Çeviri: Despotun Zayıflığı

‘Stalin’ Uzmanından; Putin, Rusya ve Batı

Bu yazı, David Remnick’in ‘The New Yorker” için kaleme aldığı ‘The Weakness of the Despot” başlıklı yazısından çevrilmiştir. Yazının aslını aşağıdaki bağlantıdan bulabilirsiniz.

The Weakness of the Despot 

 

Stephen Kotkin, Rus tarihinin en kapsamlı ve harika bilim insanlarından biridir. Kotkin’in başyapıtı ise Josef Stalin’in biyografisidir. Bu başyapıt, şimdiye kadar iki cilt şeklinde yayımlanmıştır. Bunlar: Plutzer ödül finalisti olan Paradoxes of Power, 1878-1928 (Güç Paradokları,1878-1928) ve  Waiting for Hitler, 1979-1941 (Hitler’i Beklerken, 1979,1941)”. Üçüncü cilt, hikayeyi II. Dünya Savaşı sırasını ele almaktadır; 1953’te Stalin’in ölümü ve Sovyet deneyiminin geri kalanını şekillendiren totaliter mirası. Moskova ve ötesinde uzun süredir yasak olan arşivlerden yararlanan Kotkin, Isaac Deutscher, Robers Conquest, Robert C. Tucker ve diğerlerinin yazdığı Stalin biyografilerini geride bırakan bir Stalin biyografisi yazdı. 

Kotkin, akademik çevrelerde seçkin bir üne sahiptir. Princeton Üniversitesi’nde tarih profesörü ve Stanford Üniversitesi’ndeki Hoover Enstitüsü’nde kıdemli bir araştırmacıdır. Kotkin, çağdaş Rusya’nın çeşitli alanlarındaki sayısız kaynağa sahiptir: hükümet, iş dünyası, kültür… Hem ilkeli hem de pragmatik, ayrıca tanıdığım herhangi bir muhabir veya analistten çevresi daha geniştir. Yıllar önce Moskova’da tanıştığımızdan beri -Kotkin, Stalinist sanayi şehri Magnitogorsk hakkında araştırma yapıyordu- Putin rejiminin yapısından Rus tarihindeki köklerine kadar her konuda yaptığı rehberliği paha biçilmez buldum. 

Bu haftanın başlarında Kotkin ile görüşerek Putin, Ukrayna’nın işgali, Amerika ve Avrupa’nın tepkisi ve Moskova’da bir saray darbesi olasılığı da dahil olmak üzere bundan sonra ne olacağı hakkında konuştum. 

George Kenann’ın dediği gibi, hem geçmişte hem de günümüzde olanların nedeninin NATO’nun doğuya genişlemesindeki stratejik hatası olduğunu söyleyenler var. Realist kuramın temsilcisi John Mearsheimer da şu zamanlar da tanıdık olduğumuz şeylerin suçlusunun Amerika Birleşik Devletleri olması gerektiğine ısrar etmektedir. Bu argümanın analiziyle yazımıza başlayacağımızı düşünüyorum.

George Kennan’a saygım sonsuz, John Mearsheimer da alanın duayenidir. Ama saygılı bir şekilde onlara katılmıyorum. Argümanlarındaki sorun şu ki, NATO genişlememiş olsaydı Rusya’ya bugünküyle aynı ya da yüksek olasılıkla ona yakın konumda olmayacaktı. Bugün Rusya’da sahip olduğumuz şey sürpriz değil. Bu, tarihsel bir durumdan bir çeşit sapma değil. NATO’nun varlığından çok önce –on dokuzuncu yüzyılda- Rusya şöyle görünmekteydi: Bir otokratı vardı, baskı vardı, militarizm vardı, yabancılardan ve Batı’dan şüphe vardı. Bu, ‘bildiğimiz’ Rusya ya da doksanlardan gelen bir Rusya değil. Batı’nın eylemlerinin bir sonucu da değil. Rusya’da bugün bulunduğumuz durumu açıklayan iç süreçler var. Hatta daha ileri gideceğim. NATO genişlemesinin, bugün tekrardan gördüğümüz Rusya’daki bu tarihi modelle başa çıkmak için bizi daha iyi bir yere koyduğunu söyleyebilirim. Polonya veya Baltık ülkeleri NATO’da olmasaydı şimdi nerede olurduk? Ukrayna ile aynı dünyada, aynı belirsizlikte olacaklardı. Aslında Polonya’nın NATO üyeliği, NATO’nun omurgasını sertleştirmiştir. Diğer bazı NATO ülkelerinin aksine Polonya, Rusya ile birçok kez karşı karşıya gelmiştir. Aslında Rusya’nın Polonya’da iki kez dişlerini kırdığını iddia edebilirsiniz: İlki on dokuzuncu yüzyılda, yirminci yüzyıla kadar ve yine Sovyetler Birliği’nin sonunda beraberlik ile. Bu yüzden George Kennan inanılmaz derecede önemli bir bilim insanı ve uygulayıcıydı –şimdiye kadar yaşamış en büyük Rusya uzmanı– ama Batı’yı suçlamanın bulunduğumuz yer için doğru bir analiz olduğunu düşünmüyorum. 

