Sivil Toplum ve Akademi

0
283

Bu röportaj, Balıkesir Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde görevli olan Sayın Dr. Öğr. Üyesi Yonca Altındal ile “Sivil Toplum ve Akademi” üzerine gerçekleştirilmiştir.

Merhaba hocam, ben Hayra Üsküp, TUİÇ Sivil Toplum Çalışmaları Programı stajyeriyim. Başlamadan önce izninizle çok kısa Sayın Hocam sizi bir parça tanıtmak istiyorum.

Dr. Öğr. Üyesi Yonca Altındal Sosyoloji lisans eğitimini Süleyman Demirel Üniversitesinde tamamlamış, Adnan Menderes Üniversitesi Sosyoloji anabilim dalında yılında yüksek lisansını tamamlamıştır. Ardından Süleyman Demirel Üniversitesi’nde doktorasını tamamlamış ve şu an Balıkesir Üniversitesi’nde Uygulamalı Sosyoloji Anabilim Dalında Dr. Öğr. Üyesi olarak çalışmaktadır. Bütün eğitimi Sosyoloji üzerine olan Altındal’ın çalışma alanları; toplumsal cinsiyet sosyolojisi, sosyal politika, kent ve mekân sosyolojisi, medya sosyolojisi ve sinema sosyolojisidir. Belirtilen bu çalışma alanlarında ulusal ve uluslararası düzeyde yayınları ve bildirileri bulunmakta ve lisans, yüksek lisans ve doktora düzeylerinde dersler verdiği bilinmektedir.

1. Neo-liberal politikalar ile sivil toplum ya da hükümet dışı organizasyonların daha fazla önem kazanmaya başladığı bilinmektedir. Sizce belli bir amaç üzerine faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları amacı doğrultusunda mı hareket etmektedir? Amaçlarına ulaştıklarını düşünüyor musunuz? Bu konu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Sivil toplumun aslında ilk kuruluş amacı neoliberal politikalardan ziyade yeni toplumsal hareketlerin ivme kazanmasıyla neoliberal politikalar ile piyasa düzeninin daha genişlediği buna karşın sosyal devlet anlayışının ortadan kalktığı bir dönemde sivil toplum ile karşı karşıyayız. Günümüzde hâkim olan sistemde bu ama bazı ülkeler bu politik düzlemden sıyrılmak istiyor. Çünkü özneyi temele almadığı toplumcu bakış açısının olmadığı noktasında sivil toplum çok önemli. Öncelikle sivil toplumun başarıya ulaşıp ulaşmadığını tartışmak için ülke nezdinde irdelemek gerekir. Ülkelerin gelişmişlik düzeyi belirgin olan noktalardan biridir. Ülkeler ve tarihsel konjonktür açısından sosyolojik konular ile ilişkilendirmek elzemdir. Dolayısıyla “Sivil Toplum ne zaman oluştu?”, “Hangi ülke açısından ne zaman meydana geldi ve nasıl evrildi?” gibi konulara bakmak lazım. Sivil toplumların çok artmış olması bir yönden tabii ki olumlu bir değişme. Sayının artması farkındalıklarının ortaya çıkmasını sağlıyor. Bir yönden de tam tersi olarak holistik bakış açısını ortadan kaldırıyor. Sayıları çoğalıyor ama o zaman amaç gerçek doğrultusundan uzaklaşıyor. Sivil toplum alanında dernek bünyesinde proje yürütenlerin Türkiye üzerinde çok daha yetersiz olduğunu düşünüyorum. Yıllardır buna emek veren kişilerin dahi tüzüğünden haberi olmadığı, yapılan çalışmalara yeteri kadar önem verilmediği ve gönüllülük kavramının çok fazla farkında olmadığı bir durum söz konusu. Çoğu projenin hayata geçmesinde sıkıntılı olduğu bilinmektedir. Sivil toplumu ayakta tutan proje yazmak ve faaliyete geçirmektir fakat ben bu konuda sivil toplumun özellikle yetersiz olduğunu düşünüyorum. Tabii bazı kendini çok iyi ispatlamış sivil toplum kuruluşları ile de karşılaşıyoruz. Sivil toplumların demokrasiyle oluşması çok değerlidir. Devletin herhangi bir konuda insana ulaşamadığı bağlamda sivil toplum kuruluşlarına çok önemli rol düşüyor. Niceliksel artışın nitelik bağlamında birbirini bütünlemediğini, paralel gitmediğini görüyoruz. Önemli olan benim açımdan da her zaman niteliktir. Bu bağlamda sivil toplum kuruluşlarını nitelik açısından güçlü görme konusunda soru işaretleri söz konusu.

