Makale İncelemesi: Türkiye Gerçeklerinde Koronavirüs ve Biyopolitika

0
180

2019 yılının sonlarında ortaya çıkan ve Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı’nın 2020 yılının Mart ayında Türkiye’ye geldiğini açıkladığı Covid-19 virüsü, pek çok alanda olduğu gibi entelektüel alanda da tartışmaya yol açmıştır. Ünlü İtalyan düşünür Giorgio Agamben’in (2020) salgının başlangıcında yayınladığı Covid-19: Gerekçesiz Bir Acil Durumun Yarattığı İstisna Hali başlıklı yazısında, Covid-19 salgınını devletlerin totaliter amaçlarını devreye sokmak için oluşturulmuş bir icat olarak değerlendirmiş ve salgının istisna hali yaratmak için egemenler tarafından kullanılan bir bahane olduğu fikrini öne sürmüştür. Slavoj Zizek (2020) ve diğer pek çok entelektüel ise buna cevaben, salgınla mücadelede uluslararası işbirliğinin ve egemenler eliyle daha fazla gözetimin gerekliliğini savunmuştur. Uluslararası İlişkiler Çalışmaları Dergisinin Nisan 2021 sayısında yayınlanan Hakan Karadiken, Fatma İşbilir ve Neslihan Akbaş tarafından kaleme alınmış İstisna Hali Çerçevesinde Türkiye’de Uygulanan Koronavirüs Önlemlerine Dair Bir Değerlendirme başlıklı makale, Agamben’in Carl Schmitt ve Walter Benjamin’e referansla oluşturduğu istisna hali kavramı üzerinde Türkiye’de koronavirüs tedbirlerine bir bakış sunmaktadır. Pandemide yürürlüğe konan istifa ve işten çıkma yasakları, karantina tedbirlerine uymama durumunda uygulanan kapatma pratikleri bu bağlamda değerlendirilmeye tabi tutulmaktadır. Bu inceleme, makaleye ve dolayısıyla salgın döneminde kamu güvenliği / bireysel özgürlükler ekseninde gerçekleştirilen tartışmaya eleştirel bir katkı sunmayı amaçlamaktadır.

Agamben 1995 yılında yayınladığı Kutsal İnsan kitabıyla postmodern kurama önemli bir katkıda bulunmuş ve izleyen yıllarda kritik tartışmaların önünü açmıştır. Covid-19 pandemisinin yarattığı olağanüstü / istisnai (exceptional) ortamda, sosyal bilimler Agamben’in fikirlerini yeniden gözden geçirme fırsatını elde etmiştir. Bu yazıda incelemeye tabi tutulan makalenin tam da yapmaya çalıştığı gibi. Makale, Egemen’in hukuki (olağan) düzeni askıya alması ve istisna hali / olağanüstü hâl[1] yaratması ile seyahat, eğitim ve istifa vb. temel insan haklarına yönelik yasaklar ve kapatma pratiklerini normalleştirmesi üzerinden bir eleştiri getirmektedir. Ana hatları itibariyle kullandığı post modern eleştirel paradigma ile tutarlı bir çizgi izlediği rahatlıkla söylenebilir. Öyle ki, Agamben’in biyopolitika kuramı adeta bugünleri açıklamak için oluşturulmuş gibidir. Nitekim olağanca açıklama kapasitesine rağmen, makalenin göz ardı ettiği pandemi gerçeklikleri yok değildir.