Rusya’nın iç dinamiklerinden bahsetmişken, altı yıl önce Foreign Affairs için yazılan bir makaleyi akla getiriyor (https://www.foreignaffairs.com/articles/ukraine/2016-04-18/russias-perpetual-geopolitics): “Yarım bin yıl boyunca Rus dış politikası, ülkenin kapasitesini aşan yükselen hırslarla karakterize edildi. On altıncı yüzyılda Korkunç İvan’ın saltanatı ile başlayarak, Rusya yüzlerce yıl boyunca ortalama elli mil kare hızla genişlemeyi başardı ve sonunda dünyanın kara kütlesinin altıda birini kaplamış oldu”. Rusya’nın yükselişinin üç “kısa süren anını” tarif edersek: Önce Büyük Peter’in saltanatı, sonra I. İskender’in Napolyon’a karşı kazandığı zafer ve daha sonra tabii ki Stalin’in Hitler’e karşı kazandığı zafer deriz. Ve sonra, “Bu yüksek oranda görünen işaretler bir yana, fakat Rusya neredeyse her zaman nispeten zayıf bir güç olmuştur.” diyoruz. Merak ediyorum, bunu biraz daha genişletebilir ve Rusya’nın iç dinamiklerinin Putin’in yönetimindeki şu zamana nasıl yol açtığından bahsedebilir misiniz? 

Biz Irak ile ilgili bu tartışmayı yapmıştık. Irak, Saddam yüzünden mi böyleydi yoksa Saddam mı Irak yüzünden böyleydi? Diğer bir deyişle, inkar edilemez bir ‘kişi’ var ancak kişiliği şekillendiren yapısal faktörler de var. ‘Stalin’ adlı kitabımda öne sürdüğüm argümanlardan biri, o koşullarda ve o zaman diliminde diktatör olmanın dünyadaki Rus gücünden sorumlu olmak, Stalin’i Stalin yaptı, tam tersini değil. 

 Rusya dikkate değer bir medeniyettir; sanatta, müzikte, edebiyatta, dansta, filmde. Her alanda derin, dikkate değer bir yer –tamamı bir uygarlık, bir ülkeden daha fazlası. Aynı zamanda Rusya, dünyada “özel bir yeri” özel bir misyonu olduğundan bahseder. Doğulu Ortodoks, Batılı değil. Ve büyük bir güç olarak öne çıkmak istemekte. Rusya’nın sorunu her zaman bu benlik ya da kimlik duygusu değil, yeteneklerinin hiçbir zaman amaçlarıyla uyuşmaması olmuştur. Bu özlemlerini yerine getirmek için her zaman bir mücadele içinde, ancak sorun şu ki Batı her zaman daha güçlü durumdadır. 

Rusya büyük bir güç, ancak az önce saydığınız tarihteki birkaç an dışında büyük güç değildir. Batı’ya ayak uydurmaya veya en azından Rusya ile Batı arasındaki farkı yönetmeye çalışırken, baskıya başvurmaktadırlar. Rusya, Askeri ve ekonomik olarak Batı ile rekabet edebilmek için ülkeyi ileriye ve geçmişe doğru yenmeye çalışmak için çok ağır devlet merkezli bir yaklaşım kullanıyor. Bu bir süre işe yarar ama çok yüzeysel bir şekilde. Rusya’nın ekonomik büyüme hamlesi ve ordusu olabilir, ancak sonra nihayetinde duvara tosluyor. Ardından, sorunun daha da kötüleştiği uzun bir durgunluk dönemi oluyor. Sorunu çözme girişimi, durumu daha da kötüleştirir ve Batı ile arasındaki uçurum genişler. Batı, teknolojiye, ekonomik büyümeye ve daha güçlü bir orduya sahiptir. 

Rus tarihindeki bu dinamiğin en kötü yanı, Rus devletinin kişisel bir hükümdarla birleştirilmesidir. İstedikleri güçlü devleti elde etmek, Batı ile körfezi yönetmek ve Rusya’yı en üst düzeye çıkarmak ve zorlamak yerine, kişisel bir rejim elde ediyorlar. Onlar, genellikle bir despotizme dönüşen bir diktatörlük elde ederler. Bir süredir bu çıkmazın içindeler çünkü o istisnailik duygusundan, en büyük güç olma özleminden vazgeçemiyorlar ama gerçek durumda bununla boy ölçüşemiyorlar. Avrasya bölgesi, Anglo-Amerikan güç modelinden çok daha zayıftır. İran, Rusya ve Çin birbirine çok benzer modellerle Batı’yı yakalamaya, Batı’yı ve bu güç farklılığıyla yönetmeye çalışıyorlar. 

Putinizm nedir? Stalinizm ile aynı şey değil. Xi Jinping’in Çin’i veya İran’daki rejimle kesinlikle aynı şey değil. Özel nitelikleri nelerdir ve neden bu özel nitelikler, bırakın vahşi olmak şöyle dursun, son derece aptalca görünen Ukrayna’yı işgal etmek istemesine neden olsun? 

