Türkiye Gerçeklerinde Kriminolojik Bir Vaka Analizi: “Palu Ailesi”

0
381

Özet

Bu çalışmada, bir TV programında yayınladığı zaman Türkiye’nin gündemine oturmuş olan “Palu Ailesi”; ceza hukuku, kriminolojinin sosyal bağ ve çete teorileri kullanılarak incelenecektir. Amaç, ailenin suçluluğunun ortaya çıkışını ve bu durumun sonuçlarını açıklamaktır. Her ne kadar bu aile, kendi içinde bağımsız ve uç olaylar barındırsa da eğitimsizlik ve kişilerin hassas duygularının suistimal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan yıkıcı tablolar birbirine benzerdir ve Türkiye için olağandışı değildir. Dolayısıyla bu gibi olayların tanınması ve anlaşılması ileride ortaya çıkacakların önlenebilmesi açısından elzemdir. 

Anahtar Kelimeler: Sosyal Bağ Teorisi, Kriminoloji, Palu Ailesi, Ceza Hukuku.

 

Abstract 

In this research, the case of Palu Family, which comes to the fore when it is featured on a TV programme, is examined with the use of penal law and some criminological theories such as social bond and gang theory. The purpose is to clarify the delinquency of this family and its consequences. Though this family has their own extreme and disjunctive features, this case is not extraordinary for the current situation in Turkey since the frameworks that had emerged are closely aligned with the lack of education and the abuse of sensitive feelings and beliefs of people, are closely similar to each other. Hence, it is remarkable to distinguish and comprehend these cases in order to be able to prevent the future cases that might emerge. 

Sponsorlu

Keywords: Social Bond Theory, Criminology, Palu Family, Penal Law.

 

Giriş

Sözlükte suç bilimi olarak geçen kriminolojiyi değişik açılardan tanımlamak mümkündür. Sutherland’a göre bilimsel bir inceleme çeşidi olarak kriminoloji, toplumsal bir olgu olan suçun tüm yönleriyle araştırılıp bu verilerin toplanmasıdır. Suçun tüm yönlerinden ele alınması ise psikoloji, sosyoloji, hukuk, antropoloji vs. olmak üzere sosyal bilimleri gerektirmektedir (Sutherland, 1939). Suçun incelenmesinde tek tek insanlar ve toplumlar yer alır. Sutherland’a göre suç, diğer davranışlar gibi öğrenilen bir davranıştır. Buna göre, yasaya uyum davranışı yerine çevresinde yasa ihlaline çokça maruz kalan kişiler suçlu olur (Sutherland, 1947). Diğer bir kavrayışa göre ise suç, anominin bir sonucudur. Sınırsız istekler, arzular ve davranışlar toplumda önemli sosyal normlardan sapmaya yol açar. Bu normlardan sapma hali anomiyi oluşturur (Durkheim, 1964). Maddi kazanç eksenli alt kültür teorilerine göre ise suç, bireyi kültürel hedeflerine ulaştırmaya yarayan bir enstrümandır (Cloward & Ohlin, 1960). Suçu tanımlamak amacıyla geliştirilmiş bir diğer teoriye göre, toplumda onaylanmayan davranışlara sapma (deviance) denir. Bu onaylanmama durumu yasalar tarafından da yapılıyorsa ve sapma davranışı cezalandırılıyorsa bu sapmaya suç denir (Becker, 1991). Ne var ki suç, birkaç cümleyle tanımlanamayacak tek bir alanla da anlaşılamayacak kadar karışıktır çünkü odağında insan vardır. Bu sebeple bilimsel incelemeler yapılırken interdisipliner bir metotla çalışılması gerekir. Bu noktada, kriminolojinin iyice anlaşılarak diğer disiplinlerle entegre edilmesi gerekir. Kriminoloji yalnızca suç ve suçlu davranışının araştırılması amacıyla yapılan incelemelerle ilgili değil (Polat, 2004), aynı zamanda suçun önlenmesiyle ve suçlular hakkında uygulanması gerekli işlem ve tedbirlerin saptanabilmesiyle de yakından ilgilidir (Taft, 1956).

Türkiye’de 1930’larda yapılan üniversite reformu ile başlayan kriminoloji çalışmaları (Dinler, 2015), 1943 yılında İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde kurulan Türkiye’nin ilk kriminoloji enstitüsü ve 1953 yılında seçmeli olarak İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretilmeye başlanan ilk kriminoloji dersi ile taçlandırılmıştır (Dönmezer, 1994). Bu çalışmalara rağmen kriminoloji bilimi Türkiye’de yeterli düzeye ulaşmamıştır. Henüz lisans ve lisansüstü bir program olmadığı gibi, birkaç araştırma enstitüsü dışında Türkiye kriminoloji alanında kurumsallaşamamıştır (Dinler, 2015). 

