Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden Çekilmesine Uluslararası Örgütlerin Tepkileri

0
159

Özet

İstanbul Sözleşmesi ya da Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, Avrupa Konseyi tarafından hazırlanan ve Avrupa Birliği dahil 45 ülkenin imzasının bulunduğu bir insan hakları sözleşmesidir. Türkiye’nin önderliğinde İstanbul’da imzalanan sözleşme kadına yönelik her türlü şiddet ve aile içi şiddetle mücadelede devletlerin yükümlülüklerini belirleyen bağlayıcı özelliğe sahip ilk belgedir.

Türkiye tarafından İstanbul Sözleşmesine yönelik ilk eleştiriler ve gözden geçirme önerisi Şubat 2020’de verilmiş ve yaklaşık bir yıl sonra Mart 2021’de sözleşme Türkiye bakımından feshedilmiştir. Sözleşmenin feshi şok etkisi yaratmış ve ülke genelinde yoğun protesto gösterileriyle karşılanmıştır. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği gibi uluslararası örgütler de alınan bu kararı kınamış ve bu kararı yanlış bulduklarını açıklamışlardır.

Bu çalışmada, İstanbul Sözleşmesinin tarihine ve niteliklerine de değinilerek, Türkiye’nin sözleşmeden çekilme kararına yönelik uluslararası örgütlerin yayınladıkları raporlar incelenmektedir.

Anahtar Kelimeler: İstanbul Sözleşmesi, uluslararası örgütler, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB), kadın hakları

Sponsorlu

Abstract

Istanbul Convention, or The Council of Europe Convention on preventing and combating violence against women and domestic violence, is a human rights convention established by the Council of Europe. It has been signed by 45 countries, including the European Union. Istanbul Convention has ratified with the leadership of Turkey in Istanbul as the first binding document which defines the obligations of the state against all kinds of violence, including family violence against women. 

In February 2020, after the criticisms, reviewing the convention was proposed by Turkey. Eventually, after approximately one year, in March 2021, Turkey withdrew from the convention. The withdrawal of the convention has been a shock to citizens and caused serious protests in the country. Several intergovernmental organizations such as the United Nations and the European Union have stated that the withdrawal from the convention is an erroneous action. 

This article sets out the reports issued by the intergovernmental organizations to Turkey’s decision of withdrawal from the convention by referring to the process and the attribution of the Istanbul Convention.

Keywords: İstanbul Convention, international organizations, United Nations, European Union, women rights

Giriş

Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetle mücadelede ilk bağlayıcı belge olma özelliğine sahip olan dolayısıyla bu konuda önemli bir yapı taşı olan İstanbul Sözleşmesi’nin ilk imzacısı Türkiye tarafından feshi hem ülke içerisinde hem de uluslararası alanda büyük bir yankı uyandırdı. Uluslararası örgütler ve sivil toplum da bu karara tepkisini yayınladıkları açıklamalarla dile getirdiler. 

Bu çalışmada, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinde üyelik süreci, sözleşmenin içeriği ve önemi ile beraber anlatılmıştır. Sonrasında sözleşmeden çekilme süreci ve buna karşı olan eleştiriler analiz edilmiştir. İstanbul Sözleşmesine örgütlerin bakış açısı ve Türkiye’nin sözleşmeden ayrılmasına olan tepkileri anlatılmıştır. İlk olarak Birleşmiş Milletler’in duruma bakış açısı incelenmiş daha sonra Avrupa Birliği ve Avrupa’daki bölgesel örgütlerin çekilmeye tepkisi incelenmiştir. Son olarak, bölgesel kadın örgütlerinin çekilmeye karşı tepkilerine değinilmiştir.

1. İstanbul Sözleşmesi ve Türkiye’nin Üyelik Süreci

Kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti önlemeye yönelik olan İstanbul Sözleşmesi, içerik ve kapsam olarak çok önemlidir. Kadına yönelik şiddetin önlenmesini amaçlar ve bunun için toplumsal cinsiyet eşitliğini öne sürer, toplumsal cinsiyet kavramını ortaya koyan ve tanımlayan ilk hukuki metin olma özelliğini taşır. İlk imzacısı Türkiye’dir (Evrensel, 2021).

Sözleşmenin imzalandığı dönemde Avrupa Konseyi dönem başkanı Türkiye’dir. Özel olarak kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ve ev içi şiddeti hedef alan ilk Avrupa Sözleşmesi olma niteliğini taşıyan Sözleşme, bugüne kadar Türkiye dahil Avrupa Konseyi üyesi 20 ülke tarafından onaylanmıştır (Milli Gazete, 2019).

Sözleşme kapsamındaki suçlar şu şekildedir:

  • Ev içi şiddet (fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik),
  • Taciz amaçlı takip,
  • Tecavüz dahil, cinsel şiddet,
  • Cinsel taciz,
  • Zorla evlendirme,
  • Kadınların sünnet edilmesi,
  • Kürtaja zorlama ve kısırlaştırmaya zorlama.

Sözleşme bu şiddet olaylarına tolerans tanınmamasını, mağdur kişi failin eşi veya ailenin bir ferdi ise aile içinde işlenen bu suçların gizli kalmamasını hedefler (Evrensel, 2021).

11 Mayıs 2011’de İstanbul’da Avrupa Konseyi Bakanları Kurulu toplantısı yapıldı. İmzaya Türkiye öncülüğünde açılmıştır ve toplantının İstanbul’da yapılmasından ötürü “İstanbul Sözleşmesi” ismini almıştır (Milli Gazete, 2019). İstanbul Sözleşmesi’nin resmi adı: Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadele Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi’dir (Oda Tv, 2021). İstanbul Sözleşmesi 1 Ağustos 2014 tarihinde yürürlüğe girmiştir (Sözcü, 2021).

Sözleşme 11 Kasım 2011’de Meclis’e getirildi (Oda Tv, 2021). Dönemin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, Fatma Şahin süreci hızlandırmak için çalışırken, AKP milletvekili Azize Sibel Gönül başkanlığındaki Kadın-Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu, 22 Kasım 2011’de oybirliği ile teklifi kabul etti. İstanbul Sözleşmesini TBMM’ye dönemin Meclis Başkanı Cemil Çiçek tarafından hızla getirilmişti. Dışişleri Komisyonu oybirliği ile 24 Kasım 2011 tarihinde sözleşme onaylandı. Komisyon başkanlığını AKP milletvekili Volkan Bozkır yapmıştı (Oda Tv, 2021).

İstanbul Sözleşmesi’ni Türkiye adına dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu imzalamış (Milli Gazete, 2019) ve daha da öteye giderek sözleşmeyi “şahsi mesele” olarak kabul ettiğini belirtmişti (Oda Tv, 2021). Cemil Çiçek ise, “Şahsi kanaatim, sözleşmenin bir an evvel Genel Kurul’dan geçmesi. Bu nedenle Sayın Şahin’i de arayıp ‘bana düşen ne varsa sonuna kadar destek veririm’ dedim. Hükümet, sivil toplum, muhalefet, hep birlikte çalışalım ve bu işin yasal düzenlemesini yapalım” demişti.

