Yanlış Batılılaşmanın Türk Romanına Yansımaları: Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şıpsevdi İncelemesi

0
287

Giriş

Tanzimat Fermanı’yla birlikte yaşanan toplumsal dönüşümler dönemin edebi eserlerine de yansımıştır. Türk romancılığında önemli bir isim olan Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın eserlerinde Anadolu yoktur ve olaylar İstanbul’da geçmektedir. Toplumun farklı kesimlerini farklı ek temalarla detaylıca inceleyen yazar, o dönemde neredeyse bütün eserlere dahil olmuş olan Batılılaşma konusunu da Şıpsevdi romanında konu almıştır. Hüseyin Rahmi bu eserde Batılılaşmayı tamamen kötülemeyerek döneminden farklı olarak yüceltmemiştir de. Batılılaşmanın yanlış algılanması sonucu yanlış uygulanmasına değinmiş bu yanlış değişimle geleneksel Osmanlı kültürüyle şekillenen aile yapısının bozulmasını konu almıştır.

1. Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Hayatı ve Sanatı

Hüseyin Rahmi, 17 Ağustos 1864 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası Mehmet Sait Paşa hünkâr yaveridir. Annesini küçük yaşta kaybeden Hüseyin Rahmi, dönem dönem babası ve anneannesiyle yaşamıştır. Mülkiye’de eğitim gördüğü sırada geçirdiği ciddi hastalık yüzünden eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmıştır. İş hayatına da bu sırada başlayan Hüseyin Rahmi, kısa bir süre devlet memurluğu yaptıktan sonra İkdam ve Sabah gazetelerinde yazarlık yapmıştır. Hayatının çoğunluğunu kalemiyle kazanmış olan yazar, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5. ve 6. dönemlerde Kütahya milletvekilliği yapmıştır. Ömrünün son otuz bir yılını geçirdiği Heybeliada’da 8 Mart 1944 tarihinde vefat etmiş, Abbas Paşa Mezarlığına defnedilmiştir. 

Servet-i Fünûn topluluğu ile çağdaş olan Hüseyin Rahmi, bu akıma dahil olmamış hayatı boyunca bağımsız bir yazar olmuştur. Emile Zola’dan etkilenerek sanat hayatında natüralist bir duruşa sahip olmuştur. Modernleşme çabalarıyla toplumun yaşadığı değişimi iyi tahlil etmiş ve bu değişimin toplumda yarattığı çelişkileri eserlerinde konu almıştır. İstanbul’u, sokakları, fahişeleri, kadın erkek eşitsizliklerini, hurafeleri, yüzeysel batılılaşmayı olduğu gibi yansıtmasından dolayı “günlük yaşama ayna tutan yazar” olarak nitelendirilir. Bu çerçevelerde yazdığı romanları genelde cahillik, kadın-erkek eşitsizlikleri ve toplumsal adalet temasını konu almaktadır. 

Anneannesiyle birlikte yaşadığı zamanlarda kadınlarla çok iç içe olması onun hem sokak hayatını eserlerine çok iyi yansıtmasına neden olmuş hem de eserlerindeki kadın karakterlerini ince detaylarla oluşturmasını sağlamıştır. Toplumsal hayatı tahlil ederek olduğu gibi işlemesinden dolayı eserlerinde halk deyimlerine oldukça yer vermiştir. Sanatın toplum için olduğunu savunarak eserlerini anlaşılır bir dille yazmıştır. Ahmet Mithat geleneğini sürdürmüş, eserlerinde zaman zaman kendi düşüncelerine yer vermiştir. Roman akışına bu şekilde dahil olması bazı zamanlarda çok uzamış bu sayede bütünlüğü bozduğu ve gereksiz olduğu gerekçesiyle eleştirilmiştir. 

Sponsorlu

Şıpsevdi, Şık, Mürebbiye ve Metres eserlerinde yanlış batılılaşmayı, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, İffet, Sevda Peşinde, Tesadüf, Nimetşinas eserlerinde köklü aile yapısındaki çözülüşü ve eski ile yeni düşünce çatışmalarını, Gulyabani, Cadı, Muhabbet Tılsımı ve Efsuncu Baba eserlerinde ise batıl inançları konu edinmiştir. 