Özellikle son yıllarda yayınlanan bazı televizyon programları ile suçun ve suçluların araştırılması halkın da gündemine dahil olmuştur. Zaman zaman kültürel kriminolojide suçun metalaştırılması olarak adlandırılan suçu ve suçluyu, suçlu kültürleri medya veya moda aracılığıyla pazarlama yoluyla maddi kazanç sağlamaya ve faili sorumlu tutma davranışının artmasına yani toplum tarafından daha fazla ceza talep edilmesine (Garland, 2001) sebebiyet verebilen bu durum halkın bilinçlenmesine de katkı sağlamaktadır. Bu nedenledir ki günümüzde kriminoloji, toplumu yakından ilgilendiren suç olaylarının araştırılması açısından daha çok ehemmiyet arz etmektedir. Çünkü toplumu şekillendiren yasaların ihlali ve bunlara karşı oluşan tepki-ceza adaleti insanların davranışlarına etki etmektedir. Bunun en büyük örneğini, Palu ailesi vakasında görmüş olduk. Aylarca televizyonlarda ve internette en çok takip edilen olay olması sebebiyle zihinlerimizi bir süre işgal etti. Ekranlarda gereği kadar tartışıldığını söylemek pek güç çünkü olayın tüm yönleriyle ortaya çıktığı söylenemez. Kriminolojik açıdan incelenmeyen her vakanın çözümü bir yanıyla eksik kalır. Bu sebeple elimizdeki suç davranışlarının, kişilerin ceza hukuku ve kriminolojide oluşturulan teorilerle incelenmesi elzemdir.

 

1. Örnek Bir Vaka: “Palu Ailesi” 

Siyaset bilimci-felsefeci Hannah Arendt, Yahudi soykırımının mimarlarından Adolf Eichmann’ın duruşmasından yola çıkarak insanların nasıl yozlaştığını, ahlaki çöküşün nasıl olduğunu yazdığı ve anlattığı Kötülüğün Sıradanlığı kitabında adı geçen bu kavramı düşüncesizlik-fikir yoksunluğu olarak yorumlamıştır (Arendt, 1978). Keza Eichmann duruşmalarda af ricasında bulunurken şöyle söylüyor: “Savaş sırasında yalnızca amirlere itaat ettik, kötülüğe alet olduk. Asıl sorumlu ben değilim”. Bu cümle dahi işlenilen suçun, başkasına atfedilerek sorumluluktan kurtulma fikirsizliğinin bir parçası olduğunu göstermektedir. Palu ailesinin incelenmesinde Hannah Arendt’in bu tezinin göz önüne alınmaması imkansızdır. Çünkü işlenilen suçlar silsilesinin sözde bir düşüncesizlik örneği olduğu ve sorumluluğun emir veren kişiye ait olduğu inancı hakimdir.

Kayıp ilanındaki iki kişiyi aramak maksadıyla Müge Anlı’nın TV’de yayınlanan programına katılan ve daha sonra işkence, çocuk istismarı, cinayet, dolandırıcılık vs. değişik suçlar işlediği ortaya çıkan Palu ailesinin gereği kadar tartışılmadığı düşünülmektedir. Ortaya atılan suç iddialarının yıllarca konuşulması ve resmi kayıtlarla ispat edilmesi de kafa karışıklığına sebebiyet vermektedir. Yeterli-makul delil olmasına rağmen hiçbir soruşturma başlatılmaması kamuoyunun ceza adaleti fikrine olan bağlılığını ciddi derecede zedelemiştir. Palu Ailesi ile ortaya çıkan “kötülüğün sıradanlığı”nın ekranlarda aylarca paylaşılması ve izlenmesi de ayrıca incelenmesi gereken sosyolojik bir meseledir.

 