23 Kasım’da Meclis’te kürsüye çıkan AKP’li milletvekili vekili Azize Sibel Gönül şöyle dedi: “Bu uluslararası anlaşmanın hayırlı olmasını diliyorum, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü münasebetiyle başlattığımız, Sayın Başbakanımızın da imzaladığı ‘biz de varız’ imza kampanyasını buradan sizlere duyuruyor ve hepinizin desteğini bekliyoruz.”. 24 Kasım 2011’de da İstanbul Sözleşmesi Meclis’te görüşülmeye başlandı. Meclis’te olan CHP, MHP ve BDP destek verdi Meclis’te oylamaya katılan 247 milletvekilinden 246’sı “evet” diyerek sözleşmeyi kabul etti. Yalnızca 1 vekil çekimser kaldı (Milli Gazete, 2019).

Tüm bu süreçte İstanbul Sözleşmesi’nin propagandası Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’ın başkan yardımcılığını yaptığı Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM, t.y) tarafından yürütüldü.(Oda Tv, 2021). İstanbul sözleşmesi, 2019 yılı itibarıyla 34 ülkede farklı zamanlarda onaylandı ve yürürlüğe girdi. Türkiye, toplamda 46 imzacısı bulunan sözleşmeyi ilk imzalayan ve onaylayan ülkelerden biriydi.

2. Sözleşmenin Önemi ve İçerikleri

İstanbul Sözleşmesi’nin merkezinde insan haklarının iki temel ilkesi olan eşitlik ve ayrımcılık yapmama yer alır. Sözleşmeye göre kadına yönelik şiddetin temelinde kadın ve erkek arasındaki eşitsizlik yer almaktadır ve kadınlara yönelik ayrımcılık insan haklarının ihlali olarak görülmektedir (Jurasz, 2015, s. 4). Kadınlara yönelik ev içi şiddeti ve her türlü şiddeti önlemeyi; kadın ile erkek arasındaki fiili ayrımı ortadan kaldırmayı amaçlayan ve bunun için kadınların desteklenmesini sağlayan sözleşmenin en önemli özelliği, hukuki, biyolojik ve ya ailevi bağı olup olmamasına bakılmaksızın kadına yönelik her türlü şiddetin önlenmesi konusunda belirli yasalar ortaya koyan ve bu bağlamda Avrupa ülkelerini hukuki olarak bağlayan ilk anlaşma olmasıdır (Bakırcı, 2015, s. 134).

2.1. Sözleşmenin Kapsamı

Sözleşmenin barış ya da silahlı çatışma zamanı farketmeksizin uygulanacağının açıklandığı maddede sözleşme kapsamı aile içi şiddet, kadınlara yönelik şiddet ve toplumsal cinsiyete yönelik şiddet olmak üzere üç faktörden oluşmaktadır (Tekçe, 2016, s. 69). Toplumsal cinsiyeti ilk kez tanımlayan ve toplumsal cinsiyete yönelik şiddeti ve ayrımcılığı önlemeye yönelik ilk uluslararası belge olan sözleşme aynı zamanda yaşı ya da medeni hali farketmeksizin ev içi şiddet mağduru tüm kadınları ve erkekleri; ev dışında ise kadınları kapsamaktadır (Bakırcı, 2015, s. 135-139).

2.2. Tarafların Yükümlülükleri

Madde 4(3)’e göre sözleşmenin tarafları mağdurları korumaya yönelik hükümlerin toplumsal cinsiyet, din, dil, ırk, renk, siyasi görüş, ulusal köken, mülk, cinsel yönelim, medeni hal, göçmenlik ya da mültecilik durumu gibi sebeplerden dolayı ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasından yükümlüdür (Tekçe, 2016, s.70).

Tarafların özel yükümlülüklerinden ilki olan “Önleme yükümlülüğü” sözleşmenin 12. Maddesinde düzenlendiği üzere taraf devletlerin, kadınları toplumsal alanda dezavantajlı konuma gelmesini olağan hale getiren kültür, gelenek, din, namus, örf ve adetler gibi uygulamaların önlemesini beklemektedir (Tekçe, 2016, s.73).

Bir diğer özel yükümlülük olan “Koruma ve Destek yükümlülüğü” ise sözleşmenin 18. Maddesine göre tarafların mağdurlara yönelik şiddet eylemlerinin tekrarlanmasını önlemeye ve mağdurların sonraki hayatlarında gerekli yardım ve desteği sağlamasını içermektedir (Tekçe, 2016, s. 76-78).

Tarafların bir diğer önemli özel yükümlülüğü, sözleşmenin V. Bölümünde belirtildiği üzere taraf devletler mağdurların korunmasına yönelik gereken hukuki ve yasal tedbirleri almak zorundadır. Kadına yönelik şiddeti ve ev içi şiddeti önlemeye yönelik tedbirlerin uluslararası hukukun genel ilkelerine uyması ve eğer taraf devletler bu önlemleri yerine getiremezse mağdurun hukuka başvurabilmesi ve bu hukuki eksikliğin karşılanabilmesi için mağdurun tazminat talep edebilmesi sağlanmıştır (Bakırcı, 2015, s. 182).

Sözleşmenin VI. Bölümünde ele alınan, “Soruşturma, kovuşturma, usul hukuku ve koruyucu tedbirler” kapsamında (İstanbul Sözleşmesi, 2011, s. 17) tarafların bir diğer yükümlülüğü kadına yönelik şiddete ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın yürütülmesi ve mağduru korumak için gerekli hukuki işlemlerin güvence altına alınarak koruyucu tedbirlerin uygulanmasıdır (Bakırcı, 2015, s. 185).

Son olarak, “İş birliği yükümlülüğü” kapsamında taraf devletler sözleşme kapsamındaki her türlü şiddete karşı iş birliği yaparlar. Suç sayılan her türlü şiddeti soruşturma ve kovuşturma, mağduru koruyup destekleme ve hukuki işlemlerin uygulanması için en geniş şekliyle bir iş birliğinin sağlanması gerekmektedir (Tekçe, 2016, s. 81-82).

3. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden Çekilmesi

Türkiye Cumhuriyeti 19 Mart 2021 tarihinde cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile İstanbul sözleşmesinden çekilmiştir (19 Mart 2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı kararnamesi). Bu çekilme kararının, Türkiye’nin değişen siyasi konjonktürü dolayısıyla alınan bir karar olduğu gözlemleniyor. 2020 yılına geldiğimizde ise Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul Sözleşmesi’nin gözden geçirilmesi gerektiğini ve bunu yapıldığını söyledi (Demirkaya, 2020). Elbette ki bu değişim Türk siyasi konjonktürü, AK Parti’nin siyasal olarak değişimi ve aynı zamanda toplumun belli bir kesiminden İstanbul Sözleşmesine getirilen tepkiden dolayı olduğu gözlemlenebilir.

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çıkmasını en önemli nedenlerinden biri AK Parti’nin değişen siyasi tutumudur. 2011 yılında liberal bir çizgide politika yürüten AKP, 2021 yılına geldiğinde ise muhafazakâr bir çizgide politika yürüttüğü görülüyor. Bu değişim, AKP’nin seçmen profiline ve oy havuzuna da yansımış bulunuyor. Muhafazakâr AKP seçmeninin İstanbul Sözleşmesini destekleyen AKP’li isimleri, İstanbul Sözleşmesini eleştirdiğini aynı zamanda İstanbul Sözleşmesi arkasından AKP’yi de eleştirdiğini rahat bir şekilde gözlemlenir biliyordu (Bekki, 2020). Politik çizgisindeki değişimden dolayı oy kitlesi değişen AKP, bu muhafazakâr kesimden oy alabilmek için İstanbul Sözleşmesi hakkında görüşünü değiştirdi ve en sonunda İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararı aldı. Aslında incelendiği zaman İstanbul Sözleşmesinden çıkmayı destekleyen grubun küçük bir kesim olduğu gözlemleniyor. 2018 yılında yapılan MetroPOLL araştırmasına göre toplumun %64’ünün İstanbul Sözleşmesinden çıkılmayı onaylamadığını, AKP seçmeninin ise %49’unun İstanbul Sözleşmesinden çıkmayı onaylamadığı verisi ortaya çıktı (Euronews, 2020). 

