun olmaması net verilerin elde edilememesine neden olmaktadır.

Küresel iklim krizinin hedef noktalarından biri olan Arktik bölgesinde buzulların beklenenden hızlı erimesi ve özellikle 2040 yılına kadar bu bölgedeki yaz aylarına ait buzulların erimesi diğer devletlerin de bölgedeki çalışmalarına hız vermesine neden olmuştur (Taner, 2017). İş birliğinin önemli olduğu bölgede Rusya özellikle enerji kaynaklarının çıkarılması konusunda diğer devletlerle birlikte hareket etmek durumunda kalmaktadır. Bu bağlamda özellikle Rusya’nın Arktik Beşlisi ile ortak çalışmalara ağırlık vermesi ve ticari ortaklıklar kurması beklenmektedir. Arktik Beşlisi’nin ise yeni dönemde konsey başkanı olacak olan Rusya önderliğinde bu ticari ortaklıkların geliştirilmesi konusunda daha olumlu adımlar atması öngörülmektedir.           

Rusya’nın bol hidrokarbon rezervlerine sahip olması neticesinde bu alana yaptığı yatırımlar ve Rusya için günümüz teknolojik gelişmelerinin hala yenilenebilir enerji kaynaklarının geliştirilmesi bakımından yetersiz kalması dolayısıyla uzun bir süre daha yenilenemez enerji kaynaklarını kullanacaklarını gösteriyor. Bu yüzden enerji şirketlerinin Kuzey Kutbu bölgesindeki bu noktalara olan çalışmalarını sürdürmesi ve devletlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin Arktik bölgesi üzerinden farklı noktalara gelmesi beklenmektedir. Özellikle Gazprom, Rosneft ve Shell‘in bu noktada yaptığı çalışmalar diğer devletler tarafından dikkatli bir şekilde incelenmektedir (Griffin, 2020).

Öte yandan Gazprom, Total ve Statoil’in iş birliği dahilinde uygulanacak olan Shtokman projesi bölgedeki iş birliği girişimlerinin her zaman yolunda gitmeyeceğinin bir göstergesi. Murmansk’ın 650 kilometre açığında bulunan ve 3.8 trilyon metreküp doğal gaza sahip olduğu düşünülen Shtokman sahası, teknik açıdan zor bir bölgeydi ve finansal kriz nedeniyle proje sürekli ertelendi. En nihayetinde de 2019 yılında projeden vazgeçildi. Bu süreçte tarafların proje tasarımı ve masraflarıyla ilgili meselelerde uzlaşamamalarının yanı sıra ABD’nin kaya gazı ihracatının patlayıp doğal gazın değer kaybetmesi de rol oynadı. Yani sektörün kırılganlığı yalnızca yaptırımlardan mütevellit değil, Shtokman örneğinde görüldüğü üzere, çevrenin zorluğunun neden olduğu teknolojik yetersizlikler ve elverişsiz piyasa şartları da Arktik bölgesi gibi hassas bir bölgede önemli etkenler olarak göze çarpmaktadır (Shapovalova ve diğerleri, 2020).

 

5. Küresel Enerji Güvenlik Bölgesi Olarak Arktik Bölgesi

30 Mart 2009 tarihinde resmi hükümet gazetesinde yayınlanan Rusya’nın Arktik bölgesine yönelik politikalarından sonra bölge üzerinde birçok hamleler yapıldı. Özellikle ABD’nin bölgedeki askeri varlığını arttırması ve Kanada ile Rusya’nın birçok konuda görüş ayrılığına düşmesi bölgedeki gerilimi iyice arttırdı. Son zamanlarda ise Danimarka ile ABD’nin yakınlaşması Rusya tarafından dikkatlice izlendi. Bu yüzden 2021 yılı itibari ile Rusya Arktik bölgesinde daha ılımlı bir politika izlemeye karar verdi. Rusya’nın enerji güvenliğinin ve stratejik enerji kaynaklarının korunmasına yönelik politikalar Putin tarafından öncelikli hale getirildi (Erbil, 2010).

