Türkiye’nin Açık Kapı Politikası

0
165

Suriye’deki savaş ortamı, yaklaşık 5 milyon Suriyeliyi evinden ederken, dünyanın en büyük mülteci gruplarından birisi haline gelen Suriyelilerin en çok göç ettiği ülkelerin başında Türkiye gelmektedir. ‘Açık kapı politikası’ ile Suriyeli mültecilerin gelmesi için sınırları açan Türkiye, son dönemde bu insanlara karşı yoğunlaşan gösteriler ve saldırılara sahne olmaktadır.

Suriyeli mülteciler meselesi hakkında en çok merak edilenleri, Uluslararası Mülteci Haklar Derneği’nde Hukuk Kurulu Üyesi ve aynı zamanda avukatlık yapan Zeynep ERTEKİN’e sorduk;

 

1- Türkiye’de daha önce, 2011’de yaşandığı gibi, bir mülteci krizi yaşandı mı? Yaşandıysa o zamanki devlet politikalarıyla şu anki devlet politikasının farkları nelerdir?

Sponsorlu

Şimdi  birinci sorunuz 2011’den önce bir kriz yaşandı mı yaşandıysa devletin politikası ile alakalı bir soru olmuş ama açıkçası bu konuda hem çok fikrim yok hem de hukukçu  olarak,  avukat olarak yorum yapmak bizim haddimiz olmaz zannımca, Bu biraz daha sanki siyasi bir soru yani belki siyaset bilimci bir kişinin cevaplaması gerekebilir. Ama 2011 krizinden sonra, yani benim bildiğim, daha öncesinde sınıra gelen bu denli büyük bir göç dalgası yok. Böyle büyük bir  göç dalgasına karşı devletin tutumu da haliyle ilk etapta biraz acemice oldu diyebiliriz kısacası. Hâlâ da oturmuş bir sistem olduğunu söylemek mümkün değil. Göç sistemimizde ciddi sıkıntılar mevcut.

 

2) Türkiye’deki muhalif kesimin mültecilere bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de muhalif kesimin mültecilere yaklaşımından bahsetmişsiniz sorunuzda, muhalif kesimden kastınız  iktidar muhalefeti  yani sol cenahtan bahsediyoruz. Öncelikle ikili bir ayrim yapilabilir bu konuda çünkü sol cenahın da ciddi anlamda mülteci savunuculuğunu yapan güzel kurumları vardır. Bazı dernek ve vakıflar vardır.  Özellikle ‘Hepimiz Göçmeniz Platformu’ altında toplanan bir grup var bunlar iktidara yakın gruplar değillerdir. Bizlerden daha hızlı tepki verebiliyorlar. Örneğin geçtiğimiz yıl Ali Elhemdan diye Suriyeli bir kardeşimiz Adana’da bir polis kurşunu ile vefat etti. O olayda bizim cenahtan olan pek cok sivil toplum kuruluşu bekleme tarafındaydı. Ancak insan hakları grupları, baroların multeci gruplari, mülteci hakları merkezleri veyahut İnsan Hakları Dernegi dışında Hepimiz Göçmeniz Platformu sığınmacı göçmenler derneği gibi, ASAM gibi daha farkli cenahlar diyelim, İslami hassasiyet gütmeden bu işi yapan kesimlerin iktidara bakmaksizin cok daha güçlü bir şekilde tavır aldığını söylemek mümkün.  Bana kalırsa onların da eksigi LGBTİ+ dediğimiz kilit mülteci grup olarak nitelendirdiğimiz gruplar üzerinde eksiklikleri var. Bu da şunu doğuruyor, sadece bir insani kimlik seçiminden dolayı ve aynı zamanda mülteci ise sadece bu kimlik kendi tabirleri ile cinsiyet eğiliminden dolayı onu körü körüne savunmanın yanlış olduğunu düşünüyorum. En büyük hatalarının bu olduğunu düşünüyorum. Diğer türlü dediğim gibi muhalif olarak değerlendireceksek burada bizim karnemiz daha zayıftır.

 

3- Avrupa’nın Türkiye ile olan mülteci anlaşmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Avrupa’nın Türkiye ile olan antlaşmasının tamamen siyasi olduğunu düşünüyorum. Bunun hukuki bir yönü yok. Aksi halde her ülke İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde geçen, herkes zulüm görmesi durumunda, başka bir ülkenin sığınmasından yararlanma hakkına sahiptir.