Sonuç olarak, değişen siyasi konjonktür, AK Parti’nin değişen siyasi duruşu ve seçmen kitlesi bu durumu oldukça etkilemiştir. 2011 yılındaki liberal politikalarından uzaklaşan hükümet, muhafazakâr kitlenin oyunu kaybetmemek için politika üretmeye başlamıştır. Toplumun muhafazakar ve milliyetçi kesiminden yükselen İstanbul Sözleşmesi karşıtlığı iktidarda yer bulmuş, Türkiye İstanbul Sözleşmesinden çıkmıştır.

4. Çekilmenin Hukuksal Değerlendirmesi

Türk Hukuku’nda her ne kadar kadına yönelik şiddeti engelleyen ve kadını koruyan kanunlar olsa da bu maddelerdeki boşluklar ve maddelerin yetersizliği geçtiğimiz yıllarda görülmüştür. Bu kanunlar kadını kısmen koruyan kanunlardır. İstanbul Sözleşmesi bu eksiğin kapatılması için tam da bu yüzden iyi bir araçtır. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi bu sebeple tepkiler görmüş olsa da Türkiye içinde tepki görmesinin sebeplerinden biri de bu durumun Türk iç hukukuna uygun olmamasıdır. Kararın kanuna aykırı olmasından ötürü, Ankara Barosu Başkanlığı T.C. Cumhurbaşkanlığına, 3718 sayılı Cumhurbaşkanı kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali ile ilgili dava açmıştır. Ayrıca hukukçular bu durumu, “yürütmenin yasama fonksiyonunu gasp etmesi” olarak nitelendirmiştir (Euronews, 2021) 

İlk aykırılık Türk Anayasasının 104. Maddesinin 17. Fıkrasında ortaya çıkar, bu maddede Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir” demektedir. Bu maddeden de anlaşılacağı üzere Cumhurbaşkanının yürütme yetkisiyle alakalı olmayan konularda kararname çıkarması mümkün değildir. Sözleşmenin yürütme ile ilgili değil de yasama ile ilgili bir konu olduğu barizdir. Ayrıca aynı fıkrada belirtildiği gibi, Anayasada açıkça belirtilmiş bir kanunla ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin çıkartılamaz. Anayasada bir uluslararası andlaşmanın nasıl kabul edildiği, nasıl yürürlüğe gireceği ve bu andlaşmanın nasıl sonlandırılacağı açıkça belirtilmiştir. TBMM’nin bu konuda bir kanun çıkarması halinde Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi hükümsüz kalacaktır (Gözler, 2001). 

 Bir başka sorun Türk Hukukundaki normlar hiyerarşisi incelendiğinde ortaya çıkmaktadır. Normlar hiyerarşisinde uluslararası andlaşmaların konumunun, anayasanın altında ve kararnamelerin üstünde olduğu görülür. Yani, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi imzalanan ve yürürlüğe giren uluslararası andlaşmalara zıt bir karar alamaz. Bu kararnameler, anayasaya, uluslararası andlaşmalara ve kanuna paralel kararlar alabilir. Aynı zamanda uluslararası andlaşmalar ve cumhurbaşkanı kararnameleri arasındaki bir zıtlıkta andlaşmalardaki kuralların uygulanacağını belirtir (TCK 5170, 2014). Bir diğer sebep ise Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile temel haklar ile ilgili kanunların düzenlenemeyecek olmasıdır. Anayasa’nın 104’üncü maddesinin Anayasada Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin temel haklar ile ilgili değil, yalnızca sosyal haklar ile ilgili çıkarılabilecek olduğu açıkça belirtilmiştir. İstanbul Sözleşmesinin korumaya çalıştığı haklar temel insan haklarıdır dolayısıyla bu konuda bir kararname çıkarılamaz. Buna ek olarak, Anayasanın 90. maddesinin sonuncu fıkrası, usulüne uygun yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklerle ilgili milletlerarası andlaşmaların kanun hükmünde olduğunu belirtir. Hatta, böyle bir uluslararası andlaşma hükmü ile kanun hükmü arasında çıkabilecek uyuşmazlıklarda uluslararası andlaşma hükümleri geçerli olacaktır. Buradaki usül kavramı, insan hakları ile ilgili uluslararası andlaşmanın TBMM tarafından yapılan oylama ile kabul edildikten sonra bu andlaşma bir iç hukuk haline gelir. TBMM tarafından iç hukuk haline gelmiş bir andlaşma Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılan bir kararname ile yürürlükten kaldırılamaz (Ejiltalk, 2021). Bu evrensel andlaşmadan çıkabilmek sadece yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılan bir kanunla mümkün olacaktır.

Bu sorunlar göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesi sadece hakların tehlikeye atılması değil, aynı zamanda hukuka aykırılık durumu da taşır.

5. Uluslararası Örgütlerin Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden Çekilmesine Tepkileri

20 Mart 2021 tarihinde yayınlanan Milli Gazetede duyurulan 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedildi (Resmi Gazete, 2021). Türkiye’nin bu kararı dünya çapında kadın hakları örgütlerini derin üzüntüye sokarken, Avrupa Birliği başta olmak üzere tepkiler gecikmedi. Başta Almanya ve Fransa olmak üzere Avrupa ülkeleri bu kararı “insan haklarında gerileme” olarak nitelendirirken; AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Başkanı Josep Borrell ve AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Türkiye’yi bu kararından dönmeye ve imzacı tarafları da sözleşmeyi onaylamaya davet etti (Euronews, 2021).

5.1. Birleşmiş Milletler’in (BM) Tepkisi

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, Türkiye’nin aldığı bu karardan dolayı şaşkın olduğunu belirterek İstanbul Sözleşmesinin önemine yönelik vurgu yaptı. Sözleşmenin kadınlara karşı şiddetle mücadelede önemli bir insan hakları sözleşmesi olduğunu belirten Bachelet Türkiye’ye çekilme kararını geri alma ve Türkiye’deki tüm kadınların güvenliğini garanti altına alma konusunda çağrıda bulundu (BBC, 2021).

Michelle Bachelet’in yanı sıra Birleşmiş Milletler’e bağlı çeşitli kuruluşlar da 20 Mart 2021 tarihli bu karara duydukları endişeyi yayınladıkları açıklamalarla dile getirdiler. İstanbul Sözleşmesi’nin kadına yönelik şiddete karşı ilk ve en geniş kapsamlı belge olduğunu vurgulayan örgütler bu kararın şimdiye kadar ortaya konulan ilerlemeyi baltalayacağını belirtti. Kadınlara ve kız çocuklarına karşı şiddetin dünyadaki en yaygın insanlık ihlallerinden olduğunu ve bu suçun Türkiye için özel bir endişe olduğunu söyleyerek 2012 yılında anlaşmayı imzalayan ilk ülke olan Türkiye’yi karardan geri dönmeye ve kadınların korunmasını geliştirmeye çağırdı (Kamiloğlu, 2021).

