Suriye’den Türkiye’ye Göç

0
52

Bu röportaj, yarı-yapılandırılmış görüşme metodu ile 12 Şubat 2021 tarihinde online platformlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Röportaj yapılan kişi anonim kalmayı tercih etmiştir. 

1. Yaşınız ve eğitim durumunuz nedir?

Yaşım 22. Üniversiteyim. Son sınıfım.

2. Anadiliniz/bildiğiniz diller neler?

Sponsorlu

Anadilim Arapça. Bildiğim diller; Arapça, İngilizce, Türkçe, Çerkezce ve birazcık Fransızca.

3. Mesleki durumunuz nedir?

Öğrenciyim.

4. Türkiye ‘deki resmi statünüz nedir?

Vatandaşım ben.

5. Türkiye ‘ye ne zaman geldiniz? Daha önce Türkiye ‘de bulundunuz mu? Geldiyseniz hangi şehirlerde bulundunuz?

Türkiye’ye 2013’te geldim. Daha öncesinde de iç gelmemiştim. Geldiğim gibi kaldım.

6. Türkiye ‘ye gelmeden önce nerelerde yaşadınız?

Türkiye’ye gelmeden önce sadece Suriye’de yaşadım. Şam’da yaşadım. Başka hiçbir yerde yaşamadım.

7. Şu anda nerede ve kimlerle yaşıyorsunuz?

Annem Mersin’de yaşıyor, abim Adana’da kalıyor. Bir burada kalıyorum bir orada kalıyorum. Git gel yapıyorum sürekli.

8. Bize göç sürecinizi ve göç yolculuğunuzu anlatır mısınız?

Tabii anlatayım. Benim göç hikâyem aslında çok aksiyonlu bir şey değil. 2013’te savaştan dolayı çıkmaya karar verdi annemler. Zaten pasaportlarımız filan vardı. O zamanlar Türkiye’nin vizesi yoktu. Direkt pasaport ile girebiliyordun. Babam Suriye’de kaldı işleri halledemediği için. Ben, abim, kardeşim ve annem Türkiye’ye geldik. Direkt Mersin’e yerleştik. “Niye Mersin?” diye sorarsan sadece Mersin’de Suriye okulu vardı ve biz yılın ortasında gelmeye karar vermiştik. Bir dönemimiz boşa gitmesin diye devam edelim buradaki Suriye okulunda diye düşündük. O yüzden Mersin’i seçtik. Zaten gemiyle Lübnan’dan geldik biz, uçakla değil. Çünkü çok fazla valizimiz eşyamız vardı. Uçak çok para tutacaktı. İşte bu yüzden Mersin’e geldik. Para göndermiştik buradaki akrabalarımıza ev tutsunlar diye. Çok kötü bir yerde ev tuttular. Orada aşağı yukarı 20 gün kaldık ondan sonra kendimiz ev bakmaya başladık. Geldikten hemen 1 hafta sonra Çerkez Kültür Evi’ne katıldım dans için. Türkçeyi orada öğrendim aslında daha okula gitmeden. Evi değiştirdik ondan sonra babam geldi. Babam geldikten sonra benim buradaki ilk senem bitmişti. Ondan sonra Türk okuluna geçiş yaptım ama kimlikte 99’lu olduğum için asıl sınıfıma değil yaşıma göre olmam gereken sınıfa koydular. Oda benim 1 yılımı boşa çıkardı. Ben lise 1’i okumuştum zaten ama yaşımdan dolayı tekrardan lise 1’i okumam gerektiğini söylediler. Bir de elimde SBS yoktu okuduğuma dair. Bu yüzden ya mesleki okula ya da imam hatip okuluna gitmem gerekiyordu. Çünkü Anadolu lisesine geçiş yapamıyordum. 2 yıl İmam Hatip lisesinde okudum. Çok kötüydü. Çok kötüden kastım benim dinle alakalı problemim yok. Herkes benim gibi SBS’siz girdiği için okula öğrencilerin eğitim seviyesi  çok kötüydü ki ben hayatım boyunca özel okulda okudum. Suriye’deki okulum Hristiyan bir okuldu. Öğretmenlerimin, arkadaşlarımın hepsi Hristiyan’dı, okulum Fransız okuluydu.  Devlet okulunda hiç okumadığım için benim için zordu. Dil konusunda sorun yoktu ama hiç kimseyle anlaşamıyordum. Kafama göre birini bulamıyordum. Daha sonra lisenin üçüncü sınıfında ailemle konuşup temel liseye geçiş yaptım. SAT ile Üniversiteye girmek istedim. Temel lisede YGS, LYS’ye yönelik hazırlık olduğu için çok zorlandım. Gireceğim sınava yönelik olmadığı için zaman kaybı olarak görüm ve lise 4’te açıktan okumaya başladım. Açıktan okudum aynı zamanda SAT sınavını verdim. Ve sonra da Çukurova’ya geldim. Burada Uluslararası İlişkiler okuyorum.