 

4- Siz bu alanda çalışmaya nasıl başladınız?

Benim bu alanda nasıl çalıştığımı sormuşsunuz. şöyle başlayayım, ben üniversitedeyken de çeşitli gruplarla, derneklerle mülteciler alanında çalışmalar yapıyordum. Öğrenci kulüpleri ağırlıklı olarak yardım çalışmaları yapıyordum. Ama daha sonrasında profesyonel olarak hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra bir staj dönemimiz var ve o staj döneminde Uluslararası Mülteci Hakları Derneği’nde stajyer avukat olarak çalışmaya başladım. 2017 yılının kasım ayıydı, o günden beri de hem stajımın tamamını orada yaptım, yani bir yıllık bir süre, bir yılı biraz daha geçkin, akabinde de derneğin profesyonel olarak avukatlığını da yapmaya devam ediyorum. Bu benim tercihimdi, ama keyif alıyorum aynı zamanda da insani olarak, vicdani olarak çok tatmin olduğum bi alan. İnsanlara yardımcı olabilmek beni mutlu ediyor, bu şekilde çalışmaya devam ediyorum.

 

5- Mültecilerin uyum sorunlarının başında dil yetersizliği ve iletişim sorunu geliyor. Siz  ülkemizin uyguladığı eğitim alanındaki uygulamaları nasıl değerlendiriyorsunuz ? Suriyeli çocukların eğitim sorunu için ne gibi adımlar atılıyor/atılabilir?

 Uyum ve eğitime dair bir sorunumuz var zannediyorum. Bunu da belki eğitimcilerle konuşmak lazım, daha işin içinde insanlar olarak. Benim gördüğüm ve değerlendirdiğim kadarıyla çocuklarda, özellikle okul çağındaki çocuklarda dil öğrenme konusunda herhangi bir problem yok entegrasyon gayet başarılı devam ediyor. Tam tersi, bizim tarafımızdaki, yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan kişilerin, öğretmenlerin ve velilerin tavrı bence burada önemli. Çünkü özellikle dışlayıcı bir tavır var ve bunu Esenyurt gibi Bağcılar gibi mültecilerin ve yabancıların ağırlıklı olduğu yerlerde daha net görüyoruz. Bu şekilde değerlendirebiliriz ama devletin eğitim politikası nasıl ilerliyor, bildiğim kadarıyla Avrupa Birliği ile bazı projeler yürütülüyor. Bu kapsamda neler yapılıyor, bilmiyorum. Bana sorarsanız yapılması gereken şöyle bir şey var bence, bir dönem uygulandı. Suriyeli çocuklara ayrı bir  eğitim verilme projesi, yani onların ayrı bir okulu vardı. Bunun kesinlikle yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü o çocukların bu saatten sonra buradan ayrılması gitmesi vs çok saçma. Yani bunları düşünmemek lazım. Onların artık geçici değil, kalıcı çözümleri olması lazım. O yüzden entegrasyon açısından şu anda uygulanan karma sistemin daha doğru olduğunu düşünüyorum. Ama dediğim gibi, maalesef uzun vadede özellikle, belki şundan bahsetmek gerekebilir hukukçu kimliğimizle geçtiğimiz yıl böyle bir dosya takip etmiştik. Esenyurt ilçesinde birkaç okulda aynı anda Suriyeli kız çocuklarının öğretmenler veya okul görevlileri tarafından cinsel istismara uğradığı bilgisini aldık ve ciddi bir araştırma yaptığımızda bu sayının bize ulaştığı kadar, 3-5 değil, çok daha fazla olduğunu gördük. Ama tabii devlet kurumları olduğu için bu çocuklar ve aileleri konuşmak ve görüşmek istemediler bizimle. Şikayetçi olmak istemediler. Dolayısıyla böyle bazı sıkıntılar yaşadığımız durumlar olabilmekte. Belki uyum açısından bence Suriyelilerden ziyade bizim eksikliklerimizi konuşmak daha doğru daha yapıcı olabilir. En azından biz üstümüze düşeni yapalım ki çünkü çocuğunun cinsel istismara uğradığı bir okulda takdir edersiniz ki ben de asla o çocuğun buraya gitmesini devam etmesini istemem. “Daha iyi eğitim alacaksın çocuğum sen yine de git,” şeklinde bir söylem çok makul değil.