Türkiye’nin aldığı karar yönelik bir diğer tepki de Birleşmiş Milletler Türkiye Ülke Ekibi’nin yayınladığı açıklamada dile getirildi. Alınan karardan derin endişe duyduklarını dile getiren Ekip, Türkiye’deki kadın cinayetlerine tepki çekerken, bir yandan da COVID-19 salgının yarattığı sosyal izolasyon ve ekonomik belirsizliğin de kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti arttırdığını vurguladı (UN Turkey, 2021). Birleşmiş Milletler Türkiye Ekibi’nin yayınladığı açıklamaya göre, İstanbul Sözleşmesi’nin devletler tarafından onaylanması ve uygulanması kadına yönelik şiddet karşısında çok önemli bir güvenlik sağlamaktadır. Türkiye’nin bu anlaşmadan çekilmesinden duyulan endişe ise bu alanda güçlendirilmeye çalışılan politik ve kurumsal çerçevedeki ilerlemenin fesih sonrasında engellenebileceği ihtimalidir (UN Turkey, 2021).

5.1.1. Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nin Tepkisi

Birleşmiş Milletler Kadın Birimi de Birleşmiş Milletler Türkiye ve diğer örgütlerin yapmış olduğu gibi sözleşmesinin fesih kararından derin üzüntü ve endişe duyduklarını dile getirmiştir. Birleşmiş Milletler Kadınları olarak nesiller arası bir mücadeleyi sürdürmeye çalışan örgüt, İstanbul Sözleşmesi gibi önemli bir uluslararası sözleşmeden çekilmenin kadınlara ve kız çocuklarına şiddetin böylesine arttığı bir dönemde Türkiye’yi geri çekilmeyi yeniden gözden geçirmeye çağırmıştır (UN Women, 2021). Tıpkı Birleşmiş Milletlerin ortak açıklamasında olduğu gibi burada da COVID-19 salgının yarattığı güvensiz ortama dikkat çeken örgüt:

“BM Kadınları, COVID-19 salgını sırasında kadınlara ve kızlara karşı bildirilen şiddetin, karantinalar ve hayati destek hizmetlerinin aksamaları gibi önlemlerin bir sonucu olduğunu vurguladı ve bu durumun halihazırda var olan aşırı şiddet seviyelerinin üzerinde olduğu DSÖ’nün son raporunda yeniden teyit edildi.” (UN Women, 2021).

Şeklinde yaptığı açıklamada salgının, sistemin bu tür insani ihlallere tepki verme konusundaki boşluklarına değinerek, ülkelerin dayanışma ile birlikte dünyayı şiddet gibi bir “gölge salgın”dan kurtarması gerektiğine de dikkat çekmiştir (UN Women, 2021). BM Kadınları, Türkiye’ye kadınları ve kız çocuklarını korumaya ve desteklemeye yönelik çağrıda bulunmuş, “2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi”nin toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesine devam edilmesi gerektiğini ve bu konuda ileriye götürecek cesur adımlara ihtiyaç olduğunu belirterek açıklamayı sonlandırmıştır (UN Women, 2021).

5.1.2. Birleşmiş Millet İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin (BMİYK) Tepkisi

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği sözcüsü Liz Throssell’in 23 Mart 2021 yaptığı ve Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesine yönelik eleştirilerini açıkladığı konuşma tıpkı diğer örgütler gibi kadın haklarına yönelik duydukları endişeden bahsederek başlamıştır. Ülke çapında kadınların zor durumda olduğu bir dönemde sivil hakların daralması ve demokratik katılımın eksikliği göz önüne alındığında bu kararın yarattığı endişenin alanı genişlemektedir (OHCHR, 2021).

İHYK’nin yaptığı açıklamada toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve kadına yönelik şiddetin Türk toplumunda büyük bir sorun teşkil ettiği göz önüne bulundurulduğunda, kadın haklarını geliştirme için önemli bir mihenk taşı olan bu sözleşmenin parlamento oylaması olmadan ya da kadınlara, kadın derneklerine ve sivil toplum örgütlerine danışılmadan fesih edilmesinin yarattığı endişe dile getirilmiştir (OHCHR, 2021).

İstanbul Sözleşmesini imzalayan ilk ülke olarak Türkiye’nin sözleşmeden çekilmesinin kadına yönelik şiddetin arttığı böyle bir dönemde gerçekleşmesinin dünyaya yanlış bir sinyal gönderdiğini belirten Throssell, geri çekilmeyi tersine çevirmek için bu kararın sivil toplumda istişare edilmesi gerektiğini vurgulamıştır (OHCHR, 2021).

5.2. Avrupa Birliği (AB)

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi Avrupa Birliğinde de tepkilere yol açmıştır. Tepkilerin başlıca sebebi kadına şiddet ve aile içi şiddetin her geçen gün artması ve tolere edilemeyecek hale gelmesidir. “Avrupa Parlamentosu’na göre, AB’de her üç kadından biri (%33) 15 yaşından beri fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. Bir meslekte veya üst düzey yönetici pozisyonlarında çalışan kadınların %75’i cinsel tacize uğruyor. Her 10 kadından 1’i, cinsel tacize veya yeni teknolojilerle takip edilmeye maruz kalıyor” (Amerika’nın Sesi, 2021). Aynı zamanda Covid-19 salgının bir sonucu olarak da kadına şiddet her geçen gün artmaktadır (TTB, 2021).

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, sözleşmenin kadın hakları açısından önemini ve ilk bağlayıcı belge olmasının önemini belirterek Türkiye’nin sözleşmeden ayrılmasına duyduğu üzüntüyü belirtti. Özellikle Covid-19 salgını döneminde kadına yönelik şiddetin artması sebebi ile İstanbul Sözleşmesinin bu mücadeledeki yeri büyüktür çünkü sözleşme dünya genelinde kadını yasal koruma altına alan bir sözleşmedir. Sözleşmenin feshi hem Türk kadınları açısından hem de dünya açısından tehlikeli mesajlar barındırmaktadır. Borrell, bu konuda küresel çabanın artması gerektiğini vurgulayarak Türkiye’ye kararından geri dönmesi için çağrıda bulundu (DW, 2021). Borrell’in açıklamasından sonra Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Borrell’in paylaşımını destekledi. Leyen, kadına karşı şiddetin asla tolere edilemeyeceğini ve kadının dünya çapında korunması için İstanbul Sözleşmesi gibi güçlü bir yasal çerçevenin gerekli olduğunu söyledi. Aynı zamanda, İstanbul Sözleşmesi’ni desteklediğini belirterek tarafların bu sözleşmeyi imzalaması çağrısında bulundu (DW, 2021).

5.3. Avrupa Konseyi

Avrupa Birliği tepkilerinden sonra Avrupa Konseyi’nden gelen tepkiler de gecikmedi. Avrupa Konseyi’nin üye devletlerin iç hukukunda insan haklarının ve hukukun üstünlüğünün korunması misyonu göz önünde bulundurulduğunda, örgütün bu konudaki açıklamaları büyük önem taşımaktadır. Avrupa Konseyi’nin misyonları arasında;

  1. İnsan haklarının güçlendirilmesi: “Avrupa Konseyine katılan her ülke, insan haklarına ve demokratik uygulamalara uyumunu değerlendiren bağımsız izleme mekanizmalarına tâbî olmayı kabul eder.”
  2. Toplumsal cinsiyet eşitliği: “Bu alanda önemli bir adım olan İstanbul Sözleşmesi, kadınlarla erkekler arasında daha büyük bir eşitlik sağlanması için çaba sarf edilmedikçe bu tür şiddet eylemlerinin kökünün kazınamayacağı anlayışına dayalıdır” maddeleri yer almaktadır (COE, t.y).