9. Türkiye ‘ye geldikten sonraki süreçte yaşadıklarınızı anlatır mısınız?

Ben Suriyeli olduğum için negatif ayrımcılığı anlatabilirim; aynı zamanda Çerkez olduğum için pozitif ayrımcılığı da anlatabilirim. Her ikisini de yaşamış bir insan olarak şöyle anlatayım. Suriyeli olduğum için aslında çok da bir şey çekmedim. Ben şeye inanıyorum. Ben kendimi küçük görürsem insanlarda bana böyle davranır. Eşit görürsem insanlarda eşit görmek zorunda. Dili bildiğim için kimse kötü bir şey söyleyemez. Okulla ilgili bir olay anlatayım.  Uluslararası Hukuk dersinde uluslararası mültecilerden bahsediliyordu. Sonra hoca bana bakıp ‘bir şey söyleyeceğim ama üstüne alınma’ dedi. “Mültecileri dövmek yasaktır yasada”. Bende, “ne alaka neden üstüme alınayım?,” dedim. ‘Herkesi dövmek yasak. Bu benimle alakalı bir şey değil. Niye böyle bir şey dediniz?”. Olaylar böyle başladı. Suriyelilerde ilgili, mültecilerle ilgili hoca ne dese bana bakarak söylüyor ya da benim adımı söyleyerek söylüyor… Bu beni bir yerden sonra çok rahatsız etmeye başladı. Bunu dile getiriyordum. Dersinizi olaya beni katmadan anlatabilirsiniz diye. Sınıfta sürekli tartışma havası vardı. Sürekli “15 Temmuz’da görüyor musun bizim askerler ne yaptı?”,  Suriyeliler kaçtı. Oradaki askerler kaçtı” vs. Ben dersle alakası olmadığını bunu neden dile getirdiğini söylüyordum sürekli.  “Siz oradaki durumu bilmeden neden yorum yapıyorsunuz şu anda?”  Öyle bir dönem yaşadık. Zaten dersi geçemedim. Farklı hoca olunca dersi verdim.  Çok fazla yerde gördüm Suriyelilere karşı insanların takındığı tavrı. Ama akademisyen olup bu kadar profesyonel bir ortamda bunu yapman ve bu şekilde davranman çok göze batar. En çok bu benim içimde kalıyor. Ortamımda neden ayrımcılık çekmedim? Çünkü ben en çok Çerkezlerle takılıyorum. Türklerle takılmıyorum değil. Ama daha çok Çerkezlerle takılıyorum çünkü sürekli dernekteyiz. Birlikteyiz. Çok zordu sürekli ayrımcılık oluyordu filan diyemem. Ama olanlarda var.

10. Çerkezlik kısmına değinmek ister misin? Çerkez’sin ama Suriye’den Türkiye’ye geldin?