1.1. “Palu Ailesi” Vaka Özeti

Palu Ailesi, anne Meryem ve kızı Melike Tahnal’ın birbirlerinden birer yıl arayla kayboldukları iddiasıyla Müge Anlı’ya başvuran bir ailedir. Meryem Tahnal, Ahmet Tahnal’ın eşi Havva Palu’nun ise kızıdır. İleride çokça adından bahsettirecek olan Tuncer Ustael, Havva Palu’nun diğer kızı Emine ile evlidir. Adı, Tuncer Ustael ile birlikte çokça geçecek olan İsa Palu ise Havva Palu’nun büyük oğludur. Müge Anlı’nın programına başvurduklarında olayların üzerinden yaklaşık on yıl geçmişken, birbiriyle bağlantılı birçok suç dosyası birbirleriyle tam olarak ilişkilendirilemediğinden adı geçen kayıp isimlerin ne kendilerine ne de ölü bedenlerine ulaşılamadığından dosya kapatılmıştır. Ailenin Tuncer Ustael liderliğinde sürekli olarak yer veya mekân değiştirmesi dosyaların hak edilir şekilde ilişkilendirilmesini engellemiştir. Ailenin Müge Anlı’ya katılmasıyla birlikte, program Kocaeli Emniyet Müdürlüğü tarafından ihbar kabul edilerek adı geçen kişilerle ilgili tüm dosyalar yeniden açılıp incelenmiştir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ise yaptığı değerlendirmeler sonucunda tüm aile ve ailenin mağdur ettiği çocuklar için sağlık tedbiri kararı çıkarmış ve Tuncer Ustael’den davacı olduğunu açıklamıştır. Tüm olaylar Meryem Tahnal’ın kocası Ahmet Tahnal’ın, Meryem Tahnal’ın babası Harun Palu tarafından öldürülmesi ve Harun Palu’nun cezaevine girmesiyle başlamıştır. Bu süreçte Palu Ailesiyle kalan Tuncer Ustael adeta aileyi parmağında oynatmıştır. Ahmet Tahnal’ın ölümünün Tahnal ve Palu Aileleri arasında bir kan davası çıkaracağını bu nedenle Tahnallar’ın Palular’dan “kan parası” isteyeceğini öne süren Tuncer Ustael, Havva Palu’nun babasından kalan evlerini, kızı Meryem Tahnal’ın maaşını ve çektiği krediyi, eğer mal varlığınız olmazsa Tahnallar sizden kan parası isteyemez diyerek kendi üzerine almıştır. Havva Palu’nun kişisel ilgi ve korkularından olan üç harfliler ve büyüler ise Palu Ailesi üzerinde Tuncer U. tarafından kullanılan diğer baskı araçları olmuştur. Tuncer U. sürekli, Tahnal Ailesini daha doğrusu Havva Palu’nun kız kardeşi Emine Tahnal ve çocuklarından Emel Tahnal’ın Palulara büyüler yaptığını, kendisinin “yarı hoca” olduğunu ve onları üç harflilerden koruyabileceğini söylemektedir. Eğer dedikleri yapılmazsa bu büyülerin onların peşini bırakmayacağını söyleyerek aileyi korkutarak telkin etmektedir. Böylece aile, Tuncer U.’nun onları koruyacağını düşünerek evlerini satıp üç ay boyunca bir arabada yaşamıştır. Ailenin iddialarına göre Meryem T. arabada yaşadıkları süreçte kaybolmuştur. Kızı Melike ise ondan bir yıl sonra ortadan kaybolmuştur. Baba Harun P. cezaevinden çıktıktan sonra olanları karısından öğrenir ve olaylardaki suç unsurlarını ortaya çıkarmak, suçlunun da Tuncer U. olduğunu itiraf etmek üzere cinayet büroya başvurur. Kendisi, çocukları ve karısı olayları anlatırlar. Verilen ifadelere göre suçlular Tuncer U. ve ona yardım eden Havva P. ve büyük oğlu İsa P.’dir. Çünkü yine bu kişilerin kendi verdikleri ifadelerinde Meryem ve Melike Tahnal’ın cinayeti itiraf edilmektedir. İfadelere göre Emine Tahnal’ın yani Meryem Tahnal’ın teyzesi ve Ahmet Tahnal’ın yengesinin organ mafyası olduğuna yönelik unsurlar vardır. Meryem T.’nin de bu unsurlarla iş birliği yaptığını yönelik suçlamalar vardır. Bu iş birliğini öğrenen eniştesi Tuncer U. tarafından dövülür, aç bırakılır, ağaca bağlanır. Sonunda halsiz düşer, hastalanır ve arabada ölür. Ailenin diğer üyeleri camide namazdayken Meryem T.’nin bedeni Tuncer U. ve İsa P. tarafından gömülür. Kızı Melike’ye ise içinde “üç harfliler” olduğu gerekçesiyle ve Tuncer U.’nun önerisi üzerine ispirto ve sirke içirilir. İçtikleri yüzünden karnı şişen Melike de ölür ve gömülür. Palu Ailesi’nin attığı okun ucunda kalan Tuncer U. ise her şey için Havva Palu’yu suçlar. Tuncer U.’ya göre Meryem T. de suçludur çünkü Tahnal Ailesi’yle birlikte kirli işler yapmaktadır ve onun çocuğunu kaçırmıştır. Tuncer U.’nun iddialarına göre çocuğu Meryem T. tarafından organ mafyasına götürülmüştür ve çocuğuna iğneler batırılmıştır. Polis raporuna göre ise Tuncer U.’nun çocuğu kaçırılmamış, kaybolmuştur. Çünkü kısa sürede çocuk, bölgede bulunan bir kişi tarafından polis merkezine teslim edilmiştir. Ancak çocuğun sağlık durumu oldukça kötü durumda ve vücudundaki izler, çocuğun kaybolduğu sürede oluşamayacak kadar eskidir. Benzeri izler, bu aileden kaçıp kurtulmayı başarmış olan Meryem T.’nin diğer çocuğu, Melike’nin ağabeyinde de vardır. Raporları tutan hastanelerin farklı olması dosyaların bir araya gelmesini zorlaştırmıştır. İğne izleri, darp izleri, istismar bulguları ve dahası, Tuncer U. ile birlikte yaşayan çocuklarda rastlanmaktadır ve Tuncer U. hakkında görgü tanıklarınca anlatılan olaylarda sık sık geçmektedir, oklar da yine bu olayların merkezinde bulunan Tuncer U.’yu işaret etmektedir. Yine görgü tanıklarının ifadelerine göre bu kişi evlenip Palu Ailesine dahil olmadan önce de etrafındaki insanlara zarar vermeye çalışmıştır. Aynı zamanda hoca olduğunu ve üç harflilerle bağlantı kurabildiğini söyleyerek insanları kandırmıştır. Tüm bunlara rağmen hiçbirinin suçlusu olarak kendisini görmemektedir. Etrafındaki herkes, tüm görgü tanıkları onun düşmanıdır ve ona komplo kurmuşlardır. Suçladığı Emine Tahnal ve ailesinin hiç suç geçmişi olmamasına rağmen, hatta kendisi İsa P. ile birlikte, İsa P.’nin halasını tehdit ve darp edip zorla evini satması için senet imzalatmaktan cezaevine girmiş olmasına rağmen yöneltilen suçlamalar ve tutulan hastane/polis raporları yalandır. TV programında süren tartışmalar ve bir yandan da tekrarlanan polis incelemeleriyle Havva, İsa, diğer bir kız kardeş Ayşe, baba Harun, küçük erkek kardeş Fatih Palu, Emine ve Tuncer Ustael tutuklanmıştır. Görülen davalar sonucunda Tuncer U. Meryem T.’nin cinayetinden müebbet artı yedi ay, Palu Ailesi ise adam öldürmeye yardım etmekten on ikişer yıl artı altışar ay hüküm giymişlerdir.