2. Şıpsevdi

Paris’e okumaya giden Meftun, orada yalnızca gezip tozmuş ve eğitimini tamamlamadan amcasının ölümü üzerine İstanbul’a dönmüştür. Meftun’un Paris’te geçirdiği zaman onu Batı hayranlığına sürüklemiş ve Osmanlı-Türk kültürüne dair her şeyi küçümser bir hale getirmiştir. Meftun döndükten sonra ailesini de Batı kültürüne alıştırmak istemiş ‘Savoir Vivre’ isimli kitaptan yemek yeme adabını öğretmeye çalışmıştır. Meftun’un kız kardeşi olan Lebibe Hanım’ın görüştüğü biri olduğunu öğrenen Meftun, erkeğin kim olduğuna dair yaptığı araştırma sonucunda çok zengin ama çok cimri olan komşuları Kasım Efendi’nin oğlu Mahir olduğunu öğrenir. Araştırmaları esnasında Mahir’in bir de kız kardeşi (Edibe Hanım) olduğunu öğrenir. Meftun, yaşamak istediği batılı hayat tarzı için ihtiyacı olduğu paraya kız kardeşinin Mahir ile kendisinin ise Edibe Hanım ile evlenerek ulaşabileceğini düşünür. 

Lebibe’nin görüştüğü biri olduğunu duyan diğer erkek kardeşleri Raci ile birlikte bir gece Lebibe ve kuzenleri Rabia’yı erkeklerle yakaladıktan sonra sorguya çekerler. Bu sorgu esnasında Rabia’nın hamile olduğu ortaya çıkar. Meftun tüm bunlara ulaşacağı paranın hayaliyle sert tepkiler göstermezken Raci olaylara daha çok kızar. Raci geleneklerini bilen ve buna sahip çıkan bir karakterken Meftun batı hayranlığı yüzünden etrafı tarafından çoğu zaman gülünç hale gelen bir karakterdir. Bu gülünç hali yüzünden Kasım Efendi kızını Meftun’a vermek istemez. Bunun üzerine Meftun, Kasım Efendi’nin paraya olan düşkünlüğünü bildiğinden dolayı piyango kazandığı yalanını haber ederek Edibe ile evlenmeyi başarır. Lebibe ise Mahir ile kaçarak evlendikten sonra kocasıyla birlikte ağabeyinin evine geri döner. Rabia’nın sevgilisi hamileliği öğrendikten sonra kendisiyle evlenmek istemez ve ayrılır. Bunun üzerine Rabia depresyon yaşarken bir gece tesadüfen evin hizmetlisi Zerafet’in düşük yaptığına tanık olur. Zerafet’ten gizlice aldığı ilaçla o da düşük yapar. Evde bu iki düşük olayının üzeri kanlı basur hastalığı denerek örtülmeye çalışılmıştır. Edibe’nin dostu olan Azize Hanım düşük olduğunu anlayarak ev halkının gözünü açmaya çalışmıştır. Azize hanım tarafından gerçekleri öğrenen Meftun’un anneannesi Şekure Hanım olayın şokuyla vefat etmiştir.