Şöyle söyleyeyim dedim ya ben geldikten 1 hafta sonra Çerkez dans ekibine katıldım. Ve etrafımdaki insanlar konuşup, gülüyorlardı. Çerkez olsalar da ben acaba benim hakkımda mı konuşuyorlar diye düşünüyordum. Hemen dili öğrenmek istedim bu yüzden. Mesela hoca ‘bu hareketten sonra döneneceksiniz’ diyordu. Ben anlamadığım için herkes dönerken ben olduğum yerde kalıyordum. Bunlar normal şeyler. Dili bilmememden dolayı. Hocanın veya oradaki insanların alakası yok. Pozitif ayrımcılık dediğim şöyle oluyor; bir yere gidiyoruz ve sonra konuşuyoruz. Dilimden dolayı olabilir veya başka bir şeyden dolayı olabilir sen nerelisin diye soruyorlar. Suriyeliyim diyorum. Hayır, Suriyeli değilsin diyorlar. Sonra Çerkez olduğumu söyleyince tamam şimdi oldu gibi tepkiler alıyorum. Bu beni mutlu etmiyor rahatsız ediyor. Ne alakası var? Suriyeli olsam ne olacaktı ki? Pozitif ayrımcılığı da gördüm. Çerkez bayrağı bir kolyem vardı. Onu takıyordum. Ve diyelim ki devlet dairesine giriyorum orda Çerkez bir adam vardır direkt işimi hallediyor. Bunları kendi gözlerimle gördüm ve yaşadım. Ama bir yandan da Suriyeli olduğum için şey bakanlar… En çok nefret ettiğim olay. Telefonum çalar. Efendim anne diye telefonu Arapça açarım. Sonra dolmuştaki bütün teyzeler döner bana, beni izlerler. Telefonu kapattıktan sonra ‘sen neyce konuştun az önce, niye öyle konuştun’ diye sorarlar. Hep olaylar 15 Temmuz’a gider. Ben asker değilim ne burada ne orada savaştım. Bana anlatmanın faydası yok. Diyelim ki Suriye’de kaldı ve savaştı. Orada savaşma nedeni yok. Kiminle ve ne için savaşıyorsun? Ben savaşmak istiyorum, ülkem için kendimi feda edeceğim diyelim. Hangi tarafta savaşacağım? Kim haklı? Haklı olan kişi yok ortada birincisi bu. İkincisi, niçin savaşıyorum ben? Bunu karşıdaki kişiye anlatamıyorsun çünkü gidip de oradaki durumu görmedi. Ben savaşı iki yıl gördüm. Benden sonra görenler çok daha kötü durumda. Bende bunun farkındayım. Şu anki pahalılık, ekonomik krizleri ben oradayken yaşamadım.  Ama oradaki 2 yılımı sürekli diken üstünde, uçak sesleriyle, silah sesleriyle geçirdim. Bilmiyorum soruların arasında bu var mı ama bana genelde şeyi sorarlar. Hangi noktada tamam ben artık çıkıyorum demek zorunda kaldın? Bizim o kadar net bir noktamız vardı ki… Şöyle: Petrol sıkıntısı vardı ve petrol ofisleri çok kalabalıktı.  Uzun uzun kuyruklar vardı o sıralarda. Bizde arabada kuyruktayız.  Arkadan Esad rejimindeki asker arabası geliyordu. Kornoya basarak “yolu açın,” diyerek bağırıyordu. Babam hiçbir yere gidemiyordu yer yoktu. Daha sonra zar zor bir yere girdi. Arkadan gelen araba arabamızı çizdi ve aynayı kırdı geçerken.  Bizim bu durumu hiç kimseye şikâyet etme, anlatma hakkımız yoktu. Ve o gün annemle babam “Olmaz bizim çocuklarımız var, bu ülkede devam edilmez,” deyip bir hafta sonra çıktık. O kadar kolay değil yadırgamak. Niye çıktılar, niye devam etmediler? Niye savaşmadılar filan demek… Çok zor bir şey. Yaşamadan bilemez kimse.

