Solarpunk Türü Üzerinden Ekolojik Ütopya İncelemesi

0
40

Özet

Varoluşunun ilk zamanlarından beri insan doğasının hep en iyiye ulaşma hayali ütopyaların oluşmasına zemin hazırlamıştır. Zaman içinde yaşamın farklı alanlarının özel olarak betimlemeleri farklı ideal gelecek tasvirlerinin oluşmasına yol açmıştır. 20. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren çevre sorunlarının siyasal ve toplumsal alanda önem kazanması ütopyacılığa yansımış ve bu yönde eserler neşredilmeye başlanmıştır. Çevre sorunlarının ana sorun olarak görülüp bu sorunları aşmaya yönelik olarak yenilenebilir enerji odaklı çözümlerin sunulduğu “aydınlık” ve “yeşil” bir gelecek tasviri çizen solarpunk da bir ütopya türüdür. Bu araştırma yazısında ilk önce ütopyaların tanımı ve tarihçesi önemli örnekleriyle birlikte kronolojik ve karşılaştırmalı olarak analiz edilecektir, Daha sonra aynı yöntem ile ekolojik ütopya örnekleri incelenecek ve son olarak da ütopya türünün son alt tür örneği olan solarpunk hakkında Murray Bookchin’in toplumsal ekoloji felsefesine dayanan köklerinden de bahsedilerek detaylı bilgi verilecektir.

Anahtar Kelimeler: Ütopya, Ekoloji, Çevre, Solarpunk, Toplumsal Ekoloji

 

Sponsorlu

 

Abstract

Human’s desire to achieve the best living conditions since the first times of their existence paved the way for utopias to emerge. In time, the specific portrayal of different parts of human life caused the occurrence of distinct depictions of ideal futures. Since the second half of the 20th century, environmental problems have come into prominence in the social and political spheres, and this has been reflected on utopianism through the publishing of works in this field. As a new utopian genre, solarpunk sees environmental problems as the main problem and tries to solve them through renewable energy resources, depicting a “bright” and “green” future. In this research paper, first, the description and the history of utopias is comparatively analysed with some important examples in the utopian literature in a chronological order, then the same method is applied to the ecological utopias and they are also analysed comparatively, and lastly, detailed information about solarpunk as the last subgenre of utopian literature is given by referring to its philosophical roots based on Murray Bookchin’s social ecology.

Keywords: Utopia, ecology, environment, solarpunk, social ecology

 

Giriş

Canlılığın ortaya çıkmasında temel olan doğal çevrenin, biyolojik evrim sürecine olan etkisi ve katkısı insan varlığının sürekliliği ve devamlılığı için küresel ölçekte korunması gerekli bir faktördür (Keleş, 1997). Ancak bireylerin üretim ve tüketiminin denk olmaması, atıkların dönüştürülememesi ya da değeri düşük bir kullanıma sahip olması ekolojik döngüdeki dengesizlikleri artırmaktadır. Ekonomi ve ekoloji dengesini kuramayan kentsel gelişme süreçleri sağlıksız ve yaşanılamaz kentleri yaratmıştır. Bu süreç içinde yaşam alanlarının ideal toplum düzeni için yeniden tasarlanması gerekli bir faktördür.

Sürdürülebilir, çevreye duyarlı ve akıllı yapıların tasarlandığı ekolojik ütopyalar tasarlanmış ideal toplum düzenleri oluşturmaktadır. Ekolojik ütopyalar tüketime ve tüketim kültürüne tepki olarak doğmuştur. Ekolojik ütopyaları ise edebiyatta bir bilim kurgu türü olarak tasarlayan janr solarpunk’tır. Yeni ortaya çıkan genel olarak enerji geçişinden sonra sürdürülebilir gelecekleri hayal etmekle karakterize edilen iyimser bir kurgu çeşididir.