 

2. “Palu Ailesi” Örnek Vakasının Ceza Hukuku ve Kriminoloji Teorileri Açısından Değerlendirmeleri

2.1. Ceza Hukuku Açısından Değerlendirme 

Kriminoloji ve ceza hukuku birbirinin zıttı veya alternatifi olan kavramlar değil birbirini tamamlayıcı iki bilim dalıdır. Özellikle son yıllarda bu daha da görülür hale gelmiştir. Alman Ceza Hukukunun öncü isimlerinden, kitapları hukuk fakültelerinde ders kitabı olarak okutulan Hans-Heinrich Jescheck (1970) şöyle diyor: “Kriminolojisiz bir ceza hukuku kördür, ceza hukuku olmayan bir kriminolojinin ise sınırları yoktur”. Palu ailesinin incelenmesi yapılırken ceza hukuku açısından bakılması mutlak gerekliliktir. Palu ailesinin toplumsal normlardan niye ve ne için saptığını çözümleyemediğimiz sürece bu davranışları açıklamamız mümkün değildir. İşte bu sebeple kriminolojinin ceza hukuku ile ilişkisini de incelememiz gerekir.

Öncelikle kabul edilen iddianamenin üzerinden gitmek gerekirse, Tuncer Ustael hakkında ‘tasarlayarak canavarca hisle, eziyet çektirerek öldürmek’, ‘cebir kullanarak birden fazla kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak’ ‘kredi kartı ve banka bilgilerini izinsiz kullanmak’ suçlarından ve diğer aile üyelerinin de bu suçlara yardım kastıyla hareket ettikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Bu sırada, çocuklara cinsel istismarda bulunulduğu iddiaları henüz soruşturma aşamasındadır.

Meselenin en önemli noktası ‘yardım’ unsurudur. İkinci duruşmada anne Havva Palu damadı Tuncer’i suçlayarak bütün suçları onun işlediğini kendilerini ise üç harflilerle korkuttuğunu iddia etmiştir. Yardım etme TCK’nın 39.maddesinde ‘suça iştirak’ hükümlerinde ifade edilmiştir. Kişinin hangi hallerde iştirak suçundan suçlanacağı sınırlı ifadelerle belirtilmiştir: a) Suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek, 

  1. b) Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak, 
  2. c) Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak, durumlarından birinin somut olaya uygun düşmesi yeterlidir. 