11. Türkiye’ye geldikten sonra karşılaştığınız/yaşadığınız en büyük/kötü zorluk/sıkıntı ne oldu?

Böyle bir olay değil, ama bir süreç vardı. 15 Temmuz’dan sonraki süreç. Bence Suriyeliler için en zor süreçlerden bir tanesiydi. Tabi bundan sonra yaşanan Samsun olaylarındaki süreçte var. Suriyelilerin kızlara bakması olayı … Belki bu süreç zordu ama en zoru 15 Temmuz süreciydi. Bize herkes hain, şeref yoksunu vs. gözüyle bakmıştı. Bu olaydan sonra üç farklı yerde farklı farklı olaylar yaşadım. Hastanedeyken yanımdaki kadın çıkardığı raporu okumamı istedi. Gözünün görmediğini söyledi. Bende zar zor okuyorum. Hala Türkçeyi tam okuyamıyorum. Sonra bana dönüp yaşımı sordu. Lise üç olduğumu söyledim. Buna rağmen hala okuyamadığım için tepki gösterdi. “Türkçe benim anadilim değil o yüzden okuyamıyorum,” dedim. Anadili mi sordu. Arapça olduğunu söyledim. Nereli olduğumu sordu, Suriyeliyim dedim. Daha sonra gördün mü bizim askerleri, nasıl kaçmadılar tankın üstünde yattılar vs. diye anlattı. Bende dinledim. Daha sonra siz Suriyeliler yardım alıyorsunuz, geliyorsunuz bir evde 3 4 aile yaşıyorsunuz vs. diye anlatmaya başladı . Bende çok dolmuştum.  Bende artık dayanamayarak,”Allah göstermesinde sende başka bir yere göç etmek zorunda kalırsan, işsiz kalırsan illaki biriyle ev tutmak zorunda kalırsın. Çünkü paran yetmeyecek kendi başına ev tutmaya,” dedim. Daha sonra orada bulunan Suriyeli bir kadın vardı. Onu göstererek “Sen Türkçe öğrendin o niye öğrenemiyor?,” dedi. Dedim, “O kaç şeyi düşünüyordur şu anda. Hani kaç tane çocuğu vardır. Çocuğuna nasıl yemek yedireceğini düşünüyordur şu an. Türkçe öğrenmek derdinde değil. Bu insanlar keyfinden gelmedi. Savaştan kaçıp gelen insanlar.” Bir sakin ol … Ki zaten o kadın en az 3 dil biliyordur şu anda. Sen Türkçeden başka ne biliyorsun? Hani öyle bir yadırgıyorsun ki sanki sen 5-6 tane dil biliyorsun. Daha sonra biz Müslümanız filan diye konuya girdi. Dedim ‘Müslümansın madem, sen neden Arapçayı bilmiyorsun? Kuran okumuyor musun sen hani…Git onunla Arapça konuş madem bu kadar şeysin…” Susmam lazım, konuşmamam lazım diyorum ama bir yerden sonra kendimi tutamıyorum. Sonra yükseldi yükseldi güvenlik geldi oradaki. Kavga yaşandığını düşündü. Sonra durumu anlattım o kadın gitti. Başka bir kadın geldi “boş ver boş ver bunlar Müslüman değil,” diye…Dediğim gibi 15 Temmuz sonrası süreç o kadar zordu ki Suriyeliler için bence kendi gördüğüm kadarıyla. Veya o sıralarda sınavsız giriliyor üniversitelere. Ben üniversitedeyim ve birisi gelip bana, “Suriyeliler sınavsız üniversiteye giriyor,” diyor. Dedim “Ne güzel. Keşke bende girseydim o zaman. Böyle bir durum varsa ben neden bilmiyorum?”. Araştırmadan bilmeden gelip konuşan insanlar… Ben bu durumu yüz yüze çok görmüyorum Allah’tan. Ama sosyal medyada Suriyelilere yönelik çok fazla… Giriyorum sosyal medyaya hani bir insan bir insana karşı nasıl böyle şeyler söyleyebilir? İşte yakın tarihte 17 yaşında Suriyeli bir çocuk öldürülüyor. Polis tarafından öldürülüyor. Oradaki yorumlardan bir tanesi “oh ne güzel Suriyelilerde azalıyor ülkeden”. Hani böyle bir yorum yapabilmek için insanlıktan o kadar çok çıkman gerekiyor ki… Bilmiyorum yani… Gerçekten okuyorum inanmıyorum. Diyorum ki, “Gerçekten böyle insanlar var mı?”. Bu insanların aynısı instagram’da George Floyd’un olaylarına, siyasi insanların haklarını savunmaya destek vermeyi hiç kesmiyorlar. İnstagram’da çok güzel savunuyorlar. Sonra gidip oh ne güzel Suriyeliler azalıyor ülkede… Çocuk ya 17 yaşındaki çocuğa da denmez ya. 