İlk olarak, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesi ile ilgili Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric bir diğer açıklamasında, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesini Avrupa genelinde büyük bir gerileme olarak gördüğünü belirtti. Bu durum Türkiye’de ve Avrupa genelinde ve ötesinde kadınların korunmasını tehlikeye atan bir karardı (COE, 2021). Daha sonra Konsey toplu bir bildiri yayınladı. Bu bildiri, Avrupa Konseyi’nin dönem başkanlığını yürüten Heiko Maas, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Rik Daems ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejčinović Burić tarafından yapıldı. Bu açıklamada, sözleşmenin amacının kadına yönelik şiddeti sonlandırmak, mağdurları korumak ve failleri cezalandırmak olduğunu ve bu sebeple kadının temel haklarını koruması açısından önemli bir belge olduğunu belirttiler. Bu sözleşmeden ayrılmak Türk kadınının korunmasındaki önemli bir araçtan vazgeçmektir. Aynı zamanda, Türkiye’nin bu andlaşmayı 2012 yılında TBMM oybirliği ile imzaladığını ve Cumhurbaşkanının tekrar bir meclis kararına başvurmadan ülke genelinde fazlasıyla destek gören bu andlaşmadan çekilmesine karşı olan üzüntülerini belirttiler. Avrupa Konseyi Türkiye’ye kadın haklarını koruyan bu uluslararası sistemi zayıflatmamaları çağrısında bulundu (COE, 2021).

Bir diğer tepki, Avrupa Konseyi Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Leendert Verbeek’ten geldi. Avrupa Konseyi’nin diğer liderlerine katılan Verbeek, bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü ve endişeyi belirtti. Verbeek’e göre, İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddeti ve aile içi şiddeti engellemesi açısından Avrupa Konseyi için dönüm noktası ve yapı taşı olarak görülen uluslararası yasal çerçevedir. Özellikle Covid-19 salgınının bir sonucu olarak kadına yönelik şiddetin iyice artmasını belirterek bu sözleşmenin böyle bir zamanda çok önemli olduğunu belirtti. Verbeek, diğer açıklamalara katılarak, bu durumun kadın mücadelesini tehlikeye attığını ve bu mücadeledeki önemli bir araç olan sözleşmeden mahrum bıraktığını dolayısıyla dünyaya da yanlış bir mesaj verdiğini belirtti. Verbeek de Türkiye’yi bu kararını gözden geçirmeye davet ederek bu karardan dönme çağrısında bulundu (COE, 2021).

Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi’nin verdiği bildirilerde bu kararın büyük bir gerileme olarak görüldüğü görünüyor. Kadına şiddet ve aile içi şiddet hızla artmaya devam ederken böyle bir kararın yersiz olduğu da ortak bir fikir. İki örgüt de bu karara karşı duydukları endişeyi belirterek acilen geri adım atılması gerektiğini düşünüyor. 

5.4. OSCE

Courtney E. Austrian, ABD’nin Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Teşkilatı (OSCE) Misyonu işgüderi 25 Mart 2021 tarihinde Viyana Daimi Konseyi’ne Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmasıyla ilgili düşüncelerini iletmiştir. Konuşmasına Başkan Biden’in konuyla ilgili açıklamasına değinerek başlamıştır. Açıklamada, Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu sözleşmeden ani bir şekilde çekilmesinin büyük bir hayal kırıklığı yarattığına ve dünya çapında aile içi şiddet olaylarının arttığına değinilmiştir. Ülkelerin kadına şiddeti bitirme vaatlerini güçlendirmeleri ve yenilemeleri istenmiştir. Türkiye’nin bu hareketi cesaret kırıcı bir geri adım olarak nitelenmiştir (OSCE, 2021).

Bu konuşmadan 2 hafta önce OSCE’nin Dünya Kadınlar Günü’nü Daimi Konsey’de kutladığını Sn. Courtney E. Austrian konuşmasında bildirdi. Kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti kaldırma taahhütlerini ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin, kadınların güvenlik konularına katılımının önemini yeniden teyit ettiklerini bildirdi (OSCE, 2021).

Yine 25 Mart 2021 tarihinde Viyana Daimi Konseyinde Norveç Büyükelçisi Anne Kirsti Karlsen de bu konudaki düşüncelerini dile getirmiştir. Sözlerinde, “COVID-19 salgını sırasında kadınlara ve kızlara karşı bildirilen şiddetteki önemli artış, halihazırda var olan yüksek şiddet seviyelerinin üstüne geliyor. Dolayısıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek yanlış yönde atılmış bir adımdır” ifadelerine yer vermiştir. Şiddet olaylarıyla mücadele etmek için daha iş birliğine ihtiyaç olduğunu savunmuş, Kazakistan’ın sözleşmeyi imzalamaya olan ilgisini takdir etmiştir. Sözleşmenin temellerinin üye devletler arasındaki müzakerelerin ve olumlu politikaların sonucu olduğunu da dile getirmiştir Türkiye’nin yakın zamanda yapmış olduğu İnsan Hakları Eylem Planı’nın da bu sözleşmeye dayandığını eklemiştir (Norwegian Ministry of Forregin Affairs, 2021).

Sözlerinin başka bir bölümünde, Bu tür önyargıların, geleneklerin ve geleneklerin etkisinin anlaşılması, hükümetlerin sözleşmenin gerektirdiği şekilde “cinsiyetlendirilmiş bir şiddet anlayışını” benimsemelerini sağlar.” İfadelerini de eklemiştir. Türk toplumunda sözleşmeden çekilme kararından büyük pişmanlık duyan sesleri desteklediklerini söylemiş, tüm OSCE üyesi devletlerini İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanmasını sağlamaya, kadın ve çocukların haklarını ve güvenliklerini korumaya ve geliştirmeye çağırmıştır. “Kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddet kabul edilemez ve cezasızlığa tabi değildir. Tek başına ailenin çözmesi gereken özel bir mesele değildir, bu kamuya açık bir meseledir, herkes için güvenlik ve adalet sağlamak devletin sorumluluğundadır” demiş ve Norveç’in İstanbul Sözleşmesi’ni desteklemeye devam edeceğini bildirmiştir (Norwegian Ministry of Forregin Affairs, 2021).

5.5. ETUC

Avrupa İşçi Sendikaları Konfederasyonu (ETUC) İstanbul Sözleşmesi’nden Türkiye’nin çıkma kararını kınadı ve bu kararı Türkiye’deki kadın ve kız çocukları için yıkıcı bir sonuç olarak değerlendirdi. ETUC Türkiye’yi bu kararı yeniden gözden geçirmeye ve insan haklarını korumaya yönelik uluslararası sözlerini yeniden onaylamaya davet etti (ETUC, 2021).

ETUC, Sözleşmeyi henüz onaylamamış ülkeleri, yani Bulgaristan, Çekya, Macaristan, Litvanya, Letonya, Birleşik Krallık ve Slovakya, Sözleşmeyi derhal onaylamaya, kadınları ve kız çocuklarını korumak için gerekli önlemleri almaya davet ediyor. Polonya’nın da sözleşmeden çekilmesine itiraz ediyor (ETUC, 2021).