Şekure Hanım’ın ölümünün üzerinden iki yıl geçmiş ve Meftun da Lebibe Hanım da çocuk sahibi olmuştur. Evin neredeyse ikiye katlanan nüfusu zaten kısıtlı olan ev bütçesini daha çok zora sokmaya başlamıştır. Kasım Efendi’nin servetini hala ele geçiremeyen Meftun, Mahir’e yaklaşarak babasından bir miktar para ve hanlarının senedini almayı teklif etmiştir. Mahir ilk başta geçirdiği zor çocukluk günlerini hatırlayarak babasına sinirlense de Meftun’un teklifini kabul etmemiştir. Bunun üzerine Meftun Mahir ile yakınlaşabilmek için onu kendi Batılı özellikleri taşıyan ortamlarına sokmuştur. Bu şekilde Mahir’in Madam Mc Ferlan’a olan ilgisini anladıktan sonra bu durumu da kullanarak Mahir’in babasından senetleri ve parayı almasını sağlamıştır. Meftun’un evinde düzenlenen partide Meftun ve Mahir’in diğer kadınlara olan yakınlığından rahatsız olan eşleri bu durumun üzerine gitmiştir. Evde çıkan kavganın üzerine beyler kadınların davranışlarını yargılayarak kadınlıklarının (giyim tarzları, ilgi alanları, yaşam şekilleri ve makyaj yapmıyor olmaları) yetersiz olduğunu söylemiştir. Kadınların da bu eksikliği kabul etmesi üzerine Meftun Bey, Lebibe Hanım’ı ve Edibe Hanım’ı Batılı kadınların özelliklerini anlatmak üzere eğitmeye başlamıştır. Mahir ve Meftun Kasım Bey’den aldıkları paraları gece hayatında harcamaya başlamış ve bunun sonucunda eşleriyle büyük kavgalar etmeye başlamışlardır. Kadınlar eşlerinden göremediği ilgiyi başka adamlarda arayarak geceleri eve erkek almaya başlamışlar ve Raci’ye yakalanmışlardır. Kasım Efendi ve Raci, Mahir ve Meftun’un Kasım Efendi’nin paralarını çaldıklarını öğrendikten sonra Mahir intihar etmiştir. Yazdığı intihar mektubunda Mc Ferlan’dan karşılık alamamasından dolayı derin bir üzüntü duyduğunu ve bu durumun onu intihara sürüklediğini aktarır. Meftun da bütün karışıklıklar arasında Paris’e kaçmıştır. Edibe babasının evine dönmüş ve orda da eve gizli gizli erkek almaya başlamış, Kasım Efendi kızının bu ahlaksızlığını öğrendikten sonra felç geçirmiştir. Aradan iki yıl geçtikten sonra Meftun ailesine mektup yazarak ona olan sinirin geçmesini beklediğini, Kasım Efendi’nin felç geçirdiğini öğrendiğini yazar. Hatta mektupta Kasım Efendi’nin vefat ettiğini öğrenince memlekete geri döneceğini, karısını boşamadığı için hala Kasım Efendi’nin servetine sahip olmanın hayalini kurduğunu da yazmıştır.

3. Eserin Yanlış Batılılaşma Hususunda Değerlendirmesi

Osmanlı’da Tanzimat Fermanıyla birlikte yaşanan modernleşme sürecinden sonra İkinci Abdülhamid’in yönetiminde ‘İstibdat Dönemi’ dediğimiz bir süreç yaşanmıştır. Bu süreçte modernleşme yolunda adımlar atılsa da basına ve edebiyata karşı çok yoğun bir baskı ve sansür uygulanmıştır. Yönetimi eleştirmek kesinlikle yasaktır ve devletin yaptığı icraatların sorgulandığı veya tenkit edildiği durumlarda gazete ve dergiler kapatılmıştır. Bundan dolayı edebiyat dünyası ağır bir sarsıntı yaşamıştır. Yazarlar evlerine kapanarak “Sanat, sanat içindir” anlayışıyla çalışmalar yapmış, halka dokunmak yerine sanatsal değerlere ulaşmak amaçlanmıştır çünkü dergilerde, gazetelerde veya romanlarda toplumsal konular ele alınınca sansür uygulaması yapılmıştır. Hüseyin Rahmi bu süreci romanına eklediği “Hikâyenin Hikayesi” başlığında sansürün Osmanlı yazarlarına karşı kınından sıyrılmış kılıcını göstererek susmayı emrettiğini aktarmaktadır. Böyle bir süreçte roman 1901 yılında İkdam Gazetesi’nde “Alafranga” adıyla ilk kez tefrika edilmeye başlandığında zararlı görülerek yayından kaldırılmıştır. Bunun ardından 1911 yılında kitap olarak basılmıştır. Bu sansür uygulamalarından dolayı Hüseyin Rahmi bu kitabından “istibdat yönetiminin şehidi” olarak bahseder.

Hüseyin Rahmi toplumu aydınlatma çabasıyla yazdığı için döneminden farklı olarak “Sanat, toplum içindir” anlayışıyla ilerlemiştir. Bu nedenle daha önce de bahsedildiği gibi eserlerini anlaşılır bir dilde kaleme almış ve halkı bilinçlendirmek için yazmıştır. Eserleri hep İstanbul’da geçmektedir ve Batılılaşma dahil dönemin farklı toplumsal sorunlarını ve dikkat çeken önemli yanlarını konu almıştır. Çağdaşı olan Servet-i Fünûncular da Batıdan etkilenmiş ve eserlerinde Batılılaşmayı konu almışlardır. Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Cahit Yalçın, Ali Ekrem Bolayır gibi isimler dönemin önemli sanatçılarıdır. Özellikle Fransız edebiyatından etkilenmişler ve bu sayede Türk romanına realizm ve sembolizm akımlarını dahil etmişlerdir.