12. Türkiye’de hoşunuza giden/beğendiğiniz şeyler var mı, var ise, neler?

Ben bunu hep söylerim. Hiç de çekinmem söylemekten Türk halkı, Suriye demek istemiyorum Arap halkından bin kat daha iyidir. Biz Suriye’deyken Irak’tan gelen insanlar oldu Irak savaşı zamanında…2008 yılında tam olarak. Iraklılara yapılan muameleden sonra hani ben bunu görmedim Türkiye’de. Görmemde inşallah. Nasıl yere kap koyarsın kötü davranırsın aynen bu şekilde davranılıyordu onlara karşı. Kendi gözlerimle gördüm. O kadar küçük yaşıma rağmen fark etmiştim. Anneme, “Niye böyle davranıyorlar?,” demiştim. Ama işte dünya dönüyor. Bazen çok büyük konuşursun büyük davranırsın sonra sende aynı durumu yaşamak zorunda kalırsın. Ama bence Türkler çok çok temiz kalpli. İyi kalpli hani Suriyelilere karşı muhalif olan en kötü insan bile Suriyeli aç susuz insana yemek ısmarlar, para verir, su verir. En kötüsü bile. Kötülük bilmez buradaki insanlar. Ben bunu Arap ülkesinden gelen biri olarak söylüyorum. Buradaki insanların hoşgörüsü, her ne kadar istemeyiz, Suriyelileri sevmiyoruz deselerde herkesin sevdiği bir tane Suriyeli komşusu vardır. Herkesin baktığı bir Suriyeli çocuk vardır. Çikolata ısmarladığı, yemek verdiği filan… Ben bunu sürekli görüyorum. Suriyelilerden ziyade Türklerle iletişim kuran bir insanım.  Her ne kadar Suriyeliler geldiler, ülkeyi mahvettiler, ekonomiyi mahvettiler deselerde dönüp baktığında herkesin benimsediği bir Suriyeli vardır. “Ben hiç Suriyeli tanımıyorum,” diyen biri yoktur bence. Uzaktan da olsa tanıdığı, sevdiği biri vardır.

13. Sana karşı yapılan davranışları Türklerle Arapları kıyaslayarak açıklamaya çalıştın. Araplara yönelik düşüncelerin savaş ortamının getirisiyle mi oluştu ?

Aslında değil. Bu biraz ayrımcılık yapıyormuşum gibi oldu ama Suriye’den çıkarken babamın bir şartı vardı: “Hiçbir şekilde bir Arap ülkesine geçmiyorsunuz. Ya burada kalıyorsunuz ya Türkiye’ye gidiyorsunuz ya da Rusya’ya …” Ürdün, Lübnan, Katar’a gitmeye karşıydı babam. Çünkü biz onların içinde yaşıyorduk. Ve az çok görebiliyorduk insanların davranışlarını hiçbir şekilde güvenemiyorsun. Nasıl desem direkt arkandan iş çevireceğine o kadar eminsin ki …Hatta şöyle bu çok farklı bir şey olacak. 2018’de Türkiye’den Suriye’ye ziyaret için tekrar gittim ve şöyle düşün 5 yıldır Türkiye’de yaşıyordum. Aslında çok uzun bir süreç değil ama ister istemez kişiliğin değişiyor. Ailemle olan farklılığımı gördüm. Eskiden bende öyleydim. Dönüp baktığında buradaki insanlar böyle. Eğer Türkiye’ye gelmeseydim bu farkı göremezdim. Bu direkt Arap ülkesinde yaşayanların oradaki huyu alması, Türkiye’de yaşayanların ise buradaki huyu alması gibi. Mesela benim Rusya’ya giden arkadaşlarım oldu, onlar daha soğukkanlı, empati kuramayan insanlara dönüştü . Biz bunu ister istemez yapıyoruz, bulunduğumuz toplumun huylarını alıyoruz. Geleneklerini, adetlerini her şeyini alıyoruz. Bu toplumda yaşadığın sürece onlar gibi oluyorsun. Aslında geriye bakınca bir yandan iyi oldu. Mesela bunun kötü bir şeyi de oldu. Araplar Türklere göre daha cömerttir. Mesela ben Suriye’de iken hiç kimseye para ödetmezdim. Sürekli şey savaşları çıkıyor ‘Yok ben ödeyeceğim. Yok ben ödeyeceğim’ Yeminler, kavgalar filan… Şimdi ise, tamam ödemek istemiyorsa ödemesin gideyim, kendi hesabımı kendim ödeyeyim oldum. O da kendisininkini ödesin… Ama önceden böyle biri değildim. Cimri demek istemiyorum ama buradaki insanlar paralarına biraz daha sahip çıkmak isterler. Oradaki insanlar daha cömerttir. Belki bu çok iyi bir huyumdu. Cömerttim ama artık değilim. Biz Suriye’de iken öğle yemeğini veya akşam yemeğini saat 3’te yerdik bizim öğlen diye bir yemeğimiz yoktu sabah kahvaltımızı yapardık ondan sonra da 3 gibi yemek yenirdi bundan sonra saat 10- 12 civarı yemek yenirdi. Ben bunu şimdi yapmaya kalksam 100000 kilo filan olurum gece 12’de yemek yiyip uyumak ne? Bulunduğun toplumun yemek düzeninden uyku düzenine kadar her şeyini alıyorsun.