İlk olarak, Anayasa hukukçusu Kemal Gözler’in koronavirüs tedbirlerinin kanuni dayanak göstermeden yapılmasını eleştirerek Cumhurbaşkanlığı makamını işaret etmesi üzerine makale, Foucault’cu bir iktidar okumasını anımsatır şekilde “egemenin tek bir özneden ibaret olmaması” (s. 31) vurgusunu yapmaktadır. Şüphesiz ki, modernitenin en büyük iddialarından biri egemenliğin monarşik yapılarda olduğu gibi tekil bireylerden alınıp halka/millete verilmesidir. Michel Foucault’un başını çektiği 20. yüzyıl postmodern düşüncesi bu yeni rejimi (nouveau régime) soykütüksel bir analize tabi tutarak, her yerde mevcudiyeti (omnipresence) üzerinden bir yeni bir iktidar paradigması geliştirmiştir. Bu öyle bir iktidardır ki her şeyi kuşatma kapasitesi ile devletin dahi ötesine geçer (Lemke, 2015). Peki Batı’nın liberal demokrasilerinin modernleşme dinamikleri göz önüne alınarak geliştirilmiş bu analiz Türkiye gerçekliklerini açıklamak için yeterli midir? Türkiye’de istisna halini yaratan iktidar tek elde toplanmış bir otoriteyi mi işaret eder yoksa özneleştirme süreçlerinden geçmiş bir toplumun gönüllü kulluğunu mu? Bu kuşkusuz uzun bir tartışmanın konusudur fakat Türkiye’nin son 10 yılda geçirdiği otoriter dönüşüm göz önüne alındığında birinci seçenek daha makul gözükmektedir. Özellikle 2013 Gezi olayları sonrasında otoriterleşme eğilimlerini açığa çıkarmış olan AKP iktidarı 2017 başkanlık seçimlerinin ertesinde liberal demokrasilerin hukukun üstünlüğü ve güçler ayrılığı gibi ana prensiplerini askıya alarak farklı bir yönetim anlayışı ortaya koymuştur. Bana öyle geliyor ki, makale sunduğu iktidarın öznesizliği argümanı ile 2020 yılında alınan koronavirüs tedbirlerini Türkiye’deki otoriter devlet gerçeğinden soyutlayarak bu süreçten sorumlu gerçek özneleri göz ardı etmiştir. Yine aynı şekilde “[H]alkın talebi istisna halini kucaklama yönelimine doğru belirmiştir” cümlesiyle tedbirlerden adeta halk sorumlu tutulmuş ve AKP yönetiminin otoriter eğilimleri incelemenin dışında bırakılmıştır.

Metinde diğer bir ilgi çeken kısım ise pandemi sürecinde acı bir şekilde suratımıza çarpan sınıfsal gerçekliklerin dışlanmasıdır: “Hobbes, doğa durumunda insanın aşırı eşitliğinden savaş durumunun çıktığını savunur. Buradaki eşitlik, ihtimallerin eşitliğidir. Her insan eşit derecede salgına kapılma riskine sahiptir.” (s. 32) Peki gerçekten öyle mi? Virüs sınıf ayrımı dinlemeden herkese eşit ihtimalde mi yayılıyor? Bu konuda yapılan çalışmalara bakmakta fayda var. Türk Tabipleri Birliği tarafından yayınlanan Covid-19 Pandemisi Altıncı Ay Değerlendirme Raporu, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı tarafından uygulamaya konan Hayat Eve Sığar uygulaması üzerinden edinilen veriler ile pandeminin sınıfsal etkileri üzerine bazı çıkarımlarda bulunmuştur. Rapora göre, Türkiye’nin işçi şehirleri sayılan Zonguldak ve Kocaeli’de kaydedilen koronavirüs vakaları Türkiye ortalamasının bir hayli üzerindedir. HES uygulaması üzerinden İstanbul’un farklı semtlerine bakıldığında da sınıfsal ayrımın gerçekliği yine ortadadır. Bu bağlamda Ataköy-Şirinevler arasındaki ayrım çarpıcıdır; öyle ki geçtiğimiz sene haberlere dahi konu olmuştur.

Sponsorlu

Bu istatistiklerin önemli bir nedeni şüphesiz Sağlık Bakanlığı’nın tüm “Evde Kal!” mesajlarına rağmen belli meslek gruplarının evden çalışamıyor oluşunda yatmaktadır. Ekonomist Uğur Altun ve Cem Özgürel’in yaptığı araştırmaya göre “yüksek becerili, bir diğer deyişle dört yıllık üniversite mezunu ve üstü eğitim düzeyine sahip çalışanlar, işlerinin ortalama yüzde 50’sini evden yürütülebilirken, bu oran daha düşük eğitimli işgücünde yüzde 17’ye düşüyor” (Birgün, 2020).