ETUC, Başkan Ursula von der Leyen’i, tüm üye AB devletlerinin katılımı için önlemleri hızlandırmaya ve AB’nin İstanbul Sözleşmesi’ne katılımını sonuçlandırmak için acil olarak çalışmaya çağırıyor. Tüm AB Komiserlerine, Avrupa Parlamentosuna ve tüm AB Üye Devletlerini, von der Leyen’in Komisyon’nun bu önceliği gerçekleştirmesine destek olmasını istiyor (ETUC, 2021).

ETUC, AB’yi Türkiye Hükümeti’ni İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını yeniden gözden geçirmeye teşvik etmek için mevcut tüm etkili önlemleri kullanmaya çağırmaktadır. ETUC, Kopenhag Kriterlerinin Avrupa Birliği’ne üyelik koşullarını belirlediğini ve demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, insan haklarına saygıyı ve azınlıklara saygı ve korumayı garanti eden istikrarlı kurumların varlığından bahsettiğini hatırlatır. Bazı ilerleme raporlarında Türkiye’ye “toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlaması, genel ahlak” gibi belirsiz kriterler kullanmaktan kaçınması, kadınları öncelikle ailenin veya toplumun bir üyesi olarak görmekten görmesi gerektiğini ve kadınların cinsel ve bireysel hakları olarak üreme hakları olduğunu hatırlatıyor (ETUC, 2021).

ETUC ayrıca Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini tüm insani ve demokratik haklara geniş bir saldırı olarak görüyor ve bu konuyu protesto eden sendikacılara, LGBT aktivistlerine, gazetecilere ve sesini duyuranlara uygulanan baskıyı ve şiddeti kınıyor. ETUC, Türkiye’deki kadın sendikacılarla dayanışmasını ifade etmek ve onların yanında olduğuna dair güvence vermek istiyor (ETUC, 2021).

5.6. Women Against Violence Europe (WAVE)

Women Against Violence Europe (WAVE), 1994 yılında kurulmuş, 2014 yılında yasal bir statüye erişmiş bir organizasyondur. WAVE’in temel amacı, kadınların ve çocukların haklarını güçlendirmek, onlara karşı yapılan şiddet olaylarını önlemektir (WAVE, t.y.). WAVE bu amaçlarına ulaşmak için seminerler, konferanslar düzenlemekte; kadına ve çocuğa şiddet konusunda araştırma yazıları, istatiksel veriler, anketler yayınlamakta; lokal yöneticiler, kolluk kuvvetleri, politikacılarla konuşarak lobi yapmakta; kadına ve çocuğa şiddet karşısında kampanyalar düzenlemektedir (WAVE, 2017, s. 2).

İstanbul Sözleşmesi WAVE için önemli bir yer tutar. İncelendiği zaman WAVE, İstanbul Sözleşmesinin imzalandığı yıldan bu yana ciddi bir şekilde bunu konu üzerine çalışmaktadır. İstanbul Sözleşmesini imzalatmak için politikacılara lobi yapmakta, İstanbul Sözleşmesini tanıtmak ve önemini kavratmak için konferanslar ve seminerler düzenlemekte, kampanyalar oluşturmaktadır. Günümüze yaklaştıkça bu çaba büyümüş ve artmıştır. İstanbul Sözleşmesi imzaya açıldığı yıl olan 2012’de büyük bir lobicilik faaliyetine başlamış, Strasbourg’da önemli bir konferans düzenlemiş ve 10000 imza toplayarak İstanbul Sözleşmesinin önemini belirtmişlerdir (WAVE, 2012, s. 15). Ertesi sene imzacı devletlerin, sözleşmeyi meclislerinden geçirmeleri için bir kampanya başlatmış ve lobiciliğe devam etmişlerdir. Bu kampanyalarında, imzacı devlet olup sözleşmeyi meclislerinden geçirmiş devletler, Türkiye ve Portekiz gibi, rol model gibi gösterilmiştir (WAVE, 2013, s. 14-15). 2014 yılında faaliyetlerini genişletmişler; Paris, Madrid, Ceneviz ve Ljubljana şehirlerinde konferanslar düzenlemişlerdir; diğer organizasyonlarla iş birliği kurup lobicilik faaliyetlerine devam etmişlerdir (WAVE, 2014, s. 21-25). İlerleyen yıllarda da sözleşmenin imzalanması, meclisten geçmesi, hukuksal reformlarını yapılması konusunda lobicilik faaliyetlerine devam etmişler; aynı zamanda sözleşmenin tanıtılması ve sözleşmenin getirdiği faydaları istatistiksel veriler olarak yayınlamışlardır. 2020 yılında pandemi dolayısıyla internet üzerinden faaliyetlerine devam etmişlerdir faaliyet göstermişleridir (WAVE, 2020, s. 28).

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesinin ardından WAVE bu kararı tepkiyle karşılamış ve bir duyuru yayınlamıştır. Bu duyuruda bu kararın büyük bir üzüntüyle karşılandığı belirtilmiş, bu kararın yeniden gözden geçirilmesi tavsiye edilmiştir (WAVE, 2021). Duyuruda pandemi dolayısıyla kadına şiddetin arttığını, kadınların ve onları istismar eden, şiddet uygulayan kişilerin bütün gün aynı evde kalmalarından dolayı şiddet vakalarını arttığını, bu durumda böyle bir adımın kadına şiddeti daha kötü yapacağını dile getirildi (WAVE, 2021). Sözleşmenin hukuksal yönünden de bahseden WAVE, bu sözleşmenin hukuki olarak kadına şiddet konusu ilk düzenleyen metin olduğunu, otoritelere bazı zorunluluklar getirerek standart oluşturduğunu belirtti (WAVE, 2021). Nahide Opuz davasından da bahseden WAVE, bir nevi Türkiye’nin bu süreçte nasıl ve neden bir öncü konumda olduğunu ve politik isteklerin insan haklarından önemli olmadığını belirtti (WAVE, 2021). Duyurunun sonunda yeniden bu konunun değerlendirilmesi ve İstanbul sözleşmesine tam katılımın olması gerektiği belirtildi (WAVE, 2021). Her ne kadar az bir insan ulaşmalarda sosyal medya üzerinden de bu duyuruyu ve üzüntülerin paylaştılar.

WAVE uzun süredir İstanbul Sözleşmesiyle ilgili lobicilik ve tanıtım faaliyeti yürütüyor. Özellikle meclislerinden bu sözleşmeyi geçirmemiş devletlerde faaliyetlerinin yüksek olduğu gözlemleniyor. Türkiye’nin bu kararından sonra WAVE nasıl bir aksiyon alacağını açıklamadı fakat WAVE’in Türkiye’deki faaliyetlerini arttıracağı öngörülebilir. Türkiye’nin yeniden İstanbul sözleşmesini kabul etmesi yönünde lobicilik faaliyetleri ve İstanbul Sözleşmesine karşı olanları ikna etmeye yönelik seminerler ve konferanslar düzenlenebilir. Türkiye bu durumda önemli bir konumda duruyor çünkü nasıl İstanbul sözleşmesine girmek açısından öncü bir ülkeyse İstanbul Sözleşmesinden çıkmak konusunda da öncü bir ülke olabilir, özellikle Macaristan ve Polonya için. Bu yüzden, WAVE’in Türkiye üzerindeki faaliyetlerini arttıracağı kuvvetle muhtemeldir.