2. Sivil toplumun disiplinler arası bir çalışma alanı olduğu bilinmektedir. Bu çerçeveden bakıldığında, STK’lar Türkiye’nin meselelerine ya da uluslararası STK’lar küresel problemlere çözüm üretebiliyor mu? Bu konu hakkında görüşlerinizi bizimle paylaşabilir misiniz?

İnterdisipliner alanlar daha çok sosyal bilimi ilgilendiriyor. Çünkü yine toplumsal hareketler de özellikle dışlanmışlığın, etiketlemenin hissedilmesi aslında günümüzde sivil toplumun oluşmasını ve şekillenmesini etkilemektedir. Küresel bağlamda güçlü olan sivil toplumlar daha çok Avrupa Birliği projesi yapan sivil toplum kuruluşlarında görülebiliyor. Bu bir ekip işi ve çok ciddi çalışma işi. Farkındalık sahibi, sosyal bilimde başarılı olan arkadaşlarımıza ve onları yönlendirecek akademik alandan destek vererek sivil toplum kuruluşunda yıllardır bunun sahasında bizzat çalışan kişilere çok ihtiyaç var. Sivil toplum tek bir alanla yapılabilecek veya o zihinsel repertuardan geçip ortaya konulacak bir alan değil, çok daha emek gerekmektedir. Küçük kentlerde bunun yeterince başarıya ulaştığını söyleyebilmek pek mümkün değil. Büyük kentlerde bu çalışmaların niteliklerinin daha iyi olduğunu görebiliyoruz. Ancak akademiden uzak yapılan her şey adeta sabun köpüğü gibi daha sonrasından kalıcı bir hale gelmeyen ‘çalışmacıklar’ haline bürünebiliyor. Kentlerde sivil toplumlarda iyi çalışan yıllardır projeler üreten ve şeffaflık ilkesi ile bu konulardan herkesi haberdar ederek farkındalık oluşmasını söyleyen sivil toplum kuruluşları var ve bunların artması temel ihtiyaçlardan bir tanesidir. Sayının değil; niteliğin olması önemlidir. Raporu hazırlayarak analizi yapabilmek işin çekirdeğinden itibaren yetişmiş akademik bireylerin varlığına ihtiyaç var. Eğer ki sivil toplum kuruluşları uluslararası çapta yeterli olabilmek istiyorsa, öncelikle yerel çapta nitelikli olması ve bu işi gerçekten iyi yapabilen insanlar ile birlikte yürümesi gerektiğini düşünüyorum.

3. Sivil toplum kuruluşları için gerçekleştirilen akademik faaliyetler sosyal düzen açısından, gelecek için tasarlanan demokratik toplumların oluşmasında ve toplumların sosyal bütünleşmesinde önemli bir rol alır mı? Bu konu ile ilgili nelerden bahsedebilirsiniz?