Palu ailesi olayında Tuncer Ustael’in eşi Emine Ustael, Havva Palu, İsa Palu ve Ayşe Palu ‘suça iştirak etmek’ten on ikişer yıl altışar ay hapis cezasına çarptırılmıştır. 

Ağır Ceza Mahkemesi, Palu davasındaki gerekçeli kararında diğer aile üyeleri hakkında yeterli delil bulunmadığını belirttikten sonra şöyle devam etmiştir: “[A]ncak bu kişiler sanık Tuncer Ustael’in eylemlerine maktulün yakını olmalarına rağmen hiçbir şekilde engel olmamışlardır. Tam tersine ortak yaşam konusunda Tuncer Ustael’in talimatlarını yerine getirmişlerdir. Ayrıca Meryem Tanhal öldükten sonra kaybolduğuna ilişkin polisi aldatacak beyanlarda bulunmuşlardır”.

TV programından ve duruşmalardan öğrendiğimiz kadarıyla Palu ailesi üyelerinin Tuncer Ustael’i “yarı hoca” diye nitelendirdikleri ve zımnen de olsa eylemlerinde destek oldukları görülmektedir. Yani ilgili kanun maddesi uyarınca suça iştirak suçunun unsurlarının oluştuğu tespit edilmektedir.

Sanık ve mağdur durumunun birbirine karıştığı bu kompleks olayda ceza adaletinden de söz etmemek imkansızdır. Ceza adaleti suçun önlenmesi ve suçlunun ıslahı için gerekli bir kurumdur (Özbek, 2005, s. 97). Ceza adaleti içerisinde yer alan masumiyet karinesi, “kusursuz suç ve ceza olmaz”, özel hayatın gizliliği, adil yargılanma, orantılılık, cezanın bireyselleştirilmesi gibi ilkeler Palu ailesi dosyasında birbirine karışmış ve medyanın/toplumun baskısıyla bazen üzeri çiğnenmiş duruma gelmiştir.

Doğal hukuk doktrininin babalarından Alman hukukçu Gustav Radbruch şöyle diyor: “Cezalandırılan, topluma lekelenmiş olarak değil, temizlenmiş biri olarak dönmelidir”. Palu ailesi olayında olduğu gibi kompleks yeni suç tipleri diyebileceğimiz suçların önlenmesi ve cezalandırılması kriminoloji biliminin incelemesine konu olmalıdır. Tuncer Ustael ve suça iştirak edenler ‘eylemi yapan’ olarak değil de ‘insan’ sıfatıyla nitelendirilip çözümlenmeye çalışılmalıdır.

Peki bu suça iştirak edenlerin veya suçu işleyenlerin davranışlarını nasıl açıklanmalı? Bu kişiler kendi özgür iradeleriyle mi var olan durumu seçmişlerdir? Ya da suça etki eden etkenler çocukluktan gelen karakterleri sebebiyle mi yoksa toplum ile oluşturulan/oluşturulamayan bağlardan mı kaynaklıdır? Giriş kısmında yapılan tanımlardan anlaşılmaktadır ki kriminolojide birçok teori bunu açıklamaya çalışmıştır. Buradan hareketle değerlendirme bölümünün ikinci kısmında, kriminolojinin suçu ve suçluluğu bireysel/ biyolojik nedenlerden çok sosyal/toplumsal nedenlerle açıklayan çete ve sosyal bağ teorileri kullanılarak “Palu Ailesi” örnek vakası üzerinden bu sorulara yanıt aranacaktır.

 