5.7. European Women’s Lobby

European Women’s Lobby (EWL), 1990 senesinde Brüksel’de kurulmuş bir çatı örgüttür. 12 Avrupa Birliği üyesi ülke ve 17 Avrupa bazlı kadın örgütü tarafından kurulmuştur (European Women’s Lobby, t.y.). EWL’nin amacı kadına yönelik baskının, şiddetin ve adaletsizliğin sonlandırılıp kadınların eşit haklara ve ekonomik düzeye ulaşmasını sağlamaktır, bu yönde Avrupa içerisinde faaliyet gösterip kendi tanımlarıyla, ‘Avrupa’ya değişimi getirmeyi’ çalışmaktadırlar (European Women’s Lobby, 2015, s. 3). 

EWL, İstanbul Sözleşmesi için uğraşan bir kuruluştur. İstanbul Sözleşmesi imzaya açılmadan önce yayınladıkları bir haberde bu sözleşme için Avrupa Konseyi ile yakından çalışacaklarını, bütün ülkeler için ayrı ayrı haber yapacaklarının sözünü vermişlerdi (European Women’s Lobby, 2013). Aynı yıl İstanbul Sözleşmesini tanıtmak ve ne değiştiğini anlatmak ve aynı zamanda tecavüz mağduru kadınlara yardım için Avrupa Konseyi ile bir proje başlattılar: “Act against rape! Use the Istanbul Convention!”. Bu proje kapsamında, 16 gün boyunca 33 ülkede toplumsal etkinlikler düzenlendi (European Women’s Lobby, 2013). İlerleyen yıllarda da faaliyetlerini devam eden EWA özellikle konferans, seminer ve lobicilik ile İstanbul Sözleşmesini tanıtıp ülkelerin meclislerinden geçirmeye çabaladı. 

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesinden çekilmesine EWL’nin tepkisi büyük ve aniydi. Aynı zamanda bir çatı örgüt olduğu için diğer organizasyonların da tepkilerini çok iyi bir şekilde yayınladıklarını ve paylaştıklarını görebiliriz. İnternet siteleri ziyaret edildiğinde birçok organizasyonun tepkisi yer edinmiş. EWL’nin tepkisi ise net ve direkt eyleme yönelik bir tepkiydi. Türkiye’nin İstanbul sözleşmesinden çekildiğini açıkladığı gün, EWL Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Joseph Borell’e açık bir mektup yazmış ve bir şeyler yapması gerektiğini söylemiştir. Mektup üzüntülerini belirterek açılmış ve Erdoğan Hükümetinin erkek şiddetine karşı bir mesaj olan bu sözleşmeyi imzalama hareketinin 10 yıl sonra sarsıcı bir şekilde yok sayıldığını belirmiştir (Lefebvre vd., 2020). Mektubun devamında sözleşmenin hukuksal önemine vurgu yapılmış, Türkiye’nin kararanın kadın ve genç kızların haklarının ihlal edilmesinden, Avrupa ve Türkiye’de büyüyen kadın hakları hareketine vurulmuş büyük bir darbe olduğu belirtilmiş. Aynı zamanda bu kararın Avrupa hukukuyla da çeliştiğini Avrupa Temel Haklar Şartı’nın 2. ve 23. Maddelerine gönderme yaparak belirmiştir (Lefebvre vd., 2020). Mektubun sonunda ise bu kararın daha yürürlüğe girmediğini, Türkiye’nin hala bir şansının olduğunu ve Joseph Borell’i, göreve çağırarak Türkiye’yi bu kararından döndürmesi gerektiği, Avrupa Birliği’nin temel değerleri adına bunun yapılması gerektiği yazıyor belirmiştir (Lefebvre vd., 2020).

EWL’nin şu an için net bir aksiyon planı yok Türkiye’nin bu kararı karşısında. Fakat bunun EWL’nin aksiyon almakta geri kalacağı anlamına gelmez. Joseph Borell’e yazdıkları mektupta bir şeyler yapılması gerektiği konusunda kararlılıkları açıkça görülüyor. İlerleyen zamanlarda kapsamlı bir şekilde Türkiye’nin bu kararı karşısında lobicilik yapacakları kuvvetle muhtemeldir. EWL de Türkiye’nin bu kararının Avrupa’nın temel değerleri için bir tehdit ve aynı zamanda diğer isteksiz imzacı devletler için bir rol model oluşturabileceği fikrindelerdir. İlerleyen zamanlarda EWL’nin Türkiye faaliyetlerini arttırdığını görebiliriz.

Sonuç 

Türkiye’nin ilk imzacısı olduğu, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti azaltmayı hedefleyen İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış süreci, dış politikada uluslararası örgütler tarafından büyük tepki çekmiştir. Özellikle Covid-19 salgınının bir sonucu olarak kadına şiddetin ve aile içi şiddetin hızla artması sebebi ile İstanbul Sözleşmesi gibi kadını koruyan, uluslararası bir yasal çerçeve bir gereksinim haline gelmiştir. Sözleşmeden çekildikten sonra Türkiye’de aile içi şiddet olayları artmış ve bunun beraberinde protestolar da hız kazanmıştır. Uluslararası örgütler de bu protestoları desteklemişlerdir. 

Uluslararası örgütler tarafından desteklenen İstanbul Sözleşmesinden çekilme bu mücadelede cesaret kırıcı bir gerileme olarak nitelendirilmiştir. Örgütler, Cumhurbaşkanının bu kararını hem hukuka hem de insan haklarına aykırı bulmuşlardır. Halk tarafından yoğun bir şekilde desteklenen sözleşmenin feshini endişe uyandıran bir durum olarak görüp Türkiye’ye bu kararı durdurması için çağrıda bulunmuşlardır. Çekilme kararının kadın hakları üzerinde ne gibi sorunlar doğurabileceği ve karar yönelik herhangi bir hukuki müdahalenin olup olmayacağı önümüzdeki zamanların gündemini oluşturacaktır.

Bilgehan Katipoğlu

Ceyhun Tutar

İpek Su Durmaz

Tolga Tataroğlu

Uluslararası Örgütler Staj Programı

 

Kaynakça: 

Akyel, S. (2019). İstanbul Sözleşmesi’nin imza ve onay süreci. Milligazete. Erişim Adresi: https://www.milligazete.com.tr/makale/3410749/siyami-akyel/istanbul-sozlesmesinin-imza-ve-onay-sureci

Avrupa Konseyi. (2021). Council of Europe leaders react to Turkey’s announced withdrawal from the Istanbul Convention. COE INT. Erişim Adresi: https://www.coe.int/en/web/portal/-/council-of-europe-leaders-react-to-turkey-s-announced-withdrawal-from-the-istanbul-conventi-1

Avrupa Konseyi. (2021). Secretary General responds to Turkey‘s announced withdrawal from the Istanbul Convention. COE INT. Erişim Adresi: https://www.coe.int/en/web/portal/-/secretary-general-responds-to-turkey-s-announced-withdrawal-from-the-istanbul-convention

Euronews. (2021). Avrupa’dan Türkiye’ye İstanbul Sözleşmesi tepkisi: Kim ne dedi? (2021). Erişim Adresi: https://tr.euronews.com/2021/03/21/avrupa-dan-turkiye-ye-istanbul-sozlesmesi-tepkisi-kim-ne-dedi

Bakırcı, K. (2015). İstanbul Sözleşmesi. Ankara Barosu Dergisi, (4), 133-204.