Evet, savaş genellikle bir yanlış hesaplamadır. Gerçekleşmeyen varsayımlara, doğru olduğuna inandığınız veya doğru olmasını istediğiniz şeylere dayanır. Elbette bu, Stalin’in ya da çarınkiyle aynı rejim değildir. Devasa bir değişiklik oldu: kentleşme, daha yüksek eğitim seviyeleri… Dış dünya değişmiş durumda. Ve işte şok! Şok şu ki, çok şey değişti ve yine de bu kalıptan onların hala kaçamayacaklarını görüyoruz. 

İktidarda şimdi kararları tamamen kendi başına alan bir otokratınız var. Başkalarından tavsiye alıyor mu? Belki. İçinin nasıl göründüğünü bilmiyoruz. Dikkat ediyor mu? Bilmiyoruz. Ona duymak istemediği bilgileri mi veriyorlar? Bu pek olası görünmüyor. Herkesten daha iyi bildiğini mi sanıyor? Bu çok olası görünüyor. Kendi propagandasına mı yoksa kendi komplocu dünya görüşüne mi inanıyor? Bu da olası görünüyor. Bunlar tahminler. Çok az insan, içerideki Ruslar ya da yabancılar Putin’le konuşuyor. 

Ve bu yüzden bilginin tamamını elde etmediğini düşünüyoruz ancak bilmiyoruz. Putin duymak istediğini ele alıyor. Putin, her durumda da daha üstün ve daha akıllı olduğuna inanıyor. Bu despotizmin sorunudur. Bu yüzden despotizm, hatta sadece otoriterlik, hem güçlü hem de kırılgan bir yapıdadır. Despotizmi kendi altını oyan koşullar yaratır. Dalkavukların sayısı artar. Düzeltici mekanizmalar azalır. Ve hatalar çok daha önemli hale gelir. 

Görünüşe göre Putin, Ukrayna’nın gerçek bir ülke olmadığına, Ruslarla tek bir halk olduklarına inanıyordu. Ukrayna hükümetinin bir çocuk oyuncağı olduğuna inanıyordu.   Putin, kendi ordusu hakkında kendine söylenenlere veya inanmak istediklerine, askeri bir işgali değil, yıldırım hareketini örgütleyebileceği noktaya doğru modernize edildiğinde, Kiev’i birkaç gün içinde alıp kukla bir hükümet kurmaya ya da mevcut hükümeti ve Cumhurbaşkanını bazı evrakları imzalamaya zorlayacağını düşünüyordu. 

Ancak Ağustos 1968’deki Prag Baharı’nı düşünün. Leonid Brejnev, Alexander Dubček’in komünist reform hareketi olan “insan yüzlü sosyalizmi” durdurmak için Varşova Paktı’nın tanklarını gönderdi. Brejnev, Dubček’e durmadan “Dur” dedi. Bunu yapma! Komünizmi mahvediyorsun. Ve eğer durmazsanız, biz geleceğiz. Ve sonra Brejnev içeri girdi ve Dubček ve Çekoslovakya’nın diğer liderlerini Moskova’ya geri götürdüler. Onların kurmaları gereken bir kukla rejimleri yok. Kremlin’de Brejnev, tankları gönderip onu yakaladıktan sonra Dubček’e şimdi ne yapmaları gerektiğini soruyor. Gülünç görünüyordu ve çok komikti. Ama elbette yanlış hesaplamalara ve yanlış anlamalara dayanıyordu. Ve böylece Dubček’i Çekoslavakya’ya gönderdiler ve tanklar Prag Baharı’nı baskıya almaya geldikten sonra  iktidarda kaldı ( Nisan 1969’a kadar). 

Bir başka örnek de 1979’da Afganistan’da yaşananlardır. Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal etmedi. Afganistan’da bir darbe yaparak başkent Kabil’e özel kuvvetler gönderdi. Afgan liderliğini öldürdü ve Çekoslovakya’da sürgünde saklanan kukla olan Babrak Karmal’ı ülkeye yerleştirdi. Bu tam bir başarıydı çünkü Sovyet özel kuvvetleri gerçekten çok iyiydi. Ama tabii ki, yeni rejim için Afganistan’da biraz güvenliğe ihtiyaçları olabileceğine karar verdiler. Böylece güvenliği sağlamak için ordu alaylarının her türlüsünü gönderdiler ve bir isyanla ve kaybettikleri on yıllık bir savaşla sonuçlandı. 

Ukrayna’nın, Afganistan’ın başarılı bir versiyonu olabileceği varsayımını düşündük ve öyle olmadı. Ukrayna halkının cesur olduğu ortaya çıktı; vatanları için direnmeye ve ölmeye hazırlardı. Açıkçası Putin bu duruma inanmıyordu. Ancak savaştan önce yüzde yirmi beş kitleye sahip olan ”televizyon Başkanı” Zelensky’nin – ki bunda tamamen haklıydı, çünkü yönetemedi – şimdi yüzde doksan bir onay derecesine sahip olduğu ortaya çıktı.  Ayrıca da gözü pek, cesaretli olduğu ortaya çıktı. Bir ülkeyi, bir TV prodüksiyon şirketinin yönetmesi iyi bir fikir değildir ancak savaş zamanında hedeflerinden biri bilgi savaşı olduğunda bunu uygulamaya koymak harika bir şeydir. 