Rusya’nın Arktik bölgesindeki ulusal çıkarlarına yönelik ilk politikasının “Rusya’nın sosyal ve ekonomik kalkınma sorunlarının çözümünü sağlayan stratejik bir kaynak üssü olarak kullanılması” (Russian Federation Policy …, 2009, Madde 4) şeklinde tanımlanması; enerji, maden kaynakları ve Kuzey Deniz Yolu üzerinde çok yönlü çalışmaların yapıldığını ve bunların her birinin Rusya’nın sorunlarına yönelik çözümlerde çok büyük rol oynadığını göstermektedir. Kuzey Deniz Yolu’nun, küresel ısınmanın neden olduğu sıcaklık artışı dolayısıyla önem kazanması, Rusya’yı Kuzey Deniz Yolu’nu daha etkili bir şekilde kullanmaya teşvik etti. Özellikle son on yıldaki değişimleri göz önüne alarak gelecekte Rusya enerji kaynaklarını Avrupa’ya direkt taşıyabilecek hatta yeni projeler ile birlikte Arktik Okyanusu’nun tabanından da diğer ülkelere bu enerji sevkiyatını yapabilir hale gelecektir.

Bir önceki paragrafta adı geçen politikada “Arktik’in benzersiz ekolojik sistemlerinin korunması” (Russian Federation Policy …, 2009, Madde 4) şeklinde bir ifade yer alsa da bu politikaya yönelik adımların gerçekçi olmadığı görülmektedir. Örneğin Rusya’nın Arktik bölgesinde kurduğu askeri ve nükleer üsler yayınladığı politikalar ile ters düşmektedir. Ya da Rusya’nın bölgede bulunan enerji şirketlerinin yoğun çalışması ile birlikte bölgenin iklimi ilgilendiren boyutunu çok farklı bir noktaya taşıması da yine bu politikaları ile ters düşmektedir. Son yıllarda diğer ülkelere ait gemilere de çeşitli şartlar getiren Rusya hükümetinin Kuzey Deniz Yolu boyunca hidrokarbon enerji kaynaklarının sadece Rusya’ya ait gemilerle taşınması şartını getirmesi ve bunu da kendi enerji güvenliği konusuna dayandırması yine bölgedeki sıcak tartışmaları arttırmaktadır. Aslında bölgenin sadece iklimi ilgilendiren boyutundan ziyade bir kaynak üssü olarak görülmesi Arktik ülkeleri ve diğer uluslararası örgütler tarafından kınanmaktadır (Aliyev, 2019).

Enerji verimliliği alanında bölgedeki çalışmalarını sürdüren Rusya’nın devlet politikalarını gerçekleştirmeye yönelik temel hedeflerinden biri de bölgedeki enerji kaynaklarının verimli bir şekilde işlenmesi ve yine aynı titizlikle lojistiğinin sağlanmasıdır. Özellikle bunun için bölgede yeni tesisler açan Rus hükümeti aynı zamanda bölgedeki eski enerji tesislerinin de modernizasyonunu yapmaktadır. Ayrıca diğer devletlerin bölgedeki çalışmalarını da engellemek isteyen Rusya, Arktik bölgesini münhasır ekonomik bölge olarak ilan edebilecek devletleri de yine aynı politikasında Arktik beşlisini oluşturan diğer devletler şeklinde açıklamıştır (Russian Federation Policy …, 2009). Yine benzer şekilde bölgedeki bilimsel çalışmaların da arttırılmasını teşvik etmek isteyen Rusya buna rağmen kendi münhasır ekonomik bölgesinde ABD’nin çalışmalar yapmasına izin vermemektedir.

Devletlerin enerjiye olan ihtiyaçlarının her geçen yıl artması ve bu açığın kapatılmasında yenilenebilir enerji kaynaklarının yeterli olmaması özellikle hidrokarbon enerji kaynaklarına olan eğilimlerini arttırmaktadır. Tam da bu nedenden dolayı Rusya Arktik bölgesindeki çıkarlarını korumaya devam edecektir. Özellikle Avrupa’ya enerji tedarikini yapan ve gelirlerinin büyük çoğunluğunu enerji kaynaklarından sağlayan bir devlet için bu bölgenin önemi ayrı bir yerdedir. Fakat buradaki en büyük sorunlardan biri bölgedeki aktörlerin dünya siyasetine yön veren ülkelerin olmasıdır. Örneğin Arktik bölgesi sadece bu bölgedeki devletleri değil, aynı zamanda bölgeye sınırı olmayan devletlerin de dış politikalarını etkilemektedir. Bunun örneğini 1920’de çok taraflı olarak imzalanan Svalbard Antlaşması’nda görmek mümkün: anlaşmaya taraf olan devletler bölgede başta kömür madenciliği olmak üzere ticari faaliyetlerini eşit şartlar altında sürdürmektedir ve ada bu tarihten beri askersizleştirilmiştir (Spitsbergen Svalbard, 2020). Rusya ise geçmişten günümüze kadar kendi Arktik sınırları içerisinde yaptığı çalışmaları dış politika haline getirmiş ve sadece enerji politikaları açısından değil, aynı zamanda bir sınır güvenliği meselesi olarak da bölgenin korunmasına yönelik adımlar atmıştır.

