Dünyada ve Türkiye’de meydana gelen orman yangınlarının artışıyla birlikte, hükümetlerin bu konudaki yeterliliği tartışılırken, devlete yardımcı olabilecek kuruluşların da rolü sorgulanmaya başlandı. Günümüzde halkın güvenliğini sağlamada birincil sorumlu kurumun devlet olduğu aşikardır. Ancak halkın güvenliğini birincil ölçüde tehdit eden birçok sorun gibi çevre sorunlarına karşı da devletler bazen tek başlarına yeterli olamamaktadır. Bir devletin yaşanan bir çevre sorununa karşı tek başına yeterli gelememesi olağan bir durumdur. Bu noktada ise uluslararası iş birliğinin devreye girmesi şarttır. Uluslararası alanda faaliyet gösteren kuruluşların rolü ise bu konuda devletlere yardımcı olmak, eksik kalan kısımları doldurmak ve gerektiğinde politika yapıcıları eylemde bulunmaya teşvik etmek olmalıdır. Politika yapıcıların eylemde bulunmasının en etkili yolu ise kamu bilincinin yüksek olmasından geçer.

Çevre sorunlarına karşı doğrudan kurulmuş olan bir uluslararası kuruluş yoktur. Buna en yakın Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) bulunmaktadır. Ancak bu kuruluş da BM çerçevesinde kurulduğundan kapasitesinin sınırlı olacağından bahsetmek gerekir. Son zamanlarda dünyanın her bir yanında artan ekolojik krizlerin karşısında bu örgütün gerekliliği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Bütün dünya devletlerinin dahil olduğu bir çevre örgütünün bu sorunlara karşı çok daha efektif bir şekilde mücadele edebileceğini belirtmek gerekir (Biermann, 2001). Dünyamızın yaşamını devam ettirebilmesi yaşanabilir bir çevreye bağlıdır, bu yüzden bunun korunmasında öncül rol oynayabilecek bir kuruluşu hak etmektedir.

Uluslararası ilişkilerde ulusal güvenlik, askeri ve savaş konuları ilgilendiren meseleler “yüksek politika” (high politics) olarak adlandırılırken bunun dışında kalan bütün ekonomik ve sosyal olaylar “düşük politika” (low politics) olarak adlandırılmaktadır (Jackson, Sørensen, & Møller, 2019). Çevre sorunları da burada düşük politika olarak değerlendirilmekte ve hayati bir mesele olarak görülmemektedir. Günümüzde yaşanan orman yangınları, deniz kirliliği ve seller gibi krizler göstermiştir ki uluslararası ilişkilerde “düşük politika” olarak değerlendirilen çevre politikalarının “yüksek politika” olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu kadar önem arz eden bir duruma karşı ise 21. yüzyılda hala uluslararası bir çevre örgütünün bulunmamasının çok büyük bir eksiklik olduğunu belirtmek gerekir. Bazı akademisyenlere göre çevre sorunları artık yüksek politika olarak değerlendirilmeye başlamıştır (Nilsson, 2012). Ancak bu süreçte dünyamızın ne kadar dayanabileceği merak konusudur.