Sivil toplum kuruluşlarının akademi ile birlikte çalışmalar yapmadığında başarısız deneyimleri ile karşılaşıyoruz. Akademi bu işin mayasındadır. Bir proje yazılacağı zaman akademik destek alınmaz ise o proje zaten yeterli değildir. Projenin nasıl yapılacağı aslında bir araştırmadır. Dolayısıyla bir araştırma deseni hazırlamayı da akademisyenler bilir. Bu akademisyenlerde genellikle uygulamalı alanda çalışanlardır. Özellikle Türkiye gibi ülkelerde sivil toplum kuruluşlarında bu alanda çok büyük eksiklikler söz konusu. Bunun çözülebilmesi için sahada çalışan sosyal bilimcilere ihtiyaç var. O projenin nasıl yapılabileceğine yön göstermesi için sivil toplum kuruluşlarının akademiye ihtiyacı var. Sivil toplum kuruluşları yeterince o alanın uzmanı olan kişilerin kapısını çalmak da isteksizler ve ben de bunu büyük bir eksiklik olarak nitelendiriyorum. Sosyal bilimin özellikle sosyoloji alanı bu alandaki karşınızda muhatap alacağınız disiplindir. Sosyoloji zaten sahada çalışmanın, okumanın ve araştırma deseninin nasıl ortaya konulacağını, araştırma metodunun pozitivist mi hermeneutik mi gibi hangi açıdan bakmanızın gerektiğinin birçok aşaması var. Bu aşamalar bilinmeden ben bir proje yazmak istiyorum dediklerinde toplum için çok da fayda sağladığını düşünmüyorum. O yüzden bu alan için gönül vermiş ve konunun uzmanı olan akademisyenlere özellikle danışılmalı. Büyük kentlerde danışman desteği için uzman olarak çalışan akademisyenlerden destek alınıyor ama kentsel farklılıklarda bu farkındalığın oluşmadığı da görülmektedir. Projenin tasarlanabilmesi için yöntem bilinmelidir. Özellikle sosyal politika, kadın ve nitel çalışmalar için yaşam dünyasına girmek ve anlayabilmek için çok önemlidir. Ulusal ve uluslararası düzeyde etkileyebilmek için önemli olan projenin ortaya çıkması değil nitelikli olmasıdır.

Sponsorlu

4. Sizin sosyal politikalar ve refah devlet ile ilgili çalışmalarınız bulunmaktadır. Bu bağlamda Sivil topluma yüklenen ve/veya atfedilen farklı rol ve işlevlerin kapsamlı ve karşılaştırmalı bir biçimde incelendiğinde sosyal politikalar ile uygunluğu hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Sosyal politika aslında çok derinlikli bir alandır. Dolayısıyla çalışan akademisyenler de belli bir alanında veya birkaç alanında çalışabiliyor. Sivil toplum; sosyal politikanın ortaya çıkışını, günümüze kadar nasıl geldiğini ve ülkeler açısından öneminin bilmesi gerekir. Sivil toplumda genellikle böyle bir eksiklik var. Yapılan projenin belki kırılgan gruplar ile ilgili ama tarihsel yapısı ile ilgili bir fikri yok. Sosyal politikanın nasıl geldiği, alanın nasıl genişlediği ile ilgili bir bilgisi yok. İşte bu yine sivil toplumun eksikliği ile bizi karşı karşıya getiriyor. Sosyal politika çok önemli bir alandır. Çünkü politik düzlemin dışarısında daha iyi bir yaşamda nefes alabilmek adına bir kentin gelişmişliğinin binalardan ziyade insani yaşamın nasıl olduğu noktasında birçok konuda etiketlenen, yeterince haklar elde edemeyen grupların daha iyi bir şekilde yaşamasını sağlayabilmek ve hayatta aktif olabilmesi için politikaları anlamlı hale getirir. Farklı ülke deneyimleri var. Neo-liberal politikalar açısından baktığımızda kimi zaman sivil toplumların sesleri çıkabiliyor kimi zaman sayı çok ama yapılan çalışmalar anlamında yetersiz ya da sivil toplumun tanımını yapamayan, sosyal politika ile arasında bağlantıyı kuramayan kişilerin yaptığı çalışmalarının bağlam açısından yeterli olmadığını görüyoruz. Bu eksikliği yine bizler yıllardır okuduğumuz, sorguladığımız, yazdığımız ve anlatmaya çalıştığımız için görebiliyoruz. Sivil toplum kuruluşları hakkında bir çalışma yaptığınızda her dernek kendisini övecektir. “Ortak bir çalışma yapmak istiyor musunuz?” diye sorduğumuzda daha çekingen kalabilir. Aslında tüm dernek yapılarının akademik faaliyetlerle desteklenmesi ve akademik toplantılara dâhil edilmesi gerekir. Bizim ülkemizde böyle bir durum var. Akademi sivil toplumdan, sivil toplumda akademiden çok kopuk. Birbirini besleme konusunda yeterliliğe ulaşmış olduğumuzu düşünürsek, gerçekten karşımıza olumsuz bir cevap gelecektir. Aslında sivil toplum en başta lisans düzeyindeki öğrenci toplulukları ile başlar ve sivil toplum kuruluşlarında ileride çalışmak isteyen öğrenciler için bu bir fırsattır. Ben kendi öğrencilerime de aynı şeyi söylüyorum. Sosyolog adaylarının sivil toplum kuruluşlarında etkin bir rol üstlenerek yapılan çalışmalara farklı bakış açılarında yaklaşabileceğini ve daha iyi bir şekilde çözümler oluşturabileceği çok önemlidir. Çünkü bunun dersleri hocalarınız tarafından veriliyor ve artık sahada çalışma ve yazma aşamasına geçiyorsunuz. Sosyoloji, sosyal hizmet, psikoloji mezunlarının sivil toplum kuruluşlarında aktif olarak çalışması daha önceden bu eğitimleri almamış ve yıllarca sivil toplum kuruluşunda çalışan kişilerde bir farkındalık oluşturacaktır. Sosyal politikayı iyi anlamak ve yorumlamak gerekmektedir. Aksi taktirde sadece bir proje yapmış olursunuz, üretmiş olmazsınız. Çalışma üretmek daha derinlikli bir şeydir. Diğeri ise değinik bir şey olarak kalır.