Günümüzde Rusya’nın daha çok enerji verimliliği konusuna yönelmesinin başlıca nedeni Dünya Bankası ve Rusya Enerji Verimliliği Merkezi’nin açıkladığı rapora dayanmaktadır. Rusya’nın birincil enerji kaynaklarının tüketiminden %45 daha fazla tasarruf sağlayacağı açıklanmıştır. Bu rapordan sonra Rusya’nın özellikle Arktik bölgesindeki enerji merkezlerini yenilediği ve verimliliği artırmaya yönelik çalışmalar yaptığı gözlemlenmiştir. Böylelikle 2020 yılına kadar Rusya ekonomisinin enerji yoğunluğunu %40 oranında azaltma politikasını benimsemişlerdir (Laruelle, 2014).

Rusya’nın bölgedeki her bir hamlesinin tasarlanarak yapıldığını görmek mümkün. Özellikle enerji taşımacılığı konusunda artan rekabetten dolayı yeni devlet politikaları geliştirilmiş durumda. Bunun en güzel örneği bölgedeki sadece kamu enerji şirketlerinin değil, tüm özel enerji şirketlerinin ihtiyacı olan nükleer tesislerin ve buzkıranların Atomflot ve Rusya Devlet Atom Enerjisi tarafından sağlanmasıdır. Böylelikle Rusya üretimi arttırmakla kalmayacak, aynı zamanda hem kaynaklara ulaşımı kolaylaştırmış hem de bölgede artan rekabette bir adım öne geçmiş olacaktır. Nükleer araçlarla birlikte bölgede üretilen enerjinin 2030 yılına dek 900 milyar metreküpe kadar ulaşması hedeflenmektedir (Laruelle, 2014).

Artan enerji rekabetinin sonunda Arktik bölgesinin de bu rekabet içerisinde büyük bir değişime uğraması beklenmektedir. Özellikle küresel iklim kriziyle birlikte buzulların her geçen yıl erimesinin yanı sıra sera gazı emisyonlarının dünyayı sarması da bu bölge için tehlike yaratmaktadır. Mevcut teknoloji ile bölgedeki enerji kaynakları hakkında sadece tahminler yapılabilmektedir. Birkaç on yıl sonra ise kuzeydeki buzulların erimesi ile birlikte açılacak olan yeni rotalarla birlikte bölgedeki enerji kaynaklarının büyük çoğunluğu ulaşılabilir ve çıkarılmaya hazır olacaktır. Bu noktadan sonra Arktik bölgesine yönelik rekabetin başka bir boyuta evrileceği öngörülmektedir.

Ülke ekonomisinin büyük çoğunluğunun enerji sektörü tarafından oluşturulması da Rusya’yı geleceğe yönelik farklı adımlar atmaya yöneltmiştir. Özellikle enerji sektöründen elde edilen kazancın yine bu sektöre yatırım yapılması yerine başka gelir modelleri sağlanması üzerinden tartışmalar yapılmaktadır. Petrol ve doğal gaza dayalı bir ekonominin peşinden gitmek istemeyen Rusya hükümeti özellikle gelecek yıllarda kendilerini bekleyen sorunları şimdiden öngörmüş bulunmaktadır. Bu yüzden güncel veriler ışığında gerek Arktik bölgesinde gerekse de Rusya’da büyük bir modernizasyon yapılması beklenebilir. Her ne kadar hidrokarbon enerji kaynakları günümüzde büyük önem taşısa da gelecek için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Bu yüzden gelişen teknolojiler sadece yenilenebilir enerji kaynakları üzerinde değil aynı zamanda Arktik gibi hidrokarbon enerji kaynakları bakımından zengin yerlerin gelişimi için de önemlidir. Çünkü enerjinin keşfedilmesi kadar bu enerjinin çıkarılması ve verimli bir şekilde işlenmesi de maddi olarak büyük harcamalar anlamına geliyor.