3. Sosyal Bağ ve Çete Teorisi Açısından Değerlendirme 

Palu Ailesi, tüm olaylar ve işledikleri suçlar esnasında bir aradaydı. Anne, küçük ve büyük erkek kardeş, küçük ve büyük kız kardeş, damat, torunlar hep bir arada bulunuyor ve birbirlerine yardım ediyor ve kolektif bir şekilde hareket ediyorlardı. Bu kolektif hareket etme biçimleri akıllara “çete” kavramını getirmektedir. Türk Dil Kurumunca “yasa dışı işler yapmak veya etrafındakileri korkutmak amacıyla bir araya gelmiş topluluk” olarak tanımlanan çete kavramı, kriminolojide farklı açıklamalara sahiptir. Malcolm Klein (1995), çeteyi kendisini çete olarak adlandıran ve toplum tarafından da çete olduğu söylenen suça yönelimli, suça iştirak eden bir grup olarak tanımlar. Yine Klein’a göre (1998), çetelerin uyum dereceleri değişkendir ve farklı biçimler alabilirler. Thrasher da (1927) hiçbir çetenin aynı olmadığını; çetelerin, içinde bulundukları sosyal çevre, mensuplarının özellikleri, bireysel ve grup halinde elde ettikleri tecrübeler ve oluşan gelenekleriyle birbirinden ayrıldığını söyler. Ona göre çete üyelerini bir arada tutan aidiyet bilincini oluşturan şey, ortak bir düşmanın varlığıdır. Üyeler; yaşadıkları problemler, verdikleri mücadelelerle birbirlerine daha çok yakınlaşır. Böylece zamanla kendi ahlaki normlarını ve kurallarını oluştururlar (Thrasher, 1927). Suça yönelim ve iştirak etme açısından baktığımızda Palu Ailesi’nin bir çete gibi hareket ettiğini söyleyebiliriz. Ortak düşmanla mücadele etmenin ortaya çıkardığı aidiyet duygusu da Palu Ailesinin sıkça “düşmanlarımız, bize büyü yapanlar, bizi takip/tehdit edenler” diye bahsettiği Tahnal Ailesi’ne yöneltilen suçlamalarda göze çarpmaktadır. TV programı esnasında ortaya çıkmıştır ki ailenin tek ortak düşmanı Tahnal Ailesi değil aynı zamanda onların aleyhinde ifade veren herkestir. Aile tüm söylenenleri reddetmekte, suçu görgü tanıklarında aramaktadır. Böylece canlı yayında tutuklamalarının gerçekleştirildiği anda dahi itirafta bulunmamış, bir arada kalmışlardır. Damat Tuncer Ustael’in aile üzerindeki psikolojik etkisi ve kullandığı baskı unsurları da aileyi bir arada tutan ve çete oluşumuna dönüştüren nedenlerdendir. Çünkü ailenin babası Harun Palu cezaevindeyken aileye sahip çıkacak ve aileyi koruyacak kişi yani aile reisi veya çete lideri Tuncer Ustael olarak seçilmiştir. Çete lideri Tuncer Ustael’in uygulamalarına baktığımızda ailenin dini ve sosyal normların çarpıtılmasıyla bir arada tutulduğu, hatta mal varlığının ele geçirildiği ve adam öldürmeye yardım ettirildiği görülmektedir. Aile, onlardan kan parası isteneceği iddiasıyla mal varlığını damatları Tuncer Ustael’e teslim etmiştir. Halbuki bu esnada, Ahmet Tahnal’ın cinayeti sonrasında, Tahnal ve Palu Ailesi arasında, Palu Ailesi için hala geçerliğini koruyan sosyal bir norm olan kan davasının henüz lafı bile geçmemiştir. Benzer şekilde ailenin büyülü / lanetli olduğu ve ancak “yarı hoca” damadı tarafından kurtarılabileceği inancı da oldukça dindar fakat eğitimsiz olan bu aileyi fazlasıyla etkisi altına almıştır. Tuncer Ustael’in toplumun normlarını çarpıtarak başkalarını kendi çıkarları için kullanıyor olması kendisinin toplumun normlarından uzaklaştığına işaret etmektedir. Sosyal bağlar teorisini de içine alan sosyal kontrol teorisine göre bireyin aile, din, okul, arkadaşlık gibi kurumlara bağlılığı ne kadar güçlü olursa, suça yönelme olasılığı da o kadar düşüktür. Bu bağlamda suçluluk, toplumsal değer ve normlara olan bağlılığın azalması veya gevşemesidir (Kenevir, 2017). Hirschi’nin öne sürdüğü sosyal bağlar teorisine göre bir kişinin sosyal bağını oluşturan dört öge vardır ve bu ögelerin her biri ne kadar kuvvetliyse bireyin suça karışma ihtimali o kadar azalır. Bu ögeler sosyalizasyon sürecinde kazanılmış birey ve toplum bağını ifade eden “bağlanma, taahhüt, katılım ve inanç”tır. Bireyin grubuna/topluma olan bağlılığı ne kadar azalırsa kendine bağlılığı o kadar artar. Dolayısıyla kendi çıkarlarına fayda sağlamadığı sürece kişi, hiçbir davranış kuralını tanımaz. İlk öge, bağlanma, genç bireyin diğer bireylerle kurduğu önemli bağlardır (Wiatrowski, 1981, s. 525). Bu bağlar, ebeveynlerin çocuklarına sosyal anlamda kabul edilebilir ve kabul edilemez olan davranışları öğrettikleri aile ortamında bulunur (Syraquin, 2021). İkinci öge, taahhüt, bireyin kendi geleceğine eğitim ve kariyer