Aslında asimile oluyor musun? Oluyorsun… Aslında ben bir Çerkez olarak asimile olmaya karşıyım. Sürekli bu savaşı verdiğimizden dolayı çok gurur duyduğum bir şey değil aslında. Belki orada kalsaydım tam Çerkez olarak kalırdım ama elimde olan bir şey değil bu.



14. O halde babanın Arap ülkelerine gitmenizi istememesinin sebebi Arap ülkelerinin Ürdün Lübnan gibi kaotik ortamı değil Arap zihniyeti idi?

Aynen politik bir nedeni yoktu.  Bizim Katar’a gitme gibi bir planımız vardı. Katar’da ne kadar kaos olabilir ki? Orada çok daha zengin olabilirdik, maddi olarak durumumuz çok daha iyi olabilirdi. Babam bizimle gelmeyecekti ve annem tek kadın olarak çocuklarıyla birlikte… Araplara güven olmaz kafası ile birlikte… Bunun ayrımcılık olduğunun farkındayım ama durumu anlatıyorum gerçeği söylüyorum. Bizim ailedeki olay buydu. Keşke böyle olmasaydı, hiçbir şekilde izin vermedi. Araplarla yaşadığımız bize yetti deyip artık başka bir ülkeye gitmeye karar verdi… Annemle babam şeye önem verirdi; dinimizden kopmayalım ezan sesi duymaya devam edelim. Avrupa, Amerika kesinlikle istemiyorlardı. Rusya vardı o da Kafkasya dağları olduğu için dilini de bildiğimiz için orada yabancılık çekmeyeceğimizden dolayı. İyi ki de Türkiye olmuş. Dönüp baktığımda keşke başka bir ülke olsaydı ya da Suriye’de kalsaydım demiyorum. İlk yıllarda üniversiteye kadar “biz niye Suriye’den çıktık?,” dedim. “Herkes Orada yaşarken bir şekilde bizde devam ederdik…”  Tamam, çok güzel bir geleceğimiz olmazdı belki ama mutlu olurduk belki. Çünkü benim buradaki ilk yıllarım çok mutsuz geçti. Bütün arkadaşlarım orada. Burada arkadaş bulamıyordum. Üniversiteye geldikten sonra bu durum çok değişti. Buradaki eğitim seviyesini gördükten sonra, buradaki fırsatları… Mesela Suriye’de uluslararası ilişkiler diye bir bölüm yoktu. Ben Suriye’de kalsaydım büyük ihtimalle üniversite okumazdım.  Çünkü başarısız bir çocuktum. Kız çocuğuysan ve derslerinin hepsi yüzde yüz başarılı değilse topluma göre okumana gerek yoktu. Üniversite okuyabilmek için çok iyi olman gerekiyordu, çünkü değilsen buna ne gerek vardı ki? Zaten iyi değilsin okulda ya işe başla ya evlen çocuk sahibi ol, anne ol… Okumayı değerli görebilmek için çok iyi olman gerekiyor. Ondan sonra buraya geldim. Çok başarısızım, diye düşündüm. Önce liseyi bitirdim zorunlu olduğu için.  Sonra bir baktım Türkçeyi çok iyi öğrendim. İngilizceyi çok iyi biliyorum sonra üniversiteye geldim yok başarısız değilmişim ve iyi ki oradan çıkmışım diyorum. Yeni fırsatlarla karşılaşmıştım. Bu benim için şöyle, buraya geldim burada kalacağım anlamına gelmiyor. Yüksek lisansı yurt dışında yapmak istiyorum. Daha bilmediğim o kadar çok şey var ki… Bilmek istiyorum, tanımak istiyorum ve iyi ki Türkiye’ye geldim.