Teknolojinin buradaki işlevi sadece enerjinin çıkarılması ya da taşınması değil, aynı zamanda tüm bu süreçlerde doğaya ve çevreye verilebilecek maksimum zararı da en aza indirgemesidir. Tam olarak bu yüzden bölgede bilinçsiz çalışmaların yapılmaması ve Arktik bölgesinde bulunan her bir devletin bu süreçte birbirleriyle olan iletişiminin en iyi şekilde olması gerekmektedir.

 

SONUÇ

Yüzyıllardır önemli bir enerji kaynakları üssü olarak kullanılan Arktik bölgesi, yönetim değişikliklerine rağmen hep benzer stratejilerle yönetilmiş ve sıkı devlet kontrolü altında tutulmuştur. Gerek Sovyetler Birliği’nde gerekse de Rusya Federasyonu’nda ekonominin en önemli unsuru olarak Arktik bölgesindeki enerji kaynaklarının çıkarılması, işlenmesi ve ticaretinin iklim krizinin de etkisiyle giderek önem kazanması gelecekte bu bölgede çatışmalar olabileceğini gösteriyor.

Batı’nın bölgedeki yaptırımlarına rağmen sektörün sürdürülmesine dayanarak artan devlet kontrolünün etkisiyle Rusya’nın başarılı bir şekilde bölgedeki hakimiyetini devam ettirmesi bu yaptırımların Rusya için önemsizliğini kanıtlıyor. Hatta bu yaptırımların Rusya açısından ekonomik kalkınmaya vesile olduğunu söylemek yanlış olmaz zira yeni yasalarla kaynak yönetiminde önemli değişiklikler yapan Rusya, yerli teknolojilerin kurulmasını teşvik eden ithal ikamesi politikası ile Arktik bölgesine yönelik uzun vadeli bir kalkınma planını uygulamaya devam ediyor.

İlaveten Rusya’nın yeni politikası olarak offshore lisansına erişimin kolaylaştırılması, tedarik piyasasını çeşitlendirmeyi ve başta Asya ülkeleri olmak üzere LNG ihracatının arttırılmasını hedefliyor. LNG teknolojisine diğer aktörlere kıyasla daha erken adım attığından, bu piyasadaki rekabetin artması Rusya’nın enerji sektöründeki hakimiyetini daha da güçlendiriyor.

Öte yandan sürdürülebilir enerji kaynaklarının değer kazanması, hidrokarbon kaynakları açısından olumsuz bir etken gibi görünse de sektördeki bu değişimin aşamalı bir geçiş şeklinde olması ve petrol ve doğal gaz arzının sürdürüleceği için gerekli talebin karşılanmasına ihtiyaç duyulması dolayısıyla bir süre daha üretim sürdürülebilirliği sağlanacaktır ancak uzun vadede petrol ve doğal gaz sektörünün ekonomik çekiciliğini yitireceğini söylemeye gerek dahi yok.

 

 

NİSA DURDU

SERKAN UĞUR

Rusya Çalışmaları Staj Programı

 

 

KAYNAKÇA

7deniz.net. (28 Haziran 2019). Novatek, Kuzey Kutbu’nda Bir İlki Gerçekleştirdi. https://www.7deniz.net/haber-novatek-kuzey-kutbu-nda-bir-ilki-gerceklestirdi-30223.html (13 Şubat 2021).

Aliyev, N. (2019). Russia’s Military Capabilities in the Arctic. ICDS Diplomaatia Magazine. https://icds.ee/en/russias-military-capabilities-in-the-arctic/ (23 Şubat 2021).

arctic.ru. (18 Şubat 2021). About 90 Events to Be Held During Russia’s Arctic Council Chairmanship. https://arctic.ru/international/20210218/991125.html (15 Şubat 2021).