Bekki, Y. B. (2020). Türkiye’de İstanbul Sözleşmesi’ne Yönelik Tepkilerin Netnografik Analizi (Yüksek Lisans Tezi). T.C. Kocaeli Üniversitesi, Kocaeli, Türkiye

DW. (2021). Borrell Türkiye’yi karardan dönmeye çağırdı. Erişim Adresi: https://www.dw.com/tr/borrell-türkiyeyi-karardan-dönmeye-çağırdı/a-56943599

Çali, B. (2021). Withdrawal from the Istanbul Convention by Turkey: A Testing Problem for the Council of Europe. EjilTalk. Erişim Adresi: https://www.ejiltalk.org/withdrawal-from-the-istanbul-convention-by-turkey-a-testing-problem-for-the-council-of-europe/

Demirkaya, N. (2020). Erdoğan: İstanbul Sözleşmesi’ni gözden geçirmemiz gerek. Gazete Duvar. Erişim Adresi: https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2020/02/19/erdogan-istanbul-sozlesmesini-gozden-gecirmemiz-gerek

DİSK Kadın Komisyonu – KESK Kadın Meclisi – TMMOB Kadın Çalışma Grubu – TTB Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Kolu. (2021). #Kadına Yönelik Şiddete Son.

Eskitaşçıoğlu, İ. (2021). Turkey’s Withdrawal from the Istanbul Convention: A Sudden Presidential Decision in the Dead of the Night and an Alarming Setback. Völkerrechtsblog. Erişim Adresi: https://voelkerrechtsblog.org/turkeys-withdrawal-from-the-istanbul-convention/

ETUC. (2021). ETUC statement in response to Turkey’s withdrawal from Istanbul Convention. Erişim Adresi: https://www.etuc.org/en/document/etuc-statement-response-turkeys-withdrawal-istanbul-convention

European Women’s Lobby. (2013). 25 November – 10 December 2013: Europe mobilises against rape and for the Istanbul Convention as a tool of change. Erişim Adresi: https://womenlobby.org/25-November-10-December-2013-Europe-mobilises-against-rape-and-for-the-Istanbul?lang=en

European Women’s Lobby. (2015). Together for a Feminist Europe: European Women’s Lobby Strategic Framework 2016-2020. Brüksel: Belçika.

European Women’s Lobby. (t.y.). 30 years of European Women’s Lobby. Erişim Adresi: https://womenlobby.org/25-years-of-European-Women-s-Lobby?lang=en

Gözler, K. (2001). Uluslararası Andlaşmaları Akdetme ve Onaylama Yetkisi: Bir Karşılaştırmalı Anayasa Hukuku İncelemesi. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 56(2).

BBC Türkçe. (2021). İstanbul Sözleşmesi: BM kararı ‘Geriye atılmış bir adım’ olarak tanımladı. Erişim Adresi: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-56500881

Odatv. (2021). İstanbul Sözleşmesi 2011 yılında bakın nasıl kabul edilmişti, hepiniz oradaydınız. Erişim Adresi: https://odatv4.com/istanbul-sozlesmesi-2011-yilinda-bakin-nasil-kabul-edilmisti-hepiniz-oradaydiniz-20032113.html

Evrensel Gazetesi. (2021). İstanbul Sözleşmesi nedir, kadına yönelik şiddetle mücadelede neden önemlidir? Erişim Adresi: https://www.evrensel.net/haber/428747/istanbul-sozlesmesi-nedir-kadina-yonelik-siddetle-mucadelede-neden-onemlidir

Sözcü Gazetesi. (2021). İstanbul Sözleşmesi nedir, maddelerinde neler var?. Erişim Adresi: https://www.sozcu.com.tr/2021/gundem/istanbul-sozlesmesi-nedir-maddelerinde-neler-var-6301832/

Jurasz, O. (2015). The Istanbul Convention: a new chapter in preventing and combating violence against women. Australian Law Journal, 89(9), 619–627.

Resmi Gazete. (2021). Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Türkiye Cumhuriyeti Bakımından Feshedilmesi Hakkında Karar. (Karar Sayısı: 3718). 

Kamiloğlu, C. (2021). BM’den Türkiye’ye İstanbul Sözleşmesi’ne ‘Geri Dön’ Çağrısı. Amerika’nın Sesi. Erişim Adresi: https://www.amerikaninsesi.com/a/bmden-turkiyeye-istanbul-s%C4%B1zlesmesine-geri-don-cagrisi/5822942.html

Gözler, K. Türk Anayasa Hukuku Sitesi. Erişim Adresi: www.anayasa.gen.tr

Lefebvre, G. Fernandes, A. Tekin, A. (2021). The EWL condemns the President of Turkey’s Decision to withdraw from the Istanbul Convention. European Women’s Lobby. Erişim Adresi: https://www.womenlobby.org/The-EWL-condemns-the-President-s-Executive-order-of-Turkey-to-withdraw-from-the?lang=en

OHCHR. (2021). Press briefing notes on Turkey. Erişim Adresi: https://www.ohchr.org/EN/NewsEvents/Pages/DisplayNews.aspx?NewsID=26934&LangID=E

UN Women. (2021). Statement by UN Women on Turkey’s withdrawal from the Istanbul Convention. Erişim Adresi: https://www.unwomen.org/en/news/stories/2021/3/statement-un-women-turkey-withdrawal-from-the-istanbul-convention

Norwegian Ministry of Foreign Affairs. (2021). Statement regarding Turkey’s witdrawal from Istanbul Convention. Erişim Adresi: https://www.norway.no/en/missions/osce/norway-and-the-osce/statements/norwegian-statements-2021/statement-regarding-turkeys-withdrawal-from-the-istanbul-convention/

Tekçe, S. T. (2019). Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve İstanbul Sözleşmesi’nde Kadına Karşı Şiddeti Önleme Mekanizmaları ve Türkiye (Yüksek Lisans Tezi). T.C. İstanbul Üniversitesi. İstanbul: Türkiye.

OSCE. (2021). On Turkey’s Withdrawal from Istanbul Convention. Erişim Adresi: https://osce.usmission.gov/on-turkeys-withdrawal-from-the-istanbul-convention/

United Nations Turkey. (2021). UN Joint Statement in response to Turkey’s withdrawal from Istanbul Convention. Erişim Adresi: https://turkey.un.org/en/122727-un-joint-statement-response-turkeys-withdrawal-istanbul-convention

Women Against Violance Europe. (2013). Annual Report 2012 Activities and Projects From 1st of January 2012 – 31st of December 2012. Viyana: Avusturya.

Women Against Violance Europe. (2014). Annual Report 2014 Activities and Projects From 1st of January 2013 – 31st of December 2013. Viyana: Avusturya.

Women Against Violance Europe. (2015). Annual Report 2014 Activities and Projects From 1st of January 2014 – 31st of December 2014. Viyana: Avusturya. 

Women Against Violance Europe. (2017). WAVE (Women Against Violence Europe) Network – Statutes. Viyana: Avusturya.

Women Against Violance Europe. (2021). Annual Activity Report 2020 Activities and projects from 1 January to 31 December 2020. Viyana: Avusturya. 

Women Against Violance Europe. (2021). Women Against Violance Europe’s Statement. Viyana: Avusturya. 

Women Against Violance Europe. (t.y.). WAVE Network. Erişim Adresi: https://www.wave-network.org/wave-network/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here