Putin için en büyük sürpriz elbette Batı oldu. Batı’nın nasıl çöktüğü, Batı’nın nasıl bittiği, Batı’nın nasıl gerilediği, çok kutuplu bir dünyanın nasıl olduğu ve Çin’in yükselişi vb. hakkındaki tüm saçmalıklar: bunların hepsinin akıl dışı olduğu ortaya çıktı. Ukrayna halkının cesareti ve Ukrayna hükümetinin ve başkanları Zelensky’nin cesareti ve zekası, Batı’nın kim olduğunu hatırlamaya teşvik etti. Ve bu Putin’i şok etti! Yanlış hesap budur.

“Batı”yı nasıl tanımlarsınız?

Batı, bir dizi kurum ve değerdir; coğrafi bir yer değildir. Rusya, Avrupalı ama Batılı değildir. Japonya, Batılı ama Avrupalı değildir. “Batı”, hukukun üstünlüğü, demokrasi, özel mülkiyet, açık pazarlar, birey haklarına saygı, çeşitlilik, fikir çoğulculuğu ve bazen doğal olarak kabul ettiğimiz diğer tüm özgürlükler anlamına gelir. Bazen nereden geldiklerini unutuyoruz ama Batı budur. Benim anlayışıma göre, Avrupa Birliği ve NATO’nun genişlemesi yoluyla doksanlarda genişleyen Batı, şimdi yeniden canlandı ve ne Putin’in ne de Xi Jinping’in beklemediği bir şekilde Vladimir Putin’in karşısına çıktı. 

Eğer gerilediğinden ve Afganistan’dan kaçtığından Batı’nın düşüşte olduğunu varsayarsanız; Ukrayna halkının gerçek olmadığını, bir ulus olmadığını varsayarsanız; Zelensky’nin sadece bir TV oyuncusu, komedyen, Doğu Ukrayna’dan Rusça konuşan bir Yahudi olduğunu varsaydıysanız ki eğer bunların hepsini varsaydıysanız o zaman belki de Kiev’i iki veya dört gün içinde alabileceğinizi düşündünüz. Ama bu varsayımlar yanlıştı.

Hadi Rus rejiminin doğasını tartışalım. Putin yirmi üç yıl önce yönetime geldi ve Yeltsin yıllarından oligark denen kişiler vardı, sekiz ya da dokuz kişi. Putin onlara isyan eylemini okuyarak, “Varlığınızı koruyabilirsiniz, ancak siyasetten uzak durun” dedi. Mihail Hodorkovski gibi siyasete burnunu sokanlar cezalandırıldı, hapse gönderildi. Diğerleri, ülkeyi mümkün olduğunca servetleriyle terk etti. Ama yine de oligarklar hakkında konuşuyoruz. Rejimin ve ona sadık insanların doğası nedir? Kim önemli?

Bu bir asker-polis diktatörlüğüdür. Bunlar iktidarda olan insanlardır. Ayrıca, makroekonomiyi yöneten parlak bir insan zümresine sahiptir. Merkez bankası, maliye bakanlığı, hepsi en yüksek profesyonel düzeyde yönetiliyor. Rusya’nın bu makroekonomik kaleye, bu döviz rezervlerine, “yağmurlu gün” fonuna sahip olmasının nedeni budur. Makul bir enflasyonu, çok dengeli bir bütçesi, çok düşük devlet borcu var – Gayrisafi yurtiçi hasılasının yüzde yirmisi, herhangi bir büyük ekonominin en düşüğü. Rusya en iyi makroekonomik yönetime sahipti. 

Dolayısıyla mali, askeri durumunuzu yöneten bir makroekonomik ekiple sorumlu bir asker-polis diktatörlüğünüz var. Bu insanlar kimin üstün geleceği konusunda dalga geçiyor. Makroekonomik istikrar için, ekonomik büyüme için Batı ile iyi ilişkilere ihtiyacınız var. Ama rejimin askeri güvenlik tarafında ki bu baskın kısım, Batı sizin düşmanınız, Batı sizi baltalamaya, rejiminizi bir tür renkli devrimle devirmeye çalışıyor. Olan şu ki, bu gruplar arasındaki denge daha çok askeri güvenlikçilerin lehine değişti – buna rejimin haydut kısmı diyelim. Ve elbette, Putin’in kendisi de buradan geliyor.

Oligarklar Putin döneminde asla iktidarda olmadılar. Putin onların kanatlarını kesti. Oligarklar, Putin için çalıştılar. Onun için çalışmazlarsa paralarını kaybedebilirlerdi. Putin onların sandalyelerini yeniden düzenledi. Onlara parayı verdi. Böylece kendi oligarklarının, onunla birlikte büyüyen, onunla judo yapan, onunla birlikte yazı geçiren insanlar tarafından el konmasına izin verdi. Rusya Devlet Güvenlik Komitesi’nde bulunanlar zamanında Putin’le Leningrad’da ya da Sovyet sonrası St. Petersburg’daydı –– bu insanlar oligark oldular ve yüksek bir hayatı yaşamak için mülkü kamulaştırdılar. Erken Yeltsin dönemi oligarklarından bazıları ya mülksüzleştirildi, kaçtı ya da zorla sürüldü. Putin, özel mülkiyetin bir kez daha hükümdara bağımlı olduğu bir rejim kurdu. Bunu herkes biliyordu. Bilmiyorlarsa, dersi zor yoldan öğrendiler.