Arı, T. (2018). Uluslararası İlişkiler Teorileri: Çatışma, Hegemonya, İşbirliği. Bursa: Aktüel Yayınları.

Aydın, A. (26 Aralık 2014). Rusya’nın Arktika Politikası (Bölüm I). https://siyasalhayvan.com/rusyanin-arktika-politikasi-bolum/ (16 Şubat 2021).

BBC News. (31 Mayıs 2005). Timeline: The Rise and Fall of Yukos. http://news.bbc.co.uk/2/hi/business/4041551.stm (24 Şubat 2021).

Demirci, M. C. (30 Aralık 2019). ABD Kuzey Akım-2 Projesine Neden Karşı Çıkıyor? https://tr.euronews.com/2019/12/30/abd-kuzey-akim-2-projesine-neden-karsi-cikiyor (19 Şubat 2021).

Erbil, Y. (2010). Rusya-Ukrayna Doğalgaz Krizi ve Enerji Güvenliği. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi. İstanbul: Kadir Has Üniversitesi SBE.

Griffin, R. (21 Temmuz 2020). Gazprom Neft, Shell to Set Up New Arctic Joint Venture. https://www.spglobal.com/marketintelligence/en/news-insights/latest-news-headlines/gazprom-neft-shell-to-set-up-new-arctic-joint-venture-59513184 (23 Şubat 2021).

Laruelle, M. (2014). Russia’s Arctic Strategies and the Future of the Far North. New York: M.E. Sharpe.

Pay, V. N. ve H. G. Calvo (2020). Arctic Diplomacy: A Theoretical Evaluation of Russian Foreign Policy in the High North. Russian Politics. 5, 105-130.

petroleumworld.com. (8 Mayıs 2006). Gazprom Market Cap Soars Above 300 Bln Dlrs to World Number 3. https://web.archive.org/web/20070928093742/http://www.petroleumworld.com/story06050803.htm (20 Şubat 2021).

Rosatom. (2020). Atomflot: Altmış Yıllık Uzun Yol. Rosatom Newsletter. 229.5, https://rosatomnewsletter.com/tr/2020/05/27/atomflot-sixty-years-long-road/

Russian Federation Policy for the Arctic to 2020. (2009). Rossiyskaya Gazeta (30 Mart 2009) (Rusça’dan İngilizce’ye Çeviri). http://www.arctis-search.com/tiki-index.php?page=Russian%20Federation%20Policy%20for%20the%20Arctic%20to%202020 (23 Şubat 2021).

Sağsen, İ. (22 Nisan 2019). Arktik Bölgesi Jeopolitiği. Anadolu Ajansı. https://www.aa.com.tr/tr/analiz/arktik-bolgesi-jeopolitigi/1459727 (3 Şubat 2021).

Shapovalova, D., E. Galimullin ve E. Grushevenko. (2020). Russian Arctic Offshore Petroleum Governance: The Effects of Western Sanctions and Outlook for Northern Development. Energy Policy. 146, 1-8.

Sönmez, A. S. (2010). Moskova’nın Kutuplaşma Çabaları: Putin Dönemi Rus Dış Politikası. Avrasya Etüdleri. 37.1, 37-76.

Spitsbergen Svalbard. (2020). The History of Spitsbergen. https://www.spitsbergen-svalbard.com/spitsbergen-information/history.html (24 Şubat 2021).

Taner, A. C. (2017). Kuzey Kutbu Arktik Denizi Buzullarının Erimesi Sonucu Küresel Isınma, Global İklim Değişiklikleri ve Dünya Sıcaklık Artışları Hızlanması Perspektifleri. Fizik Mühendisleri Odası. https://www.fmo.org.tr/wp-content/uploads/2011/07/Kuzey-Kutbu-Arktik-Denizi-Buzullarinin-Erimesi-Sonucu-Kuresel-Isinma-Global-Iklim-Degisiklikleri-ve-Dunya-Sicaklik-Artislari-Hizlanmasi-Perspektifleri.pdf (22 Şubat 2021).

Yılmaz, N. ve A. Çiftçi (2013). Arktika Bölgesi’nin Siyasal Önemi ve Siyasal ve Hukuksal Statüsünün Karşılaştırmalı Değerlendirmesi. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi. 31, 1-16.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here