1864’te Çerkezler Kafkasya’dan çıkıyor.  Aslında onların ana göç nedeni Mekke’ye gitmekti. Çünkü onlar Müslüman olmaya karar veriyorlar Rusya bunu kabul etmiyor. Tabii hiç kimse Mekke’ye ulaşmıyor. Bazıları Türkiye’de, bazıları Ürdün’de bazıları ise Suriye’de… Bizim sülale Türkiye’de kalanlardan, hatta buraya geldiğimizde buradaki akrabalarımızla tanıştık. Benim dedemin babası ticaret için Türkiye’den Suriye’ye gidiyor ve orada eşiyle tanışıyor. Eşi Suriye’de olan Çerkezlerden ve orada kalıyor. Aslında bizim ailemizin kökeni Türkiye, hatta bizim köyümüz Reyhanlı. Hatta oraya gittiğinde dernekte oranın sülalelerinin  amblemleri var. Burada bir sürü akrabamız varmış. Buraya gelmeseydik onların varlığından haberimiz olmazdı. Sonra bu göç edenlerden Rusya’ya geri dönenler oldu Sovyetler dağıldıktan sonra. Geçen yıl arkadaş grubuyla Rusya’ya ziyarete gittik, Çerkezlerin yaşadığı bölgeye. Çok garipti. Çerkez olmama rağmen oradaki herkesin Çerkez kıyafetiyle dolaşmasını bekliyordum. Bize göre bütün Çerkezler iyidir, herkes birbirine yardım etmek ister, ama oraya gittiğinizde hırsız da Çerkez’dir poliste Çerkez’dir. Çerkez  kaderinde göç etmek vardır. Kafkasya’dan çıkıyorlar; kimisi Türkiye’ye kimisi Suriye’ye gidiyor filan… Gittikleri her yerde çatışmalar yaşandı ve oralarda  yerinden edilmek zorunda kaldılar.  Suriye’dekiler Golan Tepeleri’ne gidiyor. 1980’li yıllarda Golan Tepelerini İsrail işgal ediyor buradaki insanlar Şam’a göç ediyorlar. Dedemin dedesinin babası Rusya’dan Türkiye’ye geliyor, dedemin babası Türkiye’den Suriye’ye geliyor, benim babam Golan Tepeleri’nden Şam’a geliyor, benim neslim Şam’dan Türkiye’ye geri geliyor. Suriye’de olan insanlar da göç etmek zorunda kaldı. Türkiye’de olan insanlar da göç etmek zorunda kaldı. Her yerde bir problem çıktı mesela Tufanbeyli bölgesinde Avşarlarla problem çıkıyor. Sürekli bir göç halindeler hiçbir zaman bir bölgeye yerleşip kalmıyorlar.