Solarpunk yaratıcılık, üretkenlik, bağımsızlık ve topluluk fikirlerine odaklanarak insanların çevresel yıkımı nasıl önleyebileceklerini, kapitalizmi nasıl yenebileceklerini veya değiştirebileceklerini ve çevremizle birbirimizle nasıl denge içinde yaşayabileceğimizi sorgumaktadır. Neyden kaçınmamız gerektiğine değil, neyi ummamız gerektiğine odaklanan bir fütürizmdir. Bu yönleriyle, her ne kadar ütopya olarak adlandırılsa da, modern bakış açısından bakıldığında gerçek olmaya son derece yakındır. Tam da bu yüzden sosyal bilimlerde incelemeye değer yepyeni bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu makalede solarpunk’ın ekolojik bir ütopya olarak incelemesi yapılacaktır. Tümdengelim perspektifiyle öncesinde sırasıyla ütopya kavramı ve tarihçesinden bahsedilip ütopyaların kökenlerine inilecek ve ilk ütopyalardan başlayarak kronolojik sırayla birkaç eser örneği verilerek karşılaştırmalı analiz yapılacaktır. Daha sonra ekolojik ütopyalara değinilecek ve bu bölümde ekolojik ütopyaların modern ütopyalarla bir karşılaştırması yapılacaktır. Üç farklı ekolojik ütopya yazarının eserleri örnek olarak verilip bu bölümde türün betimlemesinin detaylı bir şekilde yapılması hedeflenmektedir. Sonraki bölümde ise solarpunk janrının özelliklerinden bahsedilip tahayyül edilen geleceğin detaylı bir tasviri siyasal ve toplumsal bir bakış açısıyla analiz edilecektir. Bu bölümde janrın felsefi olarak kökenlerini dayandırdığı Murray Bookchin ve onun toplumsal ekoloji kavramına da kısaca değinilecektir. Son olarak, genel ve özetleyici bir sonuç paragrafıyla inceleme sona erecektir.

 

Ütopya Nedir?

Utopia kavramı ya da Türkçe haliyle ütopya, Thomas More’un 1516’da yazdığı Utopia isimli eseriyle yaygınlaşmıştır. İlk anlamıyla More’un yazdığı eserin adıdır. İkinci anlamıyla ise hem “hiçbir yer” hem de “iyi bir yer” olarak ifade edilişi görülmektedir (Kumar, 2005, s. 9; More, 2006).

Genel olarak sözlük ve sosyal bilimlerde tanımına baktığımızda Türk Dil Kurumu (TDK) ütopyayı, “gerçekleştirilmesi imkânsız tasarı veya düşünce” olarak tanımlarken (sozluk.gov.tr) Felsefe Sözlüğü’nde ise “ideal ya da yetkin toplum; ideal bir toplum düzeni ya da yönetim biçimi ortaya koyan tasarı” olarak ifade edilmektedir (Cevizci, 1999, s. 880). Sosyolojik manada ise “kusursuz bir toplumu ya da ideal bir devleti ifade eden hayali bir kurgudur” (Tandaçgüneş, 2013, s. 19). Bu bağlamda ütopyalar, toplumsal bakış açısıyla toplumun yaşamına dair ihtiyaçların zamandan bağımsız fakat gelecekte bir yerde sorunların ve ihtiyaçların çözümü için çaba sarf edildiğidir. Ütopyalarda ulaşılması arzu edilen, daha iyi bir düzene sahip toplum modeli vardır. Bununla beraber her sosyal öğreti, mevcut şartlardaki rahatsızlığın ve huzursuzluğun kaynağı olan düzeni değiştirmek ve bu kurulu düzene yeniden biçim vermek isteyeceğine göre toplumun ileride alacağı ideal durumu dile getirmektedir. Bu bakımdan her sosyal öğretiye bir çeşit ütopya denilebileceği de savunulmaktadır (Avcı, 2006). Ütopyaların var olan düzeni yeniden inşa etmesinden ötürü eleştirel bir yapısı vardır. “Ütopyacı toplumsal gerçekliğe eleştirel bir açıdan yaklaşıp, eseriyle dönemin adaletsizliklerine, haksızlıklarına, baskılarına, kısacası kurulu düzene düşünsel düzeyde bir başkaldırıyı ortaya koyar” (Cevizci, 2005, s. 1683).

 

Ütopyanın Tarihçesi

Ütopyanın tarihsel sürecine baktığımızda Antik Yunanca kaynaklı olduğu görülmektedir. Yunanca “ou” (değil) ve “topos” (yer) kelimelerinden, “hiçbir yerde olmayan” anlamında türetilmiştir (Avcı, 2006, s.15). Bununla beraber iyi anlamına gelen “eu” ile yer anlamına gelen “topos” un birleştirilmesinden oluşan “iyi yer” anlamına gelen eutopia kelimesine de atıfta bulunulmuştur.