Ne yazık ki bu, rejimin her yerindeki insanları, diğer insanların işlerini ve mülklerini çalmaya başlamaya teşvik etti. Herkes için her şey ücretsize döndü. Putin ve yandaşları için yeterince iyiyse bu, Podunk eyaletinin valisi olarak benim için de yeterli. Rejim gitgide daha yozlaşmış, gitgide daha az karmaşık, daha az güvenilir, daha az popüler hale geldi. Rejimin içini boşalttı. Diktatörlüklerde bu böyle olur.

Fakat bana öyle geliyor ki böyle insanlar ve böyle bir rejim, her şeyden önce zenginliği, yüksek yaşamı ve gücü önemserdi. Ukrayna’yı neden umursasınlar ki?

Bunu yaptıkları belli değil. En fazla altı kişi konuşuyoruz ve kesinlikle bir kişi karar alıcı. Bu otoriter rejimlerdeki bir şey: Her şeyde kötü olmak. Kendi insanlarını beslemiyor, kendi insanları için güvenlik sağlamıyorlar. Onları eğitmiyorlar. Ama hayatta kalabilmek için bir şey yapmaları gerekiyor. Eğer siyasal alternatiflerini inkar ederse, her ne kadar beceriksiz ve yozlaşmış olmaları fark etmeksizin eğer tüm rakiplerini sürgün edip ya da hapse attırırsa hayatta kalabilirler.

Ama yine de, Çin ne kadar yozlaşmış olsa da on milyonlarca insanı aşırı yoksulluktan kurtardı. Eğitim seviyesi yükseldi. Çinli liderler bu başarılarıyla övünüyorlar.

Bunu kim yaptı? Çin rejimi mi bunu yaptı? Yoksa Çin toplumu mu? Çinli komünistlerin o toplumdaki milyonlarca insanın adeta mülksüzleştirmesine ağır emeğini, girişimciliğini ve dinamizmini gasp etmesini görmezden gelmeyelim. Biliyorsunuz, Rusya örneğinde Navalny tutuklandı.

Alexey Navalny, Putin’in en güçlü siyasi rakibi, F.S.B (Rusya Federal Güvenlik Servisi) tarafından zehirlendi ve şimdi hapiste.

Evet. Ukrayna’nın işgalinin hız kazandığı günlerde hapse atıldı. Geçmişe bakıldığında, örneğin Ahmet Şah Mesud’un İkiz Kuleler saldırısından hemen önce (El-Kaide tarafından) havaya uçurulması gibi işgale bir hazırlıktı.

Siyasal alternatiflerinizi reddetme hakkınız var, herhangi bir muhalefeti bastırabilir, tutuklayabilir, sürebilir ve daha sonrasında bir elit olarak ama ekonomik büyümeyle değil hırsızlık ile gelişebilirsiniz. Ve Rusya’da varlık doğrudan yerin altından geliyor. Otoriter rejimlerin sorunu ekonomik büyüme değil. Sorun,  elitleri himaye etme parasının nasıl ödeneceği, özellikle güvenlik servislerinde ve yüksek seviye subay kadrolarındaki elitlerin rejime nasıl sadık kalacağını sağlamak. Eğer yeraltındaki para, yeraltından hidro-karbon, elmas veya diğer mineraller  gibi fışkırıyorsa, zalimler de baskı yapmakta kendini özgür hissedebilir. Zalimler, size ihtiyacımız yok diyebilir. Sizin verginize ihtiyacımız yok. Sizin oyunuza ihtiyacımız yok. Sizinle ilgili olan hiçbir şeye, çünkü bizim petrolümüz, doğal gazımız, palladium ve titanyumunuz var. Sıfır ekonomik büyümeye rağmen hala çok lüks içinde yaşayabilirler. Otoriter bir rejimde biz sizin ekonomik büyümenizi yüksek yaşam standartlarınızı alacağız ve biz de bunun karşılığında özgürlüğümüzden vazgeçeceğiz şeklinde onay verdiği bir sosyal antlaşma yoktur. Hatta antlaşma yoktur. Rejim ekonomik büyüme vadetmez, ve “verdiğimiz sözü tutmadık” demez. Özgürlük karşılığında ekonomik büyüme sözü verdik, bu nedenle şimdi sözleşmeye uymadığımız için çekiliyoruz.

Putin gibi birinin otoriter bir rejimde ‘popüler’liğini ne açıklar?

Çünkü anlatacak hikayeleri var. Ve sizin de bildiğiniz üzere hikayeler gizli polislerden daha güçlüdür. Evet, gizli ve normal polisleri var, evet savaşı protesto edenleri hücre hapsine gönderecek kadar çok ciddi ve korkunç insanlar. Bu hafife alınmayacak kadar ciddi bir rejim. Ama hikayeleri var. Rusların büyüklüğüne, Rusların bu büyüklüğüne karşı Rusya’yı alaşağı etmek isteyen iç ve dış düşmanlar hakkında hikayeler. Ve bunlar Yahudiler, George Soros, IMF veya NATO olabilir. Bir kitaplık rafından çekip çıkarabileceğiniz bir kitap gibi her türden düşman.