Aynı dönemi konu alan Araba Sevdası romanındaki Bihruz Bey karakteri, Felatun Bey ve Rakım Efendi romanındaki Felatun karakteri ve Şıpsevdi’deki Meftun Bey birbirlerinin yansımalarıdır. O dönemde Batıya hayranlık duyan ve özellikle Fransız kültürünü üst kültür olarak belirleyip o yaşam tarzına sahip olmaya çalışan kişiler konu alınmıştır. Bu karakterler eserlerde Batılılaşmayı yanlış anlayan ve bu sayede komik duruma düşen karakterler olmuşlardır. Bunun yanında Hüseyin Rahmi’nin Mürebbiye eserindeki Dehri Efendi, Peyami Safa’nın Fatih Harbiye romanındaki Faiz Bey karakteri de dönemin bir gerçekliğidir.

Şıpsevdi romanında, Hüseyin Rahmi’nin çoğu romanında görülen natüralist ve realist yaklaşımlar bir arada kullanılmıştır. Tanzimat yıllarından gelen bir sorun olan Batılılaşma meselesi evlilikler, kadın erkek ilişkileri, aldatma gibi ek temalarla birlikte incelenmiştir. Hüseyin Rahmi, kitapta “Cemiyet Hayatımız ve Alafranga” başlığıyla dönemin Batılılaşmaya çalışan kesimlerini üç farklı grupla tasvir etmiştir. İlk olarak soylu ailelerin çocuklarından bahseder. Bunlar Fransızcayı çocukluktan beri evlerinde aldıkları eğitimle öğrenmiş ve güzel konuşabilen kişilerdir. Avrupa ziyaretlerinden sonra ülkeye döndüklerinde oranın giyiminden, yemeğinden, dansından ve kumarından başka bir şey getirmemişlerdir. İkinci grubu ise Batılılığı, Avrupalı kadınlarla evlenerek yakalamaya çalışan Levantenler olarak tanımlar. Bu iki farklı kültüre sahip insanın evlenmesiyle aile yaşamında çıkacak zorluklardan bahseder. Avrupa’nın üstün olmasından dolayı kadının da erkeğe karşı üstünlük sağlamaya çalışacağından çocukların herhangi bir dili doğru düzgün öğrenemeyeceğinden ve Osmanlı kültüründen uzak olarak yetişeceğinden bahsetmektedir. Üçüncü tip alafrangalık ise kitabın ana karakteri olan Meftun Bey tipidir. Bunlar Beyoğlu’nda vakit geçirip yakalarının yüksekliğiyle dikkat çekmektedirler. Hüseyin Rahmi kloş redingotları, dar pantolonları, sivri ayakkabıları ve zarif şemsiyeleriyle modaya uymaya çalıştıklarını aktarır. Yaptığı bu üç farklı kesim için de ısrarla bir alay söz konusu olmadığını vurgulamıştır.

Kitapta olaylar çoğunlukla aile bireyleri olan aynı karakterler ve herkesin bir aradığı yaşadığı evde gelişmiştir. Bütün karakterler kitabın en başında tanımlanmıştır. Meftun’un kardeşi olan Raci, geleneksel değerlere bağlı bir karakterdir ve dönemin geniş bir kesimini temsil etmektedir. Meftun ise Paris’te kaldığı dönemde geleneksel kültürden tamamen uzaklaşmış ve Batı kültürüne olan hayranlığından dolayı dejenere olmuş bir karakterdir. Aile bireyleri de tamamen geleneksel kültüre sahip, Meftun’un abartılı Batı hayranlığıyla dalga geçen ve toplumun çoğunluğunu oluşturan insan tipidir. Fakat romanın alt metninde Meftun’un anneannesi Şekure Hanım ve annesi Latife Hanım, Meftun’un abartılı ve yanlış Batılılaşma özelliklerine ses çıkarmadıkları için eleştirilmektedir. Kız kardeşi Lebibe Hanım ve kuzeni Rabia da geleneksel kültürle yetişmiş kızlar olsa da roman sonunda bu kültürde asla kabul edilemeyecek olan ahlaksızlıklara bulaşmışlardır. Aynı zamanda Hüseyin Rahmi bu ahlaksızlıkların Batı kültüründe de yeri olmadığını, Batının cahillikle yanlış anlaşılmasından kaynaklanan tahribatlar olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Rabia, sokakta top oynayan ve yaramaz bir çocuk olarak tasvir edilerek içinde olduğu geleneksel kültürde kabul edilemeyecek hareketlere sahiptir. Oldukça dindar ve ahlaklı olarak tanımlanan Kasım Efendi ise Batının karşısında iyi olarak tanımlanan bu özelliklere rağmen aşırı cimri bir insandır. Hüseyin Rahmi karakterlere verdiği bu zıtlıklarla iki kültür içerisinde de doğru ve yanlışın bulunduğunu göstermeye çalışmıştır.