Antik Yunan ve Roma’da askeri demokrasinin oluşmasıyla yağma ve fetihler maddi olanaklar yanında sınıflaşma süreçlerini de hızlandırmıştır. İnsanların maddi servete ve işlenmiş, düzenlenmiş verimli topraklara hazır bir şekilde konması hâkim kabileler arasındaki ve ezen-ezilen arasındaki sınıfsal çatışmayı arttırmıştır. Yoksullaşan köylü kesim toplumsal hayattan uzaklaşarak sömürüye, zorbalığa ve şiddete maruz kalmıştır. Bu sayede toplumlar kendilerine özgü bir ütopya oluşturmuştur. Yöneticiler adil, çalışanlar verimlidir. İnsanları erdemli ve cesurdur. Yani, toplumu oluşturan birey ve kurumlar ideal olarak tasarlanmış ve varlık kazanmışlardır. Yunan dünyasındaki ütopyalar, tanrısal bir özellik gösterirler. Orta Çağ’da ise yaygın ideoloji, din yönelimli ya da dinsel içerikli felsefe tarzının gelişmesi ile toplumun hayal gücünü bu yönde etkilediğinden ütopyalar da bu durumdan nasibini almış ve o dönemdeki ütopyalar dini unsurlar içererek din, gelecekte kurulacak ideal düzene entegre edilmeye çalışılmıştır. Dolayısıyla Orta Çağ ütopyalarında Antik Yunan’dan daha farklı bir dinsel yapı görülür. Bu anlamda İlk Çağ ütopyalarının Hristiyanlaşmış soluk birer kopyaları olmuşlardır (Coşkun, 2004). Bu dönemde yazılan Andreae’nin ütopyasının başlığı Christianopolis, dönemin düşünce dünyasının niteliğini yeterince ortaya koymaktadır (Kumar, 2006).

En ünlü birkaç ütopyaya değinecek olursak Platon’un Devlet’i, Thomas More’un Ütopya’sı, Tommaso Campanella’nın Güneş Ülkesi’si, Francis Bacon’ın Yeni Atlantis’i örnek verilebilir. Platon’un Devlet’i ilk Antik Çağ ütopyasıdır ve demokrasiye karşı çıkarak aristokrasinin bulunduğu devleti savunmaktadır. Platon’a göre her sınıf kendi erdemine uygun görevini yerine getirirse toplum mutlu olacaktır. Thomas More’un Ütopya’sında Kolomb’un keşiflerinin etkisi vardır. İngiltere’nin toplumsal durumunu eleştirir ve özel mülkiyete karşı gelmektedir. İdeal toplum, sınıfsız toplum olmalıdır. Campanella ise Güneş Ülkesi’nde Rönesans ve reform hareketleriyle beraber skolastik düşüncenin hâkim olduğu, eşitsizliğe ve zorbalığa karşı toplumların Altın Çağ’ı yaşayacağı sosyal adaletin sağlanması ve gerçek bilginin elde edilmesidir. Yeni Atlantis, Bacon’ın düşüncesinde bilimsel ve teknolojik gelişmelerle toplumların ilerleyeceğini ve aydınlığa kavuşacaklarına inanır. Dolayısıyla Bacon dine dayalı devletleri eleştirmiştir. Nihayetinde, bu ütopyalar farklı dönemlerde yazılmış olsa da ortak özelliklerinin var olan düzene umut vaat eden bir başkaldırış olduğu görülür. Ütopya, “insanın iyileştirilebilme olasılığı üzerine ciddi bir düşünsel arayıştır” (Kumar, 2005, s. 35).

 

Ekolojik Ütopyalar

Ekolojik ütopyalar, doğayla uyumlu, kırsal yaşam özünde idealleştirilmiş ve komün topluluklar biçiminde oluşturulmuş çağdaş ütopyalardır (Tandaçgüneş, 2011). Ekolojik ütopyalar, modern ütopyaların insan merkezli varsayımlarından uzak bir tablo çizmekte ve insan ve doğa etkileşiminden yola çıkarak, ekonomi ve ekoloji çatışmasında dengeyi vurgulayan alternatif bir vizyonu benimsemektedir (Chang, 2005). Ekolojik ütopyalarda kurgulanan; çevre bilincine sahip bireyler ve onların tüketim alışkanlıklarının değiştiği, doğaya daha saygılı davrandıkları ideal bir toplum düzeninin oluşmasıdır. İnsan merkezcilikten ziyade çevre merkezli bir görüş savunulmaktadır. Modern ütopyalardan farkını ise Marques’in tablosuyla gösterebiliriz.

Ekolojik ütopyaları örnekler üzerinden inceleyecek olursak; Ernest Callenbach’tan Ekotopya, Robert Havemann’dan Yarın: Yol Ayrımındaki Sanayi Toplumu Eleştiri ve Gerçek Ütopya ve Joël de Rosnay’den Le Macroscope ve Ortakyaşar İnsan: Üçüncü Binyıla Bakışlar öne çıkan eserlerdir.