Sansürün bilgi üzerinde baskı olduğunu düşünürüz ama sansür aynı zamanda bu tip hikayelerin insanlar arasında yayılmasını sağlayan aktif bir tanıtım yoludur. Büyük güçlü olma arzusu, dünyada özel bir görev taşıma arzusu, dış güçler tarafından onları alt etmeye ve devirmeye çalışıldığına dair hikayeler Rusya’da işe yarıyor. Biliyorsunuz ki bunu kabul etmeyen daha iyisini bilen birçok Rus var. Ama Putin versiyonu çok güçlü ve her türlü değişimi kendileri için bir fırsata çeviriyor.

Batı, bariz sebeplerden ötürü Rusya ile savaşa girmemeye ve uçuşa yasak bölge oluşturmamaya karar verdi. Ekonomik yaptırımların, birkaç hafta öncesinde düşünüldüğüne göre daha kapsamlı ve güçlü olduğu kanıtlandı. Ama öyle görünüyor ki yaptırımların doğrudan hedeflediği kişiler bunu pek önemsemeyecek.

Yaptırımlar, sıcak savaşa girmek istemediğiniz durumlarda bir silahtır çünkü nükleer tehlikeyle karşı karşıyasınız. Ortadoğu’da nükleer silahları olmayan ülkeleri bombalamak bir şeydir; bir diğer şey ise nükleer çağda Rusya ve Çin’i bombalamayı düşünmektir. Ekonomik yaptırımların, en güçlü olanları dahil, ulaşmak istenilen şey için bir araç olması anlaşılır bir şeydir.

Biz de ayrıca, Ukraynalıları tepeden tırnağa silahlandırıyoruz. Ve siber alanda konuşanların bir şey bilmediği için bilmediğimiz ve bilenlerin de konuşmadığı bizim bilmediğimiz harika şeyler oluyor. Ukraynalıların cesareti, NATO’nun, tabi ki, Washington liderliğinde karşılığı ve lojistik desteği ile yeterince çok çatışma var.

Yaptırımların nasıl işleyeceğini hala bilmiyoruz. Yaptırımlar genellikle sivil halkı büyük bir acı içinde ezer. Rejimler içeriden çaldıklarından ötürü genelde yaptırımlardan kurtulabilirler. Eğer birinin Londra, Frankfurt veya New York’taki banka hesabına el koyarsanız bile, Rusya’dan gelen ana kaynağa ulaşmaya bir yol maalesef ki var. Putin’in yurtdışında yaptırım uygulayabileceğimiz veya el koyabileceğimiz bir parası yok. Putin’in parası tüm Rus ekonomisi. Ve bazı Avrupa ülkelerinde savunmasız olarak kalacağı ayrı banka hesaplarına ihtiyacı yok.

En büyük ve en önemli yaptırım ise her zaman teknoloji transferidir. Yüksek teknolojiden onları mahrum etme meselesidir. Eğer zaman içerisinde, Ticaret departmanı vasıtasıyla, dünyada her alanı etkileyen önemli teknoloji ürünleri olan Amerikan yazılımlarını, ekipmanlarını ve ürünlerini reddedip bunu hedef alarak uygulanan bir mekanizma geliştirirseniz rejiminize zarar vererek bir teknoloji çölü yaratırsınız.

Bu arada Rus ordularının 1999-2000’de Grozny’de ve Halep’te ne yaptıklarını gördük. Rusya için eğer netlik işlemiyorsa, şehirleri yok ediyorlar. Bu da şimdi Harkiv’de ve Ukrayna’nın diğer yerlerinde gördüğümüz şey. Ve görünürde daha yeni başladı.

Rusya’nın daha henüz kullanmadığı silahları var ama burada birkaç etken bulunuyor. İlk olarak Ukrayna bu savaşı sadece Twitter’da da kazanıyor, savaş alanında değil. Bu savaşı kazanmıyorlar: Rusya güneye son derece önemli olan Karadeniz kıyıları ve limanları yönünde çok iyi bir şekilde ilerliyor. Eğer güney ve doğu yönündeki ilerleyişler birleşirse ana Ukrayna ordusunu çembere alıp ayırabilecekler. Rusya’nın Kiev’i almak için yapılan yıldırım harekatı başarısız oldu. Bunun haricinde savaş onlar adına iyi gidiyor. Sadece birkaç hafta içinde; savaşlar daha uzun sürer. 

Ancak burada dikkate alınması gereken bir takım şeyler var: savaş 3-4 haftadan uzun sürdüğünde stratejik bir duraklamaya ihtiyacınız var. Zırhlarınızı onarmanız, cephane tedarik etmeniz ve depolarınızı doldurmanız ve uçaklarınızı tamir etmelisiniz. Yedekler getirmelisiniz. Her zaman üç- dört hafta sonra duraklama planlanır. 

Eğer Kiev bu duraklamaya kadar direnirse, muhtemelen bundan daha da uzun süre direnir, çünkü Ruslar ikmallerini yaparken onlar da aynı şekilde teçhizatlarını ikmal edebilirler. Dahası,  en dikkat edilmesi gereken husus şu ki, Rusya, Ukrayna’yı başarılı bir şekilde işgal edemez. Yeterli oranda güçleri yok. İhtiyaç duydukları yeterli ölçüde yöneticiye ve toplum desteğine sahip değiller. Hatta düşmanla işbirliği yapan bir hainleri dahi yok.