 

 Tahmin edilebileceği üzere pandemi koşullarında kalabalık, hijyenik olmayan koşullarda işyerinde çalışmaya zorlanan düşük gelir grubundaki insanları Covid-19 virüsüne yakalanma ihtimalleri diğer sosyoekonomik gruplara kıyasla çok daha fazladır. DİSK-AR’ın yayınladığı Nisan 2020 tarihli araştırmaya göre “DİSK üyesi işçiler arasında COVID-19 pozitif vaka oranı, Türkiye’deki toplam vaka oranının 3,2 katıdır” (DİSK, 2020). Bu veriler göz önünde bulundurulduğunda, makalede yer verilen “ihtimallerin eşitliği” söyleminin geçerliliği açıkça sorgulanır bir hal almaktadır.

 

 

Virüs ile hayatımıza giren yasaklar rejiminin ve kapatma pratiklerinin otoriter doğası inkâr edilemez. Yine de bu gelişmelerden olağanüstü hali yaratan iktidarın öznesizliği sonucu çıkarılabilir mi? Bu incelemede, İstisna Hali Çerçevesinde Türkiye’de Uygulanan Koronavirüs Önlemlerine Dair Bir Değerlendirme’nin işaret ettiğinin tersi bir yönde her yere nüfuz eden görünmez bir iktidar olgusunun yerine Türkiye’de tüm otoriterliği ile son derece görünür bir iktidarın mevcudiyetine dikkat çekmeye çalıştım. Diğer yandan, koronavirüse yakalanma ihtimalinin eşitliği üzerinden bir tartışma başlatarak Covid-19’un Türkiye’de halihazırda mevcut sınıfsal ayrımı derinleştirdiğini savundum. Tüm bu incelemenin ışığında, izlediği postmodernist paradigma ve çıkarımları arasında genel hatları itibariyle bir tutarlılık bulduğum makaleyi metodolojik anlamda başarılı ve önümüzdeki on yıllarda daha da derinleşeceğini düşündüğüm bu teorik tartışmada değerli bir katkı olarak görüyorum.

 

Derya Azer – TUİÇ Akademi Web Sitesi Editörü

 

Kaynakça

Agamben, G. (2020). Gerekçesiz Bir Durumun Yarattığı İstisna Hali. (Çev. Karakaş, Ö.). Erişim Adresi: https://terrabayt.com/dusunce/covid-19-gerekcesiz-bir-acil-durumun-yarattigi-istisna-hali/ (Erişim Tarihi: 15 Ağustos 2021).

Birgün Gazetesi. (2020). Türkiye’de Kimlerin Evden Çalışması Mümkün? Erişim Adresi: https://www.birgun.net/haber/turkiye-de-kimlerin-evden-calismasi-mumkun-296722 (Erişim Tarihi: 15 Ağustos 2021).

Karadiken, H., İşbilir, F., Akbaş N. (2021). İstisna Hali Çerçevesinde Türkiye’de Uygulanan Koranavirüs Önlemlerine Dair Bir Değerlendirme. International Relations Studies Journal, (1), 22-37.

Lemke, T. (2015). Foucault, Yönetimsellik ve Devlet. (Çev. Özmakas, U.) Ankara: Pharmakon Kitap.

Türk Tabipleri Birliği. (2020). Covid-19 Pandemisi Altıncı Ay Değerlendirme Raporu. Erişim Adresi: https://www.ttb.org.tr/kutuphane/covid19-rapor_6/covid19-rapor_6_Part50.pdf (Erişim Tarihi: 15 Ağustos 2021).

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi. (2020). Covid-19 DİSK Raporu 3. Erişim Adresi: http://disk.org.tr/wp-content/uploads/2020/04/Covid-19-DISK-Durum-Raporu-3-27-Nisan-2020.pdf (Erişim Tarihi: 15 Ağustos 2021).

Zizek, S. (2020). Gözetlemek ve Cezalandırmak mı? Evet, Lütfen! (Çev. Öztekin, M. S., Kırmızısakal, K., Karakaş, Ö). Erişim Adresi: https://terrabayt.com/dusunce/gozetlemek-ve-cezalandirmak-mi-evet-lutfen/ (Erişim Tarihi: 15 Ağustos 2021).

[1] Makalede her iki terim de İngilizce “state of exception” teriminin karşılığı olarak verilmiş.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here