Ernest Callenbach Ekotopya (1975) isimli çevreci ütopyasıyla doğal kaynakların öncelikle güneş ve su enerjisinin en yüksek verimlilikte kullanıldığı, üretimde ve tüketimde akılcılığın savunulduğu, bunun yanı sıra arabaların olmadığı, erişilebilirliğin yaya temelli geliştiği, cinsiyet ayrımcılığının olmadığı, kadın, çocuk ve emekçi haklarının savunulduğu eşitlikçi bir toplum tasarlamaktadır. Ekotopya kelimesi ev anlamına gelen “oikos” ve yer anlamına gelen “topos”tan üretilmiştir. Ütopya “olmayan yer” anlamına gelse de Callenbach, burada var olan bir yeri konu edinmiştir. Amerika’dan ayrılan bir grubun bağımsız olarak kurduğu düzeni anlatır. Ekotopya’daki yaşam, insanların üretim ve tüketim odaklı olmak yerine doğanın dengesini bozmadan kendilerini ona göre uyarladığı bir yaşam biçimidir. Bisiklet şeritleri, çeşmeler, heykeller ve aktif yeşil alan kullanımına ayrılmış olan mekân, serbest zaman etkinlikleriyle doludur (Meydan Yıldız, 2017). Üretim, miktarınca ve uygun olduğu ölçüde vardır. Hiçbir şeyin fazlasının mutluluk getirmeyeceği görüşü benimsenmiştir. Estetik güzellik yok denecek kadar azdır. Evler sadece barınmak için vardır ve kıyafetler estetik kaygı güdülmeden sıradan, sade şekilde insanların kendi üretimleridir. Teknoloji, doğayla uyumlu kullanılarak belirli sınırlar içinde var olur. Ulaşım çoğunlukla bisiklet kullanımı şeklinde mevcuttur, haricinde ise doğaya daha az zarar veren toplu taşıma araçlarının kullanımı teşvik edilir. Hem kirliliğin hem de trafik yoğunluğunun önüne geçilir. Ekotopya sokaklarında görsel kirlilik yoktur. Reklam afişleri, sokak tabelaları çok az sayıda olup, boyut olarak küçük oranda yerleştirilmiştir. Ekotopyalılar yirmi saatlik çalışma haftalarıyla da kendilerine fazlasıyla serbest zaman ayırırlar. İşler yoğun bir tempoda ve koşuşturmaca içinde değil, daha yavaş ve düzenli bir şekilde, zamanında yapılır. Bu durum insanların kendi gündelik yaşamlarına da yansımıştır. Ekotopyalılar yaşamdan zevk alan, toplumsal yarar odaklı, eğitimlerini kendi becerilerine ve pratik kazanabilecek alanlara yöneltirler. Geleceğe umutla bakılmakta ve teknolojinin ve bilimin insanlığın hizmetinde, doğa yasalarına uygun bir şekilde gelişeceğine inanılmaktadır (Callenbach, 2010; Keleş, 2013).

Robert Havemann, Yarın: Yol Ayrımındaki Sanayi Toplumu Eleştiri ve Gerçek Ütopya (1979) adlı yapıtında, kapitalist sistemin temel çelişkilerini ele alarak çevresel, kentsel ve toplumsal sorunların kapitalizmle çözülemeyeceğini savunmaktadır. Havemann’ın ütopyasında idari bir yapı yoktur. Asker, polis gibi kolluk kuvvetleri bulunmamaktadır. Bireyler mesleklerini kendi ilgi ve becerilerine göre seçmekte, sadece ütopya yararı için çalışmaktadırlar. Şehrin düzeni sanat, bilim, eğitim-öğretim ve teknoloji üzerine kuruludur. Konut ve barınma ihtiyacı ise doğanın sunduğu olanaklar çerçevesinde sağlanır. Üretim ve bölüşüm sistematik bir şekilde yapılmaktadır ve insanlar sömürü, sahip olma arzusu, unvan ve mülkiyet gibi tabuları yıkmışlardır. Kapitalist sistemin yarattığı aşırı tüketim ve rekabetçilik önemini yitirmiştir. Ulaşımda ise hava ve gürültü kirliliğine neden olacak otoban, demiryolu ve havayolu gibi kullanımlar yoktur. Teknoloji sadece enerji üretiminde kullanılmakta, ekolojik sorunlara yol açacak nükleer santrallerden kaçınılmaktadır. Bireyler saygı ve sevgi çerçevesinde eşitlikçi ve hoşgörü temelli ilişkiler yürütmektedirler (Havemann, 2005; Keleş, 2013).