Direnişe devam etmekte olan Ukraynalıları düşünün. Naziler 1940’ta Kiev’e geldi. Bütün lüks otelleri ele geçirdiler ama günler sonra o oteller havaya uçtu. Tuzağa düşürülmüşlerdi. Eğer siz işgal edilmiş bir Ukrayna’da yönetici veya askeri memursanız, bir fincan çay söylediğinizde o çayı gerçekten içecek misiniz? Arabanızın kontağını çevirebilecek misiniz? Ofisinizdeki ışıklarınızı açabilecek misiniz? Tüm bu işgali bertaraf etmek için birkaç küçük suikast yeterlidir.

Moskova’daki tarihe bir göz atalım isterseniz. Çar I. Paul’un nasıl çevresindeki insanlar tarafından suikasta uğradığını biliyoruz. Kruşçev’in devrilerek Brejnev ile değiştirildiğini biliyoruz. Putin için böyle bir saray darbesi ihtimali var mı?

Saray darbesi için her zaman bir ihtimal vardır. Fakat burada birkaç sorun var. Biri, Batı, bir ilticaya ikna etmek için elinden geleni yapıyor. Bizim istediğimiz uçağa binip Helsinki, Brüksel ya da Varşova’ya giderek basın toplantısı yapıp “ben falanca generalim, Putin rejiminde çalıştım ve ben bu savaşa ve rejime karşıyım. Ve içeriden rejim böyle gözüküyor” diyecek yüksek rütbeli güvenlik memuru ya da ordu mensubu olmasıdır.

Aynı zamanda Putin, bu tip bir ilticayı önlemek için gizli servislerin görevdeki istihbarat ve askeri yetkililerinin aklını çelmek için uğraşması üzerinde fazla mesai yapıyor. Stalin döneminde gizli polis Gerkin Luşkov, 1938’de Japonya’ya sığınarak Stalin’in ordu ve güvenli planlarını ve rejim anlayışını anlatmıştı. Tokyo’daki basın konferansında onu kınadılar.

Şimdi Moskova’ya bakıyoruz. Rejimin dinamikleri nelerdir? Hatırlarsınız bu tip rejim pratikleri negatif seçilimdir. Editör olarak terfi alırsınız ve yazarları siz işe alırsınız, çünkü yeteneklidirler ve becerikli olup olmadığına dair bir korkunuz yoktur. Fakat otoriter bir rejimde böyle bir şey yoktur. İşe çok da parlak olmayan Rusların deyimiyle ‘tupoi’ leri alırlar. Onları kesinlikle işe alırlar çünkü bir darbe planlayacak kadar yetkili ve zeki olmadıkları için. Putin belki de etrafını çok da keskin olmayan insanlarla bu yüzden çevreliyor.

Burada iki şey var. Onun tüm bu paranoyasında onu alaşağı edebilecek kadar zeki olmadıklarından dolayı daha güvende hissetmesine olanak sağlıyor. Ama diğer yandan bu Rus devletini zayıflatır çünkü bir inşaat ustası olan Sergei Shoigu Savunma bakanı ve Putin’i Ukrayna ile ilgili tüm saçmalıklarını besledi. Negatif seleksiyon lideri korur ama rejimini zayıflatır.

Ama yine de içeride neler olduğunu bilmiyoruz. Bir takım duyumlar alıyoruz. Çin’i korkutan ve endişelendiren bilgi topladığımız harika bir istihbaratımız var. Ayrıca onların elit kesimine de böyle nüfuz edebilir miyiz? Bu duyumlar Putin ile yüz yüze olmayan ama onun ne kadar deli olabileceğinden bahseden kişiler tarafından yapılıyor. Her zaman, hesap hatası yaptığınızda, varsayımlarınız kötü olduğunda insanlar sizin deli olduğunuzu düşünür. Putin bizi korkutmak ve koz elde etmek için deli numarası yapıyor.

Bunun bir nükleer tehdit olduğunu düşünüyor musunuz?

Bence ne yapmaya çalıştığı şeyin bu olduğundan bir şüphe yok. Sorun şu ki bunu blöf olarak varsayamayız. Bunun bir delilik tutumu olduğunu da varsayamayız çünkü bunu yapabilecek kapasiteye sahip ve düğmeye basabilir.

Steve, Çinli savaş teoristi Sun Zi, karşıtlarına altından köprü inşa et ki geri çekilecek yol bulsunlar demiş. Birleşik Devletler ve NATO, bu işgal daha da büyüyüp korkunç hala dönmeden Rusya’ya bir yol inşa etmesinde yardım edecek mi?

Turnayı gözünden vurdun. Bu çok zekice bir alıntı. Burada birkaç seçeneğimiz var. Birinci seçenek Ukrayna’yı paramparça eder: Grozni ve Suriye’de yaptığı gibi ben alamıyorsam kimse alamasın mantığı. Bu inanılmaz ve çok trajik bir sonuç olur. Şimdi geldiğimiz yol da bu.