 

6- Suriyeli mültecilerin açtıkları dükkânlarda vergi vermedikleri veya üniversiteye sınavsız giriş hakları olduğu doğru mu?

Böyle bir şeyin gerçekliği yok. Bununla ilgili derneğimizin kendi sayfasında da doğru bilinen yanlışlar diye bir kısım var, oradan detaylı bilgi alabilirsiniz. Ama kesinlikle böyle bir durum yok. Onlar da vergiye bizim gibi tabiler.

 

7- Toplumda mültecilere karşı nefret neden büyüyor ?

 Toplumda mültecilere karşı nefret neden büyüyor? Bunu, hukukçu olarak çok fazla konuşmamız gereken bir konu olmadığını düşünüyorum. Açıkçası sosyologlar cok daha iyi bir şekilde analiz edeceklerdir. Benim alanım değil. Ama kendim takip ettiğim bazı soruşturma dosyaları var. Özellikle halkı kin ve  düşmanlığa tahrikten dolayı takip ettiğimiz özellik olarak işler var. Fatih Altaylı, Nilay Aksoy gibi,  Mudanya’da bir belediye başkanının yaptığı açıklamaya karşı, Bolu’da bir belediye başkanının yaptığı açıklamaya karşı benim görüşüm şu anda bu işin tırmandırılıp bunun üzerinden siyasi rant elde etmeye çalışan insanların varlığı bunu körüklüyor.   Biz de bunlara karşı  sonuna kadar mücadele etmeye çalışıyoruz, hukuki yollarla tabii ki. Bizim silahımız hukuk. O şekilde yürütüyoruz ama  bunun toplum nezdinde çalışma şartları olsun  okullardaki problemler olsun vs bunun kaynaklarını, çözümlerini; sosyologlar, psikologlar ve eğitimciler bir araya gelip konuşurlarsa onların cevap vereceği bir şey olursa daha iyi olur. Bunlar maalesef avukatların ilgilendiği hususlar değil.

 

8- Her bir başvuruyu nasıl değerlendiriyorsunuz, kadın ve erkekle ayrı mı görüşüyorsunuz?

Her bir başvuruyu biz ayrı ayrı değerlendiriyoruz tabi ki. Ama birbiri içinde eğer bi aile durumu varsa ya da aynı olay söz konusuysa onları beraber değerlendiriyoruz. Kadın, erkek için ayrı görüşme odalarımız var. Duruma göre ofislerimiz var, orada yapıyoruz. Eğer dernek merkezinde yapılması gerekiyorsa hassasiyet içinde şu şekilde yürütüyoruz: Olaylarla ilgisi olmayan kimseyi görüşmeye almıyoruz, yani kişilerin kendi özel durumlarını açıklayacak görüşme ortamı sağlıyoruz.

 

9- Son olarak mültecilerin geri gönderilmesi sizin çalışmalarınızı etkiledi mi? Mülteciler hakkında belirtmek istediğiniz başka bir husus varsa onu da dinlemek isteriz.

Gönüllü geri dönüş kapsamında geri dönmeleri bizimle alakalı bir durum değil, tamamen kişisel tercihleri. Bizim ağırlıklı çalışma alanımız sınır dışı etme vakaları. Hassasiyetimiz de şunda, eğer ki kişinin gönderileceği ülkede, kendi ülkesi de olabilir, sınır dışı etme kararı alınmış bir üçüncü ülke de olabilir. Buralarda işkence görme, kötü muamele görme veya ölüm cezasına çarptırılma gibi ihtimaller varsa biz onların önüne geçmeye çalışıyoruz. Bizim esas pozisyonumuz aslında bu. Sınır dışı etme kararı bir idari işlemdir ve bu idari işleme karşı da hukuki yollar var ve onları yürüterek biz bunları engellemeye çalışıyoruz, öyle söyleyeyim. Ama kimlerin sınır dışı edilmesini engelliyoruz diye sorarsanız, tam olarak az önce saydığım gibi işkence ve kötü muameleye uğrayacak kişilerin ya da aile birlikleri zedelenecek olan kişilerin gönderilmelerini engellemeye çalışıyoruz.

 

 

ESRA DURU

Göç Çalışmaları Staj Programı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here