Çevre sorunlarına karşı doğrudan kurulmuş bir uluslararası kuruluş olmadığından Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Ekonomik Kalkınma ve İş Birliği Örgütü gibi kuruluşların nihai amacı çevre sorunları olmasa da çevre sorunlarına karşı birtakım faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Şüphesiz ki son zamanlarda sadece Türkiye’de değil, dünyanın birçok yerinde meydana gelen orman yangınlarında iklim değişikliğinin önemli bir etkisi vardır. Nitekim, BM de Türkiye’deki orman yangınlarına yönelik yaptığı açıklamada bu duruma değinmiştir (UN Türkiye, 2021). Fosil yakıtların kullanılması, endüstriyel faaliyetler ve ormansızlaşma gibi durumlar nedeniyle küresel ısınmanın artması iklim değişikliğine neden olmaktadır. Burada görüldüğü gibi, iklim değişikliğinin yaşanması orman yangınlarına neden olurken, ormansızlaşma da iklim değişikliğinin artmasına neden olmaktadır. Bu iki durum, karşılıklı olarak birbirini tetiklerken dünyanın günbegün daha yaşanamaz bir yer olmasına neden olmaktadır. Bu duruma karşı ise, sadece bir ülkenin ya da grubun kendi başına önlem alarak önüne geçilebilecek bir kriz olmadığını belirtmek gerekir. Bütün dünyayı etkileyen bu duruma karşı önlem ancak bütün dünyanın çabaları doğrultusunda alınabilir. Bu bağlamda, devletler üstü konuma sahip olan ve bütün devletleri bir çatıda birleştirebilecek role sahip olan başta BM olmak üzere, uluslararası kuruluşların rolü iklim değişikliğinin önüne geçmek için devletleri bir arada toplamak ve ortak kararlar almaya teşvik etmek olmalıdır.

Sponsorlu

Uluslararası sivil toplum kuruluşlarının ise bu örgütlerin eyleme geçmelerini teşvik etmeleri gerekmektedir. Örneğin eğer BM harekete geçmiyorsa ya da görmezden geliyorsa, olayın ciddiyetini bu kuruluşa ve kamuoyuna raporlamalı ve harekete geçmelerini sağlamak için eylemde bulunmaları gerekmektedir. Aynı zamanda, bu kuruluşların uluslararası statülerinden dolayı bulundukları merkezde daha bağımsız hareket etmelerini beklemek yanlış olmayacaktır. Böylece bulundukları ülkede daha bağımsız hareket edebildiklerinden, devletlerin yapması gereken eylemlere değinmeleri ve bunları raporlamaları önemlidir. Nitekim, uluslararası bir sivil toplum kuruluşu olan ve ülkemizde de faaliyet gösteren Greenpeace, orman yangınlarına sebep olarak iklim değişikliğine dikkat çekmiş ve Türkiye’nin yapması gereken eylemlere vurgu yapmıştır (Akgül, 2021).

Ülkemizde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının öncelikli amacı Türkiye’deki ekolojik krizleri önlemek olmalıdır. Bunu yaparken mümkün mertebe bağımsız hareket etmelerini beklemek yanlış olmayacaktır. Ülkemizde en ünlü çevreci sivil toplum kuruluşlarından biri olan Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı (TEMA) Vakfı, “Yaşamı Yeniden Yeşerteceğiz” sloganıyla büyük bir bağış kampanyası başlatmış ve bu sayede yanan ormanlık alanların yeniden ağaçlandırılması planlanmıştır (TEMA, 2021a). Öncelikle bu bağış kampanyasının ülkenin yeniden ormanlık alanlarına kavuşabilmesi adına çok değerli olduğunun altını çizmek gerekir. Öte yandan, TEMA’nın gelen bağışları Orman Genel Müdürlüğüne aktarması devletin kendi olanaklarını yeterli kullanmadığını düşünen kimseler tarafından eleştirilmiştir. Buna ek olarak, yöneticilerin ihmal, güvenlik zafiyeti, idarenin maharetsizliği gibi durumlara değinmemesi, bunun yerine yangının sebeplerini doğrudan terör örgütleri ile ilişkilendirmesi de desteğin ne denli sürdürülebilir olduğunun sorgulanmasına neden olmaktadır. Nitekim, yanan bölgelerin yeniden ağaçlandırılması yerine var olan alanların korunması daha değerlidir. Bu bağlamda, bütün sebeplerin doğru bir şekilde analiz edilmediği düzlemde sürdürülebilirlikten bahsetmek mümkün olmayacak, bir başka dönem yeni bir orman yangını hadisesiyle yüzleşmemiz muhtemel olacaktır. Öncelikli var oluş hedefini “siyasi partilere ve hükümetlere, resmî ve özel kuruluşlara, eğitim kurumlarına, basın yayın organlarına; toprak erozyonunun nedenlerini, vahim sonuçlarını ve ülkemizin çöl olma tehlikesini anlatmak” (TEMA, 2021b) olarak açıklayan vakfın, iyi yönetişim bağlamında da çevre sorunlarını değerlendirmesi ve buradan kaynaklanan sorunları önce politika yapıcılara sonrasında kamuoyuna açıklamasını beklemek yanlış olmayacaktır.

Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de tarihin önemli bir dönemi boyunca gerek devlet gerekse halk tarafından ağırlıklı olarak ekoloji ikincil öncelikli konu olarak görülmüş birincil öncelik ise her zaman daha fazla önem arz eden “insanların hayatı” olarak ifade edilmiştir. İnsanların hayatının önem arz ettiği aşikardır, çevrenin güvenliğinin sağlanması ise insanların hayatını korumanın kritik rollerinden birine sahiptir. Ormanlar ve çevre doğayı güzelleştirmek için değil insanlığın neslinin devam ettirilmesi için gereklidir. Ne var ki oksijen olmadan hayatını sürdüremeyen bizlerin aldığı her nefes ormanlardan ve denizlerden gelmektedir. Nitekim, ekoloji temelli sivil toplum kuruluşlarının rolü kamudaki bu bilinci arttırmak olmalıdır. Yanan ormanları ağaçlandırmak hiçbir şey yapmamaktan çok daha iyidir, ancak birincil öncelik kamunun bilincinin artmasıdır. Öyle ki kamudaki bu bilinç artmadığı takdirde denizlerde müsilaj oluşmaya devam edecek, orman yangınları devam edecek ve çevreye dair ne varsa günü kurtarmak uğruna bir an bile düşünülmeden katledilmeye devam edecektir. Sonuç olarak, çevreyi kirletip görmezden gelen insanoğlunun nefessiz ne kadar süre hayatta kalabileceğini sorgulaması gerekmektedir.

Yaşanabilir bir dünyanın yolu sürdürülebilirlikten geçmektedir. Sürdürülebilirlik ise sadece, sürdürülebilir kaynakların varlığı ile değil, sürdürülebilir toplum ile mümkündür. Burada gerek uluslararası gerek yerel bütün sivil toplum kuruluşların rolü ise sürdürülebilir bir dünya ve sürdürülebilir bir toplum yaratmak olmalıdır.

Burak ŞENER – Uluslararası Örgütler O-Staj Koordinatörü

 

Kaynakça

Akgül, O. (2021). Madalyonun tek yüzü: İklim krizi ve 2021 Türkiye orman yangınları, Greenpeace Akdeniz Türkiye, https://www.greenpeace.org/turkey/blog/madalyonun-tek-yuzu-iklim-krizi-ve-2021-turkiye-orman-yanginlari/, (Erişim Tarihi 13.08.2021).

TEMA. (2021b). Varoluş Nedenimiz, https://www.tema.org.tr/hakkimizda/kurumsal/varolus-nedenimiz, (Erişim Tarihi: 09.08.2021).

TEMA. (2021a). Yenden Yeşerteceğiz, https://www.tema.org.tr/yenidenyesertecegiz, (Erişim Tarihi: 11.08.2021).

Birleşmiş Milletler. (2021). BM Türkiye: Orman yangınları nedeniyle yaşanan kayıplardan dolayı derin üzüntü duyuyoruz, https://turkey.un.org/tr/138312-bm-turkiye-orman-yanginlari-nedeniyle-yasanan-kayiplardan-dolayi-derin-uzuntu-duyuyoruz, (Erişim Tarihi: 09.08.2021).

Biermann, F. (2001). The Emerging Debate on the Need for a World Environment Organization: A Commentary, Global Environmental Politics, 1(1), 45-55.

Jackson, R., Sørensen, G., & Møller, J. (2019). Introduction to international relations: theories and approaches. Oxford University Press, USA.

Nilsson, A. E. (2012). The Arctic environment from low to high politics. Arctic Yearbook, 2012, 180-193.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here