Ukraynalılar, isyanlarında ve direnişlerinde başarılı olsalar dahi geride sayısız ölü ve yıkım olacak. Bu tür sonuçları önleyecek şeylere ihtiyacımız var. Demek istediğim, bu, Putin’i, örneğin saygı duyduğu ve iyi tanıdığı Finlandiya Cumhurbaşkanı veya onunla temas halinde olan İsrail Başbakanı ile tartışmaya dahil etmek için bir süreci hızlandırmak anlamına gelir; Çin liderliğiyle, Xi Jinping ile daha az olasıdır. Onu maksimalist hedefleri olmayan ve zamanın durduğu bir sürece dahil edebilecek ya da sahada neler olup bittiğinin resmini yeniden düzenleyebilecek biri.

Finliler, Rusları dünyada diğer ülkelerden daha iyi tanıyorlar. İsrail Naftali Benett’in ne kadar yetenekli olduğuna kanıtlamasına bağlı olarak bir diğer olası seçenek. Şu anda, Çin’in seçkinlerinin içinde oldukça fazla endişe var, ancak Xi Jinping yönetimde ve Putin ile kişisel bir ilişkisi var. Xi, Putin ile onun kaderini paylaştı. Ancak bunun ne kadar süreceği Avrupalıların Çinlileri cezalandırmaya başlayıp başlamamasına bağlı. Avrupalılar, Çinlilerin en büyük ticaret ortaklarıdır. 

Çinliler bunları çok yakından izliyorlar. Onlar, (a) istihbarat nüfuzumuzu, (b) despotizmin hatalarını ve (c) ABD ve Avrupa özel şirketleri Rusya’yı aşağı ve yukarı iptal ettikçe masrafları izliyorlar. Sonbaharda eşi benzeri görülmemiş bir üçüncü döneme giren Xi Jinping buna hiçbir şekilde ihtiyaç duymuyordu. Ama şimdi, onun sahibi. 

Son olarak, oynamaya çalıştığımız başka bir kart daha var: Sahadaki Ukrayna direnişi ve Ukraynalıları silah ve yaptırımlar açısından yeniden tedarik etmemiz. Bütün bunlar hesabı değiştirmeye yardımcı olabilir. Her nasılsa biz sahip olduğumuz tüm araçlarla – baskı ve aynı zamanda diplomasi ile devam etmeliyiz.

Son olarak, yaklaşmakta olan işgal, yaptırımlar hakkındaki istihbaratını, yaptırımları ve olup bitenleri yüksek sesle okuması için kredi verdiniz. Neyi yanlış yaptılar?

Onlar, Afganistan’da gördüklerimize ve Avustralyalılara nükleer denizaltı satma anlaşmasındaki başarısızlığa dayalı olarak beklediğimizden çok daha iyisini yaptılar. Hatalarından ders çıkardılar. Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili olan şey bu. Biz düzeltici mekanizmalara sahibiz. Hatalarımızdan ders alabiliriz. Bizim güçlü kurumlarımız var. Biz güçlü bir toplumuz, güçlü ve özgür bir medyamız var. Kötü performansta olan yönetimler bizim gibi bunu öğrenip iyileşebilirler ancak Rusya’da veya Çin’de durum böyle değil. Bu unutamayacağımız bir avantaj. 

Şimdi sorun Biden Yönetimi’nin hata yapması değil; gerilimin nasıl azaltılacağını, karşılıklı maksimalizm sarmalından nasıl çıkılacağını anlamak zor. Biz giderek daha fazla yaptırım ve iptal ile riskleri artırmaya devam ediyoruz. “Bir şeyler yapmak” için bizim üzerimizde baskı var çünkü biz askeri olarak bir şekilde kenarda otururken Ukraynalılar her gün ölüyor. (Dediğim gibi, onlara silah sağlıyoruz ve siber alanda çok şey yapıyoruz.) Bizim tarafımızda maksimalist olma baskısı var, ama onları ne kadar köşeye sıkıştırırsanız, Putin’in kaybedecek bir şey yok, ne yazık ki Putin o daha fazla risk alabilir. Onun kullanmadığı ve bize zarar verebilecek birçok aleti var. Maksimalist sarmaldan uzaklaşmaya ihtiyacımız var ve belki Moskova’da, belki Helsinki’de, belki Kudüs’te, belki de Pekin’de ama kesinlikle Kiev’de biraz şansa ihtiyacımız var.  

Çevirenler: Ecem GÜVEN

                    Göksu DUYGU

 

Sosyal Medyada Paylaş

48,083BeğenenlerBeğen
6,275TakipçilerTakip Et
8,648TakipçilerTakip Et
2,586AboneAbone Ol

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Tarih:

Beğenebileceğinizi Düşündük
Yazılar

Explained – Politik Doğruculuk Belgesel Analizi

Politik doğruculuk diğer bir deyişle siyaseten doğruculuk günümüz popüler...

Metropol ve Birey: Kapitalizmin Kıskacında Bir Çözülme Hikâyesi

Özet Bu çalışma metropol ve birey arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Ekonomi...

Çin’in Son 10 Yılının En Önemli Siyasi Etkinliği: ÇKP 20. Ulusal Kongresi

2022 yılında, ülkelerin siyasi takvimlerinde önemli bir yere sahip...

1980 Darbesi’nin Türkiye’deki Sivil Toplum Kuruluşlarına Etkisi

Özet Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde sivil toplum kuruluşlarının önemli bir rolü...