15. Tek bir yere ait olmak daha mı iyi olurdu?

Bu benim anavatanım Kafkasya olacaksa cevabım; evet. Bir yere ait olmak çok güzel ama Suriye olsun Türkiye olsun Amerika olsun orası zaten benim toprağım değil. Belki ben değil ama belki çocuklarım, torunlarım dönecektir Kafkasya’ya. Her zaman bir dönme hayali vardır. Bu 1000 yıl sonra olacak olsa da bir gün Kafkasya Cumhuriyeti olduğunu görmeyi isterim. Çerkezler’ de miras kavgası yoktur bu arada. Çünkü kimsenin malı yoktur  yerlerinde kalmadıkları için. Ben hiç Çerkezlerin miras için kavga ettiklerini duymadım. Sürekli ekmek peşindesin, bir düzenin yok. İnsanlar zengin oluyorsa da kendi emeğiyle oluyor ve çocuklarına bir şey bırakamıyorsun. Ait olmak benim kendi vatanım değilse ne kadar önemli? Bana sorsan ben Suriyeliyim de derim,  Türkiyeliyim de derim. Ben burada 8 yıldır yaşıyorum. Bu ülkenin her şeyini yaşadım. Kötü günlerini de yaşadım, iyi günlerini de yaşadım. Burada ekonomik kriz varsa ben de etkileniyorum, burada bir savaş varsa bende etkileniyorum, darbe varsa bende etkileniyorum. Bunlardan etkileniyorken ben Türk değilim diyemem Suriye’de iken Suriyeliyim. O yüzden aitlik ne kadar doğru? Kime göre neye göre aitim? Ben nereye borçluysam oralıyım.



16. Türkiye’de yaşayan insanların size yönelik algısıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Çok eksik bilgilerle… Aslında bu toplumun suçu değil. Çünkü ben mesela bilgilerimi nereden alıyorum? Televizyondan alıyorum, sosyal medyadan oluyorum. Hiçbir haber kanalı gidip bu Suriyeli bir aile çok başarılı, kendisi doktor, eşi öğretmen, çocukları üniversitede diye göstermiyor. Suriyeliler daha çok bir olay olduğunda, kötü bir şey olduğunda, kavga edildiğinde gösteriliyor. Bu ‘Suriyelilerin hepsi böyle o zaman’ algısı oluşturuyor. Kendi kurallarında, hayatında yaşayan insanlar haber olmuyor. Söz sahibi olan insanlar, sosyal medya… Madem konu hakkında konuşacaksın toplum araştırmalı. Liseye giderken bir arkadaşım gelip bana Suriye’de okul olup olmadığını  sordu. Ben de “hayır yok, ben Türkiye’ye gelince benim çok zeki olduğuma karar verdiler, ne ilkokul ne ortaokul okudum direkt liseye geçtim,” dedim ya da biri gelip “Suriye’de ağaç var mıydı?,” diye soruyor. Ben de  mantıksız olan bu sorulara saçma cevaplar veriyordum ve onlar da inanıyordu. Okul ne demek? Hastane ne demek? Sebze var mıydı ne demek? Tuvalet kâğıdı var mıydı? diye soranlar doldu. O yüzden toplum araştırırsa sahip olduğu bilgilerin yanlış olduğunu aslında görecek. Bence en çok burada söz sahiplerini suçlamak gerek. Mesela getirsin Suriyeli birini alsın karşısına sorular  sorsun sonra bu yayınlansın. Mesela  Enes Batur benimle röportaj yapsın. Bende anlatayım doğruları yanlışları. Mesela bu bölümü kazandığımda tek Suriyeli idim. Bir de ben bir ay okula gidemedim üniversitenin ilk günü  babamı kaybettim, hocalar durumumu biliyordu, empati yapıyordu ama sınıftakiler hem okula geç geldi hem sınavsız geldi hem de hocalarla arası iyi diye düşünüyordu. Ama neyse ki artık böyle bir durum yok. Burada Suriyelileri de suçluyorum aslında, gelip hocalarla sessizce ‘Ben Suriye’den geldim’ diye konuşuyor. Neden utanıyorsun? Bunda utanacak bir şey yok. Suriye’den geldiysem Suriye’den geldim. Bu aslında çok güzel bir şey, senin ne kadar savaştığını, nelerin üstesinden geldiğinin göstergesidir. Karşındaki insan böyle davranınca bu benden düşük herhalde gibi düşünüyorsun. Ben bundan üstünüm, düşüncesi oluyor. bunu isteyerek yapmıyorsun.

ÇAĞLA ÇANKAYA

Göç Çalışmaları Staj Programı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here