aracılığıyla yapacağı yatırım ve sürdürmek istediği itibarıyla ilgilidir. İşlenen suçlar itibarı, yatırımı tehlikeye atacağından birey suçtan uzak durur (Wiatrowski 1981, s. 525). Üçüncü öge, katılım, bireyin geleneksel şeyler yapmak için çok fazla vakit harcaması dolayısıyla suç işlemeye vakit bulamamasıyla ilgilidir. Bu geleneksel faaliyetlerin meşgul ettiği bireylerde sapma daha az gözlenmektedir (Hirschi, 1969). Son öge olan inanç, toplumun sosyal değerler sisteminin, normlarının kabulüdür. Toplumu bir arada tutan bu sisteme olan inanç azaldıkça suç eğilimi artar (Kenevir, 2017). Tuncer Ustael’in özellikle evlendikten sonra ailesiyle bağlarını kopardığı görülmektedir. Kendi ailesinden uzaklaşarak Palu Ailesine yanaşan bu kişi aile ile bütünleşip aileye bağlanmak yerine aileyi kendine bağlamıştır. Yukarıda da belirtildiği gibi toplumun en küçük kurumu olan ailesiyle ve dolayısıyla toplumla bağını koparan bu kişi kendine bağlı hale gelmiştir. Teorinin ilk ögesinden sınıfta kaldığı anlaşılan bu kişinin taahhüdününde çok sağlıklı/istikrarlı olmadığı görülmektedir ki kendisi lisans eğitimi olmayan aldığı imam hatip eğitimini kullanarak kendini “yarı hoca” ilan etmiş biridir. İnsanlara muska yazarak ve iğnelerle tedavi uygulayarak geçinmek hayatının bir parçasıdır. Üçüncü öge bağlamında değerlendirdiğimizde karşımıza bu kişinin bir dönem bir apartman görevlisi olarak çalışmış olması çıkmaktadır. Fazlasıyla geleneksel uğraşa tabi olan bu iş teoride öne sürülenin aksine Tuncer Ustael’i yeteri kadar meşgul etmemiştir ve suça olan eğilimini dizginleyememiştir. Zaman zaman dolandırıcılığa yönelmesi de bunun kanıtlarından biridir. Son öge olan inanç, yalnızca Tuncer Ustael için değil dini ve ahlaki normlara bağlı olduğu görülen Palu Ailesi için de oldukça önemli bir konumdadır. Tuncer Ustael’in ilk üç ögesinde gözlemlenen sosyal bağ zayıflığı bu son ögede de ortaya çıkmaktadır. İnsanlar üzerinde çeşitli amaçlarla kullanabildiğini iddia ettiği inancını, Palu Ailesi üzerinde baskı unsuru haline getirmesinden anlaşılmaktadır ki bu kişi inançlarına çıkarları uğruna bağlıdır ve onları çıkarları için kullanmaktadır. Burada yine, kişinin kendini diğerlerinden özel / ayrıcalıklı görerek ayırt ettiği ve kendine olan bağlılığının yüksek olduğu fark edilmektedir. Palu Ailesi açısından bakıldığında, ailenin, dini normlar, eğitimsizlik, babanın cezaevine girmesiyle ortaya çıkan başsızlık hali gibi etkenlerin bir araya gelmesiyle bilinçsizce suça iştirak ettiği görülmektedir. Bu durum, pozitivist okula dahil olsa da suça sosyolojik perspektiften bakan Enrico Ferri’nin multifaktöriyel yaklaşımıyla entegre şekilde açıklanabilir. Bu yaklaşıma göre, yeteri kadar faktör bir araya geldiğinde suç meydana gelir (Ferri, 2016). Bu noktada vurgulanması gereken şey, suça iştirak dini emirlerin uygulanması sonucunda değil, iyi niyetine fazlasıyla güvendikleri damatlarının onları kötü büyülerden koruyabilecek meziyetli bir hoca olduğunu düşünerek ona uyum sağlamaları sonucunda ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki, iyi niyetine güvenilen bu kişi, Tuncer Ustael, aileyi kendine bağlı kılmak için aileyi, Tahnal Ailesinin bir parçası aynı zamanda Havva Palu’nun öz kardeşi olan Emine Tahnal hakkında bazı iddialarla kışkırtıp Emine Tahnal’ı düşman belletmiştir. Emine Tahnal’ın ifadesine göre Tuncer Ustael ve Palu Ailesi, Emine Tahnal’a giderek ona da büyü yapıldığını bir süre Palularla beraber yaşarsa bir sorun kalmayacağını ve evini Tuncer Ustael’e satması gerektiğini söylemiştir. Kendisine büyü yapılmadığını söyleyen ve evini satmayan Emine Tahnal birden Palular için düşman haline gelmiştir. Anlaşılan o ki aile, “Emine, Tuncer Ustael’in sözünü dinlememiştir demek ki bize büyüleri yapan odur” gibi bir sonuca varmıştır. Kısaca, yukarıda bahsedilen etkenlerin bir araya gelmesiyle, damadın ikna yeteneğinin etkisinde kalınması, akrabaya düşman olunması gibi nedenler bu ailenin sosyal bağlarını zayıflatmış; suça iştiraklerini de kolaylaştırmıştır. Diğer bir deyişle, bağlılık (ailenin ne olursa olsun bir arada kalması), katılım (Tuncer Ustael, aileyi ele geçirmeden önce her birinin düzgün işleri olması), inanç ögeleri bakımından oldukça kuvvetli olmasına rağmen bu aile taahhüdündeki eğitimsizlik nedeniyle korkuların itibarın önüne geçmesiyle faydalanılmaya açık hale gelmiştir. 