Roman boyunca Meftun ve Raci karakterlerinin arasında kültür yapılarının getirdiği farklı değerlendirme şekillerinden dolayı bir çatışma mevcuttur. Batılılaşma ev bağlamında da yansıtılmış, dönemin önemli tablolarının kopyalarının olduğu bir salon tasvir edilmiştir. Meftun’un aile bireylerine aşılamaya çalıştığı Fransız kültürünün etkisi, köpeklerine koydukları Fransızca bir kelime olan “coquin” isminde de görülmektedir. Meftun’un bu abartılı ve gülünç özellikleri arasında konuşma esnasında araya Fransızca kelimeler sıkıştırmak, edebiyatla ilgilendiğini gösterebilmek için tek camlı gözlük takmak ve çok özenildiği belli olan bir giyim tarzı da vardır. Meftun bu Batılılaşma çabasını ailesine de yansıtmaya çalışmış, Fransız kültürünü baz alarak yemek yeme dersi vermekte ve herkesin az da olsa Fransızca konuşabilmesini isteyerek bu konuda da onları eğitmeye çalışmaktadır. Bir genç kızın sevgilisinin olması modern dünyada normal karşılansa da dönemin şartlarında Lebibe ve Rabia’nın sevgililerinin olması ayıp sayılan bir durumdu. Meftun’a göre ise bu durum Batılı yaşam şartlarıyla değerlendirilerek normal karşılanabilirdi ki zaten hayal ettiği miras ne yaşanırsa yaşansın Meftun’un tepkisiz kalmasına neden olmuştur. Edibe ve Lebibe’nin evliliklerinde yaşadıkları problemler sonucunda eve erkek almaları, kocalarını aldatmaları, makyaj yapmaya başlamaları ahlaksızlık olarak yansıtılarak Batılılaşmanın sonucu olarak görülmüştür. Bu iki karakterin kocalarını aldatmaları evliliklerindeki problemden kaynaklansa da Meftun’un verdiği Batılı kadın olma dersleriyle birlikte yaşadıkları değişimin sonucu olarak yani Batılılaşma olarak yansıtılmıştır. Romanda Batılı kadın olarak seçilen kadınların hepsi erkekler tarafından çekici olarak tanımlanmış ve ahlaki açıdan sorunlu kadınlardır. Evdeki iki hizmetlinin yaşadığı aşkta kadının para için kandırılıyor olmasıyla ve eşlerin birbirlerini aldatmasıyla romanda sadakat ve sevgi çerçevesinde yaşanan evliliklerden ziyade cinsel arzulara ve çıkarlara dayanan evlilikler ve ilişkiler konu alınmıştır. Lebibe-Mahir ve Edibe-Meftun evliliklerinde yaşanan aldatmalar daha kötü sonuçları doğurmasıyla yıkıcı etkilere sahip olmuştur. Fakat Madam Mc Ferlan ve Mösyö Mc Ferlan’ın evliliklerinde aile dostlarıyla yaşanan apaçık aldatmalara çift ses çıkarmamaktadır. Bu problemsiz evlilik Batılı tarzda evliliklerin bir özelliği olarak yansıtılmış gibi gözükse de romanın alt metnine bakıldığında ahlaksızlığın Batı kültürüne mâl edilmeye çalışılmadığı anlaşılabilmektedir. Bu şekilde Hüseyin Rahmi karakterlere verdiği artı ve eksi özelliklerle doğru ve yanlış kavramını kültürlere mal etmemektedir.