Joël de Rosnay, Le Macroscope (1975) ve Ortakyaşar İnsan: Üçüncü Binyıla Bakışlar (1995) adlı eserlerinde insanlığın vazgeçilmez bir parçası olan teknolojiyi, bilgisayar ve ağları ütopyasına uyarlamıştır. Toplumsal yaşamda yeni bir ekosistem kurularak mekanik, sanal ve yapay gelişimler sağlanmıştır. Mikroorganizma olarak tanımlanan siber-canlı, insanlar ve insanların yaratmış olduğu teknik, teknolojik, mekanik ve kültürel ağlardan oluşan canlı bir sistemi temsil etmektedir. Siber-canlı; enerji, enformasyon, ekonomi ve ekoloji bileşenlerinden oluşmaktadır ve kendine özgü kurallarıyla yeniden kurgulanmaktadır. Doğallık ve yapaylık arasındaki sınır kalkarak bir bütün haline gelmektedir. Olağanüstü çeşitlilikte olan ve insan ırkının kendi yararına yaratmış olduğu yapay çevre, zamanla denetlenemeyen özerk evrimlerle karşı karşıya kalacaktır. Böylece, daha geniş bir çerçevede insanlığı da kapsayan bir üst karmaşık düzeyde yeni bir organizma ortaya çıkmaktadır. İnsan ile yeni organizma arasındaki ilişki ortakyaşar insanı doğurmaktadır (Rosnay, 1998). Geleceğin insanının, beden ve zihin bakımından 20. yüzyıl insanından bir farkı yoktur, lakin psikolojik ve biyolojik olarak olağanüstü bilgi ve eylem olanaklarına sahiptir.

Üç ekolojik ütopyanın da ortak fikri; daha sağlıklı, daha adil ve daha eşit bir dünya için insanların doğayla bütünleşmesi, ekonomik ve ekolojik dengenin sağlanması gerektiğidir. Sanayi devrimi, küreselleşme, makineleşme ve kalkınma gibi etkenlerin değişmesiyle tüketim alışkanlıklarımızı doğa temelli yaparak eko-kent modelini oluşturmalıyız. Bu üç ütopyada toplumsal yapının hoşgörü üzerine kurulduğu, yeşil alanlarla çevrili kent düzeninin, yaya öncelikli ulaşımın ve dengeli bir nüfus yapısının tasarlandığı görülmektedir.

Geçmişten günümüze gelen ekolojik ütopya örnekleri, bugün solarpunk adı altında yeni bir bilim kurgu türüne temel oluşturmuştur. Solarpunk, insanları umutsuzluğa sürükleyen distopyaya karşı, giderek kötümser hale gelen geleceği daha iyimser bir ideale doğru yeniden şekillendirmeye çalışır. Ekolojik ütopyalar ve solarpunk aynı noktada buluşur; yaratıcılık, üretkenlik, bağımsızlık ve topluluk fikirlerine odaklanarak, insanların çevresel yıkımı nasıl önleyebileceklerini, kapitalizmi nasıl yenebileceklerini veya değiştirebileceklerini ve çevreleriyle ve birbirleriyle nasıl denge içinde yaşayabileceklerini sorgular.

 

Solarpunk

Ekolojik ütopyalar arasında çok yeni bir tür olarak solarpunk henüz 2010’larda oluşmaya başlamış, bilim kurgu ve fantazya alanında, post-ütopya olarak da kategorilendirilen, çiçeği burnunda bir edebiyat janrıdır. Geçmiş ya da geleceğe odaklanmaktansa günümüzdeki toplum ve çevre koşullarını ele alıp gerçekçi kurgular oluşturarak ütopik şehirler tasvir eder. Bu tasvirlerde en dikkat çeken özellik solarpunk’ın 21. yüzyılın sorunlarını çözmeye yönelik olacak şekilde bir yaşam tahayyül etmesidir. Söz konusu tahayyüllerdeki sosyal sorunların çözümünde Murray Bookchin’in toplumsal ekoloji düşüncesine de bolca atıfta bulunularak toplum içindeki her türlü eşitsizliği gidermeye yönelik, çoğunlukla anarşist ve kesinlikle iyimser bir bakış açısı benimsenir (Schuller, 2019).

Politik olarak homojen olmayan bir yapıya sahip olan solarpunk, ekonomik büyüme ve rekabetin hâkim olduğu bir düzendense komünal bir düzende, insanın içine dahil olduğu ekosistemle bir tevazu ilişkisi içinde, eşitlikçi bir yaşam tasviri yapar. Büyük ölçekli ulusların yerini küçük ölçekli topluluklar ve eko-şehir-devletleri alır. Güneş teknolojisinin ana gelişim kaynağı olduğu şehir tasvirlerinde bu teknolojik gelişmenin yanı sıra toplumsal ilişkiler ve değer sistemlerinin değişimi de önemlidir (Williams, 2019).