 

Sonuç

Çalışmada, Palu Ailesi vakası özetlenmiş ve sosyo-kriminolojik bağlamda, cezalandırılma şekillerine de değinilerek incelenip açıklanmaya çalışılmıştır. Şu anlaşılmalıdır ki bu çalışma yalnızca bir başlangıçtır. Bahsedilen vaka psikanaliz, kriminalistik, ilahiyat, sosyal hizmetler gibi çalışma alanları tarafından ve devlet kurumları ve hastaneler arası haberleşme/koordinasyon bakımından da hem suç önleme hem de halkı bilinçlendirme amaçlarıyla entegre halde incelenmelidir. 

 

Beyza Şevval TATLI

Osman Baran PEKGÖZ

Kriminoloji Çalışmaları Staj  Programı

 

KAYNAKÇA

Arendt, H. (2009). Kötülüğün Sıradanlığı: Adolf Eichmann Kudüs’te. (Çev. Çelik, Ö.) İstanbul: Metis Yayınları.

Artuk, M. E., Gökcen, A.; Alşahin, M. E., Çakır, K. (2018). Ceza Hukuku Genel Hükümler, (12. Baskı) Ankara: Adalet Yayınevi.

Becker, H. S. (1963). Outsiders: Studies in the Sociology of Deviance. New York: Free Press.

Cloward, R. A., Ohlin, L. E. (1960). Delinquency and Opportunity: A Theory of Delinquent Gangs. New York: Free Press.

Dinler, V. (2015). Türkiye’de Kriminolojinin Tarihi (1) Türkiye’de Kriminolojinin Geçmişi ve Geleceği (Var mıdır?). Ceza Hukuku Dergisi, 10(29), 39-65.

Dönmezer, S. (1994). Kriminoloji. (8. Basım). İstanbul: Beta Yayınları. 

Durkheim, E. (1964). Division of Labor in Society. New York: Free Press.

Family Jrank. (n.d.). Gangs. Erişim Adresi: https://family.jrank.org/pages/667/Gangs-Defining-Gangs.html (Erişim Tarihi: Haziran, 2021).

Garland D. (2001). Culture of Control. Chicago: University of Chicago Press.

Hirschi, T. (1969). Causes of Delinquency. Berkeley, CA: University of California Press. 

Işıktaç, Y. (2019). Adalet Psikolojisi. İstanbul: Sümer Kitabevi.

Kenevir, F. (2017). Suç ve Dini Bağlılık Üzerine Kuramsal Yaklaşımlar. Journal of Islamic Research, 28(3), 334-358.

Müge Anlı ile Tatlı Sert. (2019). Palu Ailesi Dosyası. (YouTube video). Erişim Adresi: https://youtu.be/7PKxzoYLAxk (Erişim Tarihi: Haziran, 2021).

Polat, O. (2004). Kriminoloji ve Kriminalistik Üzerine Notlar. Ankara: Seçkin Yayıncılık.

Sutherland, E. H. (1939). Principles of criminology. Philadelphia: J.B. Lippincott Company.

Syraquin, M. A. (2021). Travis Hirschi’nin Sosyal Kontrol Teorisi. (Çev. Dal, A. S. N.). Sosyal Bilimler. Erişim Adresi: https://www.sosyalbilimler.org/sosyal-kontrol-teorisi-hirschi/ (Erişim Tarihi: Haziran, 2021).

Taft, D. R. (1956). Criminology. (3. Basım). New York: The Macmillan Company. 

Thrasher, F. M. (1927). The Gang: A Study of 1313 Gangs in Chicago. Chicago: University of Chicago Press.

Türk Dil Kurumu Sözlükleri. Erişim Adresi: https://sozluk.gov.tr/ (Erişim Tarihi: Haziran, 2021).

Wiatrowski, M. D., Griswold, D. B., Roberts, M. K. (1981). Social Control Theory and Delinquency. American Sociological Review, 46(5), 525-541.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here