5. Sivil topluma ilişkin literatürde kalkınma, hizmet ve dayanışma gibi kavramlar ve değerler ile sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin yeterliliğine ve uygulanabilirliğine dair bir akademisyen olarak değerlendirmeleriniz nelerdir? Sürdürülebilir kalkınma hedefleri, sivil toplum için neden önemlidir? Bu konu hakkında nelerden bahsedebilirsiniz?

Sürdürülebilir kalkınma hedefleri 1970’ler ile birlikte tanıştığımız bir kavramdır. Daha önce bir kentin gelişmişliğini ekonomik düzlemde ele alıyorduk. Şimdi bunun daha büyük bir yelpazesi olduğunu biliyoruz. Bu yelpaze içinde toplumsal boyut asla bir kenara atılamaz. Toplum sağlığını görebilmek noktasında sürdürebilir kalkınma ilkeleri ile farklı farklı alanlarda nasıl çalışma yapılabileceğini de göstermiş olur. Yeni kalkınma kavramı ile birlikte bazı sivil toplum kuruluşları daha yeni farkında. Bazılarının ise daha önce bunun fark edebildiği, literatür takip edebildiği ve okumalar yapması çok önemlidir. Sivil toplum bünyesinde yapılan araştırmaları ben çok önemsiyorum. Hem geniş alana yayılabilen hem de bu konu ile ilgili iyi analiz yapabilen hem de gerçekten yapmış olmak için değil; ciddi anlamda bir sorunsal tespit edip anlayabilmek için iyi çalışmalar üretebilirseniz sizden sonraki geleceğin farkındalık duygusunu kazanmasını sağlayacaksınızdır. Politikanın içerisine dayanışma dâhildir. Siz de dayanışmayı böyle gerçekleştireceksiniz. Böylece toplumsal farkındalık kavramını geliştirmiş olacaksınız. Bu yapılamazsa yaptığınız çalışmadan yaşadığınız kentteki birçok kişi haberdar olamaz. Duyulabilmesi için ciddi bir ekibin yoğun emek ile iyi çalışmalar yapması gerekmektedir.

6. Kırılgan gruplar üzerine yapmış olduğunuz çalışmalardan bahsetmek gerekirse eğer; sosyal refah devlet anlayışına göre bireylerin insan haklarından ayrıştırılmadan faydalanabilmesinde sürdürebilir kalkınma hedefleri sizce yeterli mi? Çoğaltılabilir mi?