Rabia’nın hamileliğinde yaşadığı buhran sürecindeki düşünceleriyle (sevgilisini de ilgilendiren bir olay olmasına rağmen sadece kadının suçlanması, bu sorunla sadece kadının baş etmek zorunda kalması) toplumsal cinsiyet eşitsizliğine de değinilmiştir. Roman sonunda Mahir ve Rabia karakterlerinin intiharıyla bilinçsiz Batılılaşma çabasının yarattığı ahlaksızlıkların sonucunun hüsran olduğu vurgulanmaktadır. Kitap boyunca bencilliği ve hırsıyla anılan Meftun ise ailesine yazdığı mektubunda hala miras peşinde olduğunu belirtmesi yaşanılan ağır olayların onun bu zararlı duygularını bastıramadığını göstermektedir.

Sonuç

Yanlış batılılaşmanın ele alındığı eser, Meftun karakterinin edindiği amacı gerçekleştirme yolundaki süreci konu alır. Batılılaşmayı yanlış anlayarak “dejenere” olan dönem züppelerinin konu alındığı birçok eserden biri olan Şıpsevdi romanında toplumsal birçok olgunun dönemdeki şartları incelenebilmektedir. Yanlış Batılılaşmanın biraz da mizahi bir dille anlatıldığı eserde incelenen konu farklı yollarla başarılı bir şekilde ortaya konmuştur. İlişkilerin çarpıklığına ve Meftun karakterinin özentiliğine yapılan vurgudan dolayı roman sonunda Batılılaşmanın ahlaki değerlerden uzaklaşarak basit meselelerde aranması fikrinin yanlış olduğu sonucuna varılmaktadır. Meftun karakterine eşlik eden felsefi fikirleri de Batılılaşma amacından çok Batı özentiliğini yansıtmaktadır. Eser aynı karakterler üzerinden işlense de toplumdaki üç farklı kesimi içerdiğinden dolayı (Kasım Bey ve ailesi ile geleneksel taraf, Meftun ile Batılılaşma çabasında olan taraf, Madam ve Mösyö Mc Laren ile Batı’nın insanları) dönemin önemli toplumsal sınıflarını yansıtabilmiştir. Hüseyin Rahmi’nin oldukça eleştirildiği bir konu olan metin akışı içerisinde fikirlerini yansıtması ve verdiği bilgilerle konudan uzaklaşılması, bu eserde de mevcuttur ve uzun süren anlatımlar kimi zaman olay örgüsünden koparmaktadır.

Hüseyin Rahmi, Avrupa’nın Osmanlı’dan önde olduğunu ve Osmanlı’nın bir değişime mecbur olduğunu kabul etmiştir. Romanla birlikte kendisine gelen Batılılaşma karşıtı olduğu eleştirilerine ise, “Cemiyet Hayatımız ve Alafranga” başlığında yanıt vermiştir. Romandaki amacının Batılılaşma çabalarını kötülemek olmadığını fakat bu meselenin gündelik meselelerle bilinçsizce gerçekleşmesinin toplumda yarattığı ve yaratacağı yıkımları göstermek, Batı kültüründe olmayan tuhaflıkların cahillikle birlikte Batılılaşma zannedilmesini engellemeye çalışmak olduğunu belirtir. Hüseyin Rahmi’nin toplumu eğitmek için yazdığını gözeterek romanın anlatmaya çalıştığı şey Batının ahlaksız olması ve Batılılaşmaya çalışan halk tabanının gülünç insanlar olması değil, farklı bir kültüre özenilmesinin o kültürü doğru şekilde tanıyamamaya sebep olmasıdır. Bu özentilik meselelere sığ yaklaşmaya neden olarak Batılılaşmanın esas amacı olan “ilerleme” hedefinin üzerini örtmektedir. Böylelikle onun Batılılaşma hedefinin öncelikli olarak Osmanlı’nın o dönem yaşadığı ekonomik sıkıntılardan ve geri kalmışlıktan kurtulmak olduğunu anlarız.

Dönem şartları göz önüne alındığında, baskıcı ve eğitimin niteliksizleştirildiği bir siyasi dönemin oluşturduğu cahilliğin karşısında bir Batılılaşma gayesi varken gidilecek yolun bilinmemesi toplumdaki Meftun gibi karakterlerin varlığını açıklamaktadır.

Ülküm SARICAN

TUİÇ Akademi Türkiye Birimi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here