Solarpunk’ın, Bookchin’in toplumsal ekoloji felsefesinden yararlandığı ideolojik temellerinden bahsetmekte fayda var. Bookchin’e göre tüm ekolojik sorunlar, toplumsal sorunlardan kaynaklanmaktadır. Şiddeti sürdüren, ekonomik temelli ve toplumsal sorunlar çözülmediği müddetçe insan yaşamını da içine dahil eden çevresel bir sürdürülebilirlikten bahsetmek mümkün değildir (Farver, 2019). Solarpunk da ekolojik bir holizme dayalı konseptiyle insanlık ve doğa arasında bir denge kurmayı amaçladığı için tamamlayıcılık esas alınıyor; yani, insanın destekleyici tür olduğu, insan dışı yaşamların da değer verildiği bütüncül bir toplum tasviri yapılıyor (Bookchin, 2006). Bookchin’in toplumsal ekoloji felsefesinde böyle natüralist bir yaşam biçimi betimlenirken bu kesinlikle primitivist bir gericilik anlayışıyla olmak zorunda olmadığı gibi öyle bir toplum tasviri yapmak da mümkündür. Ancak bu durum solarpunk için geçerli değildir, çünkü, daha önce de belirtildiği gibi, solarpunk günümüz teknolojisinin tercihen daha da ilerletilmiş halinin efektif bir uygulaması şeklinde bir nitelik kazanmaktadır. Geriye dönük bir primitivizm pek olası olmadığı gibi olması durumunda da mevcut 21. yüzyıl koşullarının söz konusu olması daha muhtemeldir. Yani aslında solarpunk’ta belirleyici özellik teknolojinin doğayla uyum içinde gelişmiş varlığıdır.

Öte yandan solarpunk türü literatürde daha çok devletsiz ve anarşist bir toplum düzeni çizse de Batılı yazarların sıklıkla liberal eğilimlerle yeşil kapitalizm ve sürdürülebilirlik temalarını işlediği öyküler de vardır. Rhys Williams (2019), solarpunk’ın ana temasını oluşturan güneş teknolojilerinin hem merkezi hem de merkezi olmayan ekonomik modellerle uyumlu olduğunu söyler. Ancak, neoliberal tahayyüller yeşil direnişi kendinden uzaklaştırıp türün ütopik özelliğini kırmaktadır, çünkü zaten çevre sorunları günümüz kapitalist sisteminden ötürü meydana gelmekte. Kapitalist düzenin neden olduğu bu ekolojik facialar, sistemin giderek büyüttüğü mega şirketler ve distopik hükumetlere karşı oluşturulan, yenilgiyi kabul etmeyen umut dolu bir perspektif sergiler solarpunk. Aynı zamanda bu umut yerel halkın merkezi olmayan, küçük topluluklar halinde direnişiyle toplumsal hiyerarşileri ve hegemonyaları yıkmayı amaçlar. Nihai olarak istenen ütopik toplum düzenine erişmek için Bookchin’den esinlenerek “sürekli doğal evrim”i savunur. Burada savunulan ana düşünce “büyüme için büyüme”yi savunan kapitalist mantra değildir. Sürekli doğal evrim teorisi, “büyüme”yi değil “ilerleme”yi baz alır, dolayısıyla bu bakış açısıyla solarpunk janrında ilerleme faydalı bir kavram ve asıl hedeftir. Solarpunk edebiyatı, toplumsal ilerlemenin, kapitalizm ve hiyerarşiden uzak, merkezi olmayan ve birbirine bağlı komünlerin oluşumuna yer vererek olacağını öne sürer (Schuller, 2019).

Toplumsal ilerlemenin yanı sıra, solarpunk’ta fiziksel ilerleme olarak insan zihni ve bedeninin de evrimi önem arz eder. Post-hümanizmi de iyimser bir bakış açısıyla değerlendirip insanın yabancı, dünya dışı yaşam formlarıyla bütünleşmesini destekleyici bir tasvir çizilir. Bu fiziksel evrim de yine aslında Bookchin’in toplumsal ekoloji felsefesine dayanıyor. Zira solarpunk’ın, insan vücudunun daha dayanıklı bir yaşam formuna evrilmesinin ancak teknolojik büyümeyle ulaşılabilecek bir şey olduğunu kabul eden duruşu, toplumsal ekolojinin evrim anlayışında da mevcuttur. Toplumsal ekolojinin felsefesi gereği evrim, organizmaları yeni çevre zorluklarına karşı daha uyumlu kılar ve bilhassa insanları, ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak çevrelerini değiştirmeye hazırlar (Bookchin, 2006).

Solarpunk, tüm bu ilerlemeci değişimleri öngörürken kontrolsüz bir büyümeden yana değildir; sorumsuz tüketimlerden kaçınmaya çalışır. Toplumsal ekolojinin çevresel adalet nosyonunda böyle aşırılıklar olmadığı gibi durgunluk da yoktur. Durgunluk, toplumun gelişimi için en az aşırılıklar kadar zararlıdır. İnsan ilerleyişinin süregelmesi ve ideal topluma ulaşılamaması, solarpunk’ın bir post-ütopya türü olarak en önemli özelliklerindendir. İdeal topluma ulaşılamamasının nedeni, dünya ve insanlığın sürekli değişiyor olması ve aynı zamanda, ütopik manada tarihin sonuna ulaşılmasının, ilerlemenin durması anlamına gelecek olmasıdır. Yani aslında solarpunk’taki iyimserlik, solarpunk idealine ulaşmak için insanlığın, toplumun ve teknolojinin sürekli evrimini hedeflemektedir (Schuller, 2019).