Yeterli ama bu yeterlilik içleri doldurulabildiği sürecedir. Dezavantajlı gruplar ama ben burada kırılgan gruplar demeyi tercih ediyorum. Kırılgan gruplar dediğimiz kendi içinde de ayrışıyor. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar dediğimiz tek bir kesime bakmıyoruz aslında içerisindeki o sınıfsallık bizim için çok önemli ama tek başına sınıf değil tabii ki. Toplumsal eşitsizliğin ortadan kaldırılmasında topyekûn hepsi dâhil ediliyor. Kaldırabilir mi o konu çok emin değilim. Yapılacak çalışmaların nasıl yapıldığı ve hangi kitleye ulaşabildiği çok önemli. Türkiye’deki hangi kitleler ile hangi zaman aralıklarında nasıl bir araştırma yapıldığı, o araştırmanın bilimin gelişmiş olması açısından yineliyorum ama niteliği tabii ki çok önemli. Böylece sürdürülebilir kalkınma hedeflerine farkındaysanız, gerçekten o ülkenin ne olduğunu biliyorsanız düzgün bir çalışma ile kamuoyu etkilenecektir. Tecrübeli ve bu işin farkında olan yazan, okuyan, araştıran kişilere ve dil bilen, araştırma analizlerini çok iyi yapabilen gençlere çok ihtiyaç var.

İlgi ve bilgi aktarımlarınız için teşekkür ederiz hocam benim sorularım bu kadardı. Sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Sivil toplumu iyi bilen kişilerin çalışmaları bir sonraki sivil toplum için örnek niteliğindedir.

Covid-19 süreciyle ilgili 3 Haziran 2020 tarihinde ‘sivilsayfalar’la yapmış olduğum Sayın Süleyman Gök tarafından hazırlanan söyleşide de bahsetmiştim ama bu söyleşi bir parça daha kapsamlı şekilde gerçekleşti. Akademi ve sivil toplumun birlikte çalışması gerekir ki yeni düzen zaten üniversite kent ve sanayi işbirliği ile formüle ediliyor. Üniversiteler ve dolayısıyla bu durum artık şunu gerektiriyor: Kentin üniversiteden haberdar olabilmesi, aynı şekilde üniversitenin kentteki çalışmalardan haberdar olabilmesi için sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarını biraz daha güçlendirebilmesi adına bu kişilere gerçekten gereksinimleri olduğunu ortaya koymaktadır. Maalesef birçok araştırmacının hatta sosyal bilimcinin ve sadece teorik çalışma yapan sosyologların ki ben bir sosyoloğun sahaya inmeden sosyolog olabileceğine kesinlikle karşıyım, aslında sahadaki alanı bilmediği için akademi ve sivil toplum bir araya gelmelidir. Sosyal bilimlerde önemli olan sayı değildir. Eksik olan niteliği de en fazla layıkıyla yerine getirebilecek disiplin elbette ki sosyolojidir. Sosyoloji benim için bilimlerin kraliçesidir. Sivil toplumda sosyologların olması kaçınılmazdır. Sivil toplum kuruluşları, projelere destek alabilmesi için akademisyenlerin de ne çalıştığını çok iyi araştırmaları gerekmektedir. İnsanların kafalarında soru işareti oluşturan, onları sorgulamaya iten akademisyenlerin kapılarını çalıp bir “Merhaba” demek ve fikirlerinin ne olduğunu öğrenmek için çabalamaları gerektiğini düşünüyorum.

Tüm bu söyleşiyi gerçekleştiren genç ve dinamik sosyolog adayı Hayra Üsküp’e yönelttiği bu güzel sorular için çok teşekkür ederim.

Biz de Sayın Sosyolog ve akademisyen Dr. Öğr. Üyesi Yonca Altındal’a sivil toplum ve akademinin ortaklığının önemi hakkında özgün bakışlar kazandırdığı için teşekkür ederiz.

Hayra Üsküp

Sivil Toplum Çalışmaları Staj Programı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here