Solarpunk’ın çevresel adalet nosyonu, kapitalizmin çevreyi sömürüsünü anlamak için bir araçtır. Kapitalizme alternatif ekonomik sistem düzenlerini bilim kurgu ile harmanlayarak iklim krizini çözmeye, insan ihtiyaçlarını karşılamaya ve sürdürülebilir üretim sağlamaya yönelik gerçekçi senaryolar çizer. Her solarpunk hikayesinin bilinçli veya bilinçsiz nihai amacı malların eşit dağıtımının keşfidir, çünkü eşit dağıtım olmadan toplumlar sürdürülebilir olamaz. İnsanlar arasında olduğu gibi insan-çevre ilişkilerinde de adil ve sürdürülebilir bağlar oluşturacak ekonomik ve sosyal yapıların yeniden inşası esastır (Farver, 2019).

Toplumsal ve ekonomik özelliklerine ek olarak, solarpunk aynı zamanda mimari ve estetik alanlarındaki yaratıcı tasvirleriyle de ön plana çıkar. Eserlerde gelişmiş güneş teknolojisinin vurgusu sık sık yapılarak “aydınlık” ve “parlaklık” gibi kavramlar detaylı bir şekilde betimlenir. Örneğin, genelde binaların dış cepheleri komple güneş panelleriyle kaplanmıştır ve mimari itibariyle ağaç ve çiçeklere benzer yapılarla sık karşılaşılabilir. Bu estetik tasarımlar güneş panellerinin fonksiyonel özelliklerini gizleyip şehirlerin altyapı sistemlerine çığır açıcı yenilikler getirmiş olur. Altyapı sistemlerinin teknik özelliklerinin güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanıyor olması, sistemin kendi kendini sürdürebilme arzusunu yansıtmaktadır. Williams (2019), güneş teknolojisi üretim araçlarının toplumsal olarak adil değişiminin, hakiki bir değişim için gerekli olduğunu söyler.

 

Sonuç

İnsanlık ilk var olduğundan beri hep daha iyisi için uğraşmış ve daha güzel bir dünyada yaşama hayali kurmuştur. Bu hayalin hem politik hem edebi düzlemde yansıması ütopya edebiyatı olmuştur. Her ne kadar ütopya adını sonradan alsalar da ütopyalar, ilk ortaya çıktıklarından beri çeşitli şekillerde insan yaşamının farklı alanlarını hep daha iyi formlara dönüştürme çabası içinde, dönemin düşünce yapısı ve toplumsal şartlarından da etkilenerek iyimser bir gelecek tasviri çizmişlerdir. Bu tasvirlerdeki değişimler temelde insan haklarından başlayarak diğer birçok sorunun çözümü için ışık tutarak tarihin gelişimine de katkı sağlamışlardır. Bu noktada ütopyaların her zaman hayali şeyler olarak kalacağını söylemek haksızlık olur. Gerekli toplumsal şartlar sağlandığı takdirde uygulanabilecek gerçekçi senaryolar olduklarını belirtmekte fayda var, zira solarpunk da bizzat bu gerçekçilik çerçevesinde ortaya çıkmış bir gelecek tahayyülüdür.

Ekolojik ütopyaların ortaya çıkması insanların çevreye verdikleri zararı kabullendiklerini gösterdiği için bunu bir başlangıç noktası olarak nitelendirmek mümkün, zira bu tutum bozulan bir şeyi düzeltme arzusunu temsil etmekte. Söz konusu başlangıç noktasının 20. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkması da çevre sorunlarının çok yeni sorunlar olduğunu, fakat buna rağmen çevreci ütopyalar oluşmasına yol açacak kadar önemli meseleler teşkil ettiğini kanıtlar nitelikte. Mevcut ekolojik düzensizliğe başkaldıran idealist yapılarıyla ekolojik ütopyalar insanların daha iyi bir ekosistemde, doğayla uyum içinde bütüncül yaşama arzularının gerçekliğe inikâsıdır. Öte yandan dikey hiyerarşinin reddiyesi ve devletlere karşı aldığı şüpheci tavırla ekolojik ütopyalar toplumsal olduğu kadar siyasaldır da. Siyasal boyuttaki okumasının anarşist bir perspektiften yapılması genelde ekolojik ütopyaları, özelde ise solarpunk janrını anlamada daha etkili olacaktır.

Solarpunk’ın köklerini dayandırdığı nokta ekolojik ütopyalardır, ancak makale boyunca detaylı anlatımından çıkarılabileceği üzere, solarpunk’ı solarpunk yapan yegâne unsur başta güneş olmak üzere yenilenebilir enerji kaynaklarının insanın doğayla bütünleşik yaşamında ön plana çıkan konumudur. Bunun estetik bir şekilde mimariye yedirilmesi, solarpunk ütopyalarının göze hitap eden, “aydınlık” ve “yeşil” alanları betimlemesi, ona en yakın tür olarak karanlık bir gelecek tasviri çizen cyberpunk’tan ayrışıp bu özellikleriyle aslında onun 180 derece karşısında durması solarpunk’ın ne kadar orijinal bir edebi janr olduğunu gösteriyor. Her ne kadar bu makalede ağırlıklı olarak siyasal ve edebi perspektiften bir incelemesi yapılsa da, solarpunk’ın güzel sanatlar, mimari ve moda gibi birden fazla alanı kapsayan geniş bir sanat hareketi olduğunu belirtmekte fayda var.

 

 

NİSA DURDU

SENA KESKİN

Çevre Hukuku Staj Programı

 

 

 

KAYNAKÇA

Avcı, M. (2006). Tommaso Campanella ve Thomas More’un ütopyalarının karşılaştırılması. (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara

Bookchin, M. (2006). Social ecology and communalism. ABD: AK Press.

Callenbach, E. (2010). Ekotopya (Çev. O. Akınhay). İstanbul: Agora Kitaplığı. (Orijinal yayın tarihi, 1975)

Cevizci, A. (Ed.). (1999). İdealar kuramı: Platon’un felsefesi üzerine araştırmalar. Ankara: Gündoğan Yayınları.

Cevizci, A. (2005). Paradigma felsefe sözlüğü. İstanbul: Paradigma Yayıncılık.

Chang, H. (2005). Ecological utopia: A study of three literary utopias in the 1970s. National Taiwan University Journal of Literature, History and Philosophy, 63, 251-269.

Coşkun, İ. (2004). Şimdinin eleştirisi: Thomas More ve bir imkân/öneri olarak ütopyalar. Hece, 90/91/92, 209-217.

Farver, K. (2019). Negotiating the boundaries of solarpunk literature in environmental justice. WWU Honors Program Senior Projects, 124. Erişim adresi https://cedar.wwu.edu/wwu_honors/124

Havemann, R. (2005). Yarın: Yol ayrımındaki sanayi toplumu eleştiri ve gerçek ütopya (Çev. F. Özçelik). İstanbul: Kaynak Yayınları. (Orijinal yayın tarihi, 1980)

Keleş, R. (Ed.). (1997). İnsan çevre toplum. Ankara: İmge Kitabevi Yayınları.

Keleş, R. (2013). 100 soruda çevre: Çevre sorunları ve çevre politikası. İzmir: Yakın Kitabevi.

Kumar, K. (2005). Ütopyacılık (Çev. A. Somel). Ankara: İmge Kitabevi Yayınları. (Orijinal yayın tarihi, 1991)

Kumar, K. (2006). Modern zamanlarda ütopya ve karşı ütopya (Çev. A. Galip). İstanbul: Kalkedon Yayıncılık. (Orijinal yayın tarihi, 1979)

Marques, V. S. (2007). Utopia and ecology. Spaces of Utopia: An Electronic Journal, 4, 135-143.

Meydan Yıldız, S. G. (2017). Ekolojik ütopyalar. Sinop Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi,1(1), 1-15.

More, T. (2006). Utopia (Çev. S. Eyüboğlu, V. Günyol ve M. Urgan). İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. (Orijinal yayın tarihi, 1516)

Rosnay, J. (1998). Ortakyaşar insan: Üçüncü binyıla bakışlar (Çev. İ. Birkan). İstanbul: Telos Yayıncılık. (Orijinal yayın tarihi, 1995)

Schuller, W. K. (2019). “Evolution takes love:” Tracing some themes of the solarpunk genre. (Yayımlanmamış yüksek lisans tezi). QSpace: Queen’s Scholarship & Digital Collections. Erişim adresi https://qspace.library.queensu.ca/handle/1974/26518

Tandaçgüneş, N. (2011). Pazarlama iletişiminde sürdürülebilir tüketim olgusuna farklı bir bakış: Ernest Callenbach ve “Ekotopya” yapıtı üzerine hermeneutik okuma çalışması. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Dergisi, 41, 103-124.

Tandaçgüneş, N. (2013). Ütopya: Antikçağ’dan günümüze “mutluluk vaadi”. İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Yücedağ, İ. (2011). Ütopyalar ve toplum sınıflamaları ilişkisi üzerine. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 8(1), 199-212.

Williams, R. (2019). ‘This shining confluence of magic and technology’: Solarpunk, energy imaginaries, and the infrastructures of solarity. Open Library of Humanities, 5(1): 60,1-35. https://doi.org/10